sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

sscb

türkçe'de sovyet sosyalist cumhuriyetleri birliği'nin kısaltmasıdır.
orijinali cccp'dir.
kiril alfabesi'nde "s" sesi "c" harfi ile ifadelendirilir, "r" de "p" ile; dolayısıyla "sayuz" (birleşmiş - soyuz = birlik), sovetskigh ( sovyet = işçi birliği), sotsialistitcheskigh ( sosyalist) respublik ( cumhuriyeti/leri) şeklindedir doğru açılımı.

ermenistan

başkenti erivan, kendilerine göre yerivan veya yerevan, aslında revan adlı eski bir türk kentidir.
revani adlı tatlının adı buradan gelir. halkı en çok, 70 yıla yakın süren sscb idaresinin izlerini silmekle meşguldür halen.

marmara adaları

marmara denizi'nde, balıkesir iline bağlı takımadadır. prens adaları ile karıştırılmamalıdır.

marmara adası, avşa, paşalimanı, ekinlik adlı dört ada ve bazı küçük kayalıklardan oluşur.

(bkz: avşa adası)
(bkz: marmara adası)

adalar

prens adaları

marmara denizi'nde bulunan, istanbul'un asya tarafına yani anadolu yakası'na yakın olan adalar topluluğu.*. adalar, istanbul adaları, kızıl adalar adlarıyla da bilinirler. bu adalara prens adaları adının veriliş nedeni, bizans zamanında soylu ve önemli kişilerin, din adamlarının hatta prenslerin buralara sürülmesindendir. marmara adaları ile karıştırılmamalıdır.

şu adalardan oluşmaktadır:

a) yerleşim yeri olanlar:

(bkz: büyükada)
(bkz: heybeliada)
(bkz: burgazada)
(bkz: kınalıada)
(bkz: sedefadası)

b) sürekli ve düzenli yerleşim yeri olmayanlar:
(bkz: sivriada)
(bkz: yassıada)
(bkz: kaşık adası)
(bkz: tavşan adası)

takımada

en az iki adadan oluşan, birbirlerine yakın adalar topluluğuna denir.

wiki: http://tr.wikipedia.org/wiki/Tak%C4%B1ma...

spratly takımadaları

en yüksek yeri dört metre olan ve resiflerden oluşma bir adalar topluluğu yani takımada.
çin, tayvan, vietnam, malezya ve filipinler hak sahipleridir. ilgili ülkeler arasında zaman zaman sürtüşme yaşanmasına sebebiyet verir bu adalar.

spratly islands

prep

ingilizce olarak preparation'un kısaltılmışıdır prep. ...
hazırlık, hazırlama anlamlarına geldiğinden, hazırlık sınıfları* için de kullanılır "prep." kısaltması.

çağan ırmak

gerçek sinefillerin pek hazetmediği bir yönetmen. bazı işlerinin de konu olarak çalıntı olduğu söylenir ilgili mecralarda.

bencileyin

bence, bana göre anlamları taşıyan eski türkçe bir söz. "sana göresi" olanına sencileyin derler.
bir başka kullanım anlamı da, "benim gibi"...

yunus emre de çok kullanır bencileyini :

londra

east end ve west end ikilemi yaşatan, bir zamanların soho'su ile anılan, citi'si ile bunaltan bir yerdir bencileyin.

sınırları olmayan insan

sınırlandırılmaya kalkıldığında, uğruna savaşacak bir şeyi olacak olan insandır.

ayı sözlükçülerin şu an ihtiyacı olan şey

vegan olsaydım "½ kg. kıyma" derdim. değilim.
zaman, daha çok zaman. çoook zaman. her zaman hep ihtiyacım olan şey: zaman.

lakin

" ama", " fakat" anlamlarında bir sözcük.

melancholy man

böyle değişik bir cover'ı da vardır:
tantra'dan...
bence olmamıştır bu " cover". lakin meraklısı dinlemelidir. olmuş olabilir de nitekim netekim değil nitekim - swh. sonlara doğru giren ritm, koromsu hava, başlardaki ve ortalardaki dijitalizasyon, ağır ve "damardan giren" bir solist kısmen farklı bir etki yaratmaktadır orijinaline göre.

ayak fetişizmi

idealize edilmiş kadın ayağı için gradiva'yı akla getiren bir fetişizm türüdür.

gradiva

gradiva, "küller altından çıkan aşkın tanrıçası" olarak değerlendirilmiştir.
düşler, s.freud, psikanaliz, sürrealizm kavramlarıyla değil de, wilhelm jensen'in gradiva yahut pompei* fantezisi için, açık radyo'nun "didik didik freud ix: psikanaliz ve arkeoloji - serol teber - şenol ayla"´suna bakılabilir:

http://ayisozluk.com/lnk/argrdv

gradiva'nın rölyefindeki en önemli zerafet unsuruysa, adım atışlarındaki inceliktir:

herculanum

pompei'ye* yakın ve aynı kaderi paylaşmış bir şehir.
pompei'ye nazaran daha elit bir yerleşim yeridir. zenginlerin villaları ağır basmaktadır bu yerleşim yerinde.

pompeii

  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.