bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

ölmeden önce söylenen son sözler

s= tecaattiin. <br>t= hmmmmmmm * <br>s= tecaattiiiiiiiiiiiiiiiin! <br>t= hay götüne koyayım. ne var lan subutay. <br>s= yaaa! şey! bu gecede böyle mal mal uyuyacak mıyız? <br>t= yok canım olur mu öyle şey. getir benim 2. numara şişlerimi kazak öreyim... ulan gecenin körü ne bekliyorsun. <br>s= canım yaa! yarın pazar nasıl olsa. şu mavi haplardan 2şer tane atsakta. bu gece havai fişek patlatsak olmaz mı? <br>t= gece gece nerden çıktı <br>s= hadi ama! tadımlık değil doyumluk diyorum. güç kaybı olmadan. <br>t= sen kaşındın. tependen inmiycem. sonra mırın kırın etme. yan yattı çamura battı istemem. bir bardak su ver bakim <br>s= sen bir tanesin. <br>t= muck! muck! <br>s= muck! muck! <br>t= mah! <br>s=mih! <br>t= mah! mah!... <br>s= mih! mih!... * <br> <br>(bkz: pasif olmadan önce söylenen son sözler) <br>(bkz: aktif olmadan önce söylenen son sözler)

aktif olmadan önce söylenen son sözler

pasif olmadan önce söylenen son sözler

efes xtra

tam bir cila birasıdır. ama cila yapmak için içildiğinde hızlı tüketim klozetle sevişip, içinizi dökmenizle sonuçlanabilir. aman dikkat!

(bkz: alkol bütün kötülüklerin anasıdır)
(bkz: kamu spot)

eşcinsellik cinsellikten ibarettir

eşcinselliği sex köleliğiyle karıştıran kişinin aforizması.

konuşurken istenmeden yapılan geğiriğin verdiği utanç

aslında gayet nebati bir şeydir. fakat fütursuzca yapılması kesinlikle görgüsüzlüktür. ama karşınızdaki insanın bir mide rahatsızlığı var ise hoş görmek gerekmektedir. ama ne olursa olsun utanılır işte.

fatih ürek

bursa ekolünden gelen, doğu kökenli bir gösteri yıldızı. bar performanslarında eğlendiribiletisi yüksek olduğu dilden dile dolanmaktadır. aynı zamanda tiyatro eğitimi almıştır. fakat çok güzel şarkı söyler ne de takdir edilesi bir oyunculuğu gözükür. bu sayede ikisinin ortasında kurduğu denge sayesinde sizi gayet güzel eğlenceli olabileceğini düşünüyorum.

le fate ignoranti

filmde tablo arkasındaki yazı şöyleydi:
" massimo ya.
birlikte geçirdiğimiz yedi yıl için. eksikliğini duyduğum ve asla bana ait olmayacak yanın için. -mümkün değil- dediğin her sefer için. aynı zamanda - yine geleceğim- dediğin her sefer için. sürekli bekliyorum. sabrımın adına -aşk- diyebilir miyim?
cahil perin..."

filmin adının yanı sıra bu yazı beni en çok etkileyen şey olmuştur.

gay bara giden kız

gittiğin barın niteliğine, kılık, kıyafet, tavırlarana ve amacına bağlı olarak değişebilir. fakat içten yanmalı motor olma ihtimali yüksektir. <br> <br>(bkz: istisnalar kaideyi bozmaz)

yemek yapan erkek kas yapan erkekten daha seksi

hele hele mutfakta yapacaklarına yoğunlaşmış, en güzelini yapmaya çalışan bir erkekse karşıdan izlenesidir. bir ressamın büyük bir keyifle resim yapmasını izlemek gibidir. ellerinden öpesim gelir. *

batman

kendi paylaşımını beğenen insan modeli

sözlüğümüzde sahte hesap üzerinden narsistçe dağıtılan hoşlarda bu kategoriye alınabilir.

