terörün amacı korku ve dehşet ortamı yaratıp, bu durumdan kendilerine çıkar sağlamaktır. dolayısıyla ışid denen örgütün de amacı budur; tüm o kafa kesme videoları, eşcinsellerin kulelerden atılma videoları vb. de bunun içindir: dehşet ve korku salmak.
kimi ergenler veya ergen demeyeyim, zekası gelişmemiş kerameti kendinden menkul kişiler de, sığlıklarından böyle hesaplar açıp, ışid'in yarattığı dehşet ortamından kendinlerince nasiplenmek veya eğlenmek(!) isteyebilirler. lakin, " ateş olmayan yerden duman çıkmaz" deyip tedbirli olmakta fayda vardır. boşyere tedbir alınmışsa, kaybedilen bir şey olmaz. tedbir alınmamışsa ve durum iddia edildiği gibiyse, başınız ağrır, hatta hayatınızdan olursunuz.
ışid veya ışid özentisi psikopatlar, kim açmışsa açsın bu tür hesapları, işin sonunda bir risk varsa, gereksiz yere o risk alınmamalıdır.
ülkemize çokça aydın, sanatçı, açık fikirli insan yetiştirmiş asırlık lise.
osmanlı zamanında mekteb-i sultani adıyla bilinirdi. bu adlandırma, osmanlı sonrasında da, resmiyeti kalmasa da kullanılır olmuştur. azalsa da, günümüzde de mezunları arasında veya eski mezunlarına atıf yapılırken mekteb-i sultani adı kullanılıyor halen.
sonraları başka sultani'ler kurulmuşsa da, tek mekteb-i sultani olarak anılan lise, galatasaray lisesi'dir. lingua franca'nın fransızca olduğu zamanlarda kurulduğundan, eğitim dili ağırlıklı olarak fransızca seçilmiştir. frankofon (francophone) insanlarımızın yetişmesinde en az fransız kökenli liseler kadar katkısı vardır galatasaray lisesi'nin.
seppuku, harakiri dahil, bıçak, kama, kılıç gibi kesici bir silahla karın deşerek nihayet bulan, öncesinde edilen dualardan, içilen çaya kadar çeşitli etkinliklerde bulunulabilen, kimi zaman şahitler huzurunda yapılan, bazen karın deşen kişinin başının da kendi isteği üzerine bir arkadaşı veya şahitlerden biri tarafından uçurulduğu genel ve geleneksel japon intihar eyleminin adıdır.
seppuku (harakiri) adında, 1962 yılına ait, yönetmenliğini masaki kobayashi'nin yaptığı bir film de vardır; seppuku ritüelinin tarihsel canlandırılışı görmek için fırsat sunar bu film meraklılarına.
yeterince uzun yaşarsam bir ai'den de duymak istediğim şarkı.
queen - i'm going slightly mad (official video) :
sözleri:
when the outside temperature rises
and the meaning is oh so clear
one thousand and one yellow daffodils
begin to dance in front of you - oh dear
are they trying to tell you something ?
you're missing that one final screw
you're simply not in the pink my dear
to be honest you haven't got a clue
i'm going slightly mad
i'm going slightly mad
it finally happened - happened
it finally happened - ooh woh
it finally happened - i'm slightly mad - oh dear !
ha ha ha ha ha
i'm one card short of a full deck
i'm not quite the shilling
one wave short of a shipwreck
i'm not my usual top billing
i'm coming down with a fever
i'm really out to sea
this kettle is boiling over
i think i'm a banana tree
oh dear
i'm going slightly mad
i'm going slightly mad (i'm going slightly mad)
it finally happened - happened
it finally happened - uh huh
it finally happened - i'm slightly mad - oh dear !
uh uh ah ah
uh uh ah ah
i'm knitting with only one needle
unravelling fast it's true
i'm driving only three wheels these days
but my dear, how about you ?
i'm going slightly mad
i'm going slightly mad
it finally happened
it finally happened - oh yes
it finally happened - i'm slightly mad !
just very slightly mad !
and there you have it !
