ayı sözlük itiraf
dark bear beni kovduktan sonra uzun süredir siteye girmiyordum. bugün canım giri yazmak istedi. annemin geçici bir sağlık sorunu nedeni ile kırıkkale'ye gitmek zorunda kaldım. çok sıkıcıydı. ben zaten yaşadığım kötü şeyler nedeniyle inanılmaz bunalımdaydım ve kendimi öldürme yolları arıyordum. yüksekten korktuğum için antalya'daki falezlerden atlamak istemedim. kırıkkale'deyken, bir filmde kadının boğazına kırık cam sapladığını gördüm ve içimde büyük bir sevinç oluştu. herkes uyuyunca mutfağa gittim ve bıçaklardan bıçak beğendim. boğazıma yakınlaştırdım ve bıçağın sivri tarafını hissettim. bıçağı boğazımdan çekmek istedim ancak kolayca çekemedim. derken, uzun süredir aramayan sormayan growlr arkadaşım mesaj attı ve buluşalım dedi. iyi değilim ben dedim ve "aaa yüksek lisansa başvursana" dedi. ben de antalya'ya gidince öğretim görevlisi ile konuştum ve güler yüzlülüğüne şaşırdım. çok tatlı bi adam. ama derken, iş arayıp bulamazken, son anda abim bana bir iş buldu. kararsızım, işi mi seçsem, yüksek lisansa mı girsem? aliexpress'ten karpuzlu şeyler seçmeye bayılıyorum.
arkadaşlar bana köprüyü geçmeden önce de ayı diyebilirsiniz!
bugün babam sosyal mecralarca neler yapıyor diye merak ettim, aldım elime telefonunu kurcaladım biraz. facebooktan sonra kendine instagram ve twitter hesapları açmış. twitter'de kimleri takip ediyor diye bakmamla kısa şok geçirmem bir oldu. böyle ağıza boşalmalı, sert seks yapan latin erkek pornosu paylaşan bir profili takip ediyor. ardından profil fotosu göt deliği olan bi twitter kullanıcısına boş twit atmaya çalışmış. "konya travesti" diye kendisi twit atmış. muhtemelen konya travesti profillerini aramış ama pek başarılı olamamış bunda. geçen hafta kahvaltıda konusu nerden açıldıysa "orospuya bile yüzüne karşı orospu gel seni bi sikeyim denmez.", "parayla götünü siktiren erkekler bile var" kelimelerini duymuştum. her ne kadar türlü türlü insanlar tanısam da kendimi bi garip hissettim. hayırlısı..
no future sözlük. hergün biraz daha yaşlanıyoruz, hayır gençleşmiyoruz asla olmayacak zaman ileri akıyor, nostaljide kaybolmak hiç bir zaman iyi birşey değil. sen sen ol hep ileriye bal, gelecek nasılsa içinde yaşadığın anın bir parçası ama asla geçmişin değil.
kışları ayaklarım çok üşüdüğünden üst üste iki çorap giyiyorum.
bu ara aşırı şekilde duygusallaştığımı hissediyorum. dönem dönem olur ya hani. bendeki de öyle bir şeydir diye umuyorum. yalnızlığa çok alıştım, kendi başıma bir şeyler yapmak... sıkıcı da gelmiyor, seviyorum ama bazen eskilere dönmeme sebep oluyor bu telaşlarım. yaşımı da almaya başladım, orta yaş geldi bile. geçenlerde doğum günümdü, ilk kez yalnız kutladım. okuldakilere de söylemek istemedim. sanki bana özel bir şeyler yapmak zorunda olurlar diye dile getirmek istemedim. kimseler benim yüzümden çaba içine girmek zorunda kalmasın diye iç geçirdim. oturdum, akşam 1 dilim pasta alıp tek başıma üfledim ilk kez. dilek tutayım dedim, aklıma bir şey de gelmedi. insanın hayatında hiç mi arzu ettiği bir şey olmaz? benim de yokmuş meğerse.
dün gece sevgilimi terkettim, sonra bunu yaptığım için sabaha kadar ağladım. içim biraz fazla buruldu.
