sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

strella

yunan yönetmen panos h. koutras'ın yönettiği 2009 yunanistan yapımı bir film strella.
strella'nın anlamı şöyle: strella: dişil özel isim.. trella'dan geliyor ki bu da yunanca'da çılgınlık, delilik, taşkınlık demek. türkçe'deki delilik çağrıştıran "terelelli" sözcüğü de buradan geliyor olabilir.

imdb: http://www.imdb.com/title/tt1332125/

--- spoiler---alıntıdır---
özet: küçük köyünde bir cinayet işledikten sonra hapse giren yiorgos, on dört yıl cezasını çektikten sonra salıverilir. çıktığı günün gecesinde atina'da ucuz, salaş bir otelde konaklar ve burada, transseksüel fahişe* strella ile tanışır. beraber geçirdikleri bu gecenin ardından birbirlerine âşık olurlar.

ama yiorgos'un geçmişi peşini bırakmayacaktır. yanında ona destek veren strella ile bir çıkış yolu bulmak zorundadır...
--- spoiler---alıntıdır---

hayatı sigaraya benzetmek

hayatı hızlı yaşadığınız sıralarda, ağzına kadar dolacak kül tablasını zaman zaman dökmenizi gerektiren benzetmedir " hayatı sigaraya benzetmek".

vegemite

avustralya'ya özgü bir tür vitaminli - baharatlı sebze ezmesi; ekmeğe sürülerek yenir. 1922-1923'ten beri bir şirket tarafından üretiliyormuş.

wiki sayfası: http://en.wikipedia.org/wiki/Vegemite

avustralya

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

free - allright now:



veya

rozet

üzerinde tanıtımını yaptığı bir şeye ait semboller, yazılar bulunan, genellikle madeni olan ve arkası iğneli veya geçmeli bir şekilde, ilgili yere takmak için bir unsur barındıran, başta ceket yakası olmak üzere, giysilere hatta çantalara takılabilen hede. takan kişinin rozetin sembolize ettikleri ile bir aidiyet bağı vardır.

tomorrowland

2015 yapımı brad bird'ün yönetmenliğini yaptığı ve george clooney'nin de yeraldığı bir bilimkurgu filmi.

açıkçası türe merakım yüzünden izleme gereği duydum yoksa izlemezdim. bir çocuk filmi olarak da değerlendirilebilinir. vasat.

--- spoiler ---
1964 yılında dünyanın kötüye gidişatını engellemek üzere gizli bir merkez yapılması planlanmıştır. bu merkeze alınacak ve dünyayı icatlarıyla, teknolojik gelişmelerle kurtarması umulan potansiyel adaylara, üzerine dokunulduğunda, merkezin tanıtımını gösteren bir simülasyon rozeti verilir. bu rozetleri küçük bir kız çocuğu görünümündeki bir robot dağıtmaktadır...
biri günümüzde, biri de 1964'te geçen iki paralel öykü gibi başlayan film, taşların yerlerine oturmasıyla öyküleri birleştirir ve finale doğru, zaman zaman aksiyon sahneleriyle ilerler ve mutlu son ile biter...
--- spoiler ---

(bkz: bilim kurgu filmlerinin yararları)

imdb: http://www.imdb.com/title/tt1964418/

400 sınırı

les quatre cents coups

1959'dan kalma bu truffaut filminin fransızca orijinal adı türkçe "400 darbe" anlamına gelir ve bu film türkiye'de 400 darbe olarak bilinir. ingilizce olaraksa, "the 400 blows" adı kullanılır.

imdb: http://www.imdb.com/title/tt0053198/

jazz

jam session

müzik dünyasında, en çok da jazz* müziği ve türevlerinde, birkaç kişinin birlikte olup, o an kafalarına göre çaldıkları doğaçlama müziğe denir.

session

kış saati

yaz saati uygulamasının bitişiyle başlayan ve bir sonraki yaz saatine dek süren, saatleri ayarlama uygulamasıdır.

bu sene seçimler yüzünden biraz gecikecekmiş.

(bkz.: (bkz:#261293))

yaz saati

yaz saati uygulaması bu sene normal olarak 25 ekim 2015'te bitecekti.
ancak " 1 kasım 2015 erken genel seçimleri" nedeniyle bir erteleme yapılacakmış.

