pornolarda ilk aradığım fantezi çeşidi. ilk aradığım kategori genelde uniform oluyor fakat onların içerisinde de en iyisi takım elbisesi. tahtaya giydirsen taş olur ya bu kadar olur. hele bir de iş görüşmesi konuluysa tadından yenmez.
homofobiden daha çok canımı yakan durum. elbette ki zor durumda kalındığında, kişinin hayatı ya da işi söz konusu olduğunda anlaşmalı bir şekilde yapılabilir fakat kişi sırf toplum tarafından dışlanmamak, ailesini mutlu etmek, sıkıntı çekmemek adına evleniyorsa pek anlayışla karşılayamıyorum maalesef. sonuçta dışarıda birçok eşcinsel; toplum tarafından nefret objesi olarak gösterilip ötekileştirilmeye çalışılıyorken, bin bir zahmetle gizliliğini korumaya çalışıyorken hatta kimi eşcinseller tüm tehlikeleri göze alıp "ben eşcinselim" diyip açık yüreklilikle gezebiliyorken başka bir eşcinselin sırf "aman ağzımızın tadı kaçmasın ali rıza bey" tarzında bir moda bürünüp karşı cinsle evlenmesi ayıbın, ahlaksızlığın en büyüğü bence!
sara shepard'ın yazdığı sürekleyici roman serisi. bundan altı sene önce gazetenin birinden kupon biriktirerek aldığım kitapların içinden çıkmıştı arkasında "sırları olan, gizemli güzel bir kıza asla güvenme" yazıyordu. merak ettim bi okuyayım dedim baya heyecanlı, gizemli bir kitaptı. bir günde bitirmiştim. hemen ardından para biriktirmeye ve diğer serilerini bulmaya çalıştım. mükemmel, kusursuz ve inanılmaz serilerini de okudum büyük bir zevkle. okurken içimden hep "lan bu kitabın dizisini çekseler fena tutar ha" dedim. derken birkaç hafta önce fark ettim ki sesimi duymuşlar ve dizisini yapmışlar. dizisi nasıldır bilemem ama dizisinin yapıldığını görünce çocuğu okula başlayan ebeveynler gibi mutlu oldum.
neden derslerinizi okulunuzun ötüt odasında çalışmıyorsunuz. ne demişler ders en iyi derste emilir
insanları mantık dergecimizden geçirmeden güvenlik duvarımızdan aşırtmıyoruz. hatta lafım bile var güvendiğim dağları karlar yardı.
piyasadaki vurgunluk emişen ülkelerin hisse senetlerini feci vurdu dibe fırlattı
en bozuk saat bile günde iki kez yanılabilir
dünyanın en son moda trenlerini benim kadar takip edemiyomuşssun. senin şu sefil ve bakımsız halin benim içimi bürkültüyor.
benim kardeşim hakkında bu şekil rencide edici zincirleme sıfat tantanaları kullanmanıza izin veremem.
lütfünün keş anlamlısı.
dürüstlük bizim hayatta birinci prensliğimizdir.
hollandanın başkenti paristen canlı yayınlanan defileleride takip etmiyo olablirsin.
biz de boğaziçinde okurken boyfirenkimiz vardı
demek efecanda benim gibi matematik aritmetik logoritma goronometri gibi konular arasında uzman bir zekaya sahip.
ben çok küçük yaşta atcılık ve birincilik sporlarına gönül verdim özellikle kulplu beygir dalında pek çok kupa ve madalyonum vardır.
biz temizliğe ve hijyene çok önem bir aile olarak asla sokak ayakkabılarıylan evde salınmıyoruz sokaktan eve geldiğimiz zaman el ve ayaklarmızı bi güzel dezenfektan sabunuyla bi güzel çitiliyoruz ardından ezelfektan cölelerizlen ofcalıyoruz çünki çevremizde toplumuzda asensörlerde raylı raysız bütün taşıma araçlarında avn adındaki alışveriş merkezlerindeki yürüşen merdivenlerinde gözle görülmeyen ve özgürce gezen sadece kedi ve köpeklerin duyabilecekleri sesler çıkartan onlarca milyarlarca kanyonlarca bakteri vürüs mikrop ve terliksi hayvan var.
ben gençken bundan 3-4 veya 5 sene önce kendi kendime bi aykut testi yaptımıştım kendime o zaman gerçekten üst sınırım bi alt gıdımında çıkmıştı benim puanım o en üst sınırdada bak ünlü ressam albert amştayn duruyor.
matematik profesörü pascal noman bunlar varmıştın.
heleki 20. mirenyuma girdiğimiz şu günlerde bilgi bizim en değerli hazinemizdir .
