gözümün önünde ethem'in yere yığılması ve onu vuran polisin korkak korkak arkadaşlarına doğru kaçışıyla yer eden olay. öldürdüğünün farkında olan bir insanın olay yerini apar topar terk etmesinin telaşıyla kaçtı oradan.
cebinden 1,5 lira çıkmış emekçi, devrimci, şehittir. cebinde yol parası bile yokken adalet, hukuk, daha güzel bir dünya için mücadele ediyordu. aslında başka çaresi de yoktu. mücadele etmeden bu pis çarkı kıramayacaktı ama karşısındaki "acımasız" bir devlet. ne hakkını vermekten yana ne adaleti sağlamaktan. çok yazık oldu ethem'e, mehmet'e, abdullah'a, mustafa'ya, irfan abi'ye... başbakanın içinin yağları erimiştir herhalde! üç beş kişiyi öldürüp göz dağı vermek istediyse de her şey ters tepti. yalnış hesap bağdat'tan döner.
not:irfan tuna, benim bir zamanlar çalıştığım dershanede temizlik işçisiydi. yoğun gaza maruz kaldığı için kalp krizi geçirip öldü sessiz sedasız. kimsenin haberi olmadı ve kimse de hesabını sormuyor. böylece kapanacak üstü ne yazık ki!
her gün yeni bir bilgi niteliğinde şimdi öğrendiğim porno türü! gerçekten var mı öyle bir şey ya? şaka gibi! porno merakım yok, ama bunu izlemek isterdim.
dün bütün gün hazırlayıp bugün konuklarıma sunduğum yiyecekler. ömür törpüsü gibidir ikramların hazırlanması. malzemeleri tek tek ayarla, pişir, soğut, birleştir, karıştır... ama sunarken insan kendini çok iyi hissediyor. konuğuna verdiğin değerin de bir ifadesi aslında ikram. işte benim ikram listem: tiramisu(sahte), çikolata kaplı tahinli kurabiye, sosisli börek, patatesli börek, mercimek köfte, kuru patlıcan dolması, barbunya pilaki! nasıl, epey değer vermişim değil mi konuklarıma!
ahmet altan'ın bir romanı. yıllar önce okumuştum. aldatmanın insanın doğasında olduğunu ve bedelinin ağır olduğunu anlatıyordu sanırım. sanırım diyorum, çünkü kitaptan zerre kadar etkilenmediğim için ana düşünce kafamda yer etmemiş. bol bol erotik betimlemeler vardı. hoş benim de ahmet altan'dan daha fazla beklentim de yoktu ya neyse!
politika yoksulu insan. siyasi krizlere ve eylemlere müdahale eden polislerin ne ülkelerinin ne dün de dünyanın gündemini takip ediyor olmaları çok acıklı bir çelişki. dün akşam "allah allah!" nidalarıyla halka saldıran polisin ülke siyasetinden habersiz olması yaman bir çıkmazdır. kendisine ezberletilen birkaç kemikleşmiş düşünceyle halkını "vatan haini" olarak gören bu çocuklar irak'ta 300.000 kadının ırzına geçen abd askerlerine iyi şanslar dileyip onlar için dua eden bir başbakandan bir müslüman olarak hiç mi utanmıyorlar? bu kadarını bile göremeyecek kadar nasıl kör ediliyorlar. ben çok iyi biliyorum ki bu çocuklar liseden iyi yürekli, yardımsever, güzel insanlar olarak mezun oluyorlar, ama ne oluyorsa polis okulu denen cehennemde ve teşkilatta bambaşka insanlara dönüşüyorlar. keskin ve acıklı bir dönüşüm yaşıyorlar. yazık, onlara da eylemcilere de bu ülkeye de!
seni seviyorum'un fransızcası. her dilde çok güzel bir cümledir ama fransızcada sanki daha bir melodik geliyor kulağa. bu arada lara fabian çok güzel söylüyor şarkısında bu cümleyi.
notre dame de paris'te en güzel tanımını frollo, esméralda'ya seslenirken yapmıştır: "gittiğin cehenneme ben de geleceğim ve cennetim olacak orası benim."
lgbt blok'u, kaosgl'yi, cinsel ayrımcılıkla mücadele lobisi'ni takip eden, her türlü ayrımcılığa karşı biri olarak, lgbt bireylere destek olmak için kayıt oldum. burada eşcisellerin sözlük aracılığıyla kamuoyunun dikkatini çekerek insanlara seslerini duyuracaklarını sanıyordum ama gördüm ki çok az yazarın böyle bir amacı ve çabası var. sıcak ve içten arkadaşlarım, dostlarım var şimdi burada. evim gibi seviyor ve benimsiyorum. ancak son günlerde sıkça şikayet edilen antidemokratik uygulamalar burada bulunma nedenimi çok sert sorgulatıyor bana.
