ayı sözlük itiraf
keşke seni sadece bana tost yaparkenki masum halinle hatırlayabilseydim.
bugünler de kendimle kavgalarım var. çok monoton bir hayatta peşi sıra ensemde. misal bu gece yılbaşı benim için diğer günlerden farksız. akşam 10 gibi işten eve gelicem zombi gibi. çünkü market işi olunca bir de yoğunluk cabası. hayattan zevk almıyorum sıkıldım sanki bu ne çıldırtan denge. pırasayı da sevmiyorum zaten. duşa girip ağlıyorum zaman zaman. bugün maaş günü hala yatırmadılar hesaba. kar güzel yağıyor amenna da ya pisliği ne olacak. pisi pisilerim üşüdüler allah var zangır zangır titreten başka bir soğuk şehir. mikroplar da kırılsın bence. çubuk makarnayı kırmadan haşlayın. çatala dolanmaz oluyor. zemheri ayazı yemiş gariban gibiyim midem de ağırtılar reflü de yoktu halbuki.
her gün ağlamalar, her gün kalp çarpıntısı, her gün yalnız hissetme, her gün eğlenen insanları görüp içine kapanma, her gün intihar düşünceleri. intihar etsem edeceğim ama edemiyorum. eğlensem eğlenemiyorum, kalp çarpıntım var. işimi halledeyim sonra eğlenirim desem olmuyor, işime kafam gitmiyor. derslerime çalışamıyorum, kalıcam sınıftan. ne olacak benim halim bilmiyorum. ne yapacağım? çok darda kaldım, çok bunalıyorum.
değersiz hissediyorum. lanet gibi yapıştı kaldı siktiğimin duygusu. "fark etmez" lafını çok kullanırım, gittikçe o lafa dönüşüyorum herhalde.
merhaba sözlük... itiraf ediyorum sözlüğe en son 2012 de girdim :) ... bu akşam otururken birden aklıma geldi ve açtım. entry de görünce birşeyler söylemek istedim... sözlüğe ve aranıza ayı sözlüğün 1. yaşındaki zirvesinde, bir arkadaşın zorlaması ve yancısı olarak katılmıştım. yine o zirvede (sözlükle alakası olmayan) tanıdığım ve 7 ay gibi bir ilişki yaşadığım ilk sevgilimle tanıştım. tabi sonrasında hunharca boynuzlandığımı öğrenip herşeyi bitirmiştim ki, geçen ay, yıllar sonra bir mekanda ilk defa yüzyüze geldik... tüm keyfim ve moralim yerlebir olmuş, tüm enerjimi somurtmaya harcarken, yan taraftan gelen "oooo göbek yapmışsın" diyen sese yöneldim ve dark bear (yazar etiketlemeyi unutmuşum) ile gözgöze geldik.(daha önce kendisiyle zirvelerde 2 defa konuşmuştum ama beni hatırladı). tam karnımı içime çekerken "göbek iyidir" dedi. herkes göbeğime bu ne diye laf ederken bunu duymak çok güzeldi... benim ağzım kulaklarıma vardı ve günü mutlu sonlandırdım... teşekkürler dark bear... çok parantez oldu ama itiraf ediyorum parantezi de seviyorum
(bkz:
göbeğimle sev beni )
kurduğum hayalleri hak etmiyorum galiba.
herhalde son 6 aydır falan bulunduğum bu sözlükte, kendi profilime girip entrylerin yanında ki küçük yıldız işaretine tıklayınca kimin o entryi beğendiğini gösteriyor ve ben bunu 6 saniye kadar önce keşfettim. ben şok.
başka insanlar için belki de sakız çiğnemek kadar kolay olan şeyler benim için artık çok zor.
bir insanla arkadaş olmam çok zor. sevgili olmam çok zor. bir insanla iletişim kurmak bile benim için çok zor. zira artık o insana olan olumlu düşüncelerime, sohbetinden aldığım keyfe, onunla geçirdiğim vakitlerin güzelliğine ve bu gibi şeylere odaklanmak yerine sadece ne zaman nerede ne şekilde yaralanabileceğime odaklanıyorum. sonra da küçük bir çocuk gibi korkuyorum. küçük bir çocuk gibi saçmalıyorum.
bugün olduğu gibi.
hayatımda bir yeri de yoktu aslında. sadece konuşmayı çok sevdiğim birisiydi işte öyle. ama fark ettim ki ben artık çok korkuyorum. hislerimden korkuyorum. hissetme olasılığım olan şeylerden korkuyorum. hissedebileceklerinden bile neden korkar ki bir insan?
ben korkuyorum. küçük bir çocuk gibi korkuyorum.
