ayı sözlük itiraf
ayı sözlük itiraf başlığında, ilk defa bir başkasının itirafını kendiminmişçesine sahiplendim. kendimden bahsediliyormuş gibi hissettim. entry sahibinin kapısına dayanıp 'yalnız değilsin ulan, yalnız değiliz!' diye haykırıp sarılasım geldi.
boy takıntım var sözlük.kendimden kısalardan hoşlanamıyorum
evet itiraf ediyorum üstteki giriyi boşladım
* *
allahim benim gunahim neydi de boyle bi gun yasatiyorsun bana sevgililer gunu ve benim sevgilim yok cillik cilliga aglayasim var yalnizliktan biktim artik dayanamiyorum cok guzelim ama sevgilim yok allah cirkin sansi versin amin
çok güzel bir adam sözlük, her hücresiyle. daha önce hiçbir insan evladı bu kadar dokunmadı bana, yüreğime. ben ona böyle hissettiremedim biliyorum, anlıyorum. o benden daha iyilerine layık, görüyorum. en kötüsü de canımı yakacak istemeden, hissediyorum. tamam yaksın ama kor etmesin, dağlamasın. olur mu sözlük?
ruhum göçebe götüm yerleşik
kendime cadılar bayramı için dantelli, boydan, siyah bir elbise örsem cd mi olurum?
uzun süredir yoktum döndüm; arada askere gittim şimdide ülkenin en büyük şantiyelerinden birinde görev alıyorum ve yine dag başlarındayım şantiyede herkes gözüme seksi gelmeye başladı nedense
sözlükteki atışmalardan "resmen" rahmim daraldı. ay bir avuç ibne lütfen oturalım yerimize gül gibi geçinip gidelim aşkımlar. lütfen. geriliyom ben biliyonuz mu? 1 2 3 4 yeter diyom! tamam diyom yani!
dün ailem gay olduğumu öğrendi. psikolojim bozuktu; hiçbir şekilde kimseyle konuşmuyordum kendi sorunlarımı düşünmekten. birisi komik bir şey söyleyince gülmüyordum. sanki ölü gibi, boşluğa bakıp duruyordum. annemgil neyin var falan deyince ağlamaya başlıyordum. ki bundan önce de zaten her gün gizli gizli ağlıyordum sürekli. sonra da yine ölü gibi olma haline dönüp o yorgunlukla 10 saat falan uyuyordum. hep geç kalkıyorum, hep uyumak istiyorum, hiç erken kalkmak istemiyorum. erken kalkarsam başım ağrıyor, sorunlarım aklıma geliyor, ölecek gibi oluyorum. bunları gay olduğumu söylemeden önce anlattığımda onlara, bunu normal bir sıkıntı zannettiler. "olur öyle arada" gibisinden yanıt verdiler ama bilmiyorlardı ki o sırada görünmez insanlar benim boğazımı sıkıyordu. daha sonra bu ölü gibi halimden bıkmış olmalılar ki, direkt "gay misin" diye sordu babam. uzun bir konuşmadan sonra "biz seni gay olduğun için sokağa atmayız, sana bakışımız değişmeyecek ama bu normal bir şey değil" gibisinden laflar ettiler. sadece abim normal karşıladı, ilginç bir şekilde. gelecek planlarım vardı, hepsi bozuldu. kafamı hiçbir şeye veremiyorum. o kadar çok yapacak şey var ama hiçbir şey yapasım gelmiyor. intihar düşünceleri çok normal bir şeymiş gibi, hatta çok mantıklı bir şeymiş gibi gelmeye başladı. sadece bu benliğimden kurtulmak istiyorum, nefret ediyorum bu bedenden. ölmek şu anda çok mantıklı geliyor. keşke daha mutlu birisi ile bedenimi değiştirsem. sanki zaman durdu ve ben acı dolu bir anda sıkışıp kaldım, hareket edemiyorum. gay olduğumu açıkladığım için üzgün olduğumu sanmıyorlardır umarım.