bu kadarı bardağı taşırır denecek bir haksızlığa maruz kalmıştır.fikir intihali'nin benim bilmediğim bir zararı mı dokundu sözlüğe, yoksa sırf sözlükle ilgili düşüncelerini özgürce paylaştığı için mi kapı dışarı edildi? sözlükte var olabilmek için hep sansürlü ve kontrollü mü konuşacağız? o zaman mecranın düşünce özgürlüğü nerede kaldı? çok bilinmeyenli, acil olarak cevaplanması gereken bir durum!
benim gerçekliğinden asla kuşku duymadığım olay. olmuştur, yapar halkım böyle şeyler. çanakkale'nin bir ilçesinde yaşlı bir teyze keçisine tecavüz eden bir inşaat işçisini tüfekle vurmuştu. yıllar önce ayvalık'ta yazlık komuşumuz olan kezban abla da sokakta beslediği bir "sokak köpeği" çiftleşti, hamile kaldı diye kocasına emir vermiş ve hayvanı uzakta bir yere postalamıştı. gıcık olmuş hayvanın önüne gelenle çiftleşmesine.
alışılmış yalnızlıklarda sorun olmaktan çıkan bir durum. mesele artık yemek yemekten çıkıp karın doyurmaya girdiği için o kadar koymuyor. ama damar konuları bulup eşelemek konusunda uzaman bir yazar (bkz: futurelavirs ) çıkıp mevzuyu açınca insanın ciğerine bıçak gibi saplanıyor haliyle.
kafamı kuma gömmek istiyorum beceremiyorum, duyarsızlaşayım diyorum beceremiyorum, çıkıp sokaklarda avazım çıktığı kadar bağırıp koşmak istyorum onu da yapamıyorum. çok doldum, çok! bu kaos belki yıllarca sürecek ama benim psikolojim bunu kaç ay taşıyacak bilmiyorum.
lgbt bireylerinin ezildiklerini düşünmüyorum, diyen; yaşadığı toplumdan bihaber yaşam formu. duyarsızlığı ve bencilliği en homofobik insanı bile dumur edecek düzeyde.
takip etmediğim, tanımadığım bir medya fenomeni. ama ölümü nasıl koydu anlatamam. sonradan baktım videolarına. içim yandı. nasıl hayat dolu, neşeli, güzel bir insanmış. her ölüm erkendir ama bu da çok çok erken oldu, yazık oldu. ışıklar içinde uyu canercim.
kafası kesilmiş tavuk gibi ne tarafa gideceğini bilememek, bazen kendi kendine konuşuyor gibi hissetmek, bazen kenarda durup oynayanları uzaktan izleyen pısırık bir çocuk gibi oyuna girmeye cesaret edememek, bazen de "bu kadar hesapsız insanı nerede bulacaksın, güzel güzel takıl işte!" biçiminde kendi kendine gaz vermektir.
sözlüğe dahil olduğumdan beri uyku haram oldu. sabah altıda kalkıp yedi olmadan evden çıkmam lazım. gözümden uyku akıyor ama "şunu da okuyayım, bunu da okuyayım" derken uyku kaçıyor. yarın yine zombi gibi gezerim ortalıkta. bir hafta rapor alıp bütün başlıkları okuyup öyle mi devam etsem hayata?
ayı sözlük iki yaşında zirvesi için kalkıştığım kurabiye operasyonundan sonra yaşamaya başladığım süreç. daha önce konusu olmadı ya da ailemle yaşamadığım için bilmeleri gerekmedi. ama yazlıkta bir arada bulunduğumuz için telefon görüşmeleri falan derken kurabiyeleri yapan kuzenim dahil anne, baba, kardeş, komşular herkes bir lgbt sözlüğünde yazdığımı, bir sözlük dolusu eşcinsel arkadaşım olduğunu öğrendi. on gündür eşcinsellikle ilgili ne biliyorsam, yanlış kanıları düzeltmek için sayıp döküyorum. heterolar eşcinselleri yok saydıkları gibi onlarla ilgili sorunları, gerçekleri, olayları da konuşmaz, yok sayarlar. benim yakın çevremde bu konu hiç bu kadar açık seçik konuşulmamıştı. yığınla önyargının yanı sıra "aslında özel hayatları onları ilgilendirir." gibi sonuçlara da varıyorlar arada bir. ama hala eşcinselliğin ahlaki bir çöküntünün sonucu olduğunu düşünmeden de edemiyorlar. eşcinsel arkadaşlarım olmasına bir itirazları yokmuş, ama çocuklarından biri eşcinsel olsa ne tepkiler vereceklerini de az çok sezdim bu süreçte. sözlüğe katılmadan önce sizin dünyanızla, sorunlarınızla, mutsuzluklarınızla ilgili çok az fikrim vardı. sözlüğe katıldıktan sonra sizi daha iyi tanıdığımı ve anlamaya başladığımı sanıyordum, meğer hiçbir şey anlamamışım. birebir yaşamadan, o tepkileri, koşullanmaları görmeden insan kavrayamıyor hiçbir şeyi. kimsenin hayatı ve bedeni yalnız kendine ait değil bu toplumda tamam, ama hiç kimsenin hayatına ve bedenine de eşcinsellerde olduğu kadar müdahale edilmiyormuş, bir şeyleri değiştirmek ya da kabul ettirmek için buzdan ve ateşten bir duvara çarpa çarpa amansız bir mücadeleye girmek gerekiyormuş. gördüm, anladım, çok üzüldüm! işiniz ne kadar zor, şimdi daha iyi anlıyorum.
