cikolatali kek

Durum: 1906 - 0 - 0 - 0 - 11.11.2016 23:35

Puan: 26948 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

sometimes, change is everything
  • /
  • 96

alttaki yazara soracaklarım var

çocukken pul koleksiyonu yapardım. onları hala saklıyorum. bir de anı koleksiyonum var. yaşadığım anılardan parçalar toplayıp biriktiriyorum. hayır, orhan pamuk'un masumiyet müzesi kitabı daha çıkmamıştı buna başladığımda.*

alttaki; hayatında öğrendiğine en zor şey neydi?

edit; olduğunu düşünüyorum ama bilimsel bir kanıt daha gelmedi.

alttaki yazara soracaklarım var

gözlerine bakarım.

alttaki hatırladığın en eski anın neyle ilgili?

alttaki yazara soracaklarım var

bizim evde hep annemde. sadece maç akşamları istisna oluyor. sanırım annede olmalı. anne olmayan evlerde muhtemelen en çok dizi izleyen kimse onda olmalı.

alttaki yazar; robotlar mı dinozorlar mı?

sih

sihizm

sihizm 38 yaşındayken tek ve her zaman düşünceli bir tanrı olduğuna dair bir vahye sahip olan guru nanak tarafından hindistan'da, on beşinci yüzyılda kuruldu. bu tanrıya "ek onkar" adı verildi. guru nanak, insanların ek onkar için günlük hayatlarında batıl inançlar ve ayinlerden çok, sevgilerini göstermeleri gerektiğini vaaz etti.

sih inancının özünde, yaygın kast sisteminin bir reddi olarak, tüm insanların eşit olduğuna dair derin bir inanç vardır. bu, çoğu kişi tarafından ilahi cezayı alan günahkarlar olduklarına inanılan cüzzamlılara karşı gösterilen nezaketle örneklendirilir. tanrı'nın kindar olmadığına inanan sihler, cüzzamlıların tedavi görebileceği bir alan oluşturdular.

guru nanak, her biri sihizm'i hindistan ve arabistan'ın farklı taraflarında yayan, kendisinden sonra gelen dokuz guruluk bir geleneğin öncüsüdür. önemlerine rağmen gurular, sadece tanrı'nın sözünü tekrarladıklarında ısrar ederek tanrılar gibi tapınılmayı reddettiler. son guru olan guru gobind singh, 1708'de öldü. yerini, "ölümsüz guru" olarak bilinen ve sihizm'in kutsal kitabı olan metin devraldı.

bu kutsal kitaba, "guru granth sahib" adı verilir. sadece on gurunun öğretilerinden oluşmaz, ama aynı zamanda müslüman ve hindu inançlarından pasajlar da içerir. sanskritçe, farsça ve penjapça yazılıdır. ibadet sırasında bu kutsal kitaptan pasajlar genelde ilahi şeklinde söylenir veya tekrarlanır.

sihler, zamanın döngüsel olduğuna ve ruhların doğum, ölüm ve yeniden doğuştan oluşan bir döngüde yakalanmış olduğuna inanırlar. döngü, insanların benmerkezciliği - ego-ları, öfkeleri, açgözlülükleri, bağları ve şehvetleri - tarafından körüklenmektedir. insanlar kendilerini benmerkezcilikten kurtarabilir ve aydınlanmayı başarabilirlerse, döngüyü kırabilirler. ancak bu aydınlanmanın, kişinin kendi eylemlerinin sonucu olmasına gereke kalmadan, tanrı'nın iyiliği ile de verildiğine inanılır.

sihler'in tütün ve alkol tüketmeleri, zina etmeleri veya vücutları üzerinde bulunan herhangi bir kılı kesmeleri yasaktır. ayrıca her zaman sihizm'in beş sembolünü taşımak zorundadılar: saçlarını örten bir türban, bir tarak, çelik bir bilezik, bir hançer ve (genelde iç çamaşırı olarak) bir çeşit kısa don.

bugün dünyada 21 milyon sih vardır. sih erkeklerinin büyük bir kısmının soyadları singh (aslan demek) iken, sih kadınlarının büyük bir kısmının soyadı kaur'dur (prenses anlamında). bu, hindu kültüründe insanların soyadlarından belli olan sınıflar arası ayrımcılığın ortadan kalkmasına yardım olmuştur.

pkk

orada onlarca masum kürt öldürülürken, kendilerini kürtlerin hak arayıcı olarak tanıtan bu örgüt türkiye'de kan dökmeye devam etmektedir. bir de diğer terör örgütlerini beğenmezler.

