ağlatmadığı var mıdır diye düşündüğüm film. beni 3 gün boyunca etkisi altında tutsak etmeyi başardı. ancak duygusallığı acıtasyondan gelmiyor, son derece acıtasyondan kaçınılarak hazırlanmış. buna rağmen etkileyici olabilmesi hikayenin ağırlığından geliyor (bkz: ağır roman)
zaman zaman hayatımın ileriki yıllarını düşününce en değişmez olarak gördüğüm 2 terim. malum her insan yalnızdır, buna zaten yapılabilecek birşey yok, kabullenmek lazım. eşcinsellik konusunda da öyle sanırım. başa gelen çekilir
taksim- hacıosman metrosunda taksim'den osmanbey'e kadar olan mesafede metronun anlamsız dur-kalkları ve yavaşlamaları sonucunda ''ulan metroda bile mi'' diye düşündüren ve çoğu zaman (her ne kadar öyle bir gündem yoksa da) istanbul'u terketmeyi akıllara getiren durum. bela.
dozu abartılmadığı sürece eğlenceli olan sevişme türlerine örnektir. ama biz ayılar olarak eminim ki ayı gibi ısırırız. bunun için hiç kalkışmayın bu işe. *
bana bu günlerde çok koyan bir şarkı oldu kendisi.
bu ayrılık şarkısını canımdan çok sevdiğim dark bear'a gönderiyorum. onu herzaman seveceğime, ayrılsak bile ona her zaman aşık olacağıma, belki de ona olan aşkımdan dolayı birdaha kimseyle duygusal ilişki yaşayamayacağıma eminim. birtanemsin benim sonsuza kadar..
....ve nokta konmuş, bitmiş en güzel hikayem.*....
sigmund freuda göre insanın kişiliği 2 temel içgüden gelişir. bunlar cinsellik ve şiddettir.
şahsi görüşüme göre bu amca psikolojiyi geliştirmek için büyük sansasyonlar ortaya atmıştır, adeta ''kolaysa kırın'' der gibi tezleri vardır. kırabilenlere örnek olarak erich fromm ve jung gösterilebilinir. ama amacı herneyse de psikolojiye olan katkısı yadsınamaz. ellerinden öpülür.
çoluk çocuk,torun tombalak biryerlerden düşer veya elini, poposunu biryerlere sıkıştırırsa aileden gelen teselli öbeği.
hazır aklıma gelmişken bir küçüklük anımı da anlatayım. ufakken yazlıkta bisikletle dolaşmak en büyük fiyakamızdı. yazlık sitenin içindeki yollar da dar olunca hemen hemen hergün bir kaç evlat düşerdi. hatta bir keresinde bir arkadaşımın kafasına (nasıl düştüyse keriz) çakıl taşları girdiydi. komşulardan birinin doktor olması talihiyle ufak bir ameliyat geçirmişti. ben de bir keresinde baya sert bir şekilde düşmüştüm bisikletle. nasıl olduysa sağ dizim yere sürtünmüş ve büyük bir parça deri soyulmuştu. neyse müdahaleler edildi, ''uf oldu''lar havalarda uçuşuyor. gel zaman git zaman yaram kabuk tuttu, sonra kabuğu attı ve orada koyu bir leke kaldı. birşeylere benziyordu, herkes mantar filan diyordu da ben mantar olmadığını biliyordum. zamanla onun bir yarrak olduğunu idrak ettim. sonradan herkesin neden gülüp te mantara benzettiğini anladım. çünkü herkes bardağa dolu tarafından bakıyordu. (bkz: kızım sana söylüyorum gelinim sen anla)
işte böyledi başladı yarrakla ilk tanışmam. (bkz: trajik son)
insan müsvetteleridir. korkaklardır, kendilerine acı çektirmeyi göze alamayacak kadar zavallılardır.
üstelik bir laf vardır, bizim okulun terasındaki duvara bir arkadaşım sprey boya ile yazmış. iyi de yapmış.. eskiden sevmezdim o yazıyı artık seviyorum, hatta önünde bir fotoğrafım bile var artık. şöyle yazıyor işte o duvarda; acı ruhun fiyakasıdır . . .
bana bu günlerde çok koyan bir şarkı oldu kendisi.
bu ayrılık şarkısını canımdan çok sevdiğim dark bear'a gönderiyorum. onu herzaman seveceğime, ayrılsak bile ona her zaman aşık olacağıma, belki de ona olan aşkımdan dolayı birdaha kimseyle duygusal ilişki yaşayamayacağıma eminim. birtanemsin benim sonsuza kadar..
....ve nokta konmuş, bitmiş en güzel hikayem.*....
bizzat ben kendim. mp3'e empi-üç demek gibi değildir, daha tutarlıdır. nihayetinde -türkçede 'mesencır' diye okunan- messenger kelimesi kadar dile yerleşememiş bir kelime değildir, daha çok bir kısaltmadır. bu sebeple 'mesene' demekte bir sakınca görülmemelidir.
psikiyatristler, psikologlar, hayat koçları filan tabi ki. olabilir mi böyle birşey, bir insan bir diğer insanın psikolojisini o istemeden düzeltebilir mi? onlar sadece ilaç yazarlar.. bazı kendini depresyonda zanneden mallar da o ilacı alınca iyileşir. çok komik gerçekten. insanın kendi kendini kandırmasının ve kendini tanımamasının harika bir göstergesidir.
cehalet mutluluktur derler, doğru..
bir entryde yaklaşık olarak 5ten fazla (bkz:) veren yazarcanların başına gelmiş olan, tedavisi mümkün olmayan bela, örnek olarak kendimin şu entrysini göstereceğim; (bkz:#61724)
ayrıca (bkz: bkz)