sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

napoli

(bkz:#243028)'de belirttiğim gibi, italya hırsızlık açısından en şaibeli avrupa ülkesi. maalesef napoli de italya'nın bu konuda en beter yeri diyebilirim. seyahat edeceklerin önlem almasında fayda var. pasaport, kimlik, büyük miktarda para ve kredi kartlarınızı, uçak vb. biletinizi özel önlem alarak taşıyın. özel tip bel-boyun çantası veya gizli çanta denebilecek bir şeyiniz olsun. otel odalarına da dikkat edin. odalardaki elektronik kasalara da pek güvenmeyin derim.

napoli'ye kadar gitmişken, amalfi, sorrento, hatta tarihe meraklıysanız pompeii ve herculanum da görülmeli mutlaka. ören yerlerinde, müzelerde de her zamanki gibi hırsızlığa karşı dikkatli olun. değerli saat ve takı takmayın.

buzdolabını açıp boş boş bakmak

buzdolabının ağzına kadar dolu, yarı dolu, az dolu veya bomboş olmasına göre farklı hisler yaşatacak olan bakıştır buzdolabını açıp boş boş bakmak.

türkiye'de geylerin eğitilmesi

taşra, kırsal kesimler ve büyük şehirlerin varoşlarından başlanması elzem olan bir gereksinim. lgbti örgütleri bu konuya ciddi olarak el atmalı.

ah

türk yönetmenlerin sınır tanımaz çalma hastalığı

intihal, bu topraklara özgü galiba. sanatın, bilimin, hemen her şeyin "araklandığı" bir yer. müziğinden, akademik dünyadaki tezlere çokça "arak eser" mevcut. arada özgün işler üretenler müstesna, gerçek sanatçılar vb. hariç... üretmeden tüketince, üretilmişi alıp biraz makyajla yeni bir şeymiş gibi sunma sevdalılarıyla dolu etraf...

sütyen kopçası

eller meşgulse, ağız ile de açılabilecek hede.

sinemada homoseksüellik

quo vadis

evrensel ahlak ilkeleri oturmuş değil. herkesin ahlağı kendine. herkesin dini kendine. herkesin tabusu kendine. ortak bir insanlık kültürü son yıllarda gittikçe yara aldı; çok hızlı bir şekilde kendini yaralamaya devam ediyor insanlık. tüm dünyada kamplaşma ve taraflar arası keskinleşme artıyor. ötekileştirenler bile ötekileştirme yapıyor. topluma entegre olmak yerine kimileri asimilasyonu seçiyor veya kendini gizliyor, kimileriyse karşı tarafa kılıcını çekiyor; bunu gören öteki, ötekine çekiveriyor kılıcını. her grup ve/veya kişi kendi geçişkenliğini mikro kimliklerle sınırlıyor.
eşcinseller açısından olan gelişmeler iyiymiş gibi gözüküyor dünyada ama öyle değil, gelişmiş batı ülkelerinde evlilik vb. gibi tanınan haklar ne kadar yeterli? bu verilen haklar, karşı kampta bilenme yarattı mı, yaratmadı mı? bunları hep sorgulamak gerek...
gidişat iyi değil aslında; gidişat hiç ama hiç iyi değil. hayır, nihilist değilim ve edebiyat parçalama derdinde de değilim veya popüler olmak gibi bir gayem de yok.
düşünebilenlere düşünebildiklerini anımsatmak... evet, belki bir önceki cümlem gayemdir.

(bkz: ötekileştirilenlerin ötekileştirme yapması)
(bkz: ötekileştirmek)
(bkz: ötekileştirmemeye çalışıp ötekileştiren insan)
(bkz: ötekinin ötekisi)
(bkz: ötekileştirme yaptığı halde ötekileştirmediğini iddia eden ötekileştirilmiş kişi)
(bkz: ötekileştirmeyin derken ötekileştirebilen insan modeli)
(bkz: sözlükte açılan her başlığı faşizanlıkla ve ötekileştirmekle ilişkilendirmek)
(bkz: ötekileştirme sanatı)
(bkz: ötekileştirme)
...

tanım: " quo vadis?", eşcinsellerin uzayda izole arkolojilerde yaşamalarını dahi düşünmektir ve bu tam bir distopya olacaktır insanoğlu için;* bunu cidden düşünen homofobikler var ve benzer şekilde kimi ırkları, etnisiteleri yok etmeyi, eşcinselleri yeryüzünden kazımayı amaç bellemiş kişiler, gruplar barındırıyor insanoğlu hala ve bu artmakta; öyleyse buna dur demek için neler yapmalı?
düşünelim. düşüneyim. düşünün.

ayı sözlük'ün aylık özetleri

tanım: "ayın son günlerinde değil de, yeni ayın ilk günlerinde geçen ayın aylık özeti verilse daha akılcı olmaz mıydı?" diye düşündürten başlık.

homofobiye karşı sokakta soyunan çift

görünür olmak için beş giri yukarıda yazdığım gibi kariyer sahibi eşcinsellerin dolaptan çıkmak eylemini yapması lazım öncelikle ki, toplumda ciddi anlamda bir ses getirebilsin. bir düşünün çok önemli bir şirketin, holdingin patronunun eşcinsel olduğunu açıklamasını veya bir siyasetçinin; bir de bunun topluca yapıldığını düşünün!

