cikolatali kek

Durum: 1906 - 0 - 0 - 0 - 11.11.2016 23:35

Puan: 26948 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

sometimes, change is everything
  • /
  • 96

uykunun gelmesi için entry girmek

işe yaramayacak eylemdir. bilgisayarın, tabletin veya telefonun yaydığı ışınlar uykuyu daha çok kaçıracaktır.

seni arkadaş olarak görüyoruma alternatif cevaplar

üşeniyorum o halde yarın

yarınların bitmeyeceğinin göstergesidir.

dan dan

sırf meraktan izlediğim/dinlediğim şarkı. korkunç. bu kadar berbat bir şarkıya bu kadar rezalet bir klip çekilebilirdi.

hiçbir zirveye katılamayan mutsuz yazar

inagla 5. büyük istanbul zirvesi'ni bekleyen yazardır.

iç çamaşırı giymemek

peniste popoda gani gani verildiği için zevkle yaptığım şey. ayrıca kotun tenimde uyandırdığı his çok hoşuma gidiyor. kumaş, pijama ve eşofman altında bunu tavsiye etmiyorum çünkü poponuzun ve penisinizin en ince hatları ortaya çıkıyor. oda arkadaşım "bizi mi sikecen cikolatali kek" diyene kadar ben anlamamıştım mesela.*

hoşlanılan erkekle bütün gece mesajlaşmak

genelde geylerin honeymoon dedikleri 2-3 gün içinde olur. evet geyler için 2-3 gündür honeymoon. hızlı tüketim toplumundaki hızlı biziz. 2-3 gün içinde, içimizden romantik olanlarınki daha uzun olabilir, birbirimizi hücrelerimize kadar tükettiğimiz için geriye ne heyecan kalır ne de duygu. geriye sadece bütün gece sevgiliyle mesajlaşmaktan kalan uykusuz geceler, performansı az iş/okil kalır.

bence sakin olun ve o telefonu sessizce kapatıp yatın.

çile çekmek

bu dünyada ne kadar çok çile çekio allah'a şükrederlerse diğer tarafta o kadar mükafatlandırılacaklarına inanan müslümanlar için vazgeçemedikleri bit hobidir. bu yüzde dünyada uğradığı bütün haksızlıklara ve kötülüklere karşı sabır çekerler.

(bkz: sabır çekmek)

yuvarlak ünlü harflerde dudakları ağzının kenarında birleşen insan

bal dudaklılarda da olması muhtemeldir. her kelimeyi söyleyebilirler.*

ayı sözlük yazarlarının penis yatırma yönü

ayı sözlük yazarlarının şu an yedikleri şeyler

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

erkeklerin sekse çok fazla önem vermesi. özellikle genç çiftlerin en büyük sorunu bu. seks, seks, seks. heteroseksüel bir çiftte en azından kadın ilişkinin duygusal tarafını sırtlayabilirken, bakınız lezbiyenlerin daha sağlam ilişkilerinin olması, bizde bu duygusal tarafı sırtlayacak kimsenin olmaması. bakınca otuza yaklaşmış veya otuzun üstünde geylerin ilişkileri daha sağlam. çünkü adamlar ancak belli cinsel hazzı içlerinde çürütünce ilişki yaşayabilecek kafaya gelebiliyorlar.

chuck berry

johnny b goode ile duşta şampuan şişesiyle söylenecek şarkıların en kralına sahip efsane.

hayat pınarı

ilk öpücük

o kişiyi öpene kadar ilk öpücük değildir. ilk öpücük o kişi ile olur.

süs bitkisi erkek

benim için süs bitkisi erkek, sevgilisinin arkasında durmayan erkektir. korkaktır. popülarite, şov, gösteriş, herkes beni sevsin gibi sebeplerden dolayı her fırsatta sevgilisini yalnız bırakır. sevgilisinin yanında bir süs bitkisi olarak dolaşmaktan öteye gidemez.