acilen iyi bişi olmazsa gezegeni yakarım
sanırım hayatımda bir amacım kalmadı, ya da depresyondayım şu aralar.
amacim sadece icimi dokmek burdaki insanlar beni daha iyi anliyor gibi...bugun dogum gunumdu benim 6 kisi kutladi tonca konustugum insan kardes dedigim hatta ailem dedigim insanlar aramadilar yazmadilar tamam beni kimse sevmek zorunda degil tanimakta simdi eve geldim babam yatmis evde yiyecek bisey yok ben acim aybasini bekliyorum falan kemer sikma politikasi malum neyse...ya diyorum benim dunyaya gelme amacim ne bisey sap olamadim birinin gozunde degerli olamadim yakisikli degilim para pul yok asosyallik icinde yasayan biri oldum malesef demek ki insanlar acimislar bana sevmemisler zoraki kutlamislar ben onlarin ozel gunlerini hep hatirladim biseyler aldim kutladim dusundum kirilmasinlar diye demekki yok arkadas kotu olmak lazim insanlari ezmek lazim utandim kendimden ailem bile hatirlamadi ha intihar vs bu pes etmektir daha pestmem yanlizlik kaderim heralde sorun degil
6 senedir biriyle beraberim 4 senedir o kişiyle evliyim ama hala "we found love" rihanna duyunca kalbim hafiften başka biri için sancıyo. tam 8 sene oldu hala umrumda değil diyemedim adam için.
yeni yeni farkediyorum kıl dönmesi sorunu yaşıyor olabilirim karpuzu yakın zamanda kesebilirler korkuyorum.
bazen ortada hiçbir sebep yokken bir anda vazgeçiyorum. yapamadığım için değil de olmasını istemediğim için olmadığını düşünmek daha çekilebilir geliyor .doğal olarak ne olurdu acaba diye düşündüğüm çok fazla durum oluşuyor.
şu sınav sonucu açıklansaydı da rahatlasaydım artık kaldığımı resmen görseydim de hayatıma kaldığım yerden devam edebilme gücünü geri kazanabilseydim. böyle çok sıkıcı hiçbişey yapasım yok öyle boş boş oturuyorum lanet olsun.
itiraf ediyorum bu kadar kişi nasıl sevgili buluyor anlamadım (sevgilim olmadığı alt mesajını da verdim hehe).
sahiden nasıl sevgili buluyorlar? bu kadar kısıtlanmışlık içinde artık en sonunda yalan konuştuğunuzu düşüneceğim. nolur yalan olsun tek yalnız ben olamam sözlük :(.
tırnak keserken sağ elimin baş parmağını unutma olasılığım %92.
bayadır dengim biriyle tanışmadım. :(
çok fena yorgun olmama rağmen başkasının evinde hemen uyanıyorum. sabahın köründe dikiliyorum havaya. yerimi çok yadırgıyorum. kendi yatağım dışında rahat ettiğim yer sayılıdır yani.
erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden ilk kaçışım
başhekimliğin kapısındaydık. artık bütün kavga bitmişti. ben ile beni bir arada bıraktıkları o dört duvardan çıkmam için son imzalar atılıyordu. sanki bütün benliğimi o dört duvar arasında bırakmışım gibiydi. hiçbir düşünce izine rastlayamadım zihnimde. bir an için koşup o tel örgünün arasından tekrar içeri girip ben i aramayı düşündüm. sonra annemin kolumdan çekmesiyle kendime geldim. poşet gibi. bütün kıyafetlerimin ve eşyalarımın koyulduğu o poşeti taşıdıkları gibi. ama bu uzun sürmedi. hastanenin çıkışına geldiğimizde kendime gelmiştim. burnumu sanki son nefesimi alıyormuşçasına güçlü bir şekilde çektim. o kadar güçlü çektim ki sigara mezarlığı olmuş ciğerlerimden bütün balgamlar ağzıma geldi. ağzımdaki balgam ve tükürük karışımı mektubu hastanenin kaldırım taşına tükürdüm. görüşürüz demekti bu. geri geleceğim demekti. biliyordum geri gelecektim. sabah yağan yağmur sanki bütün hünerini sergilemiş ve son kalan damlacıklarını bırakıyordu. yerlerdeki sarı ve turuncu yapraklar rüzgarın etkisiyle uçmuyordu. çünkü bu bildiğimiz kuru sonbahar değildi. bu ıslak ve çamurlu bir sonbahardı ve yaprakların hepsi ıslak asfalta tutkallanmıştı. eve doğru yürürken özgürlüğün verdiği bir duyguyu taşıyordum. annem kolumu sürüklüyor fakat bedenim her adımda daha çok kendine geliyordu. o an için artık kameralarla izlenmediğimi hissettiğimde ve davranışlarımın sorumluluğu artık bana ve teknik olarak aileme kaldığı için mükemmel hissettim.
