iki sene önce bugün kendisini ofisinde gökkuşağı bayrağına asarak bir çocuk aramızdan ayrıldı...
üniversitede arkadaşlarından fiziksel, hocalarından psikolojik şiddete maruz kalıyordu ardında bıraktığı not ve yaşayamadığı hayat hepimize yeter de artar;
"gidiyorum. herkes hakkını helal etsin. bu ülke, bu dünya bana göre değil mutlu olmak için gidiyorum anneme de onu çok sevdiğimi söyleyin. hepiniz ölümümde günahkarsınız. bu dünya benim renklerimi taşıyacak kadar güçlü değil. elveda."
dedi ve gitti...
isa gitti bugün iki sene oldu, bir çocuk hastalıklı ahlakınızın, takıntılarla dolu baskılarınızın yere batasıca değerlerinizin kurbanı oldu... ölüme sürüklediğiniz çocukların ahı dilerim peşinizi hiç bırakmaz...
hetero üretimi ataerki ve erk çılgınlığı ile yine hetero üretimi militarizm için birbirini harcayan ibnelerin lüzumsuz savaşıdır. günün sonunda aynı erk duygusu ve homofobik yok etme arsuzu ile her iki kesim de dünya zemininden bizi aynı iştahla kazımak isteyecektir aşkımlar. hatta bizi yok etmeye karşı kardeşlik naraları atarak birlik bile olabilirler. hiç şaşırmam. siz siz olun kenetlenin lgbti'nin lgbti'den başka dostu yok.
boğaziçi üniversitesi psikoloji bölümü'nün tarzı, tavrı, duruşu ve bilgi birikimi ile tatlılıktan ölen alanında eşsiz hocasıdır. hele öğrenciyle "siz" dili ile bir konuşması var al içine sok! ye resmen onu! bebeğim esra hocam. esra hocam kalp ben.
hislerimin hiç yanılmaması hatta aklıma gelenin hep başıma gelmesi. geldi de. yok canım o kadar da değil dediğim her şeyin. tam da o kadarı. hatta fazlası. oldu da.
her dinlediğimde burnumun direğini sızlatan, gözlerimi dolduran, bulutsuzluk özlemi'nin 2005 yılında çıkardığı felluce/bağdat singleının yüreklerde yer etmiş şarkısıdır...
"orda taş üstünde taş,
omuz üstünde baş kalmadı..."
sözleri sanki yüreğe hançer etkisi yapmaktadır.
hem söz hem de müziğe doyuran şarkının vaktiyle nejat yavaşoğulları'nın gitarının üzerindeki "savaşa hayır" yazısı sebebi ile "politik" bulunarak yasaklanan/sansürlenen klibi için;
lamdaistanbul'un önümüzdeki pazar günü gerçekleştireceği ayı sözlük ve asdi'yi temsilen katılmayı düşündüğüm etkinliktir. etkinlik herkese açık ve ücretsizdir.
etkinlik açıklaması şu şekilde;
lambdaistanbul ruh sağlığı komisyonu ve toplumsal dayanışma için psikologlar derneği (todap) ortaklığında savaşın öznesi olarak çocuk başlığı altında tartışma etkinliği düzenliyoruz.
savaşın bir parçası olarak çocukları nasıl yorumlamalıyız? savaşın çocuklara yaşattığı travmanın ötesinde savaş-çocuk ilişkisini başka şekillerde ele almak mümkün mü? savaş koşulları çocukların şiddetle ilişkisini; ve benliklerine, kimliklere ve dünyaya dair algılarını nasıl etkiliyor? anaakım bilim çocukların psikolojik ve sosyal durumunu yorumlamada hangi noktalarda eksik kalıyor? savaşın içindeki ve toplumsal gösterilerdeki çocuklar ve gençleri gelişim dönemlerini göz önünde tutarak değerlendirebilir miyiz ve bu çocukların yetişkinlerle aralarındaki farklar nelerdir? çocukları masum ve savaşın mağduru olarak görmekle savaşın politik öznesi olarak görmek arasında bir çelişki yatıyor mu? savaş koşullarında hangi etmenler çocukların psikolojik dayanıklılığını oluşturuyor ve destekliyor?
