başlasak müzeyyen ablamla '' huysuz ve tatlı kadın'' desek.. rakımız, dostumuz da oldu mu... kim takar dünyayı.. zaman orda dursun ve güzellikler çalsın art arda.
sevmek eskidenmiş güzelim
sanki yıllar öncesinde kalan aşkımız bir masalmış bir tanem
düş yerine gerçekmiş yaşanan
yarınlar bizim için geç artık
çok geç artık sana dönmek
hani giderken bana demiştin ya sen
yolcu yolunda gerek
sevgi bizim için yok artık
yok artık bir daha sevmek
hani giderken bana demiştin ya sen
yolcu yolunda gerek
bitti denen yerden başlamak ve gözlerini açmak yeniden
belki de sevinçle kucaklaşıp
başlarız kaldığımız yerden
yarınlar bizim için geç artık
çok geç artık sana dönmek
hani giderken bana demiştin ya sen
yolcu yolunda gerek
sevgi bizim için yok artık
yok artık bir daha sevmek
hani giderken bana demiştin ya sen
yolcu yolunda gerek...
masal gibisin.. o ne sevimlilik, o ne güzellik... hele ''r'' harfini yutma halin tam yenilesi.. çok güzel sesin var.. huzura ihtiyacınız var ise dinleyin derim.
ben bir soğuğa düştüm
içinde üşümek yok
yolumu kendime çizdim
karda kalmış ayak iziydim
ben bir sokağa döndüm
başı da yok sonu da yok
olduğum yerde bekledim
dilek tutup seni istedim
biraz seni özledim
biraz sohbetini biraz sesini
biraz seni özledim
biraz da kendimi ve nehirleri
ben bir kelebek gördüm
konacak çiçeği yok
kanatlarını ben aldım
günsüz kalmış kelebek gibiydim
ben bir denize düştüm
ucu yok bucağı yok
seni o deniz farzettim
dalga dalga boğulup gittim
biraz lan biraz
dışarıda ötekileştirilen biz neden kendi içimizde de ötekileştirme yapıyoruz?
hani gökkuşağının yedi rengiydik?
daha kendi bireyimize sahip çıkamazken dışarda haklarımızı nasıl savunalım?
bearhairy'i sevdiğim söylenemez. düşünceleri ile aynı düşüncede olmamam nefrette ettirmez. herkes aynı düşünecek diye bir sey de yok. ama hiçbir yazar silinmeyi haketmiyor. (hakaretler, tacizler, nefret söylemi olmadığı sürece)
özgürce yazabileceğimiz sınırlı platformlar varken bir de böylesine sansürü uygun bulmuyorum, bulmayacağım da.
ibrahim abinin bir röportajını okumuştum. ahmet yıldız'dan sevgiyle, aşkla, içtenlikle bahsediyordu. o an içime bir öküz oturdu.. bu güzel insan dürüst olma çabası ile bir katliama kurban gitmişti. ve bunu gerçekleştiren ise babası idi... bir baba bunu evladına nasıl yapabilirdi ki? bu ölüm kararına nasıl karar verebilirdi. o kararda biz de oradaydık. ailecek, mahallecek, toplumca... bir baba karar vermemişti buna, biz bunu hep birlikte vermiştik. oysa bir baba canından can olan bir evlada nasıl kıyabilirdi ki. o ki; hastalığında başucunda sabahlayan, karnesinde pekiler olunca hediyeler alan, kendisine almayıp çocuğuna alan bir babaydı. bu hale nasıl gelmişti.. onu bu hale biz getirmiştik. belki de içten içe ''elalem ne der'' diyordu..
doğduğumuz andan itibaren bizlere normalmiş gibi olan şeyler öğretildi. biz onları benimsedik. ''normal'in dışına çıkan herkes bizim için tehtitti, biz tehtittik. şimdi ahmet yıldız mücadelesi veriyoruz.. bu düşünceler bizimle olduğu sürece yarın da ahmet yıldız'lar olacak.. bu sistem, bu düzen değişmediği sürece nefret cinayetleri hep olacak.. o mezarda yatan ahmet yıldız değil bizim insanlığımızdır.
şu başlığa entry girilmemesine üzüldüm. bu kadar mı normalleşti sizin için "cinayet". cinayet diyorum çünkü bu intihar değildir.
abisinin tecavüze uğramış gencecik bir kadın. 2 kere intihara kalkışmış. hayatının en güzel yıllarını tecavüz, bunalım ve intiharla geçirmiş. içim acidi. biz dışarıda ki insanlara güvenmeye çalışırken 'aileden' böylesi iğrenç bir şey görmek. yazacak bir şey bulamıyorum. boğazım düğümleniyor.
yazıklar olsun bunu yapana, göz yumana, sessiz kalana!
şu başlık meni koksa idi eminim bir çok entry girilirdi. evet büyük bir eleştiri yaptım. buyrun eleştirin beni. hayatınız koli düşürmek, sex, sik olmuş. bir kadının katledilmesi umurunuzda bile değil!
dışarıda ötekileştirilen biz neden kendi içimizde de ötekileştirme yapıyoruz?
hani gökkuşağının yedi rengiydik?
daha kendi bireyimize sahip çıkamazken dışarda haklarımızı nasıl savunalım?
bearhairy'i sevdiğim söylenemez. düşünceleri ile aynı düşüncede olmamam nefrette ettirmez. herkes aynı düşünecek diye bir sey de yok. ama hiçbir yazar silinmeyi haketmiyor. (hakaretler, tacizler, nefret söylemi olmadığı sürece)
özgürce yazabileceğimiz sınırlı platformlar varken bir de böylesine sansürü uygun bulmuyorum, bulmayacağım da.
sözlükte propaganda yapıyoruz da bizim mi haberimiz yok. tek başlıkta değil. ayrı ayrı açılmış başlıklar. böyle bir bilgi vermek istiyorsan tek başlıkta topla. yapılan parti propagandasından başka bir şey değildir.