bak mesela yaprak döner o nerden gelir bilirmisin hani kitabın sayfalarınada yaprak deriz ya o yaprakları okurken emeriz ya bilgileri aynen dönerdeki yaprağıda pideye emdiriyoruz yağsını nasıl öle lezzetli oluyo aynen benim gibi buralardan gelir bunları biliyomuydun hiç bilmiyodun yook nerde sevalım nerden bilsin ardından o meşhur gülüş
belgelenmiş en tuhaf toplu psikojenik hastalık 1962'deki tanganyika gülme salgını vakasıdır. tanzanya yatılı okulunda sınıfta yapılan bir şaka sonrası hepsi kız olan öğrenciler gülmeye başlarlar. kısa patlamalarla başlayan kahkahalar önce saatlerce sonrada günlerce sürer. öğrenciler histerik gülme yüzünden acı çekerler, solunum yetmezliği, kaşıntı, ağlama krizleri yaşarlar. salgın öğrencilerin ebeveynlerine, diğer okullara ve köylere sıçrar. salgın ancak 18 ay sonra son bulur.
tdk'de şu şekilde açıklanması gerektiğini düşündüğümdür: "türkiye'de ancak muhafazakar kesimin ahlak anlayışına ters düşmeyen şeyler yapıldığında uygulanan deyiş."
geçen gün bi arkadaş anlattı, çok hoşuma gitti. bi laz fıkrası anlattı. laz hep diyomuş ki çevresine, ben bak hastayım, ben hastayım, ben hastayım diyomuş, kimse dinlemiyomuş kendisini. ben hastayım, ben ölücem, bana bakın filan. sonra demiş, ben ölürsem mezar taşıma böyle yazın demiş. mezar taşına yazmışlar: demiş ben hastayım dedim dedim bana inanmadınız, bak noldu şimdi?
hı hı hı?. ha? yani, bizim lazın mezar taşında öyle yazıyomuş. ben hastayım dedim dedim bana inanmadınız nooldu şimdi? gördünüz mü?
tdk'de şu şekilde açıklanması gerektiğini düşündüğümdür: "türkiye'de ancak muhafazakar kesimin ahlak anlayışına ters düşmeyen şeyler yapıldığında uygulanan deyiş."
american horror story'de chad warwick ve dr. oliver thredson rolleriyle tanıdığım, bir içim su diye tabir edilebileceğim aktör. ayrıca 2011 yılında eşcinsel olduğunu açıklamıştır *
sinir olduğum, gücümün yetmediğini düşündüğüm ve bu yüzden korktuğum çocuklarla oyun oynamak. oyun esnasında sinir olduğum çocukları tek tek hedef alır oyunun türüne göre canlarını yakardım. toplu bir oyun mu oynuyoruz o zaman topları suratlarına atardım, taşlı bir oyun mu oynuyoruz o zaman da taşı düzgün atamadığımı söyleyip zamanı gelince kafalarına atardım. (bkz: çocukluk çağı) (bkz: psikopatlık belirtileri)
bir insanın başına gelebilecek en can sıkıcı durumların başında gelir. sen yanlış anlaşıldığını anlatmaya çalışırsın ama karşındaki oralı bile olmaz. bataklıkta çırpınmaya benzer. karşındaki kişi anlayışlı davranırsa sonu tatlıya bağlanır ama davranmazsa işiniz zor.
sadece fiziksel ve sözel şiddetle sınırlı kalmayandır. bu konu, çok daha geniş bir yelpazede incelenmeli ve ona göre davranılmalı, önlemler alınmalıdır. *
halka sunulan, göz önünde bulunan ve daha çok dikkat çeken gaylerin kadınsı* özelliklere sahip olmasından kaynaklı durumdur. ülkemizde kadın gibi davranmak güçsüzlüğü, pasifliği sembolize eder, gaylik ise istenmeyen bir durumdur. bu iki özellik birleştirilerek tüm gaylerin kadınsı olduğu ve bunun ne kadar kötü(!) bir şey olduğu mesajı tüm beyinlere altttan alta işlenmektedir. çünkü gaylerin de maskülen* olabileceği ihtimalinden korkulur ve yokmuş gibi davranılır.
hacı misi ile parlattığım cemaatçi götü mü açıkta bırakacak kırmızı bir tanga ile katılacağım zirvedir. tüm şeriatçıların gözleriylen günah işlemelerine, cünüp olmalarına sebebiyet verip toplandıklarına pişman edip ardından "türkiye laiktir laik kalacak" nidalarıylan izmir büyükşehir belediyesi logolu sancağı mekana dikip atamın gücüylen son noktayı koyacağımdır.
