ayı sözlük itiraf
çok sevdiğim canımdan öte bir arkadaşımın ileri evrede pankreas kanseri olduğu haberi ile sarsıldım. daha 26 yaşında gencecik bir can be. ne yaşadı ne gördü be bu dünyada. ne istedi de olmadı, ne hayalleri gerçekleşti, hangisi yarım kaldı, kimi sevdi de canını yaktı, hayatının aşkı sevdiği insan belki de dünyada onu en çok üzen insan mıydı? vs. vs. böyle böyle düşünceler aklımdan çıkmıyor... çıkamıyor... mahvoldum. sevdiğim kim varsa gidiyor, ölüyor sözlük... ben olanca enerjim ve neşemle sevdiklerimi mutlu, güler yüzlü tutmaya uğraşsam da, şebeklik yapıp onları biraz olsun bu boktan dünyada güldürmeye çalışsam da onlar ölüyorlar, bir bir eksiliyorlar... çaresizim elimden dahası, fazlası bir şey gelmiyor... benim canım o sözlük daha hiçbir şey yaşamadı ne gördü ki... ölüm en acı gerçek ötesi yalan bunu ezberledim artık... yeter...
yapmam gereken şeylere yetişmeye çalışırken daha da çok geri kalıyorum yapmam gerekenlerden.
sevgi ne güzel şey degil mi? tanrı'nın bize verdiği en güzel hediye. hiç olmadık zamanda içimize alev gibi düşen dünyadaki en güzel duygu bence. hayatın gerçek anlamı di mi? sadece sevgili anlaminda söylemiyorum. bütün sevdiklerimizin kiymetini bilmeliyiz; çünkü onlari ne zaman kaybedeceğimizi bilemeyiz ki... onlari ne kadar çok sevdiğimizi söleyecek şansimiz olmayabilir. sevgi dedim de aklıma ne geldi biliyor musunuz? geçenlerde başımdan bir olay geçti. aylarca beraber olduğum bir sevgilim vardı, gözümden bile sakındığım. o kadar güzel bi kızdı ki anlatamam. deli gibi kıskanıyordum hiçbir arkadaşımla tanıştırmadım onu. bir gün evde oturuyduk. o mutfaktayken ben hayatta hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve onun telefonundaki mesajları okudum. bir de ne göreyim dersiniz 'aşkim cumartesi saat 2'de kadıköy iskelesi'nde buluşalim mi?' diyen bi mesaj. keşke okumasaydım. tabi saat 2'de ben de oradaydım. aman allahım gözlerime inanamadım. hayatta en çok sevdiğim ve yillardir ayni sahneyi paylaştiğim piyanist arkadaşim ozan beni onunla aldatmişti. yemin ederim beynimden vurulmuşa döndüm kisacasi ayrildik. duydumki 20 gün sonra onuda terk etmiş. bizim semtte küçük bir meyhane var. orda gördüm ozan'ı... dertli dertli içiyordu, gözleri dolu dolu. kadehimi kaptığım gibi oturdum yanına ve ona dedim ki... yok lan ne dicem. nejat alp'in şarkısı bu. o diyor başında filan. bu da ilk itirafım. hayır itiraf da değil. neyse 'bugün sıçtım, dün kusmuştum' türünden yazılardan iyi gibi geldi bana.
bir itirafim var. bir keresinde sadece is makinasi kepce kullanabilmek icin bir adamla konusmustum. ve benle is makinalarini kepceleri kullandirtma karsiligi birlikte olmak istedi. elimize kac defa boyle firsat geciyor ki? degisik fantaziler pesindeydim yine. en azindan taksici fantazisinden daha eglenceli oldugunu dusunuyorum. sirada vinc operatoru falan var sanirim. neyse bu kadardi. simdi dagilabilirsiniz.
sadece iki gün önce bir avrupa ülkesinde, etrafımda beş yüz tane gey lesbiyen trans interseks falan takılıp, havuz kenarında entellik seviyesi arşa çıkmış, bol fularlı konuşmalar yapıyorken, şu anda kendimi doğu anadolu'nun ücra bir köşesindeki bir otel odasında, az önce bir grup inşaatçının birbirlerine anlamadığım bir dilde (sanırım zazaca) küfrettiği hararetli bir toplantıdan beyin amcıklaması yaşayarak çıkmış dinlenmeye çalışırken buldum. yaşadığım kültür şoku öyle böyle değil. mimarlığı fularlı bir iş olur diye seçtiydik oysaki, peh...
bu gece kadıköy durock'da micheal jackson gecesi vardı. tabiki zeze olarak yerimi aldım, kendi çapımda oynadım tepindim. bear bi bebe dikkatimi çekti. derken hoşlandım. ama madonna da çaldılar arada. konu madonna'ya gelince bebeyi unuttum. simdi ise yatagimdayim ve o bear bebeyi duaundukce kalbim bir tuhaf atiyor.
bifobikliğimi yendim galiba. eskiden sadece eşcinsellerle sevgili olmak isterdim, şimdi fark etmiyor gibi sanki.
hoşlandığım çocuk gözlerimin içine bakıp ima eder, soru sorarcasına homofobik olduğunu söyledi...
