fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

ayı sözlük yazarlarının sahip olmak istedikleri olağanüstü güçler

benim için her zaman telekinezi olmuştur.sanırım çocukken günde 3 parti x-men izlediğimden büyüdüğümde ortaya çıkacağını bekliyordum heyecanla. her ne kadar uçmak vs de güzel olsa tembellikte bir numara olmakla telekinezi ile bayağı avantajlı, hatta ilerletirse insan kendi kendini falan havaya kaldırıp uçabilir bile diye düşünüyorum.

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

benim gözlerim kahverengi güneşe bakınca ela oluyor

bu hususta geçenlerde twitter'da denk geldiğim bir metni ,benim gibi kahverengi gözlü olup da memnun olmayan arkadaşlar varsa, üşenmedim çevirdim.

'' kahverengi gözlere hiç güneş'te baktınız mı? her zaman ilk bakışta fark edilmez ama sadece ''kahverengi'' onları tanımlamaz. onlar sanki bir tutulma gibi altın çember ışınlarına dönüşürler. kahverengi gözler hakkında sıkıcı olan tek bir şey bile yoktur, hatta dahası; kendi başlarına bir güneşin doğuşu ve batışını anlatırlar.''

'' hani bütün renkleri karıştırsın ve ortaya kahverengi çıkar ya? işte kahverengi gözün insana sunduğu dünya, o potansiyeller dünyasıdır. insanın dünyaya verdiği ve dünyadan karşılığında aldıkları gibi. bütün hikayelerdeki gülüşmeler, beğeniler hep ''o'' kahverengi gözler aracılığıyla yansır. hayattaki her şey gibi aşk da o derin, kahverengi gözlerde anlam kazanır, kendini sunar. kahverengi gözlüler asla sıkıcı değildirler.''

the hanging tree

the hunger games : mockingjay part 1'da katniss kızımızın seslendirdiği hafiften ağıt, şarkı. orijinalinde "wear a necklace of rope" denirken filmde de değinildiği gibi "wear a necklace of hope" diye değiştiriliyor, epey etkileyici.

are you, are you
coming to the tree
they strung up a man
they say who murdered three.
strange things did happen here
no stranger would it be
ıf we met at midnight
ın the hanging tree.

are you, are you
coming to the tree
where the dead man called out
for his love to flee.
strange things did happen here
no stranger would it be
ıf we met at midnight
ın the hanging tree.

are you, are you
coming to the tree
where ı told you to run,
so we'd both be free.
strange things did happen here
no stranger would it be
ıf we met at midnight
ın the hanging tree.

are you, are you
coming to the tree
wear a necklace of hope,
side by side with me.
strange things did happen here
no stranger would it be
ıf we met at midnight
ın the hanging tree.

are you, are you
coming to the tree
where ı told you to run,
so we'd both be free.
strange things did happen here
no stranger would it be
ıf we met at midnight
ın the hanging tree.

are you, are you
coming to the tree
they strung up a man
they say who murdered three.
strange things did happen here
no stranger would it be
ıf we met at midnight
ın the hanging tree.

are you, are you
coming to the tree
where the dead man called out
for his love to flee.
strange things did happen here
no stranger would it be
ıf we met at midnight
ın the hanging tree.



türkçe meali ise,

"geliyor musun o ağaca?
hani üç kişiyi öldürdü dedikleri
o adamı sallandırdıkları ağaca?
çok tuhaf şeyler olmuştu orada.
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında,
daha tuhaf olamazdı aslında.

geliyor musun o ağaca?
hani ölü adamın aşkına kaçması için yakardığı?
çok tuhaf şeyler olmuştu orada.
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında,
daha tuhaf olamazdı aslında.

geliyor musun o ağaca?
hani ikimizin de özgür olmamız için
kaçmanı söylediğim ağaca?
çok tuhaf şeyler olmuştu orada.
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında,
daha tuhaf olamazdı aslında.

geliyor musun o ağaca?
boynuna ilmekten bir kolye tak, dur yanımda.
çok tuhaf şeyler olmuştu orada.
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında,
daha tuhaf olamazdı aslında.

take me to church

uzun zamandır görüp de dinlemeye üşenip, en sonunda vs fashion show'da denk gelmeyle epey bir insanın aklına giren parça. sanırım ilk çıktığı zaman farklı bir klibi varmış, sonradan şimdilerki klibi yayınlanmaya başlamış. şarkıyı, bir de kliple birlikte dinleyince etkisi katlanıyor.