kisinin icinde birbirinden farkli kisilikler hissedip, bu kisiliklere uyan davranislarda bulunmasi, bu kisiliklerin etkisi altinda oldugu anlarda yaptiklarindan habersiz olma halidir. bu kisilikler bireyin kendi cinsiyetinden, yas grubundan, sosyoekonomik ve kulturel durumundan farkli olabilir. bu kisiliklere ait kafasinin icinden gelen ve kendisini yonlendiren sesler duyabilir. farkli kisilikler var olan "evsahibi" kisilige zarar verici davranislar gosterebilir (es ya da karsi cinsle uygunsuz iliskiler, suca yonelik davranislar gibi). evsahibi kisiligi oldurup, yerine gecmek icin intihar girisimlerinde bulunabilirler.
nasil olusmaktadir?
genellikle cocukluk yaslarinda cok agir fiziksel (dovulme, agir cezalandirmalar), cinsel (tecavuz, cinsel tacizler) ve duygusal (sevgi gosterilmeme, saglik, egitim ihmalleri ve bakim gereksinimlerinin yerine getirilmemesi gibi) travma yasantilari sonrasinda gelisir. bu donemde cocuk bu olaylar esnasinda kendini olayin etkisinden kurtarmak icin bir savunma mekanizmasi seklinde o olayi yasayan ben degilim, bu olanlar bana yapilmiyor, ben bunlari hissetmiyorum vb dusunce degisiklikleri gelistirir. bu zamanla normal disi bir hal alip, bu bozukluga donusur. bu sekil bir savunma sureci, agir travmalara uyum saglamada onemli bir yere sahiptir.
iki ya da daha fazla birbirinden ayri kimligin ayni kiside varligi (herbirinin kendi icinde sureklilik gosteren cevre ve benlik algisi, iliski kurma ve dusunme bicimi vardir). bu kimliklerden en az ikisi zaman zaman tekrarlayarak kisinin davranislarini denetim altinda tutar. onemli kisisel bilgileri siradan bir unutkanlikla aciklanamayacak sekilde animsayamazlar.
toplumda ne oranda gorulmektedir?
% 5-10 arasinda gorulmektedirler. daha cok kadinlarda teshis edilmektedir. erkek hastalarin ise suc isledikleri icin daha cok adli sistem icinde olduklari ve bu nedenle tani konulamadigi dusunulmektedir. kisilerin ozellikle kafalari icinden gelen sesler duymalari, yaptiklarini hatirlamadiklari seylerle karsilasmalari gibi belirtilerin, ogrenilmesi halinde kendilerinin akil hastanesine kapatilacaklari ya da toplumda damgalanacaklari yonundeki inanclari nedeniyle tedaviye basvurmadiklari gorulmektedir.
tedavi:
hastalik bu rahatsizligi bilen psikiyatristlerce uzun dönemli psikoterapi ile tedavi edilmektedir. tedavide kisiliklerin bir araya getirilerek bir butun olusturmasi ve gecmiste yasanan ve bazi hallerde unutulmus olan travma doneminin aydinlatilip, bunun normal bilinc hali ile birlestirilmesi ve butunlestirme sonrasi eslik eden diger kisilik sorunlari ve yaklasimlarin tedavisi ile surdurulur. psikoterapi esnasinda farkli kisiliklerin etkisi ile sikayetlerde alevlenmeler gorulebilir. bu durumlarda ilac tedavileri ve kisa sureli yatakli tedaviler gerekebilir.
gerçek hayatta:
(bkz: voleybol) favorim, pek severim <3 sokak, salon, plaj. her türlüsü olur fark etmez.
(bkz: yakar top) ikinci favorim. her türlü kapışırız. * (bkz: istop) top havaya atılır. ebe topu tutana kadar herkes uzaklaşır ardından ebe bir renk söyler herkes onu bulmaya çalışır.
(bkz: 9 aylık) ön eleme olarak top ayakta sektirilir. en az sektiren kaleye geçer her gol 1 puandır-kafa hariç o 3 puan- 9 puan tamamlanınca kişiye şut çekilir hiç birini kurtaramazsa çocuk doğurmuş olur. nasıl saçma bi oyunmuş lan bu böyle. * (bkz: saklambaç) bir ebe gözlerini kapatıp belirlenen sayıya kadar sayar. sayma işi bitince saklananları bulmaya çalışır. bulduğu kişiyle adeta yarışa girer gözlerini kapattığı yere koşarlar ebe onu orada sobelerse yani sayı saydığı yere bulduğu kişiden önce ulaşırsa sıradaki ebe o sobelenen kişi olur.
(bkz: köşe kapmaca) genelde römork gibi köşeli yerlerde oynanır. ebe ortadadır köşelerdeki kişilerin kalkıp yerlerini değiştirmelerini bekler. kalkan kişilerden birinin yerini kaparsa yeri kapılan kişi ebe olur.
