sinan

Durum: 2308 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34252 - Sözlük Kaşarı

Live Seviyesi: Yayıncı

12 yıl önce kayıt oldu.
5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 116

ayı sözlük itiraf

dün sabah kalktığımda, "ne alsam, ne satsam?" diyerek kendimi piyasaların içinde buldum yine.
sonra, "ne alsam, ne de satsam!" dedim ve çektim gittim yeniden uyumaya.

cannibalism

yamyamlık

ayı sözlük yazarlarının yaşadığı komik anlar

ilkokul ikideyim... o sıralar çocuk kaçırma olayları oluyordu ve ailem de beni bu konuda uyarmıştı. okul çıkışında, hemen sınıfın kapısının orada, kadının biri yanıma geldi ve elimi tuttu. ben de "öğretmenim beni kaçırıyorlaaar!" diye bastım çığlığı!

öğretmen geldi hemen yanıma, gülümsüyordu. öğretmenim de, kadın da konuşmaya başladı... ben hala kendime tam gelememiştim. dikkatlice bakınca, o kadının, saçının rengini ve kesimini değiştirmiş olan annem olduğunu anladım!!!

---------

artık, komik mi, traji-komik mi, sen karar verirsin okuyucu...

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

gaye su akyol - yıllar yılan :


kayboldum kanadında
beni çıkar ya aşk
koymuyor ilacını yamacıma
anlamıyor acımı
acıdan ölüyorum bak
buralar hep ızdırap

boşver beni sen ağla giden o hayale
filler gibi uçan geleceğe
kavrulur odalar aynadaki gül cemale
içine kaçan heveslere

kimse anlamaz
cürmü yakar
kirden nehir
durmaz akar
titrer duman
kabus yağar
öldürmedi
bu yıllar yılan

kayboldum damarında
beni çıkar ya aşk
koymuyor ilacını yamacıma
anlamıyor acımı
acıdan ölüyorum bak
buralar hep ızdırap

boşver beni sen ağla giden o hayale
filler gibi uçan geleceğe
kavrulur odalar aynadaki gül cemale
içine kaçan heveslere

kimse anlamaz
cürmü yakar
kirden nehir
durmaz akar
titrer duman
kabus yağar
öldürmedi
bu yıllar yılan

anlamaz o
cürmü yakar
kirden nehir
durmaz akar
titrer duman
kabus yağar
öldürmedi
bu yıllar yılan

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

ceyl'an ertem & can güngör - ah bu şarkıların gözü kör olsun :

format atmak

gnu/linux kullanıcılarının pek az gereksinim duyduklarındandır.

bira

biranın mucidi, tarihte ilk olan çoğu şeyi buldukları gibi, bunu da bulan sümerler'dir.

bira göbeği

bira, "sıvı ekmek" diye de bilinir. bira göbeği geçmişte bende de vardı. epeydir yok denecek kadar azaldı hatta oldukça "fit durumda" sayılırım.

ilacı şöyle:

a) bira içmeyi bırakın.

b) ekmek ve hamurlu şeyleri yemekten kaçının.

c) özel olarak bir spor yapmak yerine hareketli olun (zaten spor yapıyorsanız devam edin - azıcık daha fazla yapın).

d) bol bol sevişin.*

alttaki yazara soracaklarım var

hayır fethettim ama sürekliliği sağlayamadım sonrasında. zorlama olunca, olsa da olmuyor. karşılıklı olmalı her ne olacaksa.

alttaki yazara sorum: ne sıklıkta saçlarını kestiriyorsun?

her gece yatmadan önce 31 çeken adam

güney veya kuzey kutbu'nda sıkıntı çekecektir.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

naarghita - dum maro dum :


"dum maaro dum" full song | "deepika padukone" :


hare ram hare krishna - dum maro dum mit jaaye gum - asha bhosle :


dum maro dum (high on love) new by kamryn belle :

alttaki yazara soracaklarım var

hayır. önceden haberim olması şart. habersiz gelirse, geldiği gibi gider. bu konuda çok sertim ama ne yapayım huyum böyle!