ünlü biriyle ilişki yaşamış sözlük yazarları

bir yerel kanalın televizyon spikeri olur mu? bir de evi çokzeldi.

eşcinsellerin anal seksine laf atan heteroseksüellerin anal seks yapması

samimiyetsizliktir.

zaten dertleri anal seks değil, iki erkeğin anal seks yapması yaygınlaşırsa bir gün kendilerinin "pasif" olma korkusudur. nasıl kendileri yoldan geçen kıza sırf etek giydi diye hallenebiliyorlarsa, bir gün bir erkeğin kendilerine hallenmesinden korkuyorlar. çünkü erkek aklı genelde sekse çalışır. "sikilmenin" aşağılayıcı bir şey olarak algılandığı bu adamların işte en büyük korkusu bir gün kestanelerini çizdirmektir.

mesela kadınlarda bu "omo soz onol soks yoporsonoz" feryadı daha seyrektir.

ikiyüzlü insan

aynı zamanda bir yılan dillidir.*

kurokuma'nın dark bear'ın işine hallenmesi

son zamanlarda kurokuma'nın yeni gelen sözlük yazarlarına "meraba*" diyerek yaptığı durumdur.*

ayı sözlük itiraf

bir erkekle ilk sevişmemi asansörde yaşadım. asansörler çok seksi. sizi yukarı çıkarırlar ve aşağı indirirler.

ayı sözlük yazarlarından alternatif nickler

1 kasım 2015 erken genel seçimleri

akp - %49

chp - %25

mhp - %12

hdp - %7

game of thrones izlemeyi bırakmak

izlemeyenler varsa yazının buradan sonrasını okumasalar iyi olur.

malumunuz jon snow öldü mü ölmedi mi diye tartışırken hepimiz şaşkındık. çeşitli teorilerle ruh hastası george rrr martin'in bu kadarını yapamayacağından emindik. ne var ki dizinin yönetmeni david nutter'ın başkan obamaya verdiği cevaba göre jon snow bir ölüden bile daha ölü!

http://www.thedailybeast.com/articles/20...

hal böyle olunca insan neyi izleyeceğini gerçekten merak ediyor. karakterler iyice boka sardı. eskiden daenerys targaryen tahtın sahibi olur diyorduk ama o da bir krallığı kontrol etmekten, ergen ejderhasını dizginlemekten aciz olduğunu gösterdi.

hepsini geçtim dizide sevdiğim bir tane karakter kalmadı. adam sevilen karakterleri öldürmeye o kadar alıştı ki duvarın arkasında jon snow'un tanıştığı kızıl saçlı kadını 5 dakika sonra öldürdü. bir dur hele 5 dakika içinde karakteri sevdirip öldürmek ne martin? bunu bana neden yapıyorsun?



yani 5 sezondur yeter. artık iyice suyu çıktı. bilmiyorum bu psikopata adamın taşak geçmesine 1 sezon daha tahammül edebilir miyim.

nelson mandela

"beyazların egemenliğine karşı savaştım ve siyahların egemenliğine karşı da savaştım. tüm zamanların birlikte uyum içinde ve eşit fırsatlarla yaşadığı demokratik ve özgür bir toplum idealini yaşattım. bu, yaşamayı ve başarmayı umduğum bir idealdir. ama eğer gerekirse, uğruna ölmeye hazır olduğum idealdir."

demiş mandela, vatana ihanette yargılanırken. bence mandela'nın en etkileyici demeci bu.

1964'te nelson mandela, ülkesi güney afrika'ya karşı vatana ihanet suçlamasıyla yargılandı. idam cezasından kıl payı kurtulan 46 yaşındaki avukat, idam yerine cape town yakınlarında bir adada bulunan hapishanede ömür boyu hapse mahkum oldu. mandela'nın suçu, güney afrika'nın herkesçe "apartheid" olarak bilinen ırkçı kanunlarına karşı direnişi örgütlemekti. "ayrılık" anlamına gelen apartheid rejimi, siyahilerin yasal olarak beyaz azınlıktan daha aşağı tutarak siyahi güney afrikalılar'ın - ülke nüfusunun dörtte üçünü - birçok siyasi hakkını yok saymıştı.

hapishanenin mandela'yı ruhsal olarak çökertmesi planlanmıştı. bir taş ocağında ağır bir iş yapmaya zorlandı, yılda sadece bir ziyaretçiye izin verildi ve minicik hücresinde ışığı kapamasına izin verilmedi. çünkü mandela'nın siyasi partisi olan anc, african national contess, ayrımcılık rejimine karşı direnişte şiddet uygulamıştı ve güney afrika hükümeti de mandela'yı terörist olarak görmüştü. 17. yüzyıldan beri güney afrika'ya göç edem hollandalı ve ingiliz yerleşimcilerin torunları olan güney afrikalı beyaz yöneticiler, ülkede sımsıkı tuttukları iktidarı devam ettirmek için "apartheid"ı dayattılar.

ancak mandela buna boyun eğmeyi reddetti. hapishane duvarları içinden anc'yi yönetmeye devam etti. bitmek bilmeyen kararlılığı, gardiyanların bile saygısını kazandırdı. hapishane dışında mandela, dünyanın dikkatini ayrımcılığın adaletsizliğine çekerek güney afrika ve başka yerlerde milyonlar siyahinin kahramanı oldu. 1990'da uluslararası baskılar sonucunda güney afrika'nın beyaz ağırlıklı hükümeti, sonunda ayrımcılığı yürürlükten kaldırdı ve mandela'yı serbest bıraktı. mandela, 1993'te nobel barış ödülü'ne layık görüldü. ve 1994'te ülkenin ilk çok ırklı seçimlerinde güney afrika'nın başkanı olarak seçildi.

mandela başkanlığa seçilmesinin ardından adadaki hapishaneden eski gardiyan arkadaşlarından bir beyazı doğum günü partisine davet etti. eski gardiyan, televizyonda, "eski mahkumlarımdan birinin şimdi liderim olmasından gurur duyuyorum." dedi. dünyanın en fazla saygı duyulan devlet adamlarından biri olan mandela, 1998'de başkanlıktan emekli oldu.

1960'lardan önce amerika birleşik devletleri'nin güney eyaletlerindeki ırk ayrımına yakın bir sistem olan aratheid altında ırk, hayatlarında belirleyici bir etkendi. ırklar arası evlilik ve cinsellik yasaklanmıştı ve plajlardan hastanelere kadar her şey ayrılmıştı.

not: mandela hakkında bir şeyler izlemek isteyenler olursa onlara mandela'yı morgan freeman'in canlandırdığı ve matt damon'ın rol aldığı invictus filmini tavsiye ederim.

99 red balloons

sleeping at last tarafından çokzel bir covera sahip şarkı.

pop art

pop art ifadesi, ilk defa sanat eleştirmeni lawrance alloway tarafından bağımsız grup'un (sanat dünyasının kendini beğenmişliğine ve sahteliğine karşı çıkan sanatçılardan oluşan bir topluluk) eserlerini tarif etmek üzere kullanıldı. popüler reklamlar, karikatür şeritleri, ucuz ürünler ve kitlesel medya üzerine modellenen eserler yaratarak, tüketim kültürünü kutlamayı ve gülünç bir taklidini yapmayı denediler.

alloway, pop art'ı popüler, geçici, yayılan, düşük bedelli, seri üretilmiş, gençliğe ve büyük işletmelere yönelimli olarak tanımladı. bu ifadeler, richard hamilton'ın, dev bir lolipop şeker taşıyan kaslı bir adamın bulunduğu, "bugünün evini o kadar farklı ve çekici yapan şey nedir?" diyen çalışmasıyla örneklenen eserlerini nitelendirir.