ama konu başka yönde ilerlediği için bu konu hakkında da bir kaç kelime söylemek istiyorum. sanırım "bir süs bitkisi" olarak üzerime alındım. üzerime alındım diyorum çünkü ben hornet'te veya romeo'da reddettiğim adamlar tarafından bu çirkin sözleri duymaya alıştım. evet beyin önemlidir. evet bir ilişkide uyum, entelektüel birikim falan hepsi benim biceps kalınlığımdan ve giydiğim new balance ayakkabıdan ki genelde nike veya adidas giyerim, hepsinden önemlidir. ancak kimse size "beraber olalım mı?" demedikçe uzaktan bakıp "beyin önemli bebeğim oyşş kaslara bak süs bitkisi yürü be adamsın! beyin. beyin. beyin" demek bana kedinin uzanamadığı ciğere mundar dermiş gibi geliyor. bir de şunu belirtmem gerek, türkiye'nin en başarılı üniversitelerinden birisinde okuyorum. beraber spor yaptığım adamlar, hepimiz bu okuldayız. eh, o okulu okuyabildiğimize göre belli bir seviyede zeka kırıntısı barındırmamız gerek.*

***

adı bende saklı

her dinleyişimde "böeeeeğğğğ" diye hönkürme isteği uyandıran şarkı. hayır, şarkıdaki gibi bir aşkta yaşamadım ama çarpıyor. çarpıyor.

seri eksi oy veren ezik

kim kimi ne kadar eksilemiş diye öğrenmek için mükemmel bir program buldum.

hornet

hangi straight arkadaşıma ismini söylesem "adı hornet mi? ehi ehi" diye gevrek gevrek gülmelerine sebep olan sanal tanışma platformu.

fem dershaneleri

benim gittiğim fem dershanesinde sınıflar kadın-erkek ayrımına göre yapılıyordu. bir tek benim bulunduğum özel derece sınıfı adını verdikleri sınıfta kadın ve erkek öğrenciler karışıktı. bir nevi dershanenin vitrini gibiydik. sınıfta beraber oturmamız pek hoş karşılanmazdı. bazen sınıfa geç gelen erkek veya kadın arkadaşlarım yan yana oturacak olsalar hocaların imalarına ve kötü bakışlarına maruz kalırlardı, hoş değildi. ama fem'le ilgili tek olumsuz görüşüm bunlardan ibaret.

bir kere hocalar fazlaca ilgililer. danışman hocalar hayvan gibi ödev verirler ve bunları nasıl yapacağım demenize fırsat kalmadan, yapmazsanız akşam evinize kadar gelirler! evet, eve gelirler çünkü ailenizle gereken samimiyeti çoktan kurmuşlardır. siz daha bu adam evimin yolunu nasıl buldu derken babanızı çoktan muhasebede danışman hocanızla beraber çay içerken bulabilirsiniz. başta "mk benim hayatıma nasıl karışır" dersiniz ama sınavlar ilerledikçe, puanınız yükseldikçe daha az sesiniz çıkmaya başlar. zaten çalışmaya da alışmış olursunuz.

fem'in bir diğer avantajı verdikleri kaynaklardır. fem sınav sorularını veriyor lafları tamamen saçmalıktan ibaret. çünkü o dershanede öğretmeninden öğrencisine kadar nasıl çalıştığımızı ben biliyorum. günde 5 saat ders, ders çıkışı ek derler, gece etütler, abilere götürüp ders çalışmalar falan... bu kadar emek sarf eden birisinin soruları almaya ihtiyacı var mıdır?

fem'de danışman hocalar abiniz gibidir. elbette ona gidip her şeyinizi anlatmayın ama ufak tefek sorunlarınızda çözüm bulmak için ellerinden geleni yaparlar. mesela 15 tatilde kamp programı vardı. 600 tl karşılığında 5 yıldızlı otele götürüp aralıksız ders çalışma programı. benim ailemin o zamanlar ekonomisi iyi değildi ve bunu söyleyince hocalar benim kamp paramı kendileri verdiler. ve gerçekte, ygs'de yaptığım derecenin büyük kısmını o kampa borçluyum.

namaz kılmak içinde hiçbir zaman baskı yapmadılar. zaten kendilerine yakın öğrencilerin, dine yatkın öğrencilerin üzerinde dururlar. hani onların deyimiyle ışık var, öğrencilerle. bende ışık görememiş olmalılar ki üstüme pek düşmediler. ha, namazlara uyum sağlıyordum ama bunda da ben sorun görmüyordum. mesela başlarda her namaz sonrası tesbihat denenen bir şey okutuyorlardı. "hocam bunu okumasak olur mu? namazı kılar kılmaz derse gitmek istiyorum," dedikten sonra okutmadılar.

