demet akalın'ın şarkılarını seviyorum. bunu asla inkar edemem. her zaman olmasa da yaz geldiğinde mutlaka demet akalın dinlerim yani. güneşlenirken filan süper oluyor. tüm bunlara rağmen yine de serdar ortaç dinleyen insanları yargılarım, acımam.
sanırım yalnızlığa alıştım... 2 yılı geçiyor...hani böyle sevdiğin olsun istiyorsun ama bir yanında istemiyor.sorumluluktan, kaybedişlerden , toplumdan , maddi manevi yükümlülükten bıkmışlık var.telefonu - sosyal medyayı terkedip - kendi çapında ördüğün ağın içinde aşağı yukarı gidip geliyorsun işte.mutlu ya da mutsuz diye ifade edemem ruhumu.nötr olmak bu ikisinden de beter anlaşılan.kendini alıp tartabileceğin teraziyi elinde dolaştırıyorsun sürekli.çünkü kendinden başkası yok..çünkü yalnızsın.dünya değişti, insanların istekleri ve yaşam şeklide bir hayli değişti.ayak uyduramıyorum.herşey batıyor , her hareket , her söz.tahammülün eridiğin de erimeye mi başlarsın? ben eriyorum galiba yanan bir mumdan bile daha hızlı şekilde.ölümümün sevdiğim kadının yanında gerçekleşmesini istemezdim zaten.kimseyi üzme , kaybediş duygusunu tattırma ve yalnız bırakma lüksüm yok.tüm yalnızlığı sırtıma aldım sevenler , yaşıyorum.gittiği yere kadar...
gecenin şu saatinde youtube'da dolanıp güzel güzel eğlenceli bollywood şarkıları dinlerken suratıma dank diye çarpan bir parçaya rast geldim. işin komik yani parça hintçe de değil, punjabi dilinde. "ishq ho gaya" isimli bu güzeller güzeli parça, kalbimin küt küt atmasına sebep oldu. gerçekten de müziğin bir dili yok, anlamadığım, bize tamamen uzak bir dil ve kültürdeki bir şarkı gecenin bu saatinde beni deli etkiledi. ve ben gidip ne yaptım? 6 aydır hiçbir şekilde iletişim içinde olmadığım eski sevgilime mesaj attım "bu şarkıyı dinle" diye. çünkü biz hindistan'a ve alt kültürlerine dair her şeyi çok severdik. en sevdiğimiz film barfi'ydi, dance pe chance'in dansını evde amatörce yapardık, geçen sene holi festivali için hindistan'a gitmiştil. şimdi ise birbimizden ne kadar uzağız. paylaştım istedim, cesaretimi topladım ve whatsapp'ten yazdım. teşekkürler ishq ha gaya, sen harika bir şarkısın.
ondan gelen mesaj: "ne güzel bir şarkıymış. mest oldum. teşekkürler"
sanırım şu an mutluyum. en azından öyle hissediyorum.
ilişki olarak yeni biriyle tanışmayı hiç istemiyorum sözlük. sevgim yeterince yıpratıldı ve alaşağı edildi. birkaç yıl yalnız kalmak istiyorum, öyle de yapacağım. konuşmak isteyenlere de hep bir bahane bulup onlarla iletişimi kesiyorum, umarım alınmıyorlardır..
sevgili yazar kardeşlerim,itiraf etmeliyim ki,entrylerinizi sadece yazdığınız o entryi beğendiğim için favoriliyorum.
olayı başka tarafa çekenler olabiliyor malesef,belirtmiş olayım.
yani yürümek veya tanışmak veya asılmak veya kolilemek,artık nasıl tabir ediliyorsa-için favlamıyorum.
tinder vb. platformlardan eş bulma fikrine artık sıcak bakamıyorum. hook-up olayı için elverişli, ama ciddi bir ilişki ararken bir karın ağrısına dönüşüyor. içine kapanık birisi olduğumdan buluşmalarda garip sessizlikler yaşıyorum. hesapların %80'inin bio'su boş olduğundan, %17'sinin de "yazmayacaksan eşleşme.s.ss"den ibaret olması yüzünden muhabbet de açamıyorum. ilk mesajı hep ben atıyorum zaten (ne anlamı var ilk mesajı alan kişi olmanın, anlamadım gitti)."yer var mı", "arayışın ne" soruları... bunaldım sözlük.