--- spoiler ---
hükümet sözcüsü numan kurtulmuş, 1 kasım seçimleri yüzünden ertelenen kış saati uygulamasının başlama tarihini açıkladı.

25 ekim 2015'te geçilmesi planlanan kış saati uygulamasının, 1 kasım 2015 pazar günü yapılacak genel seçimler nedeniyle 8 kasım 2015 tarihine ertelenmesi gündeme gelmişti.

numan kurtulmuş, konuyla ilgili çalışmanın yapıldığını belirterek, "enerji bakanlığı çalışma sürdürüyor. büyük ihtimalle 15 gün tehir edilecektir. bu da seçim tedbirlerinden biri olarak düşünülüyor. büyük ihtimal 8 ya da 9 kasım tarihlerinden birisinde yaz saati uygulamasından vazgeçilecek, yani normal saate geçilecek" diye konuştu.
--- spoiler ---

kaynak: http://www.ntv.com.tr/turkiye/yaz-saati-...

quo vadis

insanoğlu bana göre üç ana yönetim şekli uyguladı geçmişten günümüze.

a) monarşi
b) komünizm
c) demokrasi

elbette daha bir sürü yönetim şekli var. kendi düşüncelerimi ifade etmeye çalışıyorum sadece.
yukarıda saydığım üç yönetim şekli veya sistem/düzen uygulamasının kendilerine göre artıları ve eksileri var.
bugün için revaçta olanı demokrasi. demokrasi ama nasıl bir demokrasi?
gelişmiş demokrasilerde bile karar alma mekanizmaları yetersiz. alttan, üste akışlar tıkalıymış sanki...
toplumun, oy ve vergi verenlerin baskıları her zaman işe yaramıyor.
hoş, bu baskılar işe yarasa bile, kitlelerin doğru kararı mı verdikleri yoksa işlerine geleni mi seçtikleri, kendi rahatlarını mı düşündükleri sorunsalı her daim mevcut.

monarşi, diğer bir deyişle " mutlakiyet" ise en ağır şekliyle, nesilden nesile geçen, bir hanedanın keyfi idaresine kalmış bir yönetim ama doğru insanın başta olduğunu düşünün bir; yönettiği tüm insanların refahı ve iyiliği için çabalayan, didinen birinin... hayır, monarşi yanlısı değilim de, yiğidi öldürürken hakkını da vermek isterim. doğru insanlar, hep gelmeyebilir başa. insan yerine bir yapay zeka* mı koymalı?

komünizm ise totaliter uygulamalarıyla insanları canından bezdirip en sonunda mao'nun ülkesinde, çin'de bile göstermelik olarak kalmış adı var, kendi yok bir sistem. kuzey kore veya abd ile şu an yakınlaşmaya başlamış küba'daki komünist uygulamaları saymazsak, ki bunlar müzelik uygulamalar ne yazık ki, dünya'da an itibariyle pek geçerliliği yok. hele kuzey kore, monarşik bir komünizme evrilmiş rezil bir ülke. evrilmiş sosyalizm'i, isveç sosyalizmi gibi şeyleri komünizm içinde değil, demokrasi içinde değerlendirdiğimi belirteyim. lenin'den sonra stalin yerine troçki gelmiş olaydı, sscb'nin ve dünya'nın kaderi çok farklı olabilirdi ama geçmişte o öyle olaydı, bu böyle olaydı diyerek geleceğe bakamayız.

fakirlikte eşitliği, bu saatten sonra toplumlar istemiyor. geçmişte de istemişler miydi acaba? girişimciliğin olmadığı bir dünya renksiz.

tüm bu sistemleri din faktörü olmadan irdelemek imkansızsa da, şimdilik din konusunu ve/veya teokrasi'yi es geçeceğim.
teknoloji faktörünü devreye sokacağım; insanlığın doğru yöndeki bir gidişatı, distopya'dan ütopya'ya geçiş umudu için.


demokrasi, tüm eksikliklerine karşın, insanoğlu'nın bulabildiği en iyi sistem. laf ola beri gele demokrasilerden, eski "demokratik alman cumhuriyeti" gibi ucube demokrasilerden değil, gerçek demokrasiden bahsediyorum.

demos ve kratos... bu iki sözcükten oluşur demokrasi. krater sözcüğün kökeni de bu kratos ile ilintilidir.
kratein, yönetmek demektir. krater, kase (kap) ve yanardağ* çukuru, bir çarpma sonucu oluşmuş yüzeydeki oyukluk ( ay'ın yüzeyindeki meteor çarpmaları gibi) anlamlarına da gelir. kratos ile ilintisiyse, antik yunan şehir devleti demokrasi'sinde, oyların atıldığı kasenin adıyla olan ilişkisinden gelmektedir.