http://ayisozluk.com/lnk/a62e82

akımın kökleri, 1920'lerde yüksek sanatın övüngenliği ile dalga geçen bir grup sanatçının dadaizm adını verdikleri ortak hareketlerine kadar uzanır. liderleri marcel duchamp, mona lisa'yı bir bıyıkla resmederek ve seri üretim pisuarı tersyüz edip onu bir heykele dönüştürerek kötü bir şöhret yakaladı.



pop art, jasper johns, robert rasuchenberg ve larry rivers gibi büyük amerikalı sanatçıların temsil edildiği amerika birleşik devletleri'nde bağımsız olarak geliştirildi. birçok pop art sanatçısı, kolaylıkla tanınabilir tarzlar - eserlerine ticari bir nitelik veren markalar - benimsediler. örneğin roy lichtenstein, gerçek karikatürlerde kullanılan noktalı alanı taklit ederek dev karikatür şeritlerine benzeyen resimler yaptı.

http://ayisozluk.com/lnk/aa4426

claes oldenburg, çamaşır mandalları, rujlar ve daktilo siliciler gibi seri üretim ev nesnelerinin dev heykellerini yarattı.



duane hanson, heykelleri o kadar canlıymış gibi yaptı ki müzeye konduklarında ziyaretçileri çokça yanıltmışlardır.



andy warhol ise marilyn monroe ve başkan mao gibi ünlülerin ve campbell çorba konserveleri gibi şeylerin görsellerini mekanik biçimde seri olarak üreterek, insanoğlunu tüketim ürünleri seviyesine indirgedi.



ingiliz pop art sanatçıları, popüler kültürü ya göklere çıkarmaya ya da onunla dalga geçmeye eğimliyken amerikalı sanatçılar belirsiz görsellere daha eğilimliydiler. warhol'un araba enkazları veya kenndy suikasti konulu ipek panoları hem trajiktir hem de ticaridir.

andy warhol - araba kazası

.jpg)

andy warhol - kennedy suikasti



ancak her iki grubunda nihai hedefi, kapitalizmin sanatı da tüketimin bir nesnesine dönüştürerek onun kutsallığını bozduğunu göstermekti.

pop art akımı bazen yeni dadaizm veya yeni gerçekçilik olarak da bilinir.

orkid

#kızgibi etiketi ile gene çok kaliteli bir kamu spotuna imza atmış ped markası.

yemek ısıtırken tencerenin dibinin tutması

dolaptan çıkarılan yemeğin ısıtılırken dibini tutması durumudur. gerek miskinlikten gerekse dolapta yemek var ziyan olmasın desturuyla ısıtmaya giriştiğiniz yemek bir anlık dalgınlığınızla dibini tutmaya başlar. aslında tam dalgınlık işi değildir, eğer yemeği dolaptan çıkardıysanız ve çabucak ısınsın diye altını açtıysanız gene dibini tutar.

bunun olmaması için ne yapabiliriz?

eğer tencereniz çok soğuksa kısık ateşte yavaş yavaş ısıtmayı deneyin. tencereniz ısındıkça altını biraz daha açın ve yemeğinizi ara ara karıştırın. tencere çok sıcak olduğunda kapatın ve bir kaç dakika yemeğin tencerenin ısısıyla ısınmasını bekleyin.

ahlaki görecelilik

ahlaki görecelilik, neyin doğru ve neyin yanlış olduğuna ilişkin nesnel, genel geçer bir doğru olmadığı görüşüdür. hepimizin yaptığı şey, bir eylemin çeşitli standartlardan birine göre doğru mu yanlış mı olduğunu yargılamaktır. ahlaki kanıların bir çeşitliliği olduğu gerçeği, ahlaki göreceliliğin doğru bir bakış açısı olduğu anlamına gelmek zorunda değildir. örneğin dünyanın fiziki nitelikleri hakkında çeşitli fikirler olabilir, ama bu, tüm bilimsel sistemlerin eşit derecede geçerli olduğu anlamına gelmez. bazı kültürlerin bilimsel yöntemleri sadece kusurlu da olabilir.