şimdi söyleyeceğim kısmı biraz tartışılır ama aşırı feminen değilseniz ve diğer insanlar kibirle bakan diva triplerinde götü 5 karış kalkık değilseniz bu dershanede çok sıkı arkadaşlıklar edinebilirsiniz. gece abilerde yapılan sohbetler, poker oyunları, gece yurttan kaçıp çay-sigara yapmak falan bunların tadı hep başkadır. arkadaşlarınızla kardeş gibi olursunuz.

kısaca güzel dershanelerdir. ha, mutlaka bok atanlar olacaktır. bunlar genelde alt sınıftaki kendi başarısızlığını başkalarını suçlayarak unutmaya çalışan öğrencilerdir. genelde başarılı öğrencilerle ilgilenmekle suçlarlar ama o etütler falan herkese yapılıyordu. ben, bana karşı hiçbir ayrımcılık görmedim. ha belki ileri derece grubu testi çözüyorduk. onu da seviyemize uygun olduğu için.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1906

iğrençsin ama o kadar yol geldim sevişeyim bari

asla içinde bulunmadığımdır.

hayatımda bir kere sevişmek istemediğim birisiyle seviştim. o da hastalık gibiydi. uzun süre atamamıştım üzerimden.

artık "hayır," diyorum. "seninle sevişmeyeceğiz."

unutmayın, siz bir tanesiniz, kimseyle vakit harcamak peşkeş çekmek zorunda değilsiniz.

cinsel yönelim

herkes potansiyel biseksüeldir.

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

vücut geliştirme

öncelikle bu sporun yüzde 60'ı yemek yüzde 20'si uyku ve yüzde 20'si harekettir. yani o vücutlar sadece ağırlığın altına yatarak gelişmiyor. tam tersine, uyku ve beslenmeyi yeterli almazsanız ağırlık çalışması sırasında parçalanan kaslarınız onarılmaz ve güçten düşerseniz. evet, ağırlık çalışırken kaslarınızı parçalarsınız. yemek ve uyku ile daha güçlü şekilde onarırsınız.

bir diğer yanlış ise pek çok spor salonunda verilen çoklu antreman programları. bu programların çoğu hiçbir işe yaramaz. neden mi? siz eğer pazartesi göğüs çalışıp haftaya pazartesiye kadar göğsünüzü çalıştırmazsanız doğru düzgün yol kat edemezsiniz. bakın, başlarda vücudu hızla gelişirken zamanla gelişimi duran ve sudak çıkmış ördek gibi salonlarda arkadaşlarına "abi benim vücudum neden artık gelişmiyor yaa" diye dolaşan arkadaşların en büyük sorunlarından birisi budur. çünkü bu spora yeni başlayan birisinin vücudu çok hızlı gelişecektir. bunu programla alakası yok. zamanal kas kütlesi artışı durur. işte sizin yapacağınız çoklu program bunu engeller.
peki çoklu programı kimler yapabilir? jay cutler yapabilir, arnold yapabilir. bu işi meslek haline getirmiş, hayvan gibi beslenip hayvan gibi yaşayan hayvanlar yapabilir. stereoid kullnananlar yapabilir. ancak onlarda gelişim olur.

yeni başlayanların yaptığı en büyük hatalardan birisi ise hemen ağır yüklerin altına girmeleri. okulun salonuna böyle haldır huldur gelen kaç arkadaşı ağırlıkların altından aldım bilmiyorum. vücut geliştirmeye yeni başlayan birinin kasları güçsüzdür. sinir sistemi güçsüzdür. sinir sistemi bu sporda çok önemlidir. bakın haltercilere ve hamallara... hiçbir çok kaslı değillerdir ancak oldukça kuvvetlidirler. neden? çünkü sinir sistemleri çok kuvvetli. sizinde ilk önceliğiniz sinir sisteminizi uyandırmak ve harekete geçirmek olmalıdır. zaten kaslarınız zamanla çalışmaya başlayacaktır. ama sinir sistemi önemli. sinir sistemini kuvvetlendirmek için ne yapmalı? aynı hareketli yavaş ve düzenli olarak yapmalısınız. aceleye gerek yok.