nereden, nasıl, kimle tanışacağım da bir ilişki başlatacağım hiç bilmiyorum. böyle mal gibi kaldım, galiba ciddi ciddi forever alone'um.
dünyayı hedonizm,narsisizm,egoizm yönetiyor ve ben bunu kabullenemiyorum. herkesin herkesi eşitçe sevebilmesini, bununla böbürlenmemesini bekliyorum ama gördüklerim böyle olmuyor. dünyayı ve insanların bu yaşam tarzını kabul le ne mi yorum
geçen sene bi çocukla konuşuyorum. baya sohbet falan whatsapp üzerinden. sonra buluşalım mı falan oldu. ben de hmm. ok dedim. neyse buluştuk evinde tabi ki. seviştik falan. öncesinde baya konuşmuştuk muhabbet falan da iyiydi. sonra işte seviştik yine konuşuyoruz whatsappdan. iki haftada 4 kere falan buluştuk bunla. sonra bi pazar akşamı yine konuşurken "pikachu ben senden hoşlanıyorum galiba" dedi. "aklım hep sende. başkasıyla görüşemiyorum" falan filan. ben de şimdi direk "oleey ben de senden hoşlanıyorum" demedim. çünkü sadece seviştik. hani iyi sevişiyorum ben. belki o hoşuna gitti ki ihtimali yüksek bi durum falan diye bişi diyemedim. "aaa öyle mi ya kanki istersen buluşalım dışarda konuşalım" dedim. sevişmicez bu sefer çay sigara ortamı olsun istedim. işte böyle triplere girdi bu eleman. adı da sercan'dı. kız ismi gibi. neyse. mesaj atıyorum geç cevap veriyo falan ki en uyuz olduğum şeydir bu. bi süre konuşmadık bununla. arada buluşalım diyorum. yoğunum ayakları falan. bu da ekstra uyuz olduğum şeylerden birisidir. sonra geçen sene aralık ayı gibi. mesaj attı bu. numarasını silmiştim ben. yazmiyim de götü kalkmasın diye. dışardayım gelsene falan. ben de mecidiyeköydeyim biriyle buluşcam. mesaj gelince ektim onu atladım metrobüse. evet taksi değil metrobüs. gittim yanına. görünce bi özlemişim onu anladım. böyle az sarıldım. o da bana. yanında bi kankisi vardı. garsonlara asılan tipten. neyse bunun yanına oturdum. bi samimiyet bi şakalaşmalar bana. eli elimde nerdeyse. yaslanmalar. hani bildiğin flört mü ön sevişme mi adı neyse o. benim de hoşuma gitti ki zaten benim de ilgim vardı ama emin olmadan hop atlayım dememiştim zamanında. neyse akşam oldu 10 gibi. ben eve geri geliyorum. o da evine gidiyo kankisiyle falan. işte beni durağa bıraktı 76o durağına. sonra eve geldim." özlemişim" yazdım. o da "ben de :))) " yazdı. dedim "yarın sinemaya gidelim." "işim var yarın akşam ben sana haber veririm" dedi. tamam dedim. aradan günler geçti haber yok. ben de o buluşmadan sonra nasıl heyecanlıyım ama. kelebekler uçuşuyo modundayım. neyse yine cevap yok bundan. 2-3 gün sonra yazdım buna. "müsait olamadın galiba" diye." yaaağğ kem küm" falan etti. dedim "amk hayatımda ilk defa birine sinemaya gidelim dedim onda da reddedildim. senin bunu reddetme gibi bi lüksün yok. ne lan bu? iki gün önce buluşunca nasıldın. şimdi napıyosun" bi şamarladım. ağzıma ne geldiyse. sonradan pişman oluyorum çünkü söylemeyince. tecrübe ile sabittir. bkz. "izmitli" falan işte. sonra bi daha konuşmadık. iki gün önce kankisi yazdı hornet'ten. "slm pikachu. sen sercan'ın pikachu'su değil misin?" dedi. "evet" dedim. sercan napıyora geldi konu. "sevgilisi var iyi" dedi. "o kadar beddua ettim amk bana geri mi geliyo bunlar anlamadım ki. böyle hayatın amk dedim" çocuğa. o da "ahahah :ddddd" dedi. konu dağıldı ama ben sadece duygularımdan emin olup karşı tarafı üzmemek istemiştim. kafam dağıldı. toparlayamadım şu anda. toparlarsam edit'lerim.