konumlarını savunmak üzere ahlaki göreceliliğe inanan bir kişinin kovalayabileceği iki strateji vardır. ilki, ahlaki göreceliliğin ahlaki çeşitliliği en iyi şekilde açıkladığını savunmaktır. farklı ahlak standartları elimizdeyken, doğru ahlaki görüşlü bir kişi neden doğru inançlara sahip olurken yanlış inançlara sahip kişinin yanlış davrandığını neyin açıkladığını sorabilirler.

ahlaki göreceliliğin ikinci savunması, nesnel ahlaki gerçek diye bir şey olmadığını doğrudan savunmaktır. nesnel ahlaki gerçekler, nesnel ahlaki özellikleri, iyilik ve kötülük, gerektirir. ancak iyi olma, fiziki bir özellik değildir, çünkü ahlaken iyi eylemler çoklukla herhangi bir fiziki özelliği paylaşmaz. bu nedenle ahlaki göreceliliğin takipçisi, sıradan şekilde hepimizin düşündüğünün aksine hiç bir nesnel ahlaki özellik olmadığını sonucuna varır.

ahlaki görecelilik çağdaş filozoflar arasında birkaç takipçiye sahipken, filozof gilbert harman, en etkili çağdaş ahlaki görecelilik takipçisidir.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1906

iğrençsin ama o kadar yol geldim sevişeyim bari

asla içinde bulunmadığımdır.

hayatımda bir kere sevişmek istemediğim birisiyle seviştim. o da hastalık gibiydi. uzun süre atamamıştım üzerimden.

artık "hayır," diyorum. "seninle sevişmeyeceğiz."

unutmayın, siz bir tanesiniz, kimseyle vakit harcamak peşkeş çekmek zorunda değilsiniz.

cinsel yönelim

herkes potansiyel biseksüeldir.

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

vücut geliştirme

öncelikle bu sporun yüzde 60'ı yemek yüzde 20'si uyku ve yüzde 20'si harekettir. yani o vücutlar sadece ağırlığın altına yatarak gelişmiyor. tam tersine, uyku ve beslenmeyi yeterli almazsanız ağırlık çalışması sırasında parçalanan kaslarınız onarılmaz ve güçten düşerseniz. evet, ağırlık çalışırken kaslarınızı parçalarsınız. yemek ve uyku ile daha güçlü şekilde onarırsınız.

bir diğer yanlış ise pek çok spor salonunda verilen çoklu antreman programları. bu programların çoğu hiçbir işe yaramaz. neden mi? siz eğer pazartesi göğüs çalışıp haftaya pazartesiye kadar göğsünüzü çalıştırmazsanız doğru düzgün yol kat edemezsiniz. bakın, başlarda vücudu hızla gelişirken zamanla gelişimi duran ve sudak çıkmış ördek gibi salonlarda arkadaşlarına "abi benim vücudum neden artık gelişmiyor yaa" diye dolaşan arkadaşların en büyük sorunlarından birisi budur. çünkü bu spora yeni başlayan birisinin vücudu çok hızlı gelişecektir. bunu programla alakası yok. zamanal kas kütlesi artışı durur. işte sizin yapacağınız çoklu program bunu engeller.
peki çoklu programı kimler yapabilir? jay cutler yapabilir, arnold yapabilir. bu işi meslek haline getirmiş, hayvan gibi beslenip hayvan gibi yaşayan hayvanlar yapabilir. stereoid kullnananlar yapabilir. ancak onlarda gelişim olur.

yeni başlayanların yaptığı en büyük hatalardan birisi ise hemen ağır yüklerin altına girmeleri. okulun salonuna böyle haldır huldur gelen kaç arkadaşı ağırlıkların altından aldım bilmiyorum. vücut geliştirmeye yeni başlayan birinin kasları güçsüzdür. sinir sistemi güçsüzdür. sinir sistemi bu sporda çok önemlidir. bakın haltercilere ve hamallara... hiçbir çok kaslı değillerdir ancak oldukça kuvvetlidirler. neden? çünkü sinir sistemleri çok kuvvetli. sizinde ilk önceliğiniz sinir sisteminizi uyandırmak ve harekete geçirmek olmalıdır. zaten kaslarınız zamanla çalışmaya başlayacaktır. ama sinir sistemi önemli. sinir sistemini kuvvetlendirmek için ne yapmalı? aynı hareketli yavaş ve düzenli olarak yapmalısınız. aceleye gerek yok.