hah, aklıma gelmişken. bir de vücut geliştirme ekolü olarak brad pitt var. fight cluptaki gibi olsam yetercilere gelsin bu paragraf. ben hayvan gibi olmak istemiyorumculara gelsin. bu hatayı bu spora ilk başladığımda bende yapmıştım. spora başladığımda yağlarım vardı. az yiyordum. çünkü çok yersem "hayvan gibi olmaktan" korkuyordum. ama bir türlü doğru düzgün ilerleyemiyordum. sonra anladım ki bu sporu yapmak için "hayvan gibi yemek" gerekiyor. sonuçta o kaslar elma, armut yiyerek oluşmuyor. neler neler yiyorum gene de hayvan gibi olmuyorum. çünkü o hayvan gibi dediğiniz adamlar gerçekten hayvan gibi yiyen hayvanlar. stereoid almaları cabası.

şimdilik aklıma gelen bunlar. daha sonra güncellerim.

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

erkeklerin sekse çok fazla önem vermesi. özellikle genç çiftlerin en büyük sorunu bu. seks, seks, seks. heteroseksüel bir çiftte en azından kadın ilişkinin duygusal tarafını sırtlayabilirken, bakınız lezbiyenlerin daha sağlam ilişkilerinin olması, bizde bu duygusal tarafı sırtlayacak kimsenin olmaması. bakınca otuza yaklaşmış veya otuzun üstünde geylerin ilişkileri daha sağlam. çünkü adamlar ancak belli cinsel hazzı içlerinde çürütünce ilişki yaşayabilecek kafaya gelebiliyorlar.

green apple'a cephe arkadaşları aranıyor

aziz ordumuzun uçaklarla cepheden cepheye uçuştuğu şu mübarek günlerde, sözlükte tek başına trollenmekten ve bilimum savaş karşıtı insana göğüs germekten memeleri sarkan, ışık ve sevgiyle, green apple'a cephe arkadaşları aramaktayız. eğer sizlerde 7/24 sol framei türklerin boklarının ne kadar pembe olduğuna dair doldurabilir, bütün bearhairy başlıklarının altına çemkirebilirseniz, durmayın başvurun.

aranan kriterlerimiz;

-düşük bir zeka
-bütün gün bilgisayarda vakit harcayacak kadar işsiz olmanız
-yazım yanlışları ve imla hatalarıyla dolu bir grameriniz
-2 veya 3 kelimeden fazla cümleler kurmamanız gerekmektedir.

hadi ne duruyorsunuz! dutchbear'ın eksikliğinde bu ablanıza sahip çıkmak, onu cephede bu savaş karşıtı çiçek çocuklarla yalnız bırakmamak için alın elinize klavyelerinizi.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

öncelikle herkesin yaptığı işe saygı duyuyorum. kimse oturduğum yerden eleştirmeye hakkım yok, biliyorum. sonuçta ben tüm lgbt'leri destekleyen arkadaşlarıma rağmen kendimde onur yürüyüşünde yürüyecek gücü bulamıyorum. sonuçta tüm arkadaşlarım facebook profillerini gökkuşaklarıyla döşerken ben hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. türkiye'de yapılan onur yürüyüşüne de son derece saygı duyuyorum ancak zaman zaman kendime "neden onur yürüyüşüne katılmaktan bu kadar çekiniyorsun" diye sormadan edemiyorum.