bu sorulara hazır cevaplarımız yok; ama konuya ilgi duyanlarla birlikte disiplinlerarası bir çerçevede düşünmek ve tartışmak istiyoruz.
teknolojinin hayatımıza girmesi ile birlikte 90lı yıllarda başlayan insan ilişkilerindeki yozlaşmayı ana karakter gülseren'in doğumundan akıl hastanesine düşene kadar inceleyen ve olayları espirili bir dille anlatırken bir yandan da ters köşe yapıp aşırı duygulandıran yılmaz erdoğan'ın yazıp yönettiği tiyatro oyunudur. izlediğim en iyi oyunlar içerisindedir ve aşırı kaliteli espriler barındırmaktadır.
yılmaz erdoğan tarafından yazılmış ve yönetilmiş, yolu otogara düşmüş, otogardan geçen hayatların mizahi bir dille işlendiği müzikal komedi türündeki 90'lı yılların en güzel işlerinden biridir. tekrar tekrar kendini izlettirir ve her defasında aynı lezzeti bırakır. çocukluğuma dair hatırladığım güzel şeylerdendir. bir diğeri için;
dördüncü günün sonunda ilk defa 40 derecelerden 38 - 37,5 derecelere düşen ateş sonrası zafer benimdir! domuz gribi beni değil ben onu yendim! ben kösem, aşktan bir zırh takıp göğsüme, masumiyetimi bir kılıç gibi kuşandım domuzlar! geliyorum!!!*
kimse açılmak zorunda ya da gizlenmek zorunda diye bir kaide yoktur. nasıl bir heteroseksüel cinsel yönelimini herkesin gözüne gözüne sokmuyorsa heteroseksüel yönelimler haricindeki yönelime sahip bireylerin de açılma ya da açılmama hakkı saklıdır ve saygı duyulması gerekir. fakat yönelimini gizli tutmak hakkından dolayı değil de sırf çoğunlukta olana daha onaylanılası gelmek, çoğula güzel uyum sağlıyor görünmek, yaranmak adına olmadığın bir şey gibi davranmak, karaktersizlik ve omurgasızlıktır. ne lüzumu var?! yineliyorum herkesin gizlenme ya da açılma hakkı kendi özgürlüğündedir ama diğer türlüsü yaranma dürtüsüyle yapılan bir kaypaklıktan başka bir şey değildir.
eşsiz güzellikte bir ses rengine ama sesi ile de ters orantılı bir bahta sahip olan şarkıcı-söz yazarıdır. ilk albümünü sadece zen ismini kullanarak çıkarmış ve bu albümle aynı isimdeki çıkış parçası şerefe 2008 senesine damga vuracak cinsten efsane söz ve müziğe sahipken nedense hiç duyulmamıştır. kitlelere ulaşması beklenirken kaybolup gitmiştir adeta. çok kaliteli işler yapma potansiyeli görmüşümdür kendisinde her zaman ve inanıyorum ki şansı bir gün dönecek hak ettiği yerde olacaktır. şimdilerde işte benim stilim 2016'da yarışmacı olarak yarışmaktadır. ayrıca ilk çıktığı günden beri severek dinlediğim şerefe şarkısı da şöyledir;
ülkedeki devlet onayı ile ve hukuksuz olarak yapılan tüm uygulamaların hepsine "devlet zulmü" demek ne yazik ki yanlış bir isimlendirme değildir! ne yazık ki diyorum çünkü mental sağlığı yerinde olan hiçbir insan kan dökmeyi görev bilmiş örgütlü ya da örgütsüz bir oluşumu, adı ister devlet, ister pkk, ister dildo, ister similya olsun desteklemez. muhatap olarak neden sadece tek bir kanadı aldıklarını bilgi ve birikiminden kimsenin sual edemeyeceği, türkiyenin eşsiz akademisyenlerinden olan boğaziçi üniversitesi hocalarından