tom perrotta'nın kitabı, hbo uyarlamasının 2. sezon 1. bölümü yayınlanmış, kitabın sonu 1. sezonun sonuna denk geldiği için yeni sezondan ne bekleyeceğimi hiç bilmiyorum.
takvim uygulaması için play ve app store'da kullandıkları ekran görüntüsünde "john ve mark'ın evlilik kutlaması" etkinliğine yer vererek eşcinsel evliliği desteklediklerini göstermişlerdir.
iki yıl önce dibe vurmuştu. zaten acı bir tadı olan hayat artık ona iyice tatsız gelmeye başlamıştı. depresyon. hastaneye yatma. o dönemde yaşamak sadece acı çekmek"ti. bu iki kavram tamamen eşdeğer, tamamen eşanlamlıydı onun için. tuhaf bir şekilde, hastaneye yattığı günlerle ilgili iyi bir hatırası vardı. her ne olursa olsun hâlâ taze bir hatıra. üç haftayı uykuda geçirmiş, ilaçlarla ve bebek mamalarıyla beslenmişti. gerçek dünyaya dönmesi ise yavaş yavaş olmuştu. antidepresanlar. psikanaliz. bu dönemi, görünmez bir boşluk olarak içinde muhafaza ediyor, günlük sıkıntılarından ilaçlarla, psikolojik destekle, açık havada yaptığı gezintilerle kurtulmaya başlıyordu. ama kara delik orada, hep yakınındaydı, sürekli olarak onu çeken manyetik bir alan gibi.
hiç tarak görmediği her halinden belli, diken diken siyah saçlar. insana kendini bir cangılda aniden bir leş yiyiciyle karşılaşmış gibi hissettiren bir surat. sanki yüz yaşındaki birinin suratı gibi kemikli, yedi veya sekiz yaşındaki bir çocuğun yüzü. kasılmış ve yamuk bir ağızdan fırlamış dişler. bir etoburluk ve acımasızlık göstergesi olan bu ağızda da gözlerdeki şiddet görülüyordu. titrek, yorgun ama hep tetikte olan siyah gözbebekleri. bakışların ardında, korku ve saldırganlık bir çatışma halindeydi. bu gözler size bakmıyordu. kaçıyordu. ürkmüş bir halde, kendi şiddetini hayranlıkla seyrediyordu. kafasının içinde dolanan, debelenen, uluyan öldürme çığlığını.
buranın yaşamayan bir yanı, yoksulluktan ve göçmenlik mücadelesinden kaynaklanan hüzünlü bir boşluğu var; bankaların, kitapçıların olmadığı, sadece çek bozdurma bürolarıyla neredeyse işe yaramaz hale gelmiş bir halk kitaplığının yer aldığı bir bölge, dünyanın dışında, zamanın çoğu kişinin saat takmaya bile gerek görmediği kadar ağır ilerlediği küçük bir dünya burası.
asıl adı susanna olan suki rothstein, morris'in ilk kez yirmi üç yıl önce babasının sağ koluna yatmış uyurken gördüğü bebek, chicago üniversitesi'nin en yüksek puanları alıp onur listesine geçerek bitiren genç kadın, gelecek vaat eden ressam, geçen sonbahar peggy guggenheim koleksiyonu üzerinde araştırma yapmak için venedik'e giden o çok yetenekli düşünür, yazar, fotoğrafçı; işte o kız kendi çalışmaları konusunda bir seminer verdikten birkaç gün sonra o müzenin kadınlar tuvaletinde kendisini asmıştı.
