fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

götten gelen kanı alna sürmek

kurbanlık koyun mu bu allasen? biraz korkunç açıkcası.

aşırı yakışıklı hetero yan komşu

nedense aklıma peter allen'ın the boy from oz'ından not the boy next door'u hatırlatmıştır.



tabi yan komşu hugh jackman seksiliğinde ise her yol mübahtır!

rocco steele

acıması yok. allah partnerine sabır versin diyerek uğurluyoruz...

babalarına eşcinsel olduklarını açıklayan ikizler

bu kadar hoş olup da straight olsalar ben de bir an için ağlayabilirdim, bizim takıma bir değil iki tane!

ağlatan filmler

pek ağlamak gibi bir yetim yoktur ama alakasızca factory girl'de gözlerim dolmuştu, bir anda dostum dediklerinin diğer gün seni tanımaması... bundan daha ötesi, i am sam. sean penn o kadar başarılı ki, kızından ayrıldığı o sahne.

ama en iyisi, bende bile çeşmeleri açan the normal heart. öyle böyle değil, çok iyi.

glee

sonunda 6. ve son sezonu başlamıştır.

--- spoiler ---

bir zaman atlaması yapılacağı aşikardı ama yine akılda 456466 soruyla, ortadan bir anda kaybolan karakterle hiç olmadı. oysa ki orijinal kadronun geri gelmesi güzel bir hareketti, aynısını parçalar için söyleyebilecek olmasam da. bir problem performansı fena değil gibiydi. yıllarca içinden çıkmak istedikleri kasabaya geri dönme olayı klişe ötesi, burada başarıyı yakalayıp yine hayallere dönme ya da oraya kurulma olayları ile sonlanacak herhalde sezon. çabuk parlayan her dizi gibi ilerki sezonlarda ilk o enerjisini tam yakalayamadı, işte bu yüzden bazı güzel şeyler zirvedeyken bitmeli.

--- spoiler ---

ilan-ı aşk eden beyin ilk yatıştan sonra her yerden engellemesi

biraz ''köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin'' durumu sanki.

blue jasmine

başrollerinde cate blanchett, alec baldwin ve peter sarsgaard'ın yer aldığı 2013 yapımı woody allen filmi.

filmin konusu ise şöyle, jasmine (blanchett) new york'da yaşayan sosyetinin ünlü simalarından iken bir gün eşi hal (baldwin) iflas eder/malvarlığı dondurulur, bunun üzerine jasmine kız kardeşi ginger'ın yanına san francisco'ya taşınır ve devamında olaylar gelişir. ny'ta o davetten bu davete, guccilerle pradalarla gezen asmine bir anda tek malvarlığı bavulları ile kardeşinin kanepesine geçiş yapar; öyle ki ayda yılda bir görüştüğü, küçük gördüğü kardeşi şimdi tek dostu-ailesi olmuştur.

--- spoiler ---


filmi epey önce izlemiştim, woody allen'ı pek sevmeyen biri olarak ben bile beğendim, özellikle cate blanchett ayrı bir başarılı ''zengin avcısı'' kadın rolünde. kardeşinin yıllarca kendisini beğenmemesi, varoş görmesine rağmen yine de onu kabullenmesi biraz dokundurdu. jasmine'nin durumun ciddiyetini kabullenememesi, kolunda hermesiyle sıradan bir kasabada gezinmeleri, şık şık giyinip dişçide sekreterlik macerası ayrı bir komik geldi bana. konomik olarak kocasına öyle bağlı ki eğitimini tamamlamamış olmasından rahatsız değil, başarılı olduğunu düşündüğü dekorasyon-dizayn işleri için bile bilgisayar kursunda debeleniyor. jasmine'nin partide tanıştığı yeni avını tam tavlamışken, hedefe bu kadar yakınken elinden kaçırması, üzerine bir de öğlu tarafından terk edilmesi sonunda balataları sıyırıyor zaten. woody allen'ın filmlerinde anlattığı insan ilişkileri, aldatmacalar, oyunlar karmaşaları güzel işlenmiş filmde. özellikle de lüks, refah içinde bir hayat sürerken bir anda dibe vurunca kişinin etrafından bi haber oluşu, o sahtelik olgusu-körlük öyle bir güzel sunulmuş ki, bravo.