hah, aklıma gelmişken. bir de vücut geliştirme ekolü olarak brad pitt var. fight cluptaki gibi olsam yetercilere gelsin bu paragraf. ben hayvan gibi olmak istemiyorumculara gelsin. bu hatayı bu spora ilk başladığımda bende yapmıştım. spora başladığımda yağlarım vardı. az yiyordum. çünkü çok yersem "hayvan gibi olmaktan" korkuyordum. ama bir türlü doğru düzgün ilerleyemiyordum. sonra anladım ki bu sporu yapmak için "hayvan gibi yemek" gerekiyor. sonuçta o kaslar elma, armut yiyerek oluşmuyor. neler neler yiyorum gene de hayvan gibi olmuyorum. çünkü o hayvan gibi dediğiniz adamlar gerçekten hayvan gibi yiyen hayvanlar. stereoid almaları cabası.

şimdilik aklıma gelen bunlar. daha sonra güncellerim.

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

erkeklerin sekse çok fazla önem vermesi. özellikle genç çiftlerin en büyük sorunu bu. seks, seks, seks. heteroseksüel bir çiftte en azından kadın ilişkinin duygusal tarafını sırtlayabilirken, bakınız lezbiyenlerin daha sağlam ilişkilerinin olması, bizde bu duygusal tarafı sırtlayacak kimsenin olmaması. bakınca otuza yaklaşmış veya otuzun üstünde geylerin ilişkileri daha sağlam. çünkü adamlar ancak belli cinsel hazzı içlerinde çürütünce ilişki yaşayabilecek kafaya gelebiliyorlar.

green apple'a cephe arkadaşları aranıyor

aziz ordumuzun uçaklarla cepheden cepheye uçuştuğu şu mübarek günlerde, sözlükte tek başına trollenmekten ve bilimum savaş karşıtı insana göğüs germekten memeleri sarkan, ışık ve sevgiyle, green apple'a cephe arkadaşları aramaktayız. eğer sizlerde 7/24 sol framei türklerin boklarının ne kadar pembe olduğuna dair doldurabilir, bütün bearhairy başlıklarının altına çemkirebilirseniz, durmayın başvurun.

aranan kriterlerimiz;

-düşük bir zeka
-bütün gün bilgisayarda vakit harcayacak kadar işsiz olmanız
-yazım yanlışları ve imla hatalarıyla dolu bir grameriniz
-2 veya 3 kelimeden fazla cümleler kurmamanız gerekmektedir.

hadi ne duruyorsunuz! dutchbear'ın eksikliğinde bu ablanıza sahip çıkmak, onu cephede bu savaş karşıtı çiçek çocuklarla yalnız bırakmamak için alın elinize klavyelerinizi.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

öncelikle herkesin yaptığı işe saygı duyuyorum. kimse oturduğum yerden eleştirmeye hakkım yok, biliyorum. sonuçta ben tüm lgbt'leri destekleyen arkadaşlarıma rağmen kendimde onur yürüyüşünde yürüyecek gücü bulamıyorum. sonuçta tüm arkadaşlarım facebook profillerini gökkuşaklarıyla döşerken ben hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. türkiye'de yapılan onur yürüyüşüne de son derece saygı duyuyorum ancak zaman zaman kendime "neden onur yürüyüşüne katılmaktan bu kadar çekiniyorsun" diye sormadan edemiyorum.