şimdi izin verirseniz burada biraz bunu açıklayacağım. ama en başında şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu uğurdan yapılan her şeye son derece saygı duyuyorum. sadece benimki biraz özeleştiri gibi.

eskiden en yakın arkadaşım olan çocukla, o da gay olduğunu öğrendim, onur yürüyüşü hakkında konuşurken "ya biz orada lgbt bireylerin hakkını savunuyoruz yoksa orospuların gördüğü polis şiddetini mi savunuyoruz?" diye sordum. "ben orada anneme aşkımı savunacağım yoksa aileme para karşılığı bedenini satmanın doğru bir şey olduğunu duyuracağım? ailem benim bir erkekle sevişmenin kabul edememişken beni bir hayat kadınıyla kol kola görseler ne düşünürler?" ki seks işçileriyle hiçbir problemim yoktur. ama benim yürüyüşümle bunun alakası ne?

biliyorsun türkiye'de tanzimattan sonra pek çok şey avrupa'dan direk alındı. biz roman üretmedik. şiir yazmadık. avrupa'dan alıp onu taklit ettik. bize hep batıyı takip etmek derken hep batıyı taklit etmeyi öğrettiler. şimdi onur yürüyüşünde yapılanda aynen bu. biz amerika'da bu yürüyüş nasıl yapılıyorsa aynen onu alıyoruz. taklit ediyoruz. senin muhattap olduğu adam obama değil ki? senin komşun kızını beceren adamla futbol izleyen john doe değil senin komşun kızını bir erkekle el ele görse tekme tokat döven onu eve kilitleyen hasan usta! seni nasıl bir amerika'lı gibi yaparsın?

recep ile şaban'ın arasın ramazan giremez! allah aşkına bu sloganı ne kadar düşündünüz? siz akp'nin yüzde 40 mhp'nin yüzde 16 aldığı bir ülkede, ki chp ile hdp'de ki muhafazakarları saymıyorum bile, bu şekilde saygı göreceğinizi mi bekliyorsunuz?

biraz önce paylaşılan görüntüleri izledim. yahu sen nasıl benim onur yürüyüşümde gidip oral seks yaparsın. bok. bok. bok. bok. boksunuz. ben anneme saatlerce iki erkeğin aşkını anlatayım, kalp hastası babamı iki erkeğin birbirini sevebileceğine ikna etmeye çalışacağım siz gidin benim cinsel yönelimimi içine aldığınız bir "onur yürüyüşü" düzenleyin ve çırılçıplak birbirinize oral seks yapın. boklar. boksunuz işte. şimdi bu görüntüyü ailem görse ben onlara ne derim? 1 senedir uğraştığım şeyi nasıl hiç edersiniz? hep üzülüyordum lgbt'ler haber programların yer bulmuyor diye. iyi ki bulmuyorlar. gerizekalılar.

bundan sonra bu ülkede tek kelime etmem lgbt hakları için. bana ne? yarın gidip ailemede tövbe ettim yok öyle bir şey derim. ne diye üzüyorum ki ben ailemi? sessiz sakin hayatımı yaşarım. okulumu bitirince de siktir olup giderim amerika'ya.

ayı sözlük itiraf

gay olmadığım halde erkeklerle cinsel ilişkim çok oldu (öpüşme ve sevişme hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bence çok çekici. yatsın yanıma götümü başımı dağıtsın sonra yatsın hali bence daha güzel.

her boku yiyip domuz eti yemeyen tipler

bıkmadınız milletin yediğini içtiğini eleştirmeye.

başkaları sizin yaşam tarzınıza karışsa "kömsö bözö önlömöyör" dersiniz. adam belki her boku yemeyi seviyor ama domuz eti yemeyi sevmiyor, olamaz mı?





30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam

okullar okunmuş, iş güç sahibi olunmuş, evlenmemeyi tercih etmiş adamın ailesiyle yaşama durumudur. annesinin yaptığı yemekleri yemenin, temiz ve ütülenmiş çamaşırlar giymenin rahatlığını bırakamamış adamdır. muhtemelen ev işlerine uygun değildir. tek başına bıraksan ya yemeği yakar ya da gömlekleri ütülerken kat izi bırakır. aileyle oturmak demek, anne ve babanın otoritesini kabul etmek ve hayatını onların dünya görüşlerine göre şekillendirmek demektir. bir insan 30 yaşını geçtiği halde hala evin oğluşu muamelesi görüyorsa oturup düşünmesi gerekir.

tabii istisnası olanları bu durumun dışında tutuyorum.

edit: 30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam beğenmedi.*

gay accountlarda feminenler ölsün akımı

genelde feminenleri rahatsız eden durum, anlıyorum.