çünkü yorgunum. yorgunum ve iyileşmemiş açık yaralarımı her geçen gün daha çok hissediyorum. öfkemi her geçen gün daha çok hissediyorum. öfkemi. kızgınlığımı. yorgunluğumu.
eğer başarabilseydim bağıra bağıra ağlamak isterdim, bunu yapabileceğim sayılı omuzlardan birinde. yapamıyorum.
insanlara artık anlatamıyorum. anlatmaya mecalim ve isteğim var mı, ona da emin değilim.
insanları yönetebilen insanlar vardır. bilirsiniz onları. hani çok güzel manipüle edenler, ne istediğini tahmin edebilip ona göre davranabilenler. sınırlarını çizebilenler. ben onlardan olamadım hiçbir zaman. benim insan ilişkilerimi belli başlı düşünceler yönetti bugüne kadar.
"bu içimden geliyor mu? bunu istiyor muyum? bunu yaparsam gece başımı yastığa rahat koyar mıyım?"
ama kısa bir süre önce gerçek kafama dank etti. bunlar işe yaramadı. bunlarla bir yere varamadım. yapamadım. işin daha da kötüsü yıllarca bildiğim doğrular olmadan nereye giderim orasını bilmiyorum.
yoo hayır, hep kazık yedim hep iyi niyetimden kaybediyorum triplerine girmeyeceğim. iyilik kötülük bana göre kişisel kavramlardır. benim doğru bildiğim başkasının doğru bildiği olmaz bazen, bu ne onu kötü yapar ne beni. ya da ne onu iyi yapar ne beni.
ama bu şekilde zormuş. çok zormuş. en azından ben beceremedim.
bununla ne yapacağımı bilmiyorum. kızgınım, kırgınım, öfkeliyim. sevildiğimi, değerli olduğumu hissetmeye her zamankinden daha çok ihtiyacım var ama kimseyi de yanımda hissedemiyorum. kimse yanımda değil demiyorum, ama ben hissedemiyorum artık. eğer bana uzatılan eller varsa da, ben artık hiçbirini göremiyorum. ben karayı göremiyorum ve karayı göremezken yüzmeye devam etmekten çok, çok yoruldum.
biri bir entry yazmıştı burada, sonunu da "çok yoruldum artık, takatim kalmadı, çok şükür" diyerek bitirmişti. işte aynen öyle hissediyorum.
çok yoruldum artık, takatim kalmadı. kırgınlığım, öfkem ayağımdaki taşlar, ben bu taşlarla yürüyemiyorum.
yoruldum ben. benim gücüm de, isteğim de kalmadı.
çok şükür.
devamlı bir müşterimiz var karşı apartmanda oturuyo 50li yaşlarında kafadan kırık azcık. geçen geldi sizin çamaşır suyu çok bozdu çok dedi. yanımda da müdür var anlamadık başta ne diyor bu yine hangi dünyada diye düşünüyoruz. geçen aldım tuvalete döktüm hiç temizlemedi koku bile yok ya çamaşır suyu, çamaşır suyu kokmuyo dedi. lan turp gibi kızardım gülemiyorum da abi sebebi neydi ki manyak mısın sen evde çamaşır suyu mu kokluyorsun nasıl bir fetiş boyutundasın dicem diyemiyorum.
yine bayadır oluyor sabah cuma açılışında müşterinin biri sensödin diş macununu gözüme sokar gibi uzattı. bu bozuk baksana mavi mavi şeyler. aha bu fişi gutusunu attım ben dedi. mavi jel olm o anlamazsın sen diyemedim tabi. biraz bekleyin alıcam iadenizi diye geçiştirdim adam öyle boşboş durcağınıza içini gontrol edin dedi aaslkdjdsklfj dedim abi gıda değil ki bu ağız kısmında koruyucu folyo var, olsun azımıza sürürüz ahahaa lan krize girdim be. bs geldi fermuar bu ne burda dedi dedim böyle böyle bilmediği şeyleri ağzına ne sürüyomuş o da dedi aslkdjaksd koptum yav. her gün bir ekşın yaşıyorum şube de zaten.