şimdi izin verirseniz burada biraz bunu açıklayacağım. ama en başında şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu uğurdan yapılan her şeye son derece saygı duyuyorum. sadece benimki biraz özeleştiri gibi.

eskiden en yakın arkadaşım olan çocukla, o da gay olduğunu öğrendim, onur yürüyüşü hakkında konuşurken "ya biz orada lgbt bireylerin hakkını savunuyoruz yoksa orospuların gördüğü polis şiddetini mi savunuyoruz?" diye sordum. "ben orada anneme aşkımı savunacağım yoksa aileme para karşılığı bedenini satmanın doğru bir şey olduğunu duyuracağım? ailem benim bir erkekle sevişmenin kabul edememişken beni bir hayat kadınıyla kol kola görseler ne düşünürler?" ki seks işçileriyle hiçbir problemim yoktur. ama benim yürüyüşümle bunun alakası ne?

biliyorsun türkiye'de tanzimattan sonra pek çok şey avrupa'dan direk alındı. biz roman üretmedik. şiir yazmadık. avrupa'dan alıp onu taklit ettik. bize hep batıyı takip etmek derken hep batıyı taklit etmeyi öğrettiler. şimdi onur yürüyüşünde yapılanda aynen bu. biz amerika'da bu yürüyüş nasıl yapılıyorsa aynen onu alıyoruz. taklit ediyoruz. senin muhattap olduğu adam obama değil ki? senin komşun kızını beceren adamla futbol izleyen john doe değil senin komşun kızını bir erkekle el ele görse tekme tokat döven onu eve kilitleyen hasan usta! seni nasıl bir amerika'lı gibi yaparsın?

recep ile şaban'ın arasın ramazan giremez! allah aşkına bu sloganı ne kadar düşündünüz? siz akp'nin yüzde 40 mhp'nin yüzde 16 aldığı bir ülkede, ki chp ile hdp'de ki muhafazakarları saymıyorum bile, bu şekilde saygı göreceğinizi mi bekliyorsunuz?

biraz önce paylaşılan görüntüleri izledim. yahu sen nasıl benim onur yürüyüşümde gidip oral seks yaparsın. bok. bok. bok. bok. boksunuz. ben anneme saatlerce iki erkeğin aşkını anlatayım, kalp hastası babamı iki erkeğin birbirini sevebileceğine ikna etmeye çalışacağım siz gidin benim cinsel yönelimimi içine aldığınız bir "onur yürüyüşü" düzenleyin ve çırılçıplak birbirinize oral seks yapın. boklar. boksunuz işte. şimdi bu görüntüyü ailem görse ben onlara ne derim? 1 senedir uğraştığım şeyi nasıl hiç edersiniz? hep üzülüyordum lgbt'ler haber programların yer bulmuyor diye. iyi ki bulmuyorlar. gerizekalılar.

bundan sonra bu ülkede tek kelime etmem lgbt hakları için. bana ne? yarın gidip ailemede tövbe ettim yok öyle bir şey derim. ne diye üzüyorum ki ben ailemi? sessiz sakin hayatımı yaşarım. okulumu bitirince de siktir olup giderim amerika'ya.

ayı sözlük itiraf

gay olmadığım halde erkeklerle cinsel ilişkim çok oldu (öpüşme ve sevişme hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bence çok çekici. yatsın yanıma götümü başımı dağıtsın sonra yatsın hali bence daha güzel.

her boku yiyip domuz eti yemeyen tipler

bıkmadınız milletin yediğini içtiğini eleştirmeye.

başkaları sizin yaşam tarzınıza karışsa "kömsö bözö önlömöyör" dersiniz. adam belki her boku yemeyi seviyor ama domuz eti yemeyi sevmiyor, olamaz mı?





30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam

okullar okunmuş, iş güç sahibi olunmuş, evlenmemeyi tercih etmiş adamın ailesiyle yaşama durumudur. annesinin yaptığı yemekleri yemenin, temiz ve ütülenmiş çamaşırlar giymenin rahatlığını bırakamamış adamdır. muhtemelen ev işlerine uygun değildir. tek başına bıraksan ya yemeği yakar ya da gömlekleri ütülerken kat izi bırakır. aileyle oturmak demek, anne ve babanın otoritesini kabul etmek ve hayatını onların dünya görüşlerine göre şekillendirmek demektir. bir insan 30 yaşını geçtiği halde hala evin oğluşu muamelesi görüyorsa oturup düşünmesi gerekir.

tabii istisnası olanları bu durumun dışında tutuyorum.

edit: 30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam beğenmedi.*

gay accountlarda feminenler ölsün akımı

genelde feminenleri rahatsız eden durum, anlıyorum.

