galatasaray üniversitesi

efendim bence çok iyi yetişmiş öğrencileri de vardır lakin tekrarlıyorum bence çok sikko bir üniversitedir.

hele yüksek lisans programları yok mu, lise diplomamla başvursam tezli yüksek lisansa yarın başla derlermiş gibime geliyor. daha başvurup da kabul görmeyen tanımıyorum. bu da herkesin aman bakayım iş bulamazsam gsü2de master yaparım bakış açısı edinip diğer insanların gözlerinde gsü'yü biraz daha yerin dibine sokmalarına neden oluyor.

hacıyatmaz

ertem eğilmez'in bir filmi vardı 76 yapımı, gulyabani adında. kemal sunal, adile naşit, şener şen, ayşen gruda falan oynuyordu. filmde adile naşit'in elinde mumla kekeme kaldığı sahnede hep hacıyatmaz diye gülerek hatırlarım. gulyabani imiş meğerse. neyse, bahane ile tekrar izledim sahneyi. ama hacıyatmaz değilmiş. hacıyatmaz, arkaya doğru çekip bırakınca öne doğru bir salınım hareketi eşliğinde tekrar eski pozisyonuna gelir. sıkıntı gidermek için birebir oyuncaktır.

7 gazetenin aynı gün aynı başlığı atması

oy kullanan vatandaşlarımızın %70'inin internet tabanlı bilgiye ulaşamadığını ve ''aptal kutusu''nda kim tarafından ne amaçla yayınlandığı bilinen dizi, film, söyleşi, haber ve gazetelerin bu kesim için tek bilgi kaynağı olduğu düşünülünce, insanı kahreden durum.

recep tayyip erdoğan'ın götünün kılıyım

başbakan yiğit biri olsaydı belki döşünün kılı olayım mert başbakanım derlerdi. niye götünün kılıyım demek istediği hakkında yorum yapmayacağım. belki de teyzemiz subliminal bir mesaj vermek istemiştir. *

aileye açılmak

eşcinselliği kimlik olarak gördüğüm için,anama babama maske ardından oynamaktan bıktığım için birgün mutlaka yaşayacağım olaydır.

özgürlük

hepimizin elde ettiğini düşündüğü 'bireylerin ütopyası'dır.
hani şu william abimizin son sahnede bağırabildiği desibeldedir özgürlük..
doğduğumuz an, embesilliğin zirve yaptığı an bir bitkiden faksısız, ses çıkaran gürültülü ve sıçan bir bitki..ve bağımlıyız. özgürlük ne bilmiyoruz.. zira belkide düşünebildiğimizi hatırlarsak ilk öğreneceğimiz şeyin 'sıçmak sıçmak yemek sıçmak ağlamak sıçmak' olabileceğini biliyoruz..

'büyüyünce ne olucan bakiim' sorusuyla başlıyor belki..fırat, at boku doktoru olmak istiyor misal..

neyse gelelim oyun dönemine..tüm çocukluğumuz 'annneeaa gidiyim noolur, bak ahmet gidiyoo' şeklinde geçen özgürlüğün 'ahmet' olduğunu saptadığımız o günlere..aslında ahmet'te özgür değil çünkü annesi ona 1 hafta harçlık vermeyecek. neyse boşverelim sümüklü ahmet'i geldik uzun bir dönemi kapsayan okul yıllarına..

sabah kalkıyoruz, okula gidiyoruz, buğracan'dan dayak yiyoruz, sümüğümüzü sıranın altına sürüyoruz,birşeyler öğreniyoruz, eve geliyoruz..biraz daha büyüyoruz. öğrendiklerimizi ayrıntıya inerek tekrar öğreniyoruz, çelişkiler saptıyoruz ve parmak kaldırıyoruz..'sorgulamayı' uygulamalı öğrenmiş oluyoruz. karşımızda sikkafalı bir öğretmen 'boş boş konuşma' diyerek sorgulama kabiliyetinin dibine dinamit koyuyor..halbuki bir sonraki evre 'düşüncede özgürlük' olacaktı.

okula git-gel aynı monotonlukta büyüdüğümüzü farkediyoruz.. 'büyüyünce ne olucaksın' sorusunun yerine 'bir baltaya sap olursun artık' yargıları geliyor. ve fırat memur olmak istiyor..hayır hayır istemiyor sadece buna mecbur bırakılıyor..okumaya mecbur bırakıldığı gibi..

her neyse, kısa keselim. büyüyoruz büyüyoruz ve bir bok olamıyoruz..düşüncelerimizi parmak ladırarak söylemek zorunda olmadığımızı hatırlıyoruz. tuvalete istediğimiz zaman gidiyoruz. ayrı eve de çıktık, işimizde var. istediğimiz saatte yatabileceğimizi hatırlıyoruz.. 'yaşasın özgürlük' dediğimiz anda sorgulamaya başlıyoruz özgürlük kavramını.. gizli gizli dolabı açıp kavurmaları yemek dışında istediğimiz neyi yapabildiğimizi sorguluyoruz..'yaşasın özgürlük' derken kendimizi kandırdığımızı anlıyoruz..ve işin tuhafı bilmem kaç sene sonra ne yiyeceğine dahi karar vermek istediğimiz çocuklar yetiştiriyoruz..

pantolon kısaltmak

kisa boylu sahislarin mecburiyetidir

sözlükteki yazarların işsiz olma sorunsalı

pek de sorun olarak göremediğim sorunsal. işsizlik kadar yaratıcılık gerektiren bir uğraş yoktur gözümde. gereksiz görünen her şeyi mizaha uydurmaktır çünkü işsizlik. bu yolda zamanını feda etmektir.
mesela şu dünyada tanıdığım en işsiz insan leoparsiz burjuvadır. yaptığı işsizlikleri "nasıl düşündü bunu, niye düşündü acaba?" soruları eşliğinde hayranlıkla izlemişimdir hep.

venüs

küresel ısınmanın had safhada yaşandığı gezegen,belki de dünya'nın uzak gelecekteki halini yansıtıyor.

(bkz: neden venüs’te değil de dünya’da yaşıyoruz )

gece okunan şiirler

"biz yeni bir hayatın acemileriyiz
bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
şiirimiz, aşkımız yeniden,
son kötü günleri yaşıyoruz belki
ilk güzel günleri de yaşarız belki
kekre bir şey var bu havada
geçmişle gelecek arasında
acıyla sevinç arasında
öfkeyle bağış arasında
....

biz kırıldık daha da kırılırız
kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza"

(bkz: cemal süreya)