anneme bunu anlatmak için konuşma girişiminde bulundum.
‘’sanırım önüme geleni pataklamak ve yumruk yumruğa kavga etmek istiyorum’’
oğlunun bir ruh hastası olduğuna o an inanmış olan kadın konuştu: ‘’çok kötü hissediyorsan tekrar geri götürebiliriz seni.’’ ‘’hayır bu kötü hissetmek değil, bu iyi hissetmek, harika hissetmek. özgür olmak’’
iki tarafında birbirini anlamadığı bu konuşmadan sonra adımlarımı yavaşlatıp amcamın yanına geçmiştim. konuşmak için değil, anlaşılamamaktan kaçmak için. uzun ve sessiz adımlar attık yaklaşık üç dakika sonra taksiye binme fikri babamdan geldi. babalık yapıyordu, üşümeyelim istiyordu, yorulmayalım. fakat benim son 2 haftamı kapalı bir hücrede geçirdiğimi ve çıkalı yaklaşık on dakika olduğunu unutmuşlardı. bu kadar anlayışsız olmalarına mı yoksa babamın tekrardan baba olmasına mı bilmiyorum, sinirlendim: ‘’ gerçekten beni bu b*ktan yerden çıktıktan sonra tekrar bir araca kapatmak mı istiyorsunuz?’’ öfkeliydim. sonra rüzgarı suratımda hissettim. dışarıdaydım. rüzgar bana dokunduğu gibi bütün öfkemi vücudumdan sıyırarak aldı gitti. yürümeye karar verildi. amcamla olan hızımız ve erenköy’ün dar kaldırımları yüzünden babamla annem yan yana yürümek zorunda kaldılar. konuşmadan. birbirinin farkında olmadan yan yana. en son ne zaman yan yana yürüdüklerini düşündüm. zihnimi çok zorladım fakat bulamadım. yürümüş olsalar bile böyle olamazdı. bir tarafta yıpranmış ve tükenmiş bir kadın, diğer yanda sevgisi anlaşılamayacak kadar ilkel bir adam. ikisinin beraber yürürken izlemek yıkılan bir binayı izlemek gibiydi. yavaş adımlarla düşen bir bina. geride kalacak tek şey toz bulutuydu. ama biliyordum. bu toz yığının altından yeni binalar kurulacaktı. üzülmedim bile sadece bir dram filmi tadındaki bu yürüyüşü izledim. kapalı hava, yapraklar, toprak kokusu ve insan denen hayvan. gerçekten bir film sahnesi tadındaydı. evin yakınlarına geldiğimizde ise karşımıza kardeşim çıktı. bağımsız bir sokaktan yolu bizim eve bağlanan kardeşimle evin önünde buluşmuştuk. gelecekte olacakların provası gibiydi. hepimizin bir ailesi olacak, farklı yollarımız olacak, fakat buluşmak istediğimizde burada olacağız. bu sokakta. bu evin kalıntılarında. bizim ailenin eski yıkıntısında.
hetero arkadaşlarım, gay arkadaşlarımdan daha gay bu kadar yavsanmaz hergün mu bir şey denilir.
-hangi burger aldın
-brazilian olan
-ha götün gibi
-ne alaka olum
-popon da öyle ya kalkık yuvarlak
-olum erkeklere mi bakıyorsun artık
(eşi de güler bu arada)
-yoo tek seninki dikkatimi çekiyor
errors...
merhaba ben köşedeki siyahi saatçi. sorularınızı bekliyorum.