--- spoiler ---

yakışıklı olmak

genel olarak iyi bir şeydir; en basitinden modunuzun düşük olduğu bir halde bile beğenilmek, ilgi görmek iyi hissettirir. tabi burada kime-neye göre yakışıklı denilirse, bu da güzellik gibi göreceli bir olgu olsa da aslında biraz da sınırları çizilmiştir kanımca erkek bedeni için. bu noktada yakışıklı olunduğu için sadece ambalajın rağbet görmesi aslında diğer beğenilerden çok da farklı değil. ayı seven ya da ''parlak'' seven ya da x,y,z seven de o görüntüye geliyor, onun istediği-talep ettiği o çünkü. bu anlamda durum stabil; günümüzde herkes nasıl iç çamaşırı mankeni gibi görünme peşinde ya da dinlemediği şeyleri dinlermiş gibi, olmadığı gibi biri davranıyorsa olay kendini lanse etme meselesi benim gözlemlediğim. bunun da en basit ve temel sebebi talep görme, beğenilme vs.

her ne kadar herkes yüzeysel olmadığını iddia da etse, kimya denilen bir şey olduğuna inanıyorum, bir insanın huyuna-suyuna, beynine, düşüncelerine aşık olursunuz ama onu tanıma isteği yaratan, o merak unsurunu ateşleyen ilk o göze hoş(sizin hoş algınız nasıl ise) gelme durumu bence. en büyük avantajı bu.

ayı sözlük itiraf

tanıdığım(ı sandığım) en içten, şirin adamın bile bugün ne kadar çirkefleşebildiğini gördükten sonra ilişki işleriyle uzun bir süre işim bitti gibi. 3 günde tanıdığın adamdan ne hayır gelir denir ya, gerçekten öyle. istediği kadar bakışları, sözleri içten olsun insanların esas karakteri çok da değil bir hafta, on günde ortaya çıkıyor kuyruğuna basılınca. inanamıyorum daha ilk seferinde böyleyse bunun kötüsü nasıl olur, iyi dediğim böyleyse. biri yüzünden bini yakmak da, umudu kesmek de doğru değil ama gerçekten ilişkilere, dahası insanlara güvenimi iyice kaybediyorum diyeceğim ama daha dip noktası yok. büyük aşklarla işim bitti, harika sevişmelere geri döndüm.

şişmanların en çok kullandığı cümle

- yiyen de ölüyör yemeyen de.
- can boğazdan gelir.
- x kilo versem tamamdır.
- büyük seçim istiyorum, ama cola zero olacak.
- bunun bir beden büyüğü var mı?
- hayat zayıflara güzel.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.

elastic heart

shia labeouf'u gözümde ilk defa bu kadar seksi statüye çıkartan sia parçası, chandelier part 2 . parçanın ve klibin güzelliğinin yanısıra, dünden beri klibin birtakım kişilerde ''pedofili'' izlenimi-çatışması yarattığı için sia kızımız özür beyanında bulunmuş.

256d1

aldatan sevgilisine bir şans daha veren kişi

''fool me once shame on you, fool me twice shame on me ( beni bir kere kandırırsan bu senin hatan ama ikinci kez de bu sefer bunun sorumluluğu bende)'' ve ''once a cheater, always a cheater (bir kez aldatan her zaman aldatır)'' der ecnebiler.

bradley cooper

oyunculuğunu beğenmiyorum, hatta pek yetenekli bile bulmuyorum zira silver linings playbook'a kadar oynadığı 10 rolün 9u ''sarışın, mavi gözlü piç ama kalpte iyi olan, mr right'' tipi. hatta öyle ahım-şahım bir seksiliği de yok ama ikinci saniyede insanı kendisine çekiyor, sanırım o derin mavi gözler yüzünden.

w magazine fotoğrafları ise ayrı bir şey - http://www.etonline.com/news/155886_brad...

jennifer's body

az-çok megan fox'u beğenirdim ama kötü yani, gerçekten. hele de amanda seyfried gibi yetenekli bir kızımızın böyle abuk bir filmde işi ne anlayamadım.

--- spoiler ---

izleyeli yıllar oldu ama yanlış hatırlamıyorsam megan fox havuz sahnesinde o güzelliğinden sıyrılıp bi iğrenç ötesi ağzını açıyordu ki... evlerden ırak.

--- spoiler ---

lance bass

şu bile o plastik sarı saçlarıyla, eblek suratıyla kısmetini buldu ya lanet olsun sana dünya dedirtendir. zaten n'sync zamanlarında da hiç sevmezdim kendisi. her zaman jc!

kar tatili

güzide okulum istanbul'daki birçok okul tatil iken ısrarla tatil edilmeyerek beni 8:30'da sınava katılmamı beklemekte; bense 8 derece havada yataktan çık(a)mayan birisi olarak akıbetimi merak etmekteyim. hayır zaten ders zor, hocası ayrı zor. resmen talihsiz serüvenler dizisi. yine mi yüzümüz gülmedi sevgili sözlük...

eski sevgilinin yakın arkadaşlarınızla çıkmaya başlaması

girl code olsun bro code olsun hepsine aykırıdır, olmaz, olmamalıdır. bros before hoes (sevgililerden önce erkek arkadaşlar-dostlar!) mantrasına terstir.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

hozier - take me to church :
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.