zenne

film eli yüzü düzgün, eşcinselliğe ait gerçeklerin gayet uygun bir biçimde işlendiği güzel bir filmdir. filmdeki aksaklıklara bir nebze bende katılmaktayım fakat bildiğim kadarıyla bazı engeller sebebiyle senaryo bir çok kez değişmiştir. ahmet yıldızın hikayesinin derinlemesine işlenememesinin başka bir sebebi de bundan ibarettir. hatta senaryonun filme iyi yedirilmediğini bende filmin ilk yarısında düşündüm. ardından 2. yarıda ardarda yapılan çarpıcı çözümlemeler sonrasında fikrim değişti. konusu açısında eşcinseliği yaşayan bizlere tekdüze gibi görünse de, bizi görmezden gelenlere bizim bakış açımızı anlaşılır bir şekilde anlatmaktadır. film ne çok dramatize edilmiş, ne de çok geyiğe alınmış bir film. filmde vicdani red ve töre vurgusu gayet dikkat çekicidir. ama tekrar etmekte yarar var senaryodaki bazı eksiklikler göze çarpmaktadır. malum bahsettiğim gibi bunun da sebebi senaryo üzerine konulan ipotek ve ambargolardır. bir filmde bu tür engellemeler malesef rahatsız edecek kadar kötü işler ortaya konulmasına sebep olur. ama bu filmde konuyu bilen bizler ve sinemayı yakından takip edenler tarafından fark edilebilecek bir pürüz olarak karşımıza çıkmaktadır. her ne söylenirse söylensin zenne başarılı ve sırf bu sebepten sinema salonlarında izlenmesi gereken bir filmdir. hep dediğimiz üzere " insanlar bizi görmezden geliyor "... gibi serzenişlerimiz adına seyirci olarak yerimizi almamız gerektiğini düşünüyorum. konusu içerisindeki engellemeler kaldırılıp, bir süre daha karakterler üzerinde azıcık derinlemesine çalışılsaydı bence tadından yenmez bir film haline gelirdi. <br> <br>bunun dışında bir not daha. öğrendiğim kadarıyla önümüzdeki pazartesi günü (16 ocak), bursa da korupark içerisinde bulunan cinetech sinemalarında, saat 20.00 de film ekibinin katılımı ile gerçekleşecek özel bir gösterim ve söyleşi yapılacaktır. bu etkinliğin biletleri konusunda elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim. <br> <br>filmde tilbe saran, rüçhan çalışkur, ünal silver, tolga tekin ve erkan avcı nın performansları oldukça etkileyici idi. her ne olursa olsun konuyu bilmeme rağmen anlatımından, görüntülerinden, işleyişinden etkilendiğim gayet çarpıcı bir yapım olduğunu düşünüyorum. bu konuda çoğumuzun hem fikir olacağına eminim. kısacası kendi açımdan beklediğime deydi diyebilirim.

seni istiyorum

seni seçtim pikaçu der gibi söyleniliş tarzlarını duyduktan sonra beni rahatsız eden cümledir. ancak baş başa vemiş iki kişi arasında söylemenin duymanın keyif verdiği cümledir.

14 ocak 2012 istanbul kar yağışı

gün içerinde istanbulda ve marmarada yüksek kesimlerde etkili olmuş kar yağışıdır. gecenin çökmesi ve havanın soğuması ile birlikte devam eden kar yağışının tüm marmara etkili olması beklenmektedir. açıkçası bütün gün kar yağışını izledim durdum ama yarım saattir fena tutmaya başladı. *

ayı sözlük yazarlarının kullandıkları laptop markaları

2,5 senedirde bende samsung r522 var. hayatımdaki 3. bilgisayarımdır ve bu kadar ihtiyacları iyi anlayan bir makina görmedim. herşey ama abartısız herşey düşünülmüş. ister makina hızını, ister ekranını, ister sesini ayarla ne yaparsan yap ama iddialıyım hiçbir markada bu kadar basit ve kullanışlı değildir. 2,5 yıl bana tahammül etmesi bile mucize. artık bir bilgisayara ihtiyaç olunduğunda tavsiye edeceğim ve alabileceğim tek marka haline gelmiştir.

boş gezenin boş kalfası

eski sevgili

aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. lütfen daha sonra tekrar deneyiniz. dı pörsın yu hev kold ken nat be riğiç et dı momınt. piliğiz tıray egen leytır. <br> <br> <br>

anormal genc

ne hikmetse bir şekilde konuştuğum yazardır. şeytan tüyü var hınzırda. ya o bana ya da ben ona tebelleş olur dururuz. manyaktır, sevecendir, eşektir, zevk sahibidir, paylaşımcıdır... velhasıl kelam benle konuşa konuşa mallaşmasından korktuğum hakikatli bir yazardır.işleri ve yabancı ayı sitelerindeki ayı fotoları belleğinde fazla yer kapladığından başı kalabalıktır. şunu aklından çıkartma ingiliz ayıları benimdir, benim olacak. lütfen!.. yoksa fena bozuşuruz * ilk fırsatta da sözlüğe yazmaya başlacaktır ve o zaman herşeyin çok güzel olacağını görecektir. sensiz sözlük kızgın kumlardan ılık sulara girmek gibi bir şey. neyse herşey bir tarafa 10 ayı ruhunda bir adamdır hatta abartısız has adamdır * <br> <br>

kedi

  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.