'''we were born sick,' you heard them say it.''

revenge

4 x 14 ile sakinleşir gibi olurken sanki büyük fırtına yolda gibi gözükmekte.

--- spoiler ---

"a friend is like a business. investing in the wrong one always proves costly."

--- spoiler ---

looking

büyük bir heyecanla 2.sezonunu bekleyip daha ilk bölümden sonra o ağaca sarılmalar bilmemneler ile beni epey korkuttu. itiraf etmeye utansam da az biraz değil bayağı bi patrick olmuşum haberim yok (bi daha kötüsü böyle insanların iş bir karakterle özdeşleştirmeye geldi mi hep ana karakter sanmalarına da sinir olurdum). jonathan groff'un o boyuna, posuna; hele de inanılmaz sesi ve okyanus mavisi gözlerine rağmen bu durumda olması/yalnız kalması ile dedim bu bile bu durumdaysa ben öleyim, en azından bu arkadaş taş falan hani. baksana hayal dünyasında, kurgu da bile olmamış. iyice umutsuz romantiğe bağlatmışlar, kezbanlık sınırlarını zorluyor falan ki bu beni daha da korkutuyor, ha bi de o ağaca sarılmalar falan ne oluyoruz dedirtti. zaten ilk sezonda blue jasmine'e selam çaktığı "if you can't fall in love in san francisco, you can't fall in love anywhere." ile beni bir kez daha ''neden buradayız?'' diye sorgulatıp, gülümsetmişti, aklıma kazınmıştı. bölüm ortasında doris geldi de bi oh çektirdi, az bi kendime getirdi. bu gidişle bu sezonla son bulup bir doris spin off'u yapılsa fena olmaz gibi.

hot in cleveland

ilk başlarda sırf victoria ve abartılı tepkileri için izlesem de esasen sırf elsa'nın her fırsatta ''erkek elli'' joy ile uğraşması için bile izlenebilir. biraz çıtır çerez gelse de birkaç bölümle kendini izleten, güzel bir dizi. hele de betty white'ın 90 küsür olduğunu öğrendiğim zaman bir kez daha beni şaşırtıp takdir ettirmiştir. o kadife ve pırıltılı eşofmanların hastasıyız!

bff

bir muadili de bffl (best friends for life)dır.

ayı sözlük itiraf

gay görünümlü herifleri kızlarla el ele görmek çok koyuyor (şimdi gay görünümü bilmemne şey yapmayın, anladınız). gidip böyle bırak onun elini falan diye ayırasım geliyor bazen. yalnızlık zor sevgili günlük.


freak show

4 x 13 itibariyle sezon finalini yapmıştır. her ne kadar bayılmasam da fena olmayan bir sezondu. hakkında neredeyse tüm entryleri giren bir ben olmamdan tek izlediğim algısına kapıldım birazcık, üzücü.

--- spoiler ---
12. bölümde başlayan ölümler sezon finalinin başlarında da devam ederek ''eee kim kaldı ki?'' tepkisi uyandırdı bende, hatta biraz sıkmaya başlamıştı ki elsa'nın hollywood maceraları o kadar güzel bir noktada girdi ki... ve tabiki desiree'nin o konuşması:

"that's where you think freaks belong: powerless behind glass, a human car crash to stare at and remind you how lucky you are."well maybe that's true. maybe that's all we are. but let me tell you this, pretty boy. you may look like a motion-picture dreamboat, but you are the biggest freak of all."

--- spoiler ---

ali ismail korkmaz dava süreci

twitter'da öyle güzel bir tespite rastladım ki: ''deniz seki bile adam öldürenlerden daha fazla ceza aldı lan.''

ülke ülke değil gta vice city mübarek.

evadamı olmak

desperate housewife'ın erkek versiyonu olmak tek kelimeyle, muazzam! okula gitmeyip yatakta yuvarlandıysam, kalkıyorum müge anlılar ne bileyim abuk subuk evlenme programları falan bütün gün koltukta yatıp yuvarlanıyorum. o arada tabi gelsin çikolatalar gitsin doritoslar falan. 13-14 yaşımdan beri kendi yemeğimi, çamaşırımı, ütümü yaptığımdan haftada 1-2 bunla meşgul oluyorum. işlerin bitmişliğinin ve insanın kendisinin yapmasının verdiği o his harika.