esra mungan aşağıda paylaştığım bağlantıda açıklamıştır. izlemek isteyenlere. bir gün gelecek bu zulüm farklı etnik kökenlerden sonra toplumun diğer alt azınlıklarına da sıçrayacak. zulüm zulmü doğurduğunda toplumca "cehennem kütükleri", "lut kavminin yezitleri" olarak görülen ilk hedef bizler lgbti bireyler olacak ve o noktada şimdi de bu günahkarların katli vaciptir denecek! bakalım o zaman çok sevdiğiniz devletinizin tavrı size karşı nasıl olacak! gerçi ülkemiz lgbti güruhundaki bu ayyuka çıkmış militarizm aşkı ve heteronormatif kültüre karşı sergilenen aymaz yalakalık omurgasızlığı varken kendinden olanın katline de ses çıkarmayıp geceleri yine mışıl mışıl uyuyabilecek durumda olanlarımız hatrı sayılır derecede fazla. fazla ki bu halde bu durumdayız. yazık.
içinde bir çok hocamın da imzası bulunan ve bu insanlar ne talep ettiler ne dediler de terörist ilan edildiler dediğim metindir.
metin şöyledir:
"bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!
türkiye cumhuriyeti; vatandaşlarını sur'da, silvan'da, nusaybin'de, cizre'de, silopi'de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.
bu kasıtlı ve planlı kıyım türkiye'nin kendi hukukunun ve türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.
devletin başta kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.
müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.
devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz."
hain bir tuzak, sarayın paralel güçlerinin kirli oyunları sonucunda, hanedan-ı osman'ın en mahrem kısımlarına sızılmış ve has odada şurubuma h1n1 illetini bulaştırıcı iksir koyulmuştur. halk arasında nezle-i hınzır olarak bilinen domuz gribi'nin üçüncü gününde ateşim 38 derece olsa da riskli dönemi atlatmış bulunmaktayım! bana bunu yapanları bildiğimi söylememe gerek bile olmadığını en kısa zamanda "oğlum yok öyle bu hanedanda ahkam kesecem de beni devlet-i osman koruyor!" atarımla aranıza geri döneceğimi bildirmek isterim! alçaklar bilsinler, ahdım olsun ki gollum safiye ve dan dan handan'dan en yakın zamanda hesap soracağım! hepsini çıkarırım! oğlum ayağınızı denk alacaksınız! ben kösem! geliyorum!*
şaka bir yana kollayın kendinizi bebeğimler acillerde geçen gece sonucu ateşim henüz otuzlu derecelere düştü. domuz gribi vardır evet.
bu sürede beni yalnız bırakmayan ve mesajlarıyla destek olan bebeklerime de buradan teşekkür ederim. kocaman öperim hepsini. bir bülent aplam bir ben! illet düş yakamızdan ayol!
dünya üzerinde görülmemiş derecede ve emsal teşkil edecek şekilde, ordu yardakçısı militarist, konformist, faşist ve heteronormatif elitist lgbti güruhu bizdedir çok şükür. sonuna kadar da katıldığım önermedir.
sultanahmet patlamasının arkasında da kösem sultan vardır kesin. elinde canlı bombaların sıralı tam listesi olan yüce devletimiz listeden ismini silsin de sırada safiye sultan'ın bombalı eylemi var hak geçmesin.
nefretinizde boğulun! göz göre göre ölüyor insanlar ve hala pişkin pişkin açıklamalar!