atletizm'in koşu dalındaki bir yarışta (örneğin: maraton) ve erkekler kategorisinde geride kaldığınızı ve en azından birinci gelemeyeceğinizi gösteren olgu.**
aristoteles'in on kategorisinden yani kategoria'dan birisidir. misal, ısınmak veya yakılmak edilgenlik belirtir. tıpkı etkinlik yani "poiein" gibi edilgenlik de, ters orantı şeklindeki bir karşı durumu, karşıtlığı* ve azlığı-çokluğu ifade eder.
bu meyanda, paskhein'e göre, ısınmak, soğumaya karşı olduğu gibi, az ya da çok ısınılabilir.
aristoteles'in kategoriler'inde, 1b-2a ve 11b bölümlerinde paskhein hakkında daha fazla ayrıntı bulmak mümkündür.
tanım: güney yarımküre için hazırlanmayan ve sadece kuzey yarımküre için geçerli, sevgiliyle kısa süreli şahane tatiller için gerekli üç şeyin mevsimsel listesi.
1) halılarda, kilimlerde oluşmuş, örneğin bir sigara kıvılcımı, izmariti nedeniyle olan yanık.
2) halı veya kilim üzerinde sevişirken, durumunuza göre, sırtta, dizlerde ve belki dirseklerde de oluşabilen kızarmalar, sürtünme dolayısıyla adeta yanık görünümlü tahrişler. rutin haline gelirse, halının eskimesine, aşınmasına sebebiyet verebileceğinden, değerli halılarda pek yapılmaması önerilir.
ekonomi ile ilgili her türlü durumun matematiksel ölçümünü yaparak değerlendiren, planlama, uygulama aşamalarını inceleyip, geliştiren, oluşturan veya kimi kez gerektiğinde, bunları çürüten, düzelten kişidir ekonometrist.
uluslararası ekonomi, makro ve mikro ekonomi alanlarında araştırma yaparken asıl erek, geliştirilen modellerin uygulamaya konulabilecek hale getirilmesidir. yöneylemsel metodoloji, karmaşık yapıların matematiksel ifadeler üzerinden görülmesini sağlayarak, ekonometristin karanlığını aydınlatır.
verimi artırmak, işgücünün yönlendirilmesi, hammaddeden başlayıp üretim aşamasına, üretimden tüketici alışkanlıklarına dek ilgi alanına ekonomik süreçlerin tümü girer ekonometristin. bir ekonometrist alanında farklılık yaratmak istiyorsa, davranış bilimleri'ne göz kırpmalıdır, yakın durmalıdır.
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
no one will be watching us
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
no one will be watching us
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
why don't we do it in the road?
no one will be watching us
why don't we do it in the road?
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.
bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.
edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.
edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *
hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.
şöyle ki:
latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.
farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...
arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.
tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*
varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.
sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.
wagaman'ın yazdıklarını okuduktan sonra tekrar düşündüm.
başlıktaki ilk girimde, gece vakti kimsecikler etrafta yokken eylemin yapılmasından dem vurmuştum. gündüz vakti, cadde işlekken, insanla dolup taşarken yapılsa ne olacaktı? belki birileri linç etmeye kalkacaktı; belki birileri üstlerine örtünebilecekleri bir şeyler vermeye kalkacaktı; nihayetinde muhtemelen polis gelecekti.
bu tür protestolarla bir yere varılmıyor. lgbti akımına, hareketine sempatiyle bakan kimi heteroseksüelleri bile bakışlarından soğutabilir ve antipati duyar hale getirebilirsiniz bu tür eylemlerle. peta'nın hayvan hakları için yaptıklarına veya femen tarzı eylemlere benzemez sonuçları. benzemiyor da... istiklal'deki eylem, kesinlikle hareketin o anki tüm büyüsünü bozdu. benzer bir başka eylem de "recep ile şaban'ın aşkına ramazan karışamaz" olandı. belki bu sonuncusu söylem olarak doğruydu ama hangi topluma ne sunuldu? sonuç: harekete yarar değil, zarar verdi.
lgbti hareketi, bana göre toplumda kendine sıkı bir destek istiyorsa, daha çok kariyer sahibi insan dolaptan çıkmak eylemini yapmalı. daha kuvvetli örgütlenmeler ile politik destek alınmalı ve verilmeli. heteroseksüel kesimden de daha çok dost edinebilmeli ki toplumdan ayrı düşmesin, entegrasyon olsun. şimdilik düşüncelerim bu yönde.