ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
mutsuz değilim aslında sadece yalnızlığa çok fazla alışmışım. kimisi bu dünyaya fazla iyimser kaldığımı söyledi, kimisi art niyet aradı içimde. sanırım bu yüzden ben de insanları sevemedim. arkadaşlarımla oturduğumuzda anladığım tek şey; aynı hikayeler, aynı telaşlar...

bende değişen bir şey pek yok, dışarıdan mutlu gibiyim galiba. bazen birileri yalnızlığıma son vermek istiyor ama soğumuşum işte. insanlardan, nefes alan her canlıdan irite olmuşum. bu çok garip bir his, bir süre sonra çizgilerinize kimsenin yaklaşmasını istemiyorsunuz. böyle yaşlanmak belki de doğduğum günden beri en büyük isteğimdi. ben de emin olamıyorum. aylar sonra belki de birkaç yıla hiç bilmediğim bir şehre gideceğim. korkmuyor değilim, bazen korkuyorum. bihaber olduğun kültür, insanlar beni ürkütüyor. tamam başıma bir şey gelmez de arada kafa böyle şeylere gidiyor. hiç tanımadığım insanlar girecek hayatıma, yine aynı umutlarla biraz daha yaşlanacağım. herkes gibi... sanırım şu ara beni ürküten bir başka şey de; yaşlanıyor oluşumuz. hayat işte...
yalnızım lan sağlam yalnızım çevremde tamam birileri var da yine de yalnızım konuşabileceğim bak böyle bir sorunum var kafamda bunlar dönüyor diyebileceğim biri yok dar günümde gerçekten gidebileceğim biri yok tüm varlıklar var ama yok
yeni iş yerimdeki ilk iş günüm sik gibi geçti olleeeey!
geçen seneki kadar kötü olmasa da yine kötü bir yaz geçiriyordum. son 1,5 yılda da gerçekten tek arkadaşım-dostum diyebileceğim arkadaşımla konuşuyorduk. işte çok bunaldığımı, ince bir ipte dengemi sağlamaya çalışır gibi yürüdüğümü, bazen böyle herkesi her şeyi bırakıp gitmek istediğimi, yeni bir yerde sıfırdan başlasam mı diye düşündüğümü söyledim. o da her zamanki bana sakin ol telkinlerinde. ikimizde din hakkında konuşuruz, çok sıkı-dindar insanlar değilizdir ama sonuçta ben ortalama o ise baya donanımlıdır... bana böyle çok daraldığımda işte allah'la konuş dedi, bense allah beni unutalı çok oldu bence dedim. üstüne de bana allah işte sevdiği kulunu sınar senden ümidi kesmez gibisinden gitti. sonra işte bak biliyorum böyle çok dini şeylerden hoşlanmıyorsun ama tasavvufi bi şeyler okumak ister misin, bence bir göz at, belki sana iyi gelebilir dedi; bense tasavvuf ve ben? oldum ki... birkaç gün önce öylesine gezinirken mevlana'nın iki sözüne denk geldim:

''yalnızlığım, yanımda hiç kimse olmamasından değildir, beni anlayan birinin olmamasındandır''

''bir kez yalanını yakaladığın kişinin bin kez doğrusunu sorgularsın.''

bir anda böyle dedim, adam 500 yıl önce işi çözmüş benim bitch tavrımı yazmış. ufak bi şok yaşadım. siyah v yakamı giyip gülben ergen gibi kafamı sallaya sallaya kendimi ''tasavvufa veresim'', ellerimi havaya kaldırasım geldi. hala şaşkınlık içindeyim.
ılk defa âşık oldum.aşik olan ve aşk acısı çeken kişileri hep kıskanırdım. ben de keşke olabilsem derdim. demez olaymışım,cok kötü bir his.zaten mutlu biri değildim ama hayattan iyice koptum.hicbir şeyden keyif alamıyorum, yemek yemek istemiyorum, umutsuzum.sadece onu düşünüyorum ama malesefki çok uzak şehirlerde yaşıyoruz. nasıl olacak bilmiyorum
yabancılaşıyorum sözlük.
kendime, aileme, arkadaşlarıma yani tüm sevdiklerime.
önceki ben boşluklarımdan tutunmayı ne iyi biliyordu. sahi ne oldu bana? ara ara aynaların içinde kayboluyorum, kalabalık ortamlarda dahil dalıp gidiyorum uzaklara kendi nefesimi duyar gibi oluyorum. kendimi hep bir duvarın köşesinde sinmiş gibi hissediyorum. sağının, solunun, arkanın kapalı olduğu ama kötülüğün önden geleceği korkusunu bile bile yaşamaya çalışıyorum.
sonra parmakların arasından çıkan bi şık sesi hızıyla toparlanıyorum. gayet normal bir şekilde hayatıma devam ediyorum. hatta o kadar normal ki tüm arkadaşlarım çok mutlu olduğumu sanıyor. mutluculuk oynama devam etmekten epey yoruldum.
bu aralar bir de sinestezik duyumlarım çok keskinleşti. her yemeğin tadı mor olmaya başladı bu hiç hayra alamet değil.