aradığı insanı bulmak için kendine bakan ve spor yapan ama tanıştığı kişiler sürekli bana sex teklifi yaparak bıktıran, bazısı da sırf benimle yatmak için aşık taklidi yapan, hatayı karşısında görmeyen ama kendinde gören ben.
bu sex makineleri beni de kendilerine benzetti. 6 ay önce grup seks yaptım. o derece.kendimden nefret ettim, köşeme çekildim ya da çekilmeye çalışıyorum.
ailesine asla bu durumdan bahsedemeyen, dindar annesi ile aynı evi paylaşan, efendiliği dillere destan olan ama asla kısmeti açık olmayan. üniforması altında ezilen, gizli saklı bir hayat yaşayan ben.
yaşıtları evlenip çoluk çocuğa kavuştukça onların sosyal medya fotolarını sadece like etmekle yetinen zavallı ben .
beğendiğim kişi beni beğenmeyen, beni beğeneni de benim beğenmemem.
küçük mutluluklarla hayata tutunmaya çalışan ben. (sevdiğim dizinin yeni bölümü ya da sevdiğim yemeğin o akşam menüde olması gibi..)
çocukları çok sevdiği halde asla çocuk sahibi olamayacak olan ben.
hergün google maps'te avrupa şehirlerini gezen ama çirkin, gri, yamuk apartmanlarda yaşamaya mecbur bırakılan ben.
50 yaşında annemi birgün kaybedince abim de kendi eşiyle ve torunları ile yeni bir dünya kurunca ne olacağı belirsiz olan ben.
yaşlı, yalnız, ibne, mutsuz..
geleceğimi özetleyen 4 kelime.
teşekkür ederim tanrı ya da evren , her neysen.
teşekkür ederim ben..
insanın her şeyi kötü olur biri iyi olur değil mi?
okulun, ailen, işin kötü gidiyordur ama güzel bir ilişki içerisindesindir ya da ilişkin kötüdür yahut yoktur okulun iyi gidiyordur vs. fakat hepsi birden kötü olunca insan bir öh oluyor artık. her şey mi kötü olur? moduna giriyor.
insan ümidini yitirmemeli hiçbir zaman bunu hep söylerim fakat artık bıkıyorsun. yok artık hiçbir beklentim hiçbir şeyden diyorsun.
.yalnız olmaktan bir hayli sıkıldım.hayatımda birisi olsun istiyorum artık.bunu,kendime çok sık itiraf eder oldum.oysaki büyük beklentiler içerisinde de değilim.ne zamana kadar böyle devam edecek,merak etmekteyim.
kafamda bütün enerjimi emen bir düşünce var. her gece aklıma takılıyor ve orada kalıyor. kendi kendime diyorum ki:
“şu anda bile ülkenin bir kenarında eşcinsel bir bebek doğdu. o da seninle aynı acıları yaşayacak, toplum onu da senin gibi [belki benden beter] yaralayacak. ve sen bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmadın”
yani yaşadığım onca ayrımcılığı kanıksadım, öyle bir durum ki gülünç geliyor. alışıyorsun çünkü. ama küçücük bir çocuğun [daha doğrusu çocukların] daha aynı şeyleri yaşayacak olması beni çıldırtıyor.
gelecekleri çalınacak o çocukların. hakları çalınacak. çocuklukları çalınacak. sürekli gizlemekten masumlukları çalınacak. hayalleri çalınacak.
ve en kötüsü; bir gün en büyük pişmanlıkları “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?” olacak.
kendimden biliyorum sözlük.
her gece uyumadan önce uykularımı kaçıran cümle bu. “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?”
ailem beni sever miydi?
sürekli ne söylediğimi düşünmek zorunda kalır mıydım?
anlamsız bir ayrımcılığa uğrar mıydım?
şiddet görür müydüm mesela?
hayalimdeki mesleği yapmam “etik dışı” (!) olur muydu?
günlerce hiçbir şey yemeden sadece yatakta ölü gibi yatarak depresyonda geçirir miydim en güzel yıllarımı?
işte böyle sözlük.
şimdi bana kaybolan yıllarımı kimse veremez.
ama o çocukların bir şansı var.
ve o çocuklar için savaşmamız gerek.