küçükken anneannemi severdim. şimdi bile sevmiyorum diyemem. birkaç yıl önce yaptıkları yüzünden onu uzun bir süre görmek istemedim ve görmedim de. gecen yıl ise onu içimde affettim ve fazla ömrünün kalmadığı düşüncesi yüzünden onu tekrardan ziyaret etmeye başladım. şu sıralar durumu giderek kötüleşiyor ve içimde bir ses onu bu yıl kaybedeceğimizi söylüyor. onu rüyalarımda zayıflamış ve kötü görmem de hayra alamet değil. böyle şeyleri rüyalarımda görmem bir şeylerin yaklaştığının habercisi. annem ve dedem adına üzgünüm. zaten hep böyle olmaz mı ama. kalanlar için üzülünmez mi hep.
son 2 yılda inanılmaz kırıldım sözlük
bir insanın kendini kendi içinde kabul edip, objektif şekilde bununla yüzleştiğini ifade etmesi kadar güzel şey yok. mesela yaptığı şeylerle söyledikleri çelişen biri "ben özünde kendiyle çelişen bir insanım ona göre" demesi, her çiçekten bal alan devinimci bir beyin "bana sakın güvenme ben piçin biriyim" demesi, ya da kendini beğenmeyen birinin samimi şekilde bir kabulle "dışardan gözler ne der bilemem ama bana göre çirkinin biriyim hehe" demesi gibi. sanırım birine karşı
laf söylerken nasıl tepki vereceği yönünde bizi rahatlatan insanlara ihtiyaç var.
maalesef çevremde bu türden insan yok, olmasını çok isterdim. kimin ne bok olduğunu anlamak ve onu tanımaya çalışmak adına bin takla atmak zorunda olmaktan da yoruldum sanırım. tünelin sonu hep saçmalıklara çıkıyor.
öncelikle ilk itirafım 2016 yılına gelsin, maşallah nasıl geldin sindire sindire ben bile anlamakta güçlük çekiyorum. güya seninle anlaşmıştık hoş süprizlerle geleceğine dair.. havada asılı kalmış sigara dumanından ibaretim. ne yerim belli ne yurdum, sürekli yeni tekliflerle köşeden çıkıyorsun korkutuyorsun beni 2016.
ikinci mevzu ise anladım ki ilişki dediğin anlardan belki de an'dan ibaretmiş. yani gözünün önündeki kareler.. ne ne kadar sürdüğünün bir önemi var ne de ne yaşadığının, sadece hissettiklerinden ibaretmiş. biliyorum her zaman "ilk uçuşlar hep en yüksekten olur" ama bu kitaplarda bilimsel hali ile mevcut. yaşayınca yine "nerde kalmıştık" deyip yine kaldığın yerden devam ediyorsun. çakılınca yere yine kendine üzülüyorsun..
oyuna çocuk eklemişim. onu kaldırdım. büyüğe şiddetin şakası neyse de, çocuğa şiddetin şakası bile olmamalı.
annem son entry ciddi değil yav, tüm dünyayı gömüp asırlara meydan okuyan illet tip var bende bsnsnsnsjdmdd
sözlükten biri daha uçmuş,epey merak ettim çünkü eksi oylarımda hissedilir azalma oldu.
*
esim dunyanin en guzel kalpli erkegi. bu denli kendimi cok sansli hissediyorum. ilk basta alisamadigim seyler suan bana normal geliyor, insan belli bir yasta da olsa hosgorunun/sayginin onemini daha iyi bir sekilde kavriyor. aslinda tatli dil herseyi cozuyor.
bi keresinde sevgilimi uyutup porno izlemiştim. napiyim!
tam doğum günümde ayrıldı benden.
okuduğum kitap açıkken uyuyamıyorum.içindeki kahramanlar ben gece uyurken odamda dolaşırlar diye.