bir dönem hoşlandığım ama açılamadığım bir platoniğim vardı, hiç söylemedim tabi öyle kapandı gitti. aradan bir yıl geçti ve tesadüfi sekilde yollarımız kesişti. meğer o da benden hoşlanıyormuş. 3 ay yazıştık ve bir araya geldik. birlikteyken öylesine dünyayı siklemiyorduk ki biz dışında her şey teferruat geliyordu. akşamları iş çıkışı buluşuyor yumurta tokuşturmaca, ps 2 oynuyor her şeyi birlikte yapıyorduk. karlı bir havada 4 saat yürüyüp sabaha kadar birbirimizi ısıtmak için hiç uyanmamıştık mesela. sonra bu adam bir anda kayboldu yok oldu gitti. madem sevmiyordu neden yatmıştı benle neden sevişmişti, neden koynuma sokulup sakalına kadar öpmeye izin vermişti asla anlamam, asla anlayamam. ne garip ya tuhaf işler bunlar.
dudak kalemi sürdüm, kendimi seren serengil gibi hissediyorum sözlük.
*
herkes sizi sikmek istiyor heee ya heee şeklinde heterolara atarlanan gay bünyeciklerin "ayhhh çok takip ediliyorum", "ayhhh beni sikeceklerdi" muhabbetinden yıldım resmen. insanlar için realist olmak neden bu kadar zor anlayamıyorum. kardeşim herkesin bir alıcısı olduğu konusunda herkes hemfikir tamam ama herkes sizi sikmek falan istemiyor. sakin olun bir yahu cidden çevrenize her gelen insana "ayhhh beni sikecek" gözüyle bakıp hala aşk arıorm ttlm bn yhaa kafası yaşamak ne derece mantıklı? seven sikilir, siken sevilir mantığı lisede kalmadı mı canısı?
*
edit: bu entrymi eksileyen arkadaş başın sıkışırsa ara
*
bu işe yeni başlayan kız, önceki işyerini anlatıyor habire. önceki işyerindeki çalışanların yarısı kadarı yabancıymış. eşcinsel evlilik yapan müdürünü, onların düğüne gitmelerini, kime nasıl hitap edeceklerini şaşırmalarını, "biz kız tarafı mıyız erkek tarafı mı şimdi, ho ho ho" tarzı diyaloglarını ballandıra ballandıra anlattı bir gün. sonra bunun hoşlandığı çok yakışıklı bir elemanı bir gün bir ev partisinde elele bir erkekle gördüğünü söyledi. böyle başka bir sürü şey anlattı. orada belli edemedim ama çok kıskandım bu rahatlığı ya. elalem yanı başımızda ne rahatlıkta yaşıyor, biz burada "ay açılsam mı? kime açılsam? açılsam benle küser mi? annem beni evlatlıktan reddeder mi?"lerdeyiz. tabii bazıları için hatta ölüm tehlikesi de var. böyle hikayeleri dinledikçe başka bir ülkeye yerleşme isteği kaplıyor içimi. pöf.
hoşlandığım kişiyle ilk buluşmamızda arkadaşının evine gidip hep beraber vakit geçirecektik. her kırmızı şarap içtiğimde kusarım. o gün de şarap içmeye karar verdik. eve geldik ve içmeye başladık. ev küçücüktü ve tuvalet evin salonundan sürgülü tahta bi kapıyla ayrılıyordu. ikinci şişe de biterken herkes mayışmış ve kulağını müziğe vermişti. ben de öyleydim ta ki karnımdan boğazıma doğru çıkan sıvıyı hissedene kadar. hızlıca yerimden kalktım ve tuvalete koştum. tam tuvalete girdim sürgülü kapıyı kapatıyordum ki bi baktım içtiğim tüm şarap tahta kapının üstünde ve aşağı doğru akıyor. evet içimdeki şarabı 2 saniye daha tutamamıştım ve çocuğun tahta kapısında cinayet işlemiş gibiydim. kapının her yeri kıpkırmızıydı ve tahta resmen tüm şarabı içine çekmişti. ne yapacağım nasıl temizleyeceğim derken hoşlandığım kişi iyi misin diyerek yanıma geldi ben de onu içeri aldım. kapıya baktı, bana baktı, ben ona baktım ve anırarak gülmeye başladık. evden çıkarken çocuğa kapısının ne halde olduğundan hiç bahsetmedik. muhtemelen kusmuk lekesi hala o kapıda. eğer bunu okursan, sürgülü tahta kapına kustuğum için çok üzgün olduğumu bilmeni istiyorum.
