'' tanrı; karınca yuvasının başında, elinde mercekle bekleyen yaramaz bir çocuk ve ben karıncayım. istese hayatımı beş dakika içinde bitirebilir; ama o bacaklarımı yakıp, sürünmemi izliyor. zevk alıyor bundan ''
suzan avcı: şimdi haddini bildin mi? seni kolundan tutup bu evden atmama kim mani olabilir, kim, kim, kiiiimmmm ?
münir özkul: beeeen! evet, ben... dedesii... (yavrum-1970/ anne suzan avcı'nın, partiyi böldüğü için zeynep değirmencioğlu'nun üvey kızı oduğunu söyleyip evden atmaya çalıştığı sahne.)
fikri şemsigil: saadetcim senin hiç hayal gücün yok mu?
saadet şemsigil: senle evlenmeden önce vardı fikricim. ama sonra hayal gücümün yerini dayanma gücüm aldı. düşlerimin yerine de irademi koydum.
fikri şemsigil: senin iraden güçlü değil, tutkuların zayıf
"bunu başarmak kolay olmadı clark; uzun yıllar sürdü ve bir servete mal oldu. şanslıyım ki ben ikisine de sahiptim (...) şimdi hissediyorsun öyle değil mi; geri kalanımızın her gün hissettiği şeyi? kendi ölümlülüğünü... merak etme yaşayacaksın. yakında kriptonit akciğerlerinden tamamen çıkmış olacak. (...) fakat seni alt etmek hiç kolay olmadı; farklı ve daha güçlü bir yöntem gerekti. bunu hatırlamanı istiyorum; yolumdan çekilmen gerektiğini sana hatırlatmam gerekti. gelecek yıllarının tüm özel anlarından seni yenen "tek adamı" hatırlamanı istiyorum."
özellikle o son cümleyi ilk duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu.
"aragorn : neyden korkarsınız hanımefendi?
eowyn : kafesten. ta ki yaşlılıktan ve alışkanlıktan parmaklıklar ardını kabullenip, büyük işler başarma isteği hatırdan ve gönülden silininceye kadar parmaklıklar arkasında kalmaktan."
beni sadist mi buluyorsun?
şu anda kafanın üstünde yumurta pişirebilirdim eminim.
eğer isteseydim.
biliyor musun, ufaklık?
şu anda bile yaptıklarımın sadistçe olmadığını anlayacak kadar kendinde olduğuna inanmak isterim.
şu diğerlerine karşı belki öyleyiz.
ama sana karşı, hayır.
hayır, ufaklık.
şu anda bu benim en mazoşist halim.
(bkz:kill bill)
catherıne : do you have a cigarette? (sigaran var mı?)
nıck : ı don't smoke. (sigara içmiyorum.)
catherıne : yes, you do. (tabiki içiyorsun.)
nıck : ı quit. (bıraktım.)
catherıne : congratulations. (tebrikler.)
nıck : ı thought you were out of cigarettes. (sigaran yok sanıyordum.)
catherıne : ı found some in my pocket; would you like one? (cebimde buldum, sen de ister misin?)
nıck : ı told you. ı quit. (söylemiştim. bıraktım.)
catherıne : ıt won't last. (uzun sürmez.)
gus : you workin' on another book? (yeni bir kitap yazıyor musun?)
catherıne : yes ı am. (evet, yazıyorum.)
gus : ıt must really be somehting, making stuff up all the time. (sürekli bir şeyleri uydurmak, zor olmalı.)
catherıne : ıt teaches you to lie. (insana yalan söylemeyi öğretiyor.)
gus : how's that? (nasıl yani?)
catherıne : you make stuff up, but it has to be believable. they call it suspension of disbelief. (bir şeyleri uyduruyorsun ama uydurduğun şeyler inandırıcı olmalı. buna inançsızlığın askıya alınması deniyor.)
gus : ı like that. "suspension of disbelief." ("inançsızlığın askıya alınması." bunu sevdim.)
nıck : what's your new book about? (yeni kitabın, ne hakkında?)
catherıne : a detective. he falls for the wrong woman. (yanlış kadına aşık olan bir dedektif.)
nıck : what happens to him? (peki ne oluyor?)
catherıne : she kills him. (kadın onu öldürüyor.)