daha uzun süreli, daha etkili olan hayaller de var. artık sokağa çıkmak bile tehlikeli hale geldi, çünkü bazı günler sokakta karşılaştığı insanları hayalinde soymadan, giysilerini bir çekişte hızla çıkarıp vücutlarını incelemeden yanlarından yürüyüp geçemiyor. bu yabancılar artık onun gözünde insanlar değil, sadece onlara ait vücutlar, kemikleri dokuları iç organları sarmalayan etten gövdeler ve onun ofisinin bulunduğu yedinci cadde'nin yoğun yaya trafiği nedeniyle bu türün binlerce olmasa da yüzlerce örneği her gün gözlerinin önünden geçiyor. şişman kadınların kocaman, hantal memelerini, yeniyetme oğlanların minik cüklerini, on üç yaşlarındaki çocukların apış aralarında boy atmaya başlayan ayva tüylerini, bebek arabalarını süren annelerin pembe vajinalarını, yaşlı adamların kıç deliklerini, küçük kız çocuklarının tüysüz kukularını, dolgun baldırları, sıska baldırları, pelte gibi titreyen iri kalçaları, göğüs kıllarını, göbek çukurlarını, içine kaçmış meme uçlarını, apandisit ve sezaryen ameliyatlarının izlerini taşıyan karınlarını, açılmış kıç deliklerinden dışarı kayan bokları, uzun, yarı yarıya dikelmiş penislerden akan sidikleri görüyor. bu hayallerden iğreniyor, beyninin bunca pisliği üretebilmesine şaşırıyor; ama o hayaller bir kez görünmeye başladı mı, onları aklından kovalamaya gücü yetmiyor. hatta bazen işi daha da ileri götürüp sokaktan geçen herkesin, ister yaşlı ister genç, ister güzel ister pörsümüş olsun gözüne ilişen herkesin ağzına dilini soktuğunu, her çıplak vücudu tepeden tırnağa yaladığını, dilini ıslak vajinalara soktuğunu, kalın, sertleşmiş penisleri ağzına aldığını, ayrım yapmaksızın demokratik bir grup seksinde her erkeğe, her kadına, her çocuğa kendini aynı coşkuyla verdiğini hayal ediyor. bu hayalleri nasıl durduracağını bilemiyor. bunlar kendisini bir alçak, bir zavallı, tükenmiş bir aciz gibi görmesine neden oluyor; ama o aykırı düşünceler sanki bir başkası tarafından beynine işlenmiş gibi kendiliğinden ortaya çıkıyor ve onları bastırmak için savaşsa da, hiç kazanamadığı bir savaş oluyor bu.
--- spoiler ---
iskoçyalı olmak boktan bir şey. biz en altın da altındayız. kahrolası dünyanın pislikleriyiz. en zavallı, perişan, aşağılık, boktan, medeniyetteki en boktan insanlarız. bazı insanlar, ingilizlerden nefret eder. ama ben etmiyorum. onlar sadece aptal insanlar. öte yandan, biz aptal insanlar tarafından sömürgeleştirildik. bizi sömürmeleri için daha iyi bir ırk bulamazdık. ibneler tarafından yönetiliyoruz. çok boktan bir durum, tommy. ve dünyadaki tüm temiz hava bile bu gerçeği değiştirmez.
--- spoiler ---
son yıllardaki seçimlerle hikayeye yön verilen oyunlar arasında bence en güzeli. karakter modellemeleri/seslendirmeleri de ünlü oyunculardır. heroes'daki claire ve mr. robot'daki elliot en bilindikleri. bunun dışında senaryo, soundtrack, atmosfer ve grafikler harika, kesinlikle oynamaya değer.
--- spoiler ---
abartılı bir şaka sonucu hayatını kaybeden 2 kız kardeş ve onlara bu şakayı yapan 7 arkadaş ve 1 adet erkek kardeşin kazadan 1 yıl sonra ailenin sahip olduğu dağ evindeki buluşmasıyla başlayan, her seçimin ciddi anlamda hikayeyi şekillendirdiği, beni baya korkutan, sonunda 7 kişiyi hayatta tutabildiğim oyun. yaptığınız seçimlerle 8'i ölebiliyor da, hayatta kalabiliyor da. iyi yazılmış ve kullanılan klişelerin hiçbirinin rahatsız etmediği korku/gerilim oyunu. detaylara dikkat edilmesi ve bulunan her kağıt parçasının okunması hikayeyi anlamak için şart ama totemler bence çok gereksizdi.