kendimi henüz keşfetmemiş olduğum zamanlar dandirik bir chat sayfasında tanıştığım kıza iki yıl boyunca erkekmişim gibi rol yaptım. başka bir şehirdeydi. ama her gün gibi telefonda konuşuyorduk, biraz sesimi kalınlaştırıyordum. annesiyle bile konuştum o şekilde. 1 yıl arkadaş gibi muhabbet ettik sonra kıza resmen aşık oldum. o da bana aşık oldu. 1 yıl da öyle uzaktan uzağa ilişki yaşadık. yanına gitmemi çok istemişti, görüşemediğimiz için defalarca telefonda ağlamıştık birlikte falan filan sonra tabi bir gün bütün boklarım çıktı ortaya. pislik lezbiyen diye ağzıma sıçtı. acayip yüreğim burkuldu. evet yalan söylemiştim, evet duygularıyla oynamıştım yalan söyleyerek. ama çok sevmiştim be abi. bişey diyemedim ki kıza. haklısın bile diyemedim. sadece sustum. o günler çok geride kaldı, bunlar 10 yıl önceydi. seneler sonra facebookunu, twitterını buldum. özür diledim. ama yine ağzıma sıçtı haklı olarak. "bir de utanmadan hala yazıyosun aptal" dedi. yaptığım şeyin derin pişmanlığı içerisindeyim. aşık olduğum için değil, yalan söyleyip kıza hayal kırıklığı yaşattığım için. resmen kul hakkıyla ölecem. burdan ona tekrar sesleniyorum: aylin çok özür dilerim, hakkını helal et, ben kötü bir insanım.
belki bu yazıyı okur...
*
bugün bir ekildim, bir ekildim, bir ekildim ki. fidanlar ağaca döndü.
"haftasonu buluşalım" dedim. "olmaz" dedi.
"hafta içi buluşalım bari" dedim. "olur" dedi.
zor bela izin alıyor olmama rağmen izin aldım. "kahvaltı yaparız" dedim. "çok da erken olmasın 10 iyi" dedi.
kalktım. 10'da beşiktaş'ta beklemeye başladım. aradım. mesaj attım. bekledim. bekledim. bekledim.
whatsapp'tan engellemiş. mesajlarıma cevap vermiyor.
"birisinin randevu verip, beni ekmesinden çok korkarım" demişti, ilk buluşmamızda da. ne acı. bu da 2.si halbuki.
sadece buluşup, bir şeyler yiyip, bir şeyler içip dönecektik. o kadar...
bugün 10 km yürüdüm. asla çikolata yememem lazımdı ama tutamadım kendimi ne olacak şimdi aq.
edit: ne istedin lan itirafımdan.
alttaki yazara soracaklarım var başlığından nefret ediyorum. aslında başlıktan da değil de ben tam son sorulan soruyu cevaplayıp, alttaki yazara sorulacak soruyu bulduğum anda başlığa girilen entryden nefret ediyorum. işin yoksa yeni cevap yaz. ve bunu yaparken "yine benden önce soruyu cevaplayan olur mu?" paniği yaşa...
dün diş hekimleri günüydü/günüymüş. saat 15:30'da hastanenin terasında kutlama yapılacağı duyuruldu, üstelik genel sekreter de gelecekmiş. bütün gün bir saniye nefes almadan hasta bakıp saati 16:10 yaptım. sonrasında törene çıkıp samimiyetsizce sırıtıp, genel sekreteri alkışlayamadım, başhekimin yanında olduğumu hissettiremedim. çünkü diş hekimleri gününde yine çok çalıştım, gelip sırtıma dokunup halimi hatrımı soran olmadı. ben de kantine gidip soğuk su yerine bu kez daha samimi olması adına kendime bir çay ısmarladım. kendi çapımda sergilediğim bu manifestoyu fark eden olmadı ama en azından kendi içimde daha samimi olmayı başardım sanki.