işte bu resimde bi matt bomer görünümlü mr. right eksik ama o da başka bir entrye inşallah...

johnny rapid

bugünlerde 14 yaşında bir kıza cinsel ilişki teklifini reddeden kız arkadaşını dövmekle suçlanan porn star. iddiaya göre, bowling sahasında tanışılıyor, kız 18 olduğunu söylüyor vs ama rapid'in kız arkadaşı 3lü teklifini geri çevirince rapid şiddete başvuruyor.

http://www.pinknews.co.uk/2015/01/21/gay...

anlaşılacağı üzere kendisi biseksüelmiş bu arada ama beni en çok şaşırtan, o kadar başarılı performanslarına karşın gay for pay olması. kesinlikle bir oscar'ı hak ediyor.

tanışmadan sevişen tipler

neden genelde hep bir tanışma olgusu olmasını pek anlamıyorum. iki taraf da aynı şeyi istiyorsa, artık karşılıklı beğeni tamamsa daha ne? tanışıp, sohbet edip, evlenip 3 çocuk falan mı yapıcaz beyaz çitli evlerde falan mı yaşanacak nasıl bir hayal bu yani. ha ille de tanışma gerekli ya da ben sekse anlam yüklüyorum, ilişkide vs bir üst basamak diyorsa kişi onu da anlayabilirim ama o zaman zaten sevişme akılda olmamalı, biraz kendi içinde çelişkili bi durum bu da.

havuçlu cevizli tarçınlı kek

hafiften ''ıssız adam'' durumu, ya da bizim versiyonu ıssız gay.

sevgiliye mekik çektirmek

fazla kiloların sebebi olmayan sevgili yüzünden çekil(e)meyen mekikler midir diye düşündürdü beni.

vajinanın içine kamera yerleştirip erkeğin boşalma anını görüntülemek

masters of sex'ten fırlama bi sahne gibi. bilim nereye gidiyor ey insanlık?

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

britney spears ft madonna - me against the music :

7/11

queen bey'in hem klibini çekip hem yönettiği enfes parçası.

shoulders sideways, smack it, smack it in the air
legs movin' side to side, smack it in the air
legs movin' side to side, smack you in the air
shoulders sideways, smack it, smack it in the air
smack it, smack it in the air
legs movin' side to side, smack it, smack it in the air
smack it, smack it in the air

wave your hands side to side, put it in the air
wave your hands side to side, put it in the air
clap, clap, clap like you don't care
smack that, clap, clap, clap like you don't care
(i know you care)

clap, clap, clap, clap, clap it
foot up, my foot up
hold up now my foot up
i'm spinnin' my foot up
foot up yeah my foot up
i'm spinnin' my foot up
put my foot down yeah my hands up
my hands up, my hands up
(flexin')
flexin' while my hands up
my hands up, my hands up
i stand up with my hands up
then i put up, my hands up
i put up, my hands up
i put up, my hands up
then i'm spinnin' all my hands up
(spinnin')
spinnin' while my hands up
(spinnin')
spinnin' while my hands up
(spinnin')
spinnin' while my hands up
then i'm tippin' all my hands up
spinnin', i'm spinnin', i'm spinnin' while my hands up
i'm spinnin', i'm spinnin', i'm spinnin' while my hands up
(drank)
hold that cup like alcohol, hold that cup like alcohol
hold that cup like alcohol
don't you drop that alcohol
never drop that alcohol, never drop that alcohol
i know you thinkin' bout alcohol
i know i'm thinkin' bout that alcohol
man it feel like rollin' dice, man it feel like rollin' dice
seven eleven, seven eleven, seven twice, man seven twice
man it feel like rollin' dice, man this feel like rollin' dice
man it feel like rollin' dice
seven twice, seven twice
girl i'm tryna kick it with you
girl i'm tryna kick it with you
man i'm tryna kick it with you
my feet up, i kick it with you
man i swear i kick it with you
man i swear i kick it with you
girl i wanna kick it with you
man i know i kick it with you
yeah i spin' around and i kick it with you



ilk başta hem şarkıyı hem de klibi pek sevemeseniz de bir süre sonra beyonce'nin o halleri: eşofman üzerine meşhur beyaz grammy elbisesi ile dansları, o tavırları aşırı sempatik. evde ''hold that cup like alcohol, don't you drop that alcohol'' diye gezinme, dile dolanma olasılığı yüksek.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.