ancak pek çok yazarında dediği gibi bir gey olarak maskülenlik arıyorum. pizzayı elleriyle yiyen, tornavidayı alıp ev işi yapan, araba bozulunca kendi işini görebilecek birisini. lady gaga dinleyip, skinny jeans pantolonların içinde kırıtan birisini değil. ben ilk kategorideyim ve ilk kategoriden hoşlanıyorum. bu yüzden arayışıma daha çabuk ulaşabilmek için feminenler yazmasın diyorum.

bir de kafa yapısı olarak çok farklıyız. etrafımdaki kadın arkadaşlarıma bakıyorum bir de feminen geylere bakıyorum... nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama kadın arkadaşlarımdan daha kadın olmayı başarıyorlar. bilmiyorum belki burada da dendiği gibi aslında onlar gey değildir. transtırlar. ya da başka bir yaşam formu. gerçi onlar kendilerini ne olarak tanımlıyorlarsa o'durlar. benim haddime değil. ama hoşlanmıyorum işte. umarım onlarıda seven birileri vardır. hem benim sevgime muhtaç değiller ki. takılmasınlar bu kadar.

ülkede boğaziçi ve odtü'den başka üniversitenin olmaması

türkiye'nin acı gerçeği. eğer tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini çıkarırsanız bu okullar dışında türkiye'de doğru düzgün bir tane üniversite yok. belki itü veya bilkent'in bazı bölümleri bazı konularda iyi olabilir ancak genele baktığımızda bunlar bir üniversiteyi iyi yapmaya yetmiyor.

bir de şöyle bir tesellisi vardır bu okullara girmeyenlerin/giremeyenlerin* önemli olan nereden mezun olduğun değil nasıl mezun olduğun.*

eksi oy verenin kim olduğunu bilmediğimiz halde bir yazarı eksici olarak suçlamak

geçenlerde yukarıda bahsi geçen yazar bana mesaj atmış. benim yazdığım ikinci c sendin xxxxx, diye. çok şaşırdım ve üzüldüm. çünkü kendisine özel bir düşmanlığım yok. düşmanlığı bırakın sözlüğe ilk kayıt olduğum günlerde seri eksi verdiğim günün gecesinden dark bear tarafından uyarıldıktan sonra yaptığımın pasif-agresif ve sinsi bir davranış olduğunu fark edip seri eksi oy vermeyi bıraktım. ha,genelde artık eksi oy vermem ama hoşlanmadığım bir yazarın düşüncesini beğenmediysem anında eksiyi basarım ki tanım cümlelerini, bilgi cümlelerini asla eksilemem. dediğim gibi sevmediğim yazarların belli başlı görüşlerini eksilerim. ama beğenmediysem.

şimdi bu yazar bana öyle diyince ne yalan söyleyeyim üzüldüm. çünkü kendisiyle daha doğru düzgün tanışmadan onun düşmanı olduğumu düşünmüş. bir kaç gündür entrylerini gördükçe artılıyorum. kafasında soru işareti kalmasın diye. aman alt tarafı bir sözlük, eksi - artı için birbirimizi üzmeye değer mi? artılar feda olsun.*

mustafa kemal atatürk

(bkz: atam atam sen kalk ben yatam)

yok efendim o kadar şişirmeyin. özel bir adamdır. hatta bir dahidir. yaptığı pek çok şey vardır ancak kimse varlığını ona muhtaç değildir. kimse hiçbir şeyi kimseye muhtaç değildir. belki anne ve babamıza çok şey borçluyuz. ayrıca yaptığı bazı hatalar bugün pkk'nın doğmasına sebep olan bir domino halkasının ilk taşını devirmiştir.

götten gelen kanı alna sürmek

aktifin, bekaretini aldığı pasifinin, çatlayan deliğinden çıkan bir iki damla kanı pasifinin alnına sürme durumudur. bir kaç dakika göz göze gelinir. sonra yavaşça pasifin alnından öpüldükten sonra domaltılıp çatır çutur sikmeye devam edilir. ayrıca pasifin yüzüne attırmaktan daha romantik taam mı?!
Henüz takip ettiği biri yok.