(bkz: sessiz sinema) bir kişi aklından bir film, dizi tutar. jest ve mimikleriyle karşısındaki kişilere bu filmi anlatmaya çalışır.
(bkz: ortada sıçan) diğer adıyla (bkz: can) yakar topun kardeşi. karşılıklı en az iki kişi vardır ve bunların ortasında bir ya da birden fazla kişi vardır. amaç bu kişileri topla vurup oyundan çıkarmaktır.
(bkz: dokuz taş) dokuz taş üst üste dizilir. sonra topla yıkılır ardından herkes kaçışır. ebeler bu kaçışan kişileri vurmaya ve bu sayede dokuz taşın tekrar üst üste dizilmesini önlemeye çalışır
(bkz: mendil kapmaca) ortada biri mendil tutar. iki kişi karşılıklı olarak aynı anda koşarlar. mendili ilk kapan oyunu kazanır.
(bkz: beş taş) beş tane taşın farklı şekillerde havaya atıp tutulması ve toplanmasıyla oynanan bir oyundur.
(bkz: ip atlama) hunharca zıplayıp kalorilerinizi yakmaya yardımcı olan oyun. * (bkz: aç kapıyı bezirgan başı)
(bkz: yakalambaç) bir ebe kendisinden kaçan herkesi yakalamaya çalışır. yakaladığı herkes onun tarafına geçer ve son kişi kalana dek devam ederler.
(bkz: yerden yüksek) mantığı köşe kapmaca ile aynıdır. herkes yerden yüksekte bir yerde durur. ebe yerdedir. kişiler yer değiştirirken ebe onlardan birinin yerini kapmaya çalışır.
(bkz: ali baba saatin kaç) ebe diğer oyunculara arkasını dönmüştür. diğerleri sırayla bu soruyu sorarlar. "ali baba saatin kaç?" mesela "5" der. oyuncular da 5 adım yaklaşırlar ebeye. tabi herkes kendince adım attığından kimi daha yakın, kimi daha uzak olur. ali baba döner bakar ne kadar yaklaşmışlar diye. tekrar arkasını döner, aynı şey tekrarlanır. amaç ali baba henüz arkası dönükken atılan adımlar esnasında ona ulaşıp, sırtına vurmaktır. bu olay gerçekleştiği anda herkes başlangıç çizgisine geri kaçar. ali baba kimi yakalarsa o ebe olur.
yapamadığımdır. özellikle uzun süre yapamıyorum maksimium 10-15 saniye. daha uzun süreli kapalı tutarsam aklıma berber konulu porno filmleri geliyor. bunun sonucunda da erekte olurum, mal gibi kalırım diye düşünüp geriliyorum (bkz: ayı sözlük itiraf) *
yerim neresi, kendimi nereye ait hissediyorum artık hiç bir fikrim yok sözlük. üniversitemin bulunduğu ildeyken kendimi oraya pek ait hissetmiyorum, 3 gündür ailemin yanındayım kendimi buraya da ait hissetmiyorum. gerçi bu durumu yaklaşık 1senedir yaşıyorum. yurt dışındayken de kendimi oraya ait hissetmiyordum ülkemde ülkem diyordum *. fransız şair charles baudelaire'e ait şu söze tamı tamına uyuyorum sanırım: "nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi geliyor."
ayı sözlük üyeleri üniversitelerin hangi bölümlerinde okuyorsunuz?
cevap: (bkz: pdr)
aynı ya da yakın bölümlerde okuyorsak birbirimize yardımcı oluruz iyi olur
çevresindeki kişilerde zerre yaşama hevesi bırakmayan insan modelidir. ya arkadaş bi insan her şeyden mi memnuniyetsiz kalır, hiç mi bir şeyi beğenmez. tamam o beğenmediğin şey mükemmel olmayabilir ama şunu da bilmen lazım hiçbir şey mükemmel olmak zorunda da değil. karşındaki insan belki de bin bir hevesle, araştırarak, okuyarak, deneyerek vs. bir şekilde bir ürün ortaya koymuş en azından bir teşekkür et o da olmadı bir tebessüm et. yok illa bir bok atmalar, bir iğnelemeler, bir burun kıvırmalar. sırf beğenmemek için gösterdiği o çabayı aslında az da olsa pozitif bir yöne kanalize edebilse aslında belki de yapıcı eleştiri yapıp katkıda bulunabilecektir bu insan ama hayır o en iyi bildiği şeyi yapacaktır "hıh bu ne be pööffss" demek. cidden böyle yapıcı olmak yerine yıkıcı davranan insanları hiç sevmiyorum. insanı yormaktan zevk alıyorlar herhalde. platon'un bir lafı var o sözü bu arkadaşlara hediye etmek istiyorum: insanlara karşı düşünceli olun. çünkü karşılaştığınız herkes en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor.