inci taneleri
yılmaz erdoğan imzası yeterli olmamış sanırsam. dizide oyunculuklara laf yapmak haddime değil özellikle hazar ergüçlü’ye. lakin senaryo ne kadar elde tutulur bilemiyorum. neyse hafta sonu bir anlata yapayım bari, devrelerimle bir pavyona gideyim. çok farklı ortamlara girip insanlarla sohbetim oldu lakin pavyon merakım olmamıştı hiç. bakalım pavyon kültürü bana ne katacak, bir pavyon kalmıştı gitmediğim oda olsa iyi olur gibi.
manevi boyutta seks vs fiziksel boyutta seks
birde bu türün içinde sexting mi deniyordu, sanal sex var değil mi? ne çok sex türü var bu hayatta yada günümüzde. yorucu değil mi? bunların hepsini bilmek, uygulamaya çalışmak tüketmez mi insanı? çok uzağa gitmeyelim bir 30 40 yıl önce yetiyor muydu acaba insanlara bildikleri. gerçi boşalınca hiç birinin bir önemi kalmıyor, tüm o arzular patlamış bir balon içerisinde ki hava gibi kaybolup gidiyor, hepsi boş.
izel çelik ercan
dağılmış grup diyorlar ama işin özünde asla bir grup olmadıkları gerçeği var. üç arkadaş bir albüm yaptı ve gruplarına bir isim bile vermediler. sonrasında 1993 yılında izel ve ercan saatçi birlikte bir albüm yaptı. sadece o dönemler yükselişe geçmek, popülerleşmek ve ün kazanmak için tüm emeklerini birleştirerek çok iyi işler başardılar. sonrasında birlikte konserleride sayılı denecek şekilde azdı. aralarında çok iyi albümler eserler de çıkardılar tekli olarak lakin ercan saatçi ve çelik kısa süreli patlamalar yaşarken izel aksine popülaritesini yitirmeyerek “gelişen çağa ayak uydurmak da denilebilir”bir şekilde eşsiz şarkılara çalışmalara imza atmaya devam etti. ayrıca 2019 da çıkarttığı albüm benim görüşümce cidden muazzam. özellikle yerine sevemiyorum.
baba kokusu
bence babalık görmüş, hissetmiş insanların alabileceği bir koku. bazılarımız o kadar şanslı olmuyor. (bu bir sitem değil) baba diyemeyen insanlar var bu hayatta, yüzüne baktığı zaman öfke ve nefretten başka bir şey hissedemeyenler. şu baba figürlü başlıklar neden karşıma sıklıkla çıkmaya başladı.
insanın yaşlandığını anladığı an
aslında yaşlandığımı değilde, artık yaş aldığımın farkındayım. geçenlerde 15 tatil dönemi ablama gittim ve yeğenime karne hediyesi harçlık verdim. hayatta ki rollerimiz kalıcı olmuyor hiç bir zaman. mutlaka karşımızdaki insanların rollerine büründüğümüz anlar geliyor. bu kısa süreli olaylarda yaş almak, uzun vadeli durumlarda yaşlanmak anlamına geliyor sanırsam. hele ki sağ gözümde çıkmış olan kaz ayağı resmen çökmeme sebep.
belki üstümüzden bir kuş geçer
mp3 çalarıma yüklediğimi hatırlamam. kuşlarıda oldum olası sevmemişimdir. ısrarla hiç kimse yokmuş gibi üzerime pislemeleri yok mu. ilk okul yıllarım kıyafetlerimden kuş pisliği temizlemekle geçti diyebilirim. geçmesin benim üzerimden kuş felan. düşen tüy olmuyor genelde.
mutluluk
bir gülen iki ağlar mı cidden? şey der ya dosto “bugün ki mutluluk, yarın ki mutsuzluğun habercisi değilde nedir” diye.
sevişmek için sinemaya gitmek
kendimi mahcup bırakmaktan pişmanlık duymayacağım olay galiba.
manevi boyutta seks vs fiziksel boyutta seks
bu aralar düşündüğüm ve üzerine araştırma yaptığım bir konu. duygusal sex mi sizi daha iyi tatmin eder? yoksa, fantezilerin ağır bastığı sexler mi sizi daha iyi tatmin eder.
heidi betts
heidi betts
erotik kitaplar pek beni cezbetmez, sarmaz, tatmin etmez veya sevemiyorum pek lakin heidi sen nasıl bir kadınsın be. çok farklı bir işleyişi var kitaplarında. olayları anlatım şekli okura yansıtma biçimi inanılmaz kusursuzlukta. her bir sayfasında ayrı bir haz ve tutkuya maruz bırakmayı çok iyi beceriyor.
özellikle seviyor sevmiyor - kördüğüm - bir yumak aşk üçlüsünde okurlarına yansıtmış olduğu ürpertici bir haz var. şu hayatta beni sexe itebilecek tek kadın olabilir.
röportajında söylemlediği kadarı ile sex hayatı sıfır denecek kadar olan bir kadının bu tarz üç noktalara sahip ütopyalara sahip olması olağan dışı.
sen anla
sevdiğim bir çok şarkı var lakin, sözlerini duydukça kendimden geçtiğim sayılı şarkılardan biridir.
üzgünüm değilim
yorgunum değilim
aşığım deliyim
deliyim ben deliyim
sen başka, başka birinin kollarında
ben başka, başka aşkın yollarında
ah başka, başka, başka bu.
halil mete’nin elinin değipte kusurlu olan bir eser yok zaten, o ayrı bir konu.
(youtube:
https://youtu.be/uBaLfkIi9sM?si=shtP0pDs...)
griseksüel
asexüel bireylerin belli belirsiz zamanlarda cinselliği arzulama durumu veya asexüellik ve cinsellik arasında kalmak.
yalnızlık
boşuna demiyorum arabalarınızda mutlaka yedek valiz bulundurun diye. ayrıca bireyler olarak 50’li 60’lı yaşlarımızda bize ilaç alacak kimsemiz olmayacak. bu ülkede en azından bazı yasalar gelmediği sürece olacak olan bu. tabi bir kadınla evlenip ürerseniz o ayrı konu. yalnızlığa şımarıklık tanımlamasını yapmak da ne bileyim saçma. yalnızlık insanların hazin sonu, hele ki bireyler için bu durum tam olarak bundan ibaret.
bir koli mekanı olarak ayı sözlük
diğer platformlardan nasibini alamamış veya umduğunu bulamamış bireylerin soluğunu alabileceği yer. amacına uygun yol izlenerek ilerleyebilirlerse mantıklı olabilir. sonuçta düşüncelerin belirtildiği bir platform. birinin hesabına girerek, girmiş olduğu entryleri ele alarak daha iyi bir seçim yapabilirler. bu amaçla kullanlar da olmuştur mutlaka.
eski başlıkları canlandırma kampanyası
ah eskiler, yok mu o eskiler?
şişmanların eğilmeden pipilerini görememesi
yağ kütlesinin altında sıkışıp kalmaktan (ezilmekten) derman kalmamıştır kendisini göstermek için. tabi mücadele edilesi durum.
maksadın bana istanbul'u göstermek
murat kekili’nin şarkısında yer verdiği, ahmet kaya’nın kardeşi mustafa kaya’nın yazdığı şiir.
ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar
sözlükteki üniversiteli ayılar