homofobi yok edilmeye çalışılırken sakın daha da artırılıyor olmasın ve heterofobi geliştiriyor olmasın bazıları diye de sormak gerek.

toplumdan iyice ayrışmak mı, toplumla entegre olmak mı? işte bütün mesele bu!

tanım: kendi tabu veya ahlak kriterlerime göre değil, toplumun yapısını düşünerek eleştirdiğim eylem.

homofobiye karşı sokakta soyunan çift

bu tavır, tarafların iyice keskinleşmesine neden olur. lgbti'ye sempatiyle yaklaşan kesimden kopmalara ve muhafazakar kesimdeyse kılıçların çekilmesine yol açar. damlalar birike birike göl olur elbet ama suyun içine asit damlaları düşünce de göl zehirli olur.

tanım: benzeri türkiye'de de yapılabilecek hatta belki de yapılmış olan ama kendi kendini tatminin ötesinde ve yukarıda yazdıklarımın ışığında, faydası değil, zararı olan eylem.

meslektaş

aynı mesleği paylaşan kişilerin birbirlerine göre durumu.

(bkz: meslek)
(bkz: arkadaş)
(bkz: yoldaş)
(bkz: sözlüktaş)

homofobiye karşı sokakta soyunan çift

wagaman'ın yazdıklarını okuduktan sonra tekrar düşündüm.

başlıktaki ilk girimde, gece vakti kimsecikler etrafta yokken eylemin yapılmasından dem vurmuştum. gündüz vakti, cadde işlekken, insanla dolup taşarken yapılsa ne olacaktı? belki birileri linç etmeye kalkacaktı; belki birileri üstlerine örtünebilecekleri bir şeyler vermeye kalkacaktı; nihayetinde muhtemelen polis gelecekti.

bu tür protestolarla bir yere varılmıyor. lgbti akımına, hareketine sempatiyle bakan kimi heteroseksüelleri bile bakışlarından soğutabilir ve antipati duyar hale getirebilirsiniz bu tür eylemlerle. peta'nın hayvan hakları için yaptıklarına veya femen tarzı eylemlere benzemez sonuçları. benzemiyor da... istiklal'deki eylem, kesinlikle hareketin o anki tüm büyüsünü bozdu. benzer bir başka eylem de "recep ile şaban'ın aşkına ramazan karışamaz" olandı. belki bu sonuncusu söylem olarak doğruydu ama hangi topluma ne sunuldu? sonuç: harekete yarar değil, zarar verdi.

lgbti hareketi, bana göre toplumda kendine sıkı bir destek istiyorsa, daha çok kariyer sahibi insan dolaptan çıkmak eylemini yapmalı. daha kuvvetli örgütlenmeler ile politik destek alınmalı ve verilmeli. heteroseksüel kesimden de daha çok dost edinebilmeli ki toplumdan ayrı düşmesin, entegrasyon olsun. şimdilik düşüncelerim bu yönde.

homofobiye karşı sokakta soyunan çift

gecenin bir vakti kimsecikler ortada yokken yapılan bir protestodur*; homofobik olmadığımı biliyorsunuz ama verilen bağlantıya bakınca, ilk saptamam, ilk izlenimim bu oldu.

filizlenmek

filiz vermek, yeşermek, yeni bir başlangıç; başlangıcın başlangıcı.

quo vadis

insanoğlu denen hedeyi oluşturan insan neler ister? öncelikle yaşamak ister. öyleyse " yaşama hakkı" her bireyin kutsal hakkıdır. kimi özel durumlar hariç, kişinin kendi isteği haricinde diyelim*, yaşam hakkı, yaşama hakkı, yaşamak hakkı kutsaldır; kimsenin elinden alınamaz. alınıyor mu? alınıyor elbette. ütopyada değil distopyada yaşadığımızı belirtmiştim.

dünya bu nüfusu daha ne kadar kaldıracak? nüfus planlaması, ki doğru düzgün uygulanmıyor, bile korkunç bir hızla artan nüfusu dizginleyemiyor, dizginleyemeyecek de...

çare? sıkıştık. bu gezegende buna kalıcı bir çare yok. insanlık, türünü devam ettirmek istiyorsa, ne yapıp edip, uzaya açılmalı ve yeni yaşam alanları oluşturmalı. bunu en geç 2-3 yy. içinde ciddi anlamda yapabilmeliyiz. kitlelerin uzaydaki kolonilerde yaşamasından bahsediyorum; milyarların. uzayda arkolojiler kurabilmeliyiz.

tanım: " quo vadis?", insanoğlu denen hedenin dünya ile sınırlı kalmadan sorgulanmasıdır.

henryk sienkiewicz

özetle, " quo vadis?"´in yazarı ve nobel ödüllü polonyalı yazar.

gidişat

gidilen yön, gidilecek olan belirsiz yer, konum, durum... iş ve olayların gelişme süreci ve varacağı yer.

(bkz: quo vadis)

beşeriyet

sözlüktaş

aynı internet sözlüğünü paylaşan kişilerin birbirine göre durumu. arkadaş, yoldaş, meslektaş gibi sözlüktaş.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.