ancak pek çok yazarında dediği gibi bir gey olarak maskülenlik arıyorum. pizzayı elleriyle yiyen, tornavidayı alıp ev işi yapan, araba bozulunca kendi işini görebilecek birisini. lady gaga dinleyip, skinny jeans pantolonların içinde kırıtan birisini değil. ben ilk kategorideyim ve ilk kategoriden hoşlanıyorum. bu yüzden arayışıma daha çabuk ulaşabilmek için feminenler yazmasın diyorum.

bir de kafa yapısı olarak çok farklıyız. etrafımdaki kadın arkadaşlarıma bakıyorum bir de feminen geylere bakıyorum... nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama kadın arkadaşlarımdan daha kadın olmayı başarıyorlar. bilmiyorum belki burada da dendiği gibi aslında onlar gey değildir. transtırlar. ya da başka bir yaşam formu. gerçi onlar kendilerini ne olarak tanımlıyorlarsa o'durlar. benim haddime değil. ama hoşlanmıyorum işte. umarım onlarıda seven birileri vardır. hem benim sevgime muhtaç değiller ki. takılmasınlar bu kadar.

ülkede boğaziçi ve odtü'den başka üniversitenin olmaması

türkiye'nin acı gerçeği. eğer tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini çıkarırsanız bu okullar dışında türkiye'de doğru düzgün bir tane üniversite yok. belki itü veya bilkent'in bazı bölümleri bazı konularda iyi olabilir ancak genele baktığımızda bunlar bir üniversiteyi iyi yapmaya yetmiyor.

bir de şöyle bir tesellisi vardır bu okullara girmeyenlerin/giremeyenlerin* önemli olan nereden mezun olduğun değil nasıl mezun olduğun.*

eksi oy verenin kim olduğunu bilmediğimiz halde bir yazarı eksici olarak suçlamak

geçenlerde yukarıda bahsi geçen yazar bana mesaj atmış. benim yazdığım ikinci c sendin xxxxx, diye. çok şaşırdım ve üzüldüm. çünkü kendisine özel bir düşmanlığım yok. düşmanlığı bırakın sözlüğe ilk kayıt olduğum günlerde seri eksi verdiğim günün gecesinden dark bear tarafından uyarıldıktan sonra yaptığımın pasif-agresif ve sinsi bir davranış olduğunu fark edip seri eksi oy vermeyi bıraktım. ha,genelde artık eksi oy vermem ama hoşlanmadığım bir yazarın düşüncesini beğenmediysem anında eksiyi basarım ki tanım cümlelerini, bilgi cümlelerini asla eksilemem. dediğim gibi sevmediğim yazarların belli başlı görüşlerini eksilerim. ama beğenmediysem.

şimdi bu yazar bana öyle diyince ne yalan söyleyeyim üzüldüm. çünkü kendisiyle daha doğru düzgün tanışmadan onun düşmanı olduğumu düşünmüş. bir kaç gündür entrylerini gördükçe artılıyorum. kafasında soru işareti kalmasın diye. aman alt tarafı bir sözlük, eksi - artı için birbirimizi üzmeye değer mi? artılar feda olsun.*

mustafa kemal atatürk

(bkz: atam atam sen kalk ben yatam)

yok efendim o kadar şişirmeyin. özel bir adamdır. hatta bir dahidir. yaptığı pek çok şey vardır ancak kimse varlığını ona muhtaç değildir. kimse hiçbir şeyi kimseye muhtaç değildir. belki anne ve babamıza çok şey borçluyuz. ayrıca yaptığı bazı hatalar bugün pkk'nın doğmasına sebep olan bir domino halkasının ilk taşını devirmiştir.

götten gelen kanı alna sürmek

aktifin, bekaretini aldığı pasifinin, çatlayan deliğinden çıkan bir iki damla kanı pasifinin alnına sürme durumudur. bir kaç dakika göz göze gelinir. sonra yavaşça pasifin alnından öpüldükten sonra domaltılıp çatır çutur sikmeye devam edilir. ayrıca pasifin yüzüne attırmaktan daha romantik taam mı?!
Henüz takip ettiği biri yok.