aslında hayatımda her şey çok olağan ve yolunda. neden böyleyim diye sorguluyorum kendimi. bana ne oluyor la?
nevizade'nin girişinde soldan ilk dükkandaki esmer garsonumsu. kısacık t-shirt altından verdiğin göbek frikiğini seyrettim durdum saatlerce. sırf senin için ordaydım zaten. yine seni seyretmek için geleceğim. zaten nevizade ye senin için geliyorum. bul beni. sana hayatın anlamını öğreteyim.
parfüm kullanmayı biraz abarttığım için (1 şişeyi 10 günde hiç edebiliorum) sıradan insanlarla ve sıradan bi günde doldurma parfüm kullanıorum. orj parfümü özel gecelerde falan sıkmaya başladım. ( buda benim itirafım... sokakta aa çakma parfüm kullanıomuş derseniz inkar ederim.
hastalıktan öldüğüm şu iki gündür başıma gelen tek ve en iyi şey sevgilimin bütün gün ve gece yanımda olmasıydı. uyurken ara ara soğuk avcunu alnımda hissettim. birlikte yattığımız yataktan sırf sıcaklık beni rahatsız ediyor diye (ki ona belli etmemeye çalışıyordum çünkü yanımda istiyordum.) kalkıp bütün geceyi yere attığı battaniyede başucumda bekleyerek geçirdi. az önce ilaç almak için nöbetçi eczane bakmaya gitti, böyleliklen buraya yazabiliyorum. işin itiraf kısmıysa sözlük, bu hayattaki en ama en kötü duygu yalnızlıkmış. çoğu acı bir süre sonra külleniyor fekat yanında biri olmadığı sürece yalnız olmaya devam ediyorsun.
kafamda bütün enerjimi emen bir düşünce var. her gece aklıma takılıyor ve orada kalıyor. kendi kendime diyorum ki:

“şu anda bile ülkenin bir kenarında eşcinsel bir bebek doğdu. o da seninle aynı acıları yaşayacak, toplum onu da senin gibi [belki benden beter] yaralayacak. ve sen bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmadın”

yani yaşadığım onca ayrımcılığı kanıksadım, öyle bir durum ki gülünç geliyor. alışıyorsun çünkü. ama küçücük bir çocuğun [daha doğrusu çocukların] daha aynı şeyleri yaşayacak olması beni çıldırtıyor.

gelecekleri çalınacak o çocukların. hakları çalınacak. çocuklukları çalınacak. sürekli gizlemekten masumlukları çalınacak. hayalleri çalınacak.

ve en kötüsü; bir gün en büyük pişmanlıkları “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?” olacak.

kendimden biliyorum sözlük.
her gece uyumadan önce uykularımı kaçıran cümle bu. “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?”

ailem beni sever miydi?
sürekli ne söylediğimi düşünmek zorunda kalır mıydım?
anlamsız bir ayrımcılığa uğrar mıydım?
şiddet görür müydüm mesela?
hayalimdeki mesleği yapmam “etik dışı” (!) olur muydu?
günlerce hiçbir şey yemeden sadece yatakta ölü gibi yatarak depresyonda geçirir miydim en güzel yıllarımı?

işte böyle sözlük.
şimdi bana kaybolan yıllarımı kimse veremez.
ama o çocukların bir şansı var.
ve o çocuklar için savaşmamız gerek.
belirsizliği sevmiyorum. sabahın 10'unda arby's'e gidip dubleks seçim menü yememe sebep oluyor.
cartmanın toplu taşıma itirafların özledik. *
bugün hello kitty'nin kedi olmadığını öğrendim sözlük. dünyam sarsıldı. neye, kime inanacağımı bilemiyorum artık. bütün hayatım yalanmış. yazıklar olsun.
arkadaşımın hoşlandığı kızdan hoşlanıyorum..o da benden hoşlanıyor, öpüştük hatta ama arkadaşıma götlük olmasın diye devamını getiremedim. lanet olsun içimdeki arkadaş sevgisine..
yabancıların gözümüze bu kadar çekici gelmesinin bize göre sıradan olmamaları, tip olarak farklı oldukları için çekici geldikleri konusunda çok eminim. ama şöyle de bir gerçek var, bize çekici gelen o tip onlara çok normal, sıradan geliyor evet ama gerçekten belki de o avrupai havadan, üstüne genelde o kibar-mahcup tavırlarıyla baya çekiciler gözümde. yani sırf yabancı diye de beğenmiyoruz hemencecik. sonuçta medeniyetler beşiği ülkede hepimiz farklı kökenlerdeniz aslen, herkesin bayıldığı kıvanç boşnak yanlış bilmiyorsam, misal. hani sadece uzakta olanın çekici olması değil olay. ortalama türk erkeği ortada, hatta son zamanlarda baya çekicileşmeye bile başladı denilebilir belki ama hakikaten amerikalı olsun alman olsun hele de iskandinav olsun böyle ayrı bir tatlılar ya. onlara göre sıradan hans belki ama gerçekten genelde (gözlemlediğim) hep arkadaş canlısı-mahcup duruşlarıyla çok ilgimi çekiyorlar.sevimliler.

neden açıkladım böyle? çünkü ne zaman taksim'de kaybolmuş,yolunu arayan turistler görsem hemen yanlarına gidip ''do you need help?'' diyesim geliyor. şirin gözükmelerini falanı geçtim hani bir yandan da gerçekten az çok yardımcı da olmak isterim. tabi şimdi durduk yerde siz demeden biri gelip size bunu derse-en azından yurtdışındayken bana deseydi izlediğim zilyon tane seyahat temalı korku filminden ötürü ihtiyatli yaklaşırdım, yok hayır olurdum. ama böyle şirin şirin, hatta bazen kaslı maslı seksi olanları kaybolmuş görünce içim gidiyor, onlara bir kutup yıldızı bir pusula olasım geliyor... ben de beshicktas'a gidiyorum gel elinden tutam götüreyim diyesim geliyor. ama demiyorum tabi.
şu anki gibi bazı zamanlar, gündüzünü beraberce selamlayacağımız sabah olsun diye, uykuya yanımda birinin varlığı ile dalmak istiyorum.
geçen sene bi çocukla konuşuyorum. baya sohbet falan whatsapp üzerinden. sonra buluşalım mı falan oldu. ben de hmm. ok dedim. neyse buluştuk evinde tabi ki. seviştik falan. öncesinde baya konuşmuştuk muhabbet falan da iyiydi. sonra işte seviştik yine konuşuyoruz whatsappdan. iki haftada 4 kere falan buluştuk bunla. sonra bi pazar akşamı yine konuşurken "pikachu ben senden hoşlanıyorum galiba" dedi. "aklım hep sende. başkasıyla görüşemiyorum" falan filan. ben de şimdi direk "oleey ben de senden hoşlanıyorum" demedim. çünkü sadece seviştik. hani iyi sevişiyorum ben. belki o hoşuna gitti ki ihtimali yüksek bi durum falan diye bişi diyemedim. "aaa öyle mi ya kanki istersen buluşalım dışarda konuşalım" dedim. sevişmicez bu sefer çay sigara ortamı olsun istedim. işte böyle triplere girdi bu eleman. adı da sercan'dı. kız ismi gibi. neyse. mesaj atıyorum geç cevap veriyo falan ki en uyuz olduğum şeydir bu. bi süre konuşmadık bununla. arada buluşalım diyorum. yoğunum ayakları falan. bu da ekstra uyuz olduğum şeylerden birisidir. sonra geçen sene aralık ayı gibi. mesaj attı bu. numarasını silmiştim ben. yazmiyim de götü kalkmasın diye. dışardayım gelsene falan. ben de mecidiyeköydeyim biriyle buluşcam. mesaj gelince ektim onu atladım metrobüse. evet taksi değil metrobüs. gittim yanına. görünce bi özlemişim onu anladım. böyle az sarıldım. o da bana. yanında bi kankisi vardı. garsonlara asılan tipten. neyse bunun yanına oturdum. bi samimiyet bi şakalaşmalar bana. eli elimde nerdeyse. yaslanmalar. hani bildiğin flört mü ön sevişme mi adı neyse o. benim de hoşuma gitti ki zaten benim de ilgim vardı ama emin olmadan hop atlayım dememiştim zamanında. neyse akşam oldu 10 gibi. ben eve geri geliyorum. o da evine gidiyo kankisiyle falan. işte beni durağa bıraktı 76o durağına. sonra eve geldim." özlemişim" yazdım. o da "ben de :))) " yazdı. dedim "yarın sinemaya gidelim." "işim var yarın akşam ben sana haber veririm" dedi. tamam dedim. aradan günler geçti haber yok. ben de o buluşmadan sonra nasıl heyecanlıyım ama. kelebekler uçuşuyo modundayım. neyse yine cevap yok bundan. 2-3 gün sonra yazdım buna. "müsait olamadın galiba" diye." yaaağğ kem küm" falan etti. dedim "amk hayatımda ilk defa birine sinemaya gidelim dedim onda da reddedildim. senin bunu reddetme gibi bi lüksün yok. ne lan bu? iki gün önce buluşunca nasıldın. şimdi napıyosun" bi şamarladım. ağzıma ne geldiyse. sonradan pişman oluyorum çünkü söylemeyince. tecrübe ile sabittir. bkz. "izmitli" falan işte. sonra bi daha konuşmadık. iki gün önce kankisi yazdı hornet'ten. "slm pikachu. sen sercan'ın pikachu'su değil misin?" dedi. "evet" dedim. sercan napıyora geldi konu. "sevgilisi var iyi" dedi. "o kadar beddua ettim amk bana geri mi geliyo bunlar anlamadım ki. böyle hayatın amk dedim" çocuğa. o da "ahahah :ddddd" dedi. konu dağıldı ama ben sadece duygularımdan emin olup karşı tarafı üzmemek istemiştim. kafam dağıldı. toparlayamadım şu anda. toparlarsam edit'lerim.
çalıştığım projeden iki kaltak iskoçya'ya eğitime gönderilmiş! kıskandımmmm...
geçtiğimiz gün hornetten bir mesaj aldım* . mesajda fotoğrafı olmayan bir kullanıcı bana '' naringergedan, senin seks düşkünü biri olduğunu zannediyordum ama geçen gün sözlükten yapılan buluşmaya katıldığını duyunca öyle olmadığını anladım, özür dilerim '' dedi. kim olduğunu sorduğumda şaşırtmayacak şekilde yanıtlamadı. aslında birinin bana seks düşkünü deyip dememesi ya da beni öyle bilip bilmemesi önemli değil ama sözlükten fazla kişiyle diyaloğum yokken, üstelik özel hayatımı pek kimse bilmiyorken insanların bununla ilgilenmesi çok aptalca geldi bana. herhalde seks düşkünü insanın insan içine çıkmaya vakti yok, her saati randevuyla dolu. arada bir siz de dışarı çıkın da '' seks düşkünü '' olmadığınız anlaşılsın.
yine kafamda dönen binbir bela, yine karabaht.

ilk olarak, her şeye rağmen yarım dönem de uzasa okulun biteceği umuduyla biraz daha optimisttim, hatta değişen sistem ve mezuniyetimin tehlikeye girmesine rağmen yine de ucundan sıyırıp mezun olabiliyordum rahatlıkla. bu sabah aldığım haberse yine çöktü göğsüme, okul sistemi değiştirmiş evet ama devamında bana yapılacağı ve benim ucundan yırttığım kredi değişiklikleri yapılmadığından 1 ders alamıyorum, bahar dönemi de dersim olmadığından 1 ders yüzünden yaz okuluna falan kalabilir, mezuniyetimi anlamsızca 1 yıl uzatabilirim ki bu olursa çok kötü şeyler olur.

ikinci olarak, açılma konusu kafamda uzun zamandır, yoğun bir biçimde dönerken yine rafa kaldırmaya,çok da yüksek değil ama, karar verdim. neden bilmiyorum ama belki sürekli bu negativite içerisinde böyle bir konuyu aradan geçiştirmek istemiyorum, o doğru zaman hissiyatı yok içimde, bir kırıntı bile.

bütün yaz nasıl olduysa hiçbir şey almamış, yine bütün yazı depresif ama bir nebze de olsa daha iyi ayakta kalmayı başarmış geçirmişken geçen gün nasıl olduysa kaybettiğim beğeni duygum geri geldi, gelmesiyle beraber de bu ay daha ilk haftadan maddi olarak göçtüm.

arkadaşlarımın ihanetlerinden, ikiyüzlülüklerinden usandım. öyle ki zaten doğru dürüst dost diyeceğim 2 arkadaşım varken, sırf olay çıkarmamak için beni ''en iyi arkadaşı'' gören sözde arkadaşlarla yapmacık yapmacık görüşmek zorunda kaldım, hele de önceden dostum diyeceğim şimdilerde ise hiç de hakkı olmadığı halde mızmızlanması-söylenmesi yüzünden soğuduğum arkadaşımla görüşmek bile bana yapmacık geliyor. okulda tanıdığım herkes bir yana, 7 yıldır özellikle de 4 yıl üniversitede farklı okullarda olmamıza rağmen hep görüşüp, beraber olduğum arkadaşımın bu hippie, sürekli of ben napıcam diyip iş görüşmelerinden iş görüşmelerine koşması, olaylara girişmesine rağmen hala gelip de şu durumdaki bana ''hayatım çok kötüüğ'' diye söylenmesi artık bende sıfırı tükettim, yapmacık sırıtmaktan yanaklarım acıyor.

12 aylık bitmeyen öğrenciliğime rağmen 10 gün bir dinlenme fırsatım oldu. zaten deniz-kum-güneş insanı değilim, babamın olmaz demesiyle de hayalini kurduğum 5-6 günlük avrupa tatilim de yalan oldu. bu beni baya kötü etkiledi çünkü 2 kere yurtdışına çıktım ve her seferinde gerçekten de çok olmasa da epey huzurlu, dinlenmiş, mutlu ve 5er kilo kaybetmiş geri döndüm. neyse, olmayacak duaya amin denmez diyerek zorlamadan benim için ikinci tatil olan evde yalnız kalıp sabahlara kadar film izleyip klima altında yuvarlanayım dedim. hiç yoktan kafa dinlerim düşündüm. sınavlarım bitip kafamı yastığa koyduğum günün akşamı abim geldi.kendisini anlatmayacağım zira über homofobik abi başlığında eh de olsa kan kustum. kendisi bırakın eve gelmeyi, geçen sene ameliyat olan babama zahmet edip bile gelmezken istanbul'a uğrayacağı tuttu. hani ben ne zaman refaha ersem bir nebze hakikaten benim huzurlu olduğumu hissediyor da içine etmeye geliyor. neyse dedim dışarı çıkayım oyalanıyım vs derken ikinci günü kız arkadaşını getirdi. evi otel gibi kullanmaya bayılır kendisi. neyse dedim, kuzenim evlendi gitti odas boş 1-2 gün kalır giderler. kendi 4-5 gün sonra gitti, son 10 gündür getirdiği kız arkadaşıylayız. baya bildiğin teyzem,eniştem,ben ve kız yaşıyoruz şu an. üstüne teyzem tam bir tontiş teyze olmasından kendisini pek bi sevdi ama ben... allahım, kız abimin daha insan ama aynı entellikte, aynı poserlıkta dişi versiyonu. ilk başta bana bir-iki adım attı diye ben de kibarlıktan sürekli hı hı evet diye ufak muhabbetler yaptım ama şu son 3 gündür... ben 4 yıldır yaşadığım bu eve bırakın kalmaya misafirliğe bile bir arkadaşımı getirmezken bu, hakikaten çok ayıp. neyse ben yine kendi odamda takılırım derken sürekli kız benle iletişimde, en son aldığım oyuna taktı. sürekli bir ilgisi falan, en son bu gece bilgisayarları değişelim mi falan oldu. ben de ise hakikaten bardak taşmaya bir kala, sınır noktasındayım ağzını vermemek için. aynı günün içerisinde gelmiş bana o çocukluğumda bana yapmadığı şey kalmayan abimi överken kendisine nasıl bir psikopat olduğunu anlatınca vay efendim toz kondurmamalar falan. allahım 22 yıldır tanıdım boku bana savunuyor kız, gel de çıldırma. sonra bir de üstüne kendince beni eleştirmeye başlıyordu ki orada teyzemin hatrına çok abartmadan ağzının payını aldı da sustu kız. üstüne kendisiyle aramızda 1 yaş var. hani ne bileyim, insanda biraz ar olur, utanır ya. bi mahcubiyet falan, yok.

hayır bir de bütün bu olayın yanı sıra, daha bir hafta önce kuzenim mutlu mesut evlenip gitmişken saniyesinde bunun da eve biriyle gelmesi de nedir ya? bu bile birini bulmuş yani. allahım bu egoist pisliği bile sevebilen birileri varsa yani bu hayat... hakikaten ben bunu, bu yalnızlığı, başarısızlığı falan hak etmiyorum ya, hakikaten. içine ettiğimin iyi bir insanıyım yani ne anladım o zaman ben bu hayattan

  • /
  • 91