alttaki yazara sorum: yazın bronzlaşıp gezmek mi, kışın mı bronzlaşıp gezmek? ikisi birden veya ne o ne bu yanıtını saymam.

napoli

(bkz:#243028)'de belirttiğim gibi, italya hırsızlık açısından en şaibeli avrupa ülkesi. maalesef napoli de italya'nın bu konuda en beter yeri diyebilirim. seyahat edeceklerin önlem almasında fayda var. pasaport, kimlik, büyük miktarda para ve kredi kartlarınızı, uçak vb. biletinizi özel önlem alarak taşıyın. özel tip bel-boyun çantası veya gizli çanta denebilecek bir şeyiniz olsun. otel odalarına da dikkat edin. odalardaki elektronik kasalara da pek güvenmeyin derim.

napoli'ye kadar gitmişken, amalfi, sorrento, hatta tarihe meraklıysanız pompeii ve herculanum da görülmeli mutlaka. ören yerlerinde, müzelerde de her zamanki gibi hırsızlığa karşı dikkatli olun. değerli saat ve takı takmayın.

buzdolabını açıp boş boş bakmak

buzdolabının ağzına kadar dolu, yarı dolu, az dolu veya bomboş olmasına göre farklı hisler yaşatacak olan bakıştır buzdolabını açıp boş boş bakmak.

türkiye'de geylerin eğitilmesi

taşra, kırsal kesimler ve büyük şehirlerin varoşlarından başlanması elzem olan bir gereksinim. lgbti örgütleri bu konuya ciddi olarak el atmalı.

ah

türk yönetmenlerin sınır tanımaz çalma hastalığı

intihal, bu topraklara özgü galiba. sanatın, bilimin, hemen her şeyin "araklandığı" bir yer. müziğinden, akademik dünyadaki tezlere çokça "arak eser" mevcut. arada özgün işler üretenler müstesna, gerçek sanatçılar vb. hariç... üretmeden tüketince, üretilmişi alıp biraz makyajla yeni bir şeymiş gibi sunma sevdalılarıyla dolu etraf...

sütyen kopçası

eller meşgulse, ağız ile de açılabilecek hede.

sinemada homoseksüellik

  • /
  • 116
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2308

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

zürefa

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.

homofobiye karşı sokakta soyunan çift

wagaman'ın yazdıklarını okuduktan sonra tekrar düşündüm.

başlıktaki ilk girimde, gece vakti kimsecikler etrafta yokken eylemin yapılmasından dem vurmuştum. gündüz vakti, cadde işlekken, insanla dolup taşarken yapılsa ne olacaktı? belki birileri linç etmeye kalkacaktı; belki birileri üstlerine örtünebilecekleri bir şeyler vermeye kalkacaktı; nihayetinde muhtemelen polis gelecekti.

bu tür protestolarla bir yere varılmıyor. lgbti akımına, hareketine sempatiyle bakan kimi heteroseksüelleri bile bakışlarından soğutabilir ve antipati duyar hale getirebilirsiniz bu tür eylemlerle. peta'nın hayvan hakları için yaptıklarına veya femen tarzı eylemlere benzemez sonuçları. benzemiyor da... istiklal'deki eylem, kesinlikle hareketin o anki tüm büyüsünü bozdu. benzer bir başka eylem de "recep ile şaban'ın aşkına ramazan karışamaz" olandı. belki bu sonuncusu söylem olarak doğruydu ama hangi topluma ne sunuldu? sonuç: harekete yarar değil, zarar verdi.

lgbti hareketi, bana göre toplumda kendine sıkı bir destek istiyorsa, daha çok kariyer sahibi insan dolaptan çıkmak eylemini yapmalı. daha kuvvetli örgütlenmeler ile politik destek alınmalı ve verilmeli. heteroseksüel kesimden de daha çok dost edinebilmeli ki toplumdan ayrı düşmesin, entegrasyon olsun. şimdilik düşüncelerim bu yönde.
devark.cloud tarafından geliştirildi.