örneğin aristokrat yönetimine, aristokratlar'ın yani soyluların yönetim şekline de aristokrasi denir. ah şu aristo! başımıza ne işler açtın!
demos, grekçe'de, antik yunanca'da halk demek. fakat aslında halk derken, tüm eski grek şehir devletlerinde yaşayanlar değil, şehre dışarıdan gelen erkekler ile tüm kadınlar ve kölelerin ve diğer tüm yaşayanların söz hakkı olmayan bir demokrasi! oy verenler, vatandaşlar sadece yetişkin ve oranın yerlisi erkeklerden oluşuyordu. oldukça ataerkil bir sistem! köleliğin ve kadını aşağı sınıf bir insan olarak değerlendirmenin olduğu bir yerde başka türlüsü de biraz zordu!

kratos, devlet, hükmeden güç, iktidar, yönetim, otorite, erk, egemenlik anlamlarına gelmekte. mitolojik olaraksa, bir yarı tanrı; pallas ile styx'in oğlu. egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur / hakimiyet-i milliye...
teokrasi'yi es geçeceğimi belirtmiştim. din ve tanrı konusu ve dogmalar bu girinin dışındadır şimdilik.
samimi olarak dindar bir okuyansanız, size saygı duyduğumu belirtir, kendi inanış veya inançsızlığımın belirtisini yazılarımda aramamanızı salık veririm!

çağdaş demokrasilerde, demos kratos'a ve kratos da demos'a yabancılaşmıştır; uygulama sahalarının az veya çok gelişmişlik ölçüsüne göre, skalanın farklı noktalarında az-çok bir yabancılaşma, inkar edilemezdir ve bir şekilde gözlemlenebilir. bir tek demokrasi yok, demokrasi üst kavramında çokça demokrasiler var. hepsinin üst düzeyde ortak, alt düzeydeyse farklı tıkanıklıkları var. bu demokrasi türlerine tarihsel olanlar da dahil, örnekler verecek olursam, atina demokrasisi, klasik demokrasi, doğrudan demokrasi, yarı doğrudan demokrasi, genel oy demokrasisi, yarı oy demokrasisi, sınırlı oy demokrasisi, temsili demokrasi, sosyal demokrasi, marksist demokrasi, çoğunlukçu demokrasi, endüstriyel demokrasi, ekonomik demokrasi, tele demokrasi, korporatist demokrasi, liberal demokrasi, halkçı demokrasi, özgürlükçü demokrasi, anayasal demokrasi, parlamenter demokrasi, katılımcı demokrasi, plebisitarian demokrasi vb. gibi demokrasi türlerini sayabilirim.

peki ama bu girinin başında saydığım üç yönetim şeklinin en iyisi olan demokrasi'nin tıkanıklıkları diğer iki yönetim şeklinin artılarından yararlanıp ve teknolojik olanaklar kullanılarak beslenip, daha iyi ve doğru bir demokrasi elde edilip, tüm insanlığa sunulamaz mı?

düşünüyorum, bu girimi okuyan sayın okuyucu, buraya kadar okuduysan sen de düşün.

tanım: quo vadis, distopya'dan ütopya'ya geçiş için "daha iyi bir demokrasi nasıl olabilir?" sorusunun irdelenmesidir.




neden sigara içiyorsun sorusuna verilebilecek alternatif cevaplar

"hızlıca intihar edecek cesaretim yok. ağır ağır intihar ediyorum." dediğim olmuştur. bırakmaya uğraşıyorum halen.

serkan altuniğne

penguen

bobo

karikatürist serkan altuniğne'nin penguen mizah dergisi'nde çizdiği hafif embesil köpek karakterinin ve bu karakterin bulunduğu köşenin adıdır bobo.**

şey

bazen şeyin üç harfli olmasından çekinenlerin dört harfli hedeyi bulduklarını düşündüğüm hede.*
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.