benim açılma hikayem çok çok ilginç olmuştu. ailem bir şekilde ajanlıkla bunu öğrenmişti fakat aldığım olumsuz tepki çok gariptir ki şuydu; böyle bir şeyi neden bizden saklıyorsun, biz senin aileniz her şekilde yanındayız, aptal mısın sen neden bizden saklıyorsun diye daha çok sinirlerimi bozmuşlardı. aradan aylar geçince inanın herkes alışıyor o kriz bir şekilde aşılıyor.(tabii benim ailem kabullenip sağlıklı biçimde bunu aşan tipe örnek) şimdi annem yüzümün gülüşünden anlıyor, sevgilimle barışık mıyım?, ayrı mıyım?, kavgalı mıyım? diye. hatta son günlerde aramızda geçen bomba muhabbet;
"ay ona mı üzülüyorsun oğlum, yavrum be! bir senin güzelliğine bak bir de şu adama, haşlanmış yumurta gibi! üzme kendini sen en iyilerini bulursun!" *
yine de şu var ailenin bireyi kabulu ve anlayış göstermesi çok önemliyken aynı şekilde açılmamanız da bence bir sorun çıkarmaz. yani illa ki bilmek zorunda değiller. eğer bu sosyal ilişkilere zarar verecek derecede ailede bir bozulma yaratacaksa en iyisi açılmamaktır. ayrıca kimse kusura bakmasın ama evladını her şekilde kucaklayamayan aile, aile değildir! siz onları reddedin, kendi hayatınızı kurun, dostlarınız, sevdikleriniz, aşklarınızla kendi ailenizi kendiniz kurun! unutmayın açık ya da gizli; ne yanlışız, ne de yalnız!
ben çocuğumun doğumundan sonra yemin ediyorum disipline girmiş bir kadın olarak, sen kimsin beni yargılıyorsun? sen kimsin? sana bir tavsiyem, yazık o git kızına sahip çık önce. inşallah allah seni kızınla terbiye etmesin. inşallah allah seni, o geride bıraktığın karınla terbiye etmesin. sen çok alçak bir adamsın, çok alçak. insanlara belden aşağı vuracak kadar. senin akıl hocalarını da biliyorum. senin akıl hocaların, kendi karılarının çektiği pornolara baksın. hepsini çıkarırım! oğlum ayağınızı denk alacaksınız. herkes ayağını denk alacak! öyle kolay değil bu memlekette ahkam kesicem, beni hükümet..seni hükü kim koruyor? hangi hükümet o, hangi hükümet seni koruyor! kim?? herkesten hesabını sorarım. kimse bana bu konuda konuşamaz. dört dörtlük yaşayan, bu memlekette çalışıp, köpek gibi çalışıp kraliçe gibi yaşamaya çalışan, evladını ailesini en iyi derecede yaşatmaya çalışan, aslan gibi vergisini veren, yardımlarını yapan. ne yaptınız ulan siz? ne yaptınız! nerde ne yaptın! pis! yediği kapıya pisleyen şerefsiz adam. onu bile bir adamlık sayıyorsun, o bile bir adamlık değil. git intihar et be. yediğim kaba pislemem be ne olursa olsun. git ulan kendini as. asarım kendimi, öyle bir kadınım biliyor musunuz? ekmek yediysem, o insanlar ne olursa olsun, beni ilgilendirmez arkadaş. görmedim bilmiyorum derim be!
benim yirmi yaşındaki evladıma sen kimsin? sen onu üzebilir misin? ben onun tırnağına taş değdirir miyim? hele senin gibi bir soytarıya. soytarı. sende evlat mevhumu olsa çocuğunu barlardan, seninki kız çocuğu bi de. git çocuğunu barlardan topla. git geride bıraktığın karına sahip çık. ben aslan gibi ortadayım bak. aslanım be. valla. senden daha adamım. bi de sen kadınlarla uğraşıyorsun. çok üzülüyorum, hayır ne gibi bir sorunun var, bir sorunun var senin? var, hep kadınlarla. bu adamın ilk bana kini nasıl başladı bana anlatıyorum. bu adamın aramızda geçen bir şeye kadar (anlatmıyor, orada fark edip susuyor) hepsi elimde!