--- spoiler ---
ben atatürk ilke ve inkilaplarından sonra yemin ediyorum disipline girmiş laik bir bey olarak, sen kimsin beni yargılıyorsun? sen kimsin? sana bir tavsiyem, yazık o git türbanlı first lady'ine sahip çık önce. inşall*h all*h seni şeriat ile terbiye etmesin. inşall*h all*h seni, o geride bıraktığın teokrasi ile terbiye etmesin. sen çok alçak bir adamsın, çok alçak. insanlara belden aşağı vuracak kadar. senin akıl hocalarını da biliyorum. senin akıl hocaların, kendi karılarının çektiği zikirlere baksın. hepsini çıkarırım! oğlum ayağınızı denk alacaksınız. herkes ayağını denk alacak! öyle kolay değil bu laik hukuk devletinde ahkam kesicem, beni hükümet.. seni kim koruyor hangi hükümet o, hangi islam hükümeti seni koruyor! kim?? herkesten hesabını sorarım. kimse bana bu konuda konuşamaz. dört dörtlük yaşayan, bu memlekette çalışıp, atatürk gibi çalışıp tc nene hatun gibi yaşamaya çalışan, evladını ailesini en iyi derecede yaşatmaya çalışan, aslan gibi nutuğunu okuyan, rakısını içen. ne yaptınız ulan siz? ne yaptınız! nerde ne yaptın! pis! yediği kapıya pisleyen dindar adam. onu bile bir adamlık sayıyorsun, o bile bir adamlık değil. git şeytan taşla be. yediğim kaba pislemem be ne olursa olsun. git ulan kendini recm et. kendimi recm ettiririm, öyle bir laik beyim biliyor musunuz? seküler çatı altında yemek yediysem, o insanlar ne olursa olsun, beni ilgilendirmez arkadaş. görmedim bilmiyorum derim be!
aklıma yüzüklerin efendisindeki nazgulleri getiren grup. onlar da böyle 9 kişi falandı, sonra sauron bunları köle yaptı, siz kendinize mukayyet olun ama tamam mı?
ölülelere neden şehit deniliyor anlamış değilim, kutsal bir savaşta falan mı öldü bu insanlar?! nedense sizin yüzünüzden ölen herkes şehit oluyor? insanların parçalanmış cesetleri üzerinden kendinizi yüceltmenizden iğreniyorum.
olmayan savaş. zira kürdistan diye bir yer yok. sosyal medyada duyar kasmak yerine siktirip gidip savaşın varsa da.
edit: ya melis bence de halkların kardeşliği hdp kürt hakları falan şöyle uzan da seni bir sikeyim.
olmayan savaş. zira kürdistan diye bir yer yok. sosyal medyada duyar kasmak yerine siktirip gidip savaşın varsa da.
edit: ya melis bence de halkların kardeşliği hdp kürt hakları falan şöyle uzan da seni bir sikeyim.
sevgili tarkan ile olan işbirliğim sonucunda 2 dakika önce yazdığım şarkı.. tüm sevenlere gelsin..
hornet'den yatağına bir yol varsa
bu aşktır elbet
çıplak fotoğrafın yetti bana
kalktı bir kıyamet
aç kapını, ben geldim
giydiğim siyah boxer
zevk suyuyla beslerim seni
poppers yerine koklarım seni
anüsümün tüm duvarları senin
sen inlet, ben sikerim seni
masaüstünde sikerim seni
sikerken uyuturum seni
penisimin tüm damarları senin
ben seni sikerim seni
tut donumdan çek götür beni
hüüüüp diye içine çek döllerimi
sadece aktifsen bu seks olmaz
bunu yaz bir yere
sarılıp yatmazsam sikim girmez götüne
dünya sikimde değil
olmuşum sana pervane.....