sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

pompei

gradiva

latince, yürüyen kadın anlamına gelen sözcük ve pompei'de* bulunan bir rölyefe verilen ad.
derin anlamlar yüklenmiştir bu rölyefe. freud'dan, sürrealistler'e dek varan bir etki alanı vardır.
orijinali roma'daki chiaramonti müzesi'nde görülebilir:
altın oran'dan, açısal momentum'a, psikanalitik derinliklere doğru yolculuğa çıkartır "anlayanlarına" gradiva.

wiki: grdv

nezt

nazarımca, bakış açıma göre, fikrimce, bana göre, göre anlamlarındadır. kullanılırken, t yerine d yumuşaması gelir. neztimde yerine nezdimde gibi.

sigmund freud

nezdimde* gradiva'ya bakışıyla anımsarım freud'u. poststructuralist filozof jacques derrida'nın "mal d'archive: une ımpression freudienne" adlı eseri, freud'un bilimsel yönü olduğu kadar, sanat derinliği de olan bir insan olduğunu görmemizi sağlar.
bunlar dışında, freud'un antik mısır*'a ilgisi de, ayrıca dikkate değer

istanbul'da metrolar için bomba uyarısı

orijinal metin:

sonradan gelen ek: linkteki resim-metni bir ulusal gazeteden alıp koydum.

aşk meyvesi

domates

aşk elması

giriş:
domates, amerika kıtası kökenli bir meyvedir.

gelişme:
sebze olduğu sanılsa da, bilimsel olarak bir meyvedir domates.

sonuç:
1900 başlarına dek, zehirli olduğu düşünüldüğünden yenmemiştir. avrupa'ya ilk getirildiğinde, aristokratlar, zenginler saksılarda süs bitkisi niyetine yetiştirmişlerdir. amerika'dan avrupa'ya ilk getirilen türü sarı renkte olduğundan, italya'da altın elma olarak adlandırılmış; akabinde, kırmızı renkteki domates türleri keşfedilip de avrupa'ya bunlar da gelince yeni adı aşk elması olarak değişmiştir.

ya ünlemindeki a harfini uzatmak

söyleniş tarzına göre, serzenişten, kızgınlık ifadesine kadar çeşitli anlamlar kazanan bir ünlem ifadesidir.

örnekler:

a) serzeniş: yaaaa, yapma ama hani denize gidecektik bugün?

b) kızgınlık ifadesi: yaaaa demek öyle; görürsün gününü şerefsiz herif!

ikileme

anlam güçlendirmesi için aynı sözcüğün tekrarlanması veya sözcüğün zıttının, sözcüğün bozulmuş halinin, hatta bir başka sözcüğün pekiştirme amaçlı eklenmesi, yinelenmesidir. ses benzeşimi olanlar eskiden "-" ile yazılırdı. ben hala, aklıma gelirse, öyle yazıyorum.

örnekler: alla alla, sarı-marı, eften püften, haşır-huşur, alış-veriş*.

(bkz: m'li ikilemeler)

allasen

halk dilinde ve özellikle eski istanbul türkçe'sinde, "allah'ını seversen", "allah aşkına" anlamına gelen, kısaltılmış sözcük.
sözcük, önceleri "alllahasen" iken, zamanla "allasen" şekline bürünmüştür. "allaaaasen" diye uzatılarak söylenir.

h düşmesine örnek bir başkası için:
(bkz: alla alla)

alla alla

h'nin düşmesine, benzer bir sözcük olarak allasenin örnek olarak gösterilebileceği ikilemedir, sözdür.

subjugator ve bearhairy i sözlüğe geri kazandırma protestosu

yaklaşık bir yıl sonra okuduğum bir başlıktır çünkü yeni keşfettim yeni bir yazar olarak.

bence okuyanlardan unutmuş olanlar yeniden okumalı, okumamış olanlar da okumalı. başlık çok güzel görüşler barındırıyor genel olarak.

farklı fikirlerin ifade edilebilmesi çok güzel ama keşke tüm taraflar, diğerlerinin, insanların hassasiyetlerine dokunmadan bunu yapabilse; illegaliteye varmadan, ırkçılığa, ayrımcılığa varmadan, milliyetçiliği, vatanseverliği ırkçılığa çevirmeden yapılabilse bu...

alcohol

arapça "al kuhl" (el kül) yani antimon, sülfat, göze sürülen sürmeden gelir etimolojisi.

al kuhl'un etimolojisini irdelersek, "kahala" yani "karardı" sözcüğüne ulaşırız.
endülüs üzerinden 12. yy.'da avrupa'ya girmiş bir sözcüktür alcohol / alcool / alkol.