bi de bu hükümetin adını kullanıyorsun bu hükümet hangi hükümet kim bu başka bir hükümet daha mı var? başka benim bilmediğim bir hükümet mi var? direkt hükümet diyor! gene yazmış 'hükümetim var arkamda, bizim ne var arkamızda! benim kimse yok kardeşim arkamda, kimse yok. gel ulan, gel! böyle bir şey var mı ya? bir tane adam çıkacak onun karısına kızına çoluğuna çocuğuna namusuna her şeyine laf atacak, biz de onun bulunduğu ortamda ay dur bulaşmayayım da bana da bunu demesin. diyorsan de hadi git! hadi git lan! git de! senin karının memeleri sen yanındayken ekrandan ağzımıza giriyordu? bulun o görüntüleri. buldururum hepsini! hepsi var. yazık o kadıncağıza da yazık. evine geldim bir kahve içtim diye bu kadar sustum, pislik. popstarda sen çıktın gülşen'e olan aşkını ilan ettin. sonra da gülşene dedin ki, bu kadar türk halkının önünde evliyim ama seviyorum ne yapayım dedin, sonra da kadına dedin ki gülşenin üstünden dozer geçti dedin reha muhtar için. yazık. midem bulanıyor benim. midem bulanıyor.
ben hiçbir ayrılığımın arkasından konuşmadım. hiçbiri de benimle ilgili konuşmadı. çünkü ben gerçekten kimseye kötülük yapmadım, yapmam da. hep iyiliğim dokunmuştur, hep. çünkü ruhum öyle değil benim ya. kimseye zarar veremem, vermedim. hayatım boyu vermedim. vermedim. iki üç tane bunun gibidir konuşan. onlar da zaten benle kafayı yediler. bu kadaaaaaar yılların içerisinde ne mutlu sedanıza ki iki tane üç tane, soytarı üç taneyi geçmez (eliyle iki yapıyor) dikkat edin. üç soytarıdır bu. en fazla iki soytarıdır konuşan. iki tane soytarı. işlerine baksalar belki de yol alacaklar. bunlar soytarı. bunlara prim vermeyiniz. bunların yazdığı söylediği her şey yalan. erol köse, karşındayım, bir kadın olarak. hiçbir adam senin karşına dikilemedi, ben dikiliyorum ulan. gel konuşalım, gel. gidip başka yerlerde soytarılık yapma. sen zaten soytarısın, seni türk halkı soytarı olarak tanıdı. soytarı olarak tanıdı? e soytarısın, devam ettiriyorsun. ben doktorum diyorsun beni ezmeye çalışıyorsun kültürsüzlükle. ben senin okuduğun üniversitenin beş tanesini bitirdim burda be. ben gecekondu çocuğuyum, ordan geliyorum. benim evimin tuvaleti dışarıdaydı. kurban olurum. kurban ol bütün gecekondu çocuklarına. bütün orda yaşayanlara kurban ol sen kurban ol!'
ülkenin en geniş gay porno arşivine sahip tsk'nin solo kategorilerdeki arşiv eksiğini gidermeye yönelik bir girişim de olabilir. hani şaşırtmaz yani.
edit: şu yazdığım şeyi eksileyen ibnelerin zavallılığından daha zavallı bir durum yoktur herhalde. ulan sizi obje yerine bile koymayan, doğanız gereği var olan benliğinizi her fırsatta aşağılayan. heteroseksüel bir insana kursa kan çıkacak (yine heteronormatif ahlaktan ötürü tabii) cümleyi hiç düşünmeden kurup "bize sikilirken bir videonu getir belgele" diyen kurumun yardakçılığını yapmaya ne meraklısınız be. gurursuzsunuz. onursuzsunuz hatta üzgünüm.