kafası kesilmiş tavuk gibi ne tarafa gideceğini bilememek, bazen kendi kendine konuşuyor gibi hissetmek, bazen kenarda durup oynayanları uzaktan izleyen pısırık bir çocuk gibi oyuna girmeye cesaret edememek, bazen de "bu kadar hesapsız insanı nerede bulacaksın, güzel güzel takıl işte!" biçiminde kendi kendine gaz vermektir.
başı zorla kapatılmış bir kadın için yadırganmayacak açıklama. özgürlükten anladığınız şey okula gitmekse doğu'da okula gönderilmeyen kızlar bu özgürlükten yararlanmıyor sayın emine hanım. ayrıca eşinizin iktidarı süresinde kadın cinayetleri % 1400 arttı. birçok genç kız hatta çocuk namus cinayetine kurban gitti. adıyaman'da çarşıda adres soran bir adamla konuştuğu için bir kız çocuğu dedesi ve babası tarafından diri diri toprağa gömüldü. çocuk gelinler babası, dedesi yaşındaki insanlarla zorla evlendiriliyor. rızasının olup olmaması sorgulanamaz bile çünkü çocuk! biliyorsunuz ülkemizde kadına tecavüz etmek neredeyse suç olmaktan çıktı. bir çocuğa defalarca tecavüz eden bazıları kamu görevlisi "adam"lar- bu sıfatı hak etmiyorlar ya neyse- en az cezayla paçayı kurtardı. yine eşinizin iktidarı sırasında bir hırsız girdiği evde bir kadına tecavüz etti ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. yasaların bizleri korumaktaki gönülsüzlüğünü bırakın bir kenara toplumun yazılı olmayan yasaları da bizi ipsiz bağlıyor ve sözünü ettiğiniz özgürlüğü nedense biz hiç hissedemiyoruz. eğitimli, kendi ayakları üzerinde duran, düşünen, üreten bir kadın olarak ben, ayrı evde yaşamak istediğim için- bakın yalnızca kendime ait bir ev istediğim için- ailem tarafından cezalandırıldım ve iki yıl boyunca yüzüme bakılmadı! alın size özgürlüğün bedeli!
şu bir gerçek ki bu ülkede türk, müslüman, sünni, erkek ve heteroseksüel değilseniz ne özgür ne mutlu ne de güvende olabilirsiniz. bizzat eşiniz bu anlayışın en güçlü bayraktarıdır. boş laflarla komik duruma düşmeyin lütfen.
lgbt blok'u, kaosgl'yi, cinsel ayrımcılıkla mücadele lobisi'ni takip eden, her türlü ayrımcılığa karşı biri olarak, lgbt bireylere destek olmak için kayıt oldum. burada eşcisellerin sözlük aracılığıyla kamuoyunun dikkatini çekerek insanlara seslerini duyuracaklarını sanıyordum ama gördüm ki çok az yazarın böyle bir amacı ve çabası var. sıcak ve içten arkadaşlarım, dostlarım var şimdi burada. evim gibi seviyor ve benimsiyorum. ancak son günlerde sıkça şikayet edilen antidemokratik uygulamalar burada bulunma nedenimi çok sert sorgulatıyor bana.
bu kadarı bardağı taşırır denecek bir haksızlığa maruz kalmıştır.fikir intihali'nin benim bilmediğim bir zararı mı dokundu sözlüğe, yoksa sırf sözlükle ilgili düşüncelerini özgürce paylaştığı için mi kapı dışarı edildi? sözlükte var olabilmek için hep sansürlü ve kontrollü mü konuşacağız? o zaman mecranın düşünce özgürlüğü nerede kaldı? çok bilinmeyenli, acil olarak cevaplanması gereken bir durum!
burada katliamdan ve tehcirden canı yanmamış insanlar olarak acısını yüreğimizde pek duyamayacağımız yıldönümüdür. siz şimdi gidin doğu ve güneydoğu'da asimile edilen, kürt ve türk ailelerce evlat edinilmiş, müslüman gibi yetiştirilmiş, ama asıl kimliğini 30'undan sonra öğrenmiş arada derede kalan insanlara sorun. ermeni olduğu için müslümanlarca dışlanan, asimile edildiği için kendi halkı tarafından sevilmeyen insanlara sorun. eğer yalnız 98 yıl önce insanların hayatları ellerinden alındı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. sadece diyarbakır'da hayatı elinden alınan onlarca insan var. o insanlar bilir soykırımın acısını. bizimki hariçten gazel okumak!