çevreci

1) ekolog, çevre bilimi ile uğraşan kimse.
2) çevre duyarlılığı olan, doğanın kirletilmesine karşı olan birey.

(bkz: çevrecilik)
(bkz: ekoloji)
(bkz: ekolog)
(bkz: ekolojist)
(bkz: yeşiller)
(bkz: yeşiller partisi)
(bkz: greenpeace)
(bkz: doğa)

denize atılmış kullanılmış prezervatif

istanbul boğazı gibi akıntısı kuvvetli yerlerde görülenler, nereden geldiği belli olmayan prezervatiflerdir. durgun denizlerdeyse, bir ihtmal, civara bakılmalı veya bakılmamalıdır olay anının gerçekleştiği yeri bulmak ya da bulmamak için.

bir tekneden, gemiden, yattan, sandaldan atılmış olabileceği gibi, sahil kenarından, deniz kıyısına park etmiş bir otomobilden, plajdan, yalıdan vb. de atılmış olabilir denize.

çevreci bir eylem değildir. zira prezervatiflerin yapıldığı maddeler genellikle doğada asırlarca çözünmez ve çevre kirliliğine katkıda bulunur. siz siz olun, atmayın böyle şeyleri denizlere!

frankofon

fransızca'dan gelen "francophone" sözcüğünün türkçeleşmiş halidir.

üst anlamıyla, fransız diline, fransız kültürüne hakim, fransızca konuşabilen kişi anlamındadır.

alt anlamıyla, fransızca konuşabilen herkes ve dolayısıyla eski fransız sömürgelerinde ve günümüzde fransızca konuşulan ülke ve bölgelerde yaşayan insanların tümü kastedilir.

ışid'in gay uygulamalarda hesap açması

terörün amacı korku ve dehşet ortamı yaratıp, bu durumdan kendilerine çıkar sağlamaktır. dolayısıyla ışid denen örgütün de amacı budur; tüm o kafa kesme videoları, eşcinsellerin kulelerden atılma videoları vb. de bunun içindir: dehşet ve korku salmak.

kimi ergenler veya ergen demeyeyim, zekası gelişmemiş kerameti kendinden menkul kişiler de, sığlıklarından böyle hesaplar açıp, ışid'in yarattığı dehşet ortamından kendinlerince nasiplenmek veya eğlenmek(!) isteyebilirler. lakin, " ateş olmayan yerden duman çıkmaz" deyip tedbirli olmakta fayda vardır. boşyere tedbir alınmışsa, kaybedilen bir şey olmaz. tedbir alınmamışsa ve durum iddia edildiği gibiyse, başınız ağrır, hatta hayatınızdan olursunuz.

ışid veya ışid özentisi psikopatlar, kim açmışsa açsın bu tür hesapları, işin sonunda bir risk varsa, gereksiz yere o risk alınmamalıdır.

eşcinsel dostlar, dikkatli olunuz; önlemsiz kalmayınız.

güneydoğu'da gsm şirketlerindeki genel internet hizmeti sorunu

arızadan ziyade, illegal oluşumların sokağa dökülme çağrılarına karşı bir önlem olarak uygulanan sansür olduğu düşünülen durumdur.

galatasaray lisesi

ülkemize çokça aydın, sanatçı, açık fikirli insan yetiştirmiş asırlık lise.

osmanlı zamanında mekteb-i sultani adıyla bilinirdi. bu adlandırma, osmanlı sonrasında da, resmiyeti kalmasa da kullanılır olmuştur. azalsa da, günümüzde de mezunları arasında veya eski mezunlarına atıf yapılırken mekteb-i sultani adı kullanılıyor halen.

sonraları başka sultani'ler kurulmuşsa da, tek mekteb-i sultani olarak anılan lise, galatasaray lisesi'dir. lingua franca'nın fransızca olduğu zamanlarda kurulduğundan, eğitim dili ağırlıklı olarak fransızca seçilmiştir. frankofon (francophone) insanlarımızın yetişmesinde en az fransız kökenli liseler kadar katkısı vardır galatasaray lisesi'nin.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.