bazen çok severek seçtiğim ve yaptığım mesleğimin ağır geldiğini hissediyorum sözlük. deliye vurmak, hayatın her anından, her yaşantıdan mizah çıkarmak ve en kötü görünen şeylerden bile yaşanacak değerli yanlar bulmak benim hayattaki misyonum olarak belirlediğim şeydir ama bazen olmuyor. bireysel ya da çevresel koşulların etkisi ile bazen insan aşırı yoğunlaşır ya bugün sanırım öyle günlerden biri. çocukluk döneminde çocukluk şizofrenisi tanısı almış 29 yaşında bir danışanım ile seansım vardı bugün. annesi hakkında iş yerimdeki çalışanlardan bir kaç şey duymuştum ama kendim görmek istedim. danışanım annesi ile geldiğinde annesinin danışanıma olan tavrı, o bir an önce kurtulmak ister hali, o insan yerine bile koymayışı ve çocuğu hakkında bana yapmış olduğu uyarılar beni dehşete düşürdü. sanki çocuğundan değil, bir eşyadan, objeden, gereksiz bir ayrıntıdan bahsediyordu. biliyorum özel gereksinimli bireylerle yaşamak çok zor. bunun bir yerde farkındayım, o annenin de görev ve sorumluluklarından sıyrılmak isteyişini, bir yerde bezginliğini, birey olarak gereksinimlerini anlıyorum ama danışanımın bunların hepsinden aşırı derecede etkilendiğini bildiği halde buna devam etmesi çok yaralayıcı. seans boyunca danışanım sevilmediğinden, içinde bir acısı olduğundan, değersiz hissettiğinden bahsetti durdu. hiç susturmadım. hiç müdahale etmedim. belki de istediği gibi, bir birey olarak, özgürce ilk defa anlattı, anlattı, anlattı dakikalarca... o an şunu fark ettim o kadar benziyordu ki aslında hayatın karşısındaki itilmişliğimiz ve birilerinin, yedi kat yabancının ya da en yakınlarımız, ailemiz, arkadaşlarımız, eş, dostun izin verdiği kadar kendimiz oluşumuz... bitmesin istedi, bitmesin istedim o seans... keşke anlatsaydık saatlerce, günlerce... hafifleseydik biraz. haykırsak, bağırsak, bir kere daha sizin lütfettiğiniz hayatı değil hakkımız olan hayatı yaşamak istiyoruz diye... keşke...
ablamın bilişimci arkadaşları sayesinde bütün yazışmalarımı ip üzerinden tüm veri aktarımlarımı denetlettirerek belgelerle aile meclisinde gay olduğumu kanıtlama gecesiydi sözlük. buna hakkı yoktu, evet özel hayata müdahaleydi ama "artık sen de rahatla biz de ve biz de seni destekliyoruz, yanındayız" demek için bunu yaptığını söyledi. kaldı ki garip olan şuydu annem ve babamın biz zaten biliyorduk sana sorup emin olmak istedik tavrı inanılmaz garip ama bir o kadar rahatlatıcı geldi. bugünden itibaren resmi olarak ailesine açık bir eşcinselim ve çok garip bir his. yılın en uzun gecesiydi hakikaten. çok değişik bir his ilk kez bu evde kendimi kendim gibi hissedip ailemin beni "gerçek" ben olduğum için sahiplendiğini ve sevdiğini anladım.
silopi'de polisin katlettigi mehmet hıdır tanboğa henüz 17 yaşındaydı!
çocuktu!
mehmet hıdır tanboğa yaralı halde hastaneye götürülürken, polisler tarafından hastane önünde katledildi!!!
16'sındaki erdal gibi o da çocuktu!
derdiniz, meseleniz umurumda değil!
çocuklar katlediliyor!
yahu 17 yaşındaki çocuk öldü!
çocuk öldü!
çocuk ulan!
çocuk!