2 aya kadar kanada'ya taşınmış olacağım. bir taraftan seviniyorum ama bir taraftan da harbi harbi korkuyorum. genellikle korkularımın temeli sosyal fobi türünden şeyler. umarım alışmam uzun sürmez.
keşke kurt adama benzeyen sevgilim olsaydı. kendisini "kurt adamım" diye çağırırdım. bugün buna taktım ben.
insanlara katlanamıyorum bugun bunu anladım. en fazla 2 saat kalabiliyorum sonra sessizlesiyorum köseme cekiliyorum. onlar espri,geyik son hız devam ederken ben duymuyorum bile. cok yapmacık geliyor. sonrada işim var diyip eve geliyprı
ayı sözlük'e lgbti bireyleri daha iyi anlayabilmek ve tanımak için kayıt oldum.
not: heteroseksüelim ve çevremin hepsi heteroseksüel.
erkek arkadaşımla yıllardır ayrı şehirlerde yaşıyoruz ve bu durum kabak tadı vermeye başladı. ikimiz de daha fazla ayrı kalmayalım diyoruz. o üstüne bir de işinden memnun değil ve benim bulunduğum şehrin sağladığı kariyer olanakları onun için çok daha uygun. işinden iyice baydığı için burada iş bakmaya başladı, ben de yardımcı oluyorum. bir iki tanesine de başvurdu. yakın bir zamanda bu şehre taşınma ihtimali belirdi yani. benim tek yaşadığım bir evim var ve evde onla yaşamayı isterim. zaten bu şehre taşınıp da kendi başına bir eve taşınmayı asla kabul edeceğini zannetmiyorum, bunu ben de istemem ayrıca tabii, öyle sevgililik mi olur.
öte yandan farklı şehirlerde yaşamanın da avantajı oluyordu. benim gibi eşcinselliğiyle çok da süper barışamamış, çevreden çekinen biri için, çevreme "sevgilim yok, tek başıma yaşıyorum işte" diyip, haftasonları sevgiliyle buluşmak gibi kaçak ve gizli bir hayatı sürdürebilme imkanı veriyordu. çok sağlıklı olduğunu söyleyemeyeceğim böyle bir durumun, zaten bir noktadan sonra bana iyice psikolojik olarak yük olmaya başladı bu gizlilik. şimdi sevgili kişisi benim eve taşınırsa, artık ayan beyan herşey ortaya dökülmüş olacak ve bu durumu nasıl idare edeceğimi bilmiyorum. çevremdeki bir miktar kişiye açıldım gerçi, biraz sıkıntılı geçiyor bu süreç ama bu açılma işini ilerletmeyi biraz da bunları düşünerek istiyorum.
bu amına koduğumun ülkesinde o kadar gey ortamlarına girmiş, lgbt örgütleriyle çalışmış biri olsam da bir tanecik aynı evde yaşayan eşcinsel çift görmediğim için, bu işler nasıl oluyor, onu da bilmiyorum. bu konuda bilgisi olanların görüş ve önerilerine ihtiyacım var. mesajla ulaşın lütfen.
geçen hafta gittiğim ilga konferansında aile grubu toplantılarına katıldım, ama onların aile grubundan anladığı lgbt çiftler ve onların çocukları. dernekler, birlikler, networkler oluşturmuşlar bile. onları görmek iyi geldi. böyle kafamın düşünmekten yorulduğu zamanlarda hakikaten başka bir ülkeye gitmeyi çok arzuluyorum.
edit: aklıma geldi, birlikte yaşayan bir lezbiyen çift tanıyorum, gey çift tanımıyorum.
geçtiğimiz cumartesi cam4'daki15 dk'lık blowjob performansımı acaba sözlükten biri izledi mi diye merak ediyorum. ona göre utanacağım.
*
aşka inanmak üzereyim.
edit : korkmayın, geçti.
gözüm bir entry'yi okumadan önce entry'nin sağ alt köşesine kayıyor, buna göre okuyup okumayacağıma karar veriyorum ve zaman kaybını engellemiş oluyorum.
entry okumadan önce gözlüğümü takıyorum ki entry'i daha iyi anlayabilmek için. sonra kırmızı başlıklı kız kapıyı çalıyor.
hoşuma giden bir erkeğe baktığım zaman gözüm hemen ellerine kayıyor. yerim ben o elleri.
türkiyede yaşamaktan tiksiniyorum ve sosyolog adayıyım.
intihar ederim diye çok korkuyorum bazen. iyi ki evde kanca yok. bazen o kadar mantıklı ve rahatlatıcı geliyor ki...