sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

expat

kendi ülkesinin dışında çalışan insanlara denir. bunlar turist değildir. çalışma izni, oturma izni almış kişilerdir normal şartlarda. metropollerin olmazsa olmazlarındandır. büyük şehirlerin kozmopolit havasına katkıda bulunurlar.

gurbetçilik ile ilgisi yoktur bu kavramın; expat'ler işleri bitince başka bir ülkeye giderler. kalıcı değil, geçicidirler. örneğin evlilik gibi bir neden yüzünden kalıcı olurlarsa, o zaman expat olmaktan çıkacaklardır; dolayısıyla expat olmanın tanımında, geçicilik vardır.

latince, ex-patriate'den gelir expat sözcüğü.

sonradan gelen bir ek: expat'ler mülteciler gibi değildir; expatler batılı veya batı kültürüyle harmanlanmış, gelişmiş veya gelişmekte olan ülke vatandaşlarıdır. örneğin afrikalı biri türkiye'ye gelip sokakta saat satıyorsa expat olmaz. türkiye'de bir şirkette çalışan hollandalı veya japon ise, expat'tir. kaçak yollardan expat gelmez.

gaborone

botsvana'nın* başkenti. dağlar arasında düz bir vadide kurulu olan kentin nüfusu tahminen 240.000 civarıdır.

botswana

hiv

2007 verilerine göre, botsvana'nın nüfusunun yaklaşık dörtte biri hiv taşıyıcısıymış... düşündürücü.

botsvana

botsvana ( botswana) cumhuriyeti, afrika'nın güneyinde ve denize kıyısı olmayan bir ülkedir.
başkenti gaborone'dir.

ülke genelinde, 2007 verilerine göre %24'lük bir nüfus hiv taşıyormuş...

herero

çoğu botsvana* ve namibya'da, az bir kısmı angola'da olan ve 300.000 civarında olduğu tahmin edilen bir nüfusun konuştuğu dil ile bu dili konuşan çoğu bantu asıllı insan topluluklarına denir herero.

ayı sözlük yazarlarının çalmak istediği enstrümanlar

ben yazana dek, başlığa yazan her yazar en az bir enstrüman çalmak istediklerini belirtmiş. bu durumda evlerinde enstrüman olanların ve enstrüman satan dükkanların, orkestraların vb. çok dikkatli olması gerekiyor.

hırsızlık kötü bir şeydir dostlar; yapmayınız!*****

35 buçuk

izmir'in plaka numarası 35 olduğundan, izmir'de olan ama izmir'den kendilerini bir şekilde ayrı duyumsayan karşıyaka'nın kendilerine taktığı, yakıştırdığı buçuklu imajdır 35 buçuk.

not: başlığın 35,5 veya 35.5 diye sayıyla veya tamamen yazıyla değil de rakam ve yazı karışımı açılmasının nedeni, en önemli ve eski, büyük sözlüklerde de bu şekilde açılmış olmasındandır. belki bu şekilde, "buçuk olma hali" daha çok vurgulanmaktadır.

(bkz: ksk)

sıkılınca balkondan atlamak

kedi olduğunuza delalet ediyor olabilir.

karl marx

özetle: "şu bizim sakallı!"*

kaf sin kaf

karşıyaka spor kulübü'nün bir arap alfabesi türevi olan osmanlı türkçesi alfabesi ile baş harflerinin slogan veya kısaltma olarak yazılması veya söylenmesidir.
(bkz:#245786)'da bu konuya değinmiştim.

(bkz: ksk)

ksk

homoseksüellik olgusunu finansman kaynağına çevirmek

"kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser."*
satılacak bir şeyler var ki, homoseksüellik olgusu paraya dönüştürülebiliyor... düşündürücü.

çıplak yüzmek

her bebeğin daha doğrusu ceninin bir nevi, daha doğmadan yani, yaptığı eylemdir.
normal şartlarda, anne karnında bir sıvı içinde yüzdük hepimiz, değil mi?

entelektüel'i entellektüel şeklinde telaffuz eden semantik hafıza

intellect'deki, intellectual'deki iki " l" yüzünden olabilir. lingua franca'nın fransızca'dan ingilizce'ye geçmesi ve bu geçiş sırasındaki nesil kopukluğu, osmanlı türkçesi kullanan münevver ile sol söylemli aydın arasındaki geçişkenliğin azlığı, entelektüel'in entel'e indirgenişi ve adeta aşağılanması, türkçe'ye sözcüğün giriş tarihi ile yaygın kullanılışının tarihi vb. uzar gider böyle...

hareke

üstün, ötre, med, esre... arap alfabesi veya türevlerindeki, harflere konulan özel işaretlerdir. örneğin elif'in üstüne med koyduğunuzda a okutur...

şedde ve cezm'in harekeden sayılmadığını ekleyeyim.

şedde

ters " m" veya yumuşak font ile yazılmış " w" gibidir şekli. ş'nin üstüne geldiğinde eşek, eşşek oluverir.*

(bkz: hareke)

entelektüel'i entellektüel şeklinde telaffuz eden semantik hafıza

k harfini ka diye okumak

türkçe'ye girmiş farsça ve arapça sözcüklerin etkisiyle oluştuğunu düşündüğüm bir durumdur. ince k yani kef ve kalın k yani kaf yüzünden. en özetiyle bu...

aslında konuyla ilgili daha çok ayrıntı var; boş bir vaktimde ileride ele alabilirim belki.

ideolojik telaffuz farklılıkları ayrı bir inceleme konusu elbette.

çıplak yüzmek

ıssız bir sahilin denizinde, gece ve dolunay varken yapıldığında daha bir anlam kazanır.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.