ağlamak isteyip de ağlayamamak

siker atar.

boğazına binlerce gözyaşı düğümü bağlanır, nefes alamazsın. gözlerinin önüne gözyaşlarından perdeler iner, göremezsin.
ağlamak istersin. deliler gibi bağırmak ve ağlamak ve çığlıklar atmak ve ağlamak...
ama yapamazsın.
öylece durursun.

ağlamak güzeldir de
ağlayamamak siker atar.


yıllaaar sonra gelen edit:
eskiden çok emoydum ben :'(
olay mahallinden geçen bir soğan sayesinde artık mümkün olan durum.

(bkz: soğana şiddet uygulamak)
boğazda yolaçtığı düğümlenme, yüreğe oturan yumruğa dönüşür.
hemen güzel bir bahane bulup gözyaşlarını salıvererek kurtulunması gereken durumdur.

tra jedi: uuff yaaa zaten hava çok soğuk.
xyz: aaaa ağlıyor musun sen?
tra jedi: evet. napıym hava soğuk.
xyz: hava soğuk diye ağlanır mı bitanem.
tra jedi: naapiym. entryi yazarken aklıma güzel bir bahane gelmedi. demek ki güzel bir bahane uyduramıyorum ben.
xyz: anlamadım valla.
tra jedi: güzel bahane uyduramıyorum işte bunun için ağlıyorum. heehh öğrendin mutlu oldun mu.
ne gözlerine dolan gözyaşlarına yol verirsin.nede kirpiklerinle tutarsın gözyaşlarını..boğazınla kirpiklerin arasında kalan bi sağnak yağmurdur....
gözyaşlarının dışarıya değil de içeriye akma eylemidir. genizde toplanıp keder boğulması yaşatabilir. *
bu sorunu aşmak için dün alternatif bir yol keşfettim. deneyin büyük bir ihtimalle işe yarayacak. kısaca özetliyorum efendim. dün ağlayan bir resmimi çekmek istedim* ama yok aklıma bi ton kötü şey getiriyorum ama ağlayamıyorum. açtım youtube da yaprak dökümünün son bölümünündeki leyla ve neclanın kucaklaşma sahnesini yok böyle birşey hayattaki en büyük derdim oymuş gibi bir ağladım bir ağladım sormayın... sonuç ağlamak isteyip de ağlayamamak gibi bir sorunum yok artık.
boğazda ve başta şiddetli bir ağrı ve dudaklarınızın üzüntüden titremesi ve o gözyaşı damlasının gözünüzün kenarında kalması... bir yumruk yemişsinizdir boğazınıza ve o yumruk ne aşağı iner ne yukarı çıkar, kusmak istersiniz kusamazsınız..

sonra ayna karşısına geçer gülen gözlerinizi arkanızda bırakmak zorunda olduğunuz ilişkinizin ne hale getirdiğini izlersiniz, ama o yumruk boğazınızdadır size oradan çıkmayacağını nefesinizi keserek gösterir...

budur aşk budur aşıkken güzel şeyleri arkanda bırakmak...
sıkça başıma gelen bir sorundu.. bir forum sitesinde açtığım başlıklar ve gelen tavsiyeleri uyguladım. en cazip geleni the stoning of soraya m. filmini izlemek oldu.

sonuç; aldatılmış kadın edasıyla önümde bir kutu mendil, hıçkıra hıçkıra ağlayarak izledim.. o gün bugündür salıyorum, gidiyor efendim!
sjögren sendromuna sahip olunabilir
o kadar büyük bir acı yaşamıştır ki yaşadığı herşeyi onunla kıyaslar insan, artık ağlayamaz.
çaresizliğin dibine vurmak olarak da yorumlanabilir kanımca. ağlayınca da rahatlayacağını bilememe ile de karışırsa o zaman işte o an dünyan gerçekten sikilebiliyor. neye, kime sardıracağını şaşırabiliyorsun, zibilyon tane düşünce bir yandan da beynini sikmekle meşgul elbette. evrenin düzenini sorgulamaya kadar giden bir döngü oluşturuyor; sonrasında bir şekilde hayatına kaldığın yerden devam edince de ne kadar garip yaratıklar olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz sanki.
şuan içinde bulunduğum durum. göğüs kafesim sıkışıyor, bir şeyler oluyor içinde belli. o da memnun değil halinden. sıkıyorsun kendini ağlamak için olmuyor ağlamamak için sıkıyorsun yine olmuyor suratın aptal bir ifadeyle kalıveriyor. her şey boğazına kadar geliyor sonra tekrar yutuyorsun yani hayatında yaşadığın her pişmanlık, kötülük hepsini baştan yaşıyorsun. ve o an sadece ölmeyi istemek geliyor içinden
ağlamazsın. ağlayamazsın. gözlerin kupkurudur. adı hissizlik olan büyük bir kara delik içerisindesindir. sanki bir ölümü inkar edercesine günler geçer. her şey normaldir, her şey aynı gibidir. ama sonra bir gün bir taşa takılır düşersin. seni o taş uyandırır, gözünden düşmüş o bir damla uyandırır*. kimse neden ağladığını da anlamaz ama sen bilirsin. bunlar geçmişten gelen geç kalmış birkaç tane gözyaşıdır hepsi bu. "canım acıdı." dersin dizini göstererek.
dizin mi acıyor yoksa kalbin mi? yara olmuş avuç içlerin mi acıyor yoksa yüreğin mi?