ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
artık yalnız kalmak beni ürkütüyor, ölüm yaklaştığında zamanında hiç bir insanla paylaşamadığım şeylere teselli olsun diye yoldan geçen tanımadığım insanlara bile selam verip her şeyi telafi etmeye çalışmak zorunda kalmak istemiyorum. öleceğim ama meğerse insanları hala seviyormuşum demek istemiyorum
sözlüğü çok özledim. bir yıl önce bugünlerde gezi heyecanı vardı, sosyal medya çıldırmıştı ve hepimiz birbirimizi arıyor, istanbul'dan ankara'dan haberler almaya çalışıyorduk. ne güzel günlerdi. sonra çiçek gibi soldu heyecanımız, umudumuz, çabamız. her yerden, her şeyden uzaklaştım. duyduğum keder, öfke içimde patladı. interneti yalnız iş için ve oyun oynamak için kullanır oldum. mutsuz, karamsar ve umutsuzum sözlük. ülkeme baktıkça canım yanıyor ve köşeye sıkışmış gibi hissediyorum.
ergen kızlara sertçe dirsek atıyorum bazen.
bir erkeğin diğer bir erkeği sahiplendiğini gösteren en güzel cümle "çalışmam lazım aşkım evimize ekmek parası kazanmam lazım" bence. ortak yaşama yönelik gösterilen çabanın en yalın hali bana göre aynı zamanda en güçlü hali.

"seni seviyorum" cümlesinden daha güçlü olan tek cümle ise "o da beni seviyor"

birine değer verdiğini gösteren en güçlü cümle de "ne önemi var, ben sana sevdiririm"

hoşlanma halinin tavan yaptığı an ise yüzüne bakarak saçma salak hareketlerle "hadi aşkım çirkin ol" demek. birini çirkin olmaya zorlamanın çocukça ama en sevimli hali. çok salakça ama o çirkinleşmek için şekilden şekle giren şapşallaşan surat çok tatlı. belki de bu çirkinleşmenin en güzel hali. al sana ısırılası bir surat işte.

en modern aile bile yeri geldiğinde sizi anlayamayabiliyor. bunu kabullendim artık içine doğduğun kültür böyle diyorum kendi kendime. öyle hayatlar yaşıyoruz ki aslında insanların yanlış olduğunu düşündüğü, yanlış değiliz ama gerçekten yalnızız. hayatıma giren gerek gay gerek lezbiyen gerek trans, ne kadar insan tanıdıysam %90' ı çok hasar almış insanlar. çünkü koduğumun yerinde sevgilin ile el ele otobüse binemiyorsun ya da her ortamda rahatlıkla bu insan benim sevgilim diyemiyorsun. çünkü insanların bunları gördüklerinde ya da duyduklarında tek düşünebildikleri şey acaba yatak muhabbetleri nasıl bunların oluyor. çünkü insanlar bizim de sevebileceğimiz ihtimalini düşünemiyorlar. çünkü eşcinseller üzerinden örnek vermek gerekirse onların gözünde tek tip eşcinsel var. benim 1.95 boyum ve yapılı bünyemle yoldan geçerken gay olabileceğime ihtimal dahi vermiyorlar fakat akıllarında oluşmuş bir eşcinsel tarzı var. geçenlerde kadın transların ne yazık ki toplum içinde kendileri gibi olamadıklarını söylediğim zaman "evet translar zaten sizi rezil ediyor ya haklısınız" şeklinde bir atar yedim. bu benim karar verebileceğim bir konu değil. bu her insana göre değişebilecek bir şey ben iyi ya da kötü bir izlenim bırakıyor diyemem ama bir izlenim bıraktığı gerçeğini de bir kenara atamıyorum. ama o kadar bunaldım ki sadece keşke herkes hissettiğini yaşayabilseydi diyorum. keşke normal gözüyle görseydi insanlar bizi de normal olmak bir boka yarasaydı. *
gay olduğum halde erkeklerle hiç cinsel ilişkim olmadı(öpüşme ve sevişme de hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bana çok süper geliyor.yatsın yanıma sikişsin sonra dönsün uyusun hali falan da güzel.
yönetmen bir arkadaşıma "beni de bir kaç dizide filmde oynat" dedim. "bu aralar korku filmi projesi yok" dedi. küstüm, kızdım, canını acıtmak istedim, fotograflarını atamadım mesela ama bakamadım da, sonra yatıştım, yatağıma geri döndüm !
bekaret takıntım yoktur ama özel birine verilmesi gerektiğini düşünüyorum. yakın zamanda doğru kişi olduğunu düşündüğüm için bekaretimi bir kadına verdim. ve harikaydı.
hayatımda ilk defa aileme söylemeden bir yere seyahat ediyorum. hem de kutsal bir amaç için. kahve utandırmasın.
staj yaptığım yerdeki patronuma aşık olduğumu arkadaşlarıma o kadar çok anlattım ki bir de buraya yazayım dedim, belki görür.* 40lı yaşlarının ortalarında 1.87 boylarında tahminen yıllardır spor yapan ancak buna rağmen öküz gibi beslendiği için bi 110, 120 kilo olan, kahverengi gözleri ve kocaman yeniçeri bıyığıyla gönlümü feth etmiş patronum galiba sana aşık oldum... özellikle 5 dakika öncesi yaptığım bir espriden bana sarılınca sen içim eridi bi de böyle erekte oldum.* kocaman göbeğinde uyumak, küçücük popişinden öpmek istiyorum. bu kadar komik, yakışıklı, seksi, akıllı, başarılı ve zengin olmayı nereden başarıyorsun??*. neyse umarım yakında karısını boşar ve benimle evlenir *
nerde o eski itiraflar.
kendimi kayıp hissediyorum. türkiye'deki aylık ortalama gelirin çok çok üzerindeyim, iyi bir işim var ve başarılıyım. eli yüzü düzgün, konuşması düzgün biriyim. prezentıbıl holding bebesiyim ama holdingde değilim.

süper süper lükslerde yaşamak gibi bir derdim yok fakat üstüm başım düzgün, evim sıcak, dolabım dolu, konser listem tıka basa, sinema keza, kitap aynı şekilde. ancak hayatımda, uzun süreli bir ilişkiden çıkmamın üzerinden fazlaca zaman geçmesine rağmen, özel birisi yok ve istemiyorum da. kendimi yorgun hissediyorum, her şeye ve herkese karşı yorgun hissediyorum. birilerini tanımak gibi bir niyetim yok, birileriyle buluşmaya isteğim yok.

anlamıyorum neden fakat bana doğru geliyor. resim yapmaya, oyun oynamaya, kitap okumaya, müzik dinlemeye ve daha da önemlisi tezime çok fazla vakit ayırıyorum. hiçbirinden dolayı kendimi yorgun da hissetmiyorum.

tam tersine birisiyle anlamsız konuşmalara girip benim vaktimi çalıyor gibi hissettirdiğinde bu yorgunluğu hissediyorum.

asosyalliğin ve sosyopatlığın tanımlarının çok yakınlarından geçiyorum. zira kendi içimde aşırı asosyal ve insanlara uzak hissederken dışarıdan insanlara kendimi sevdirecek ve yakın hissettirecek her şeyi yapıyorum. resmen iki değil, dört değil; binlerce maskenin altında kendimi saklıyorum.

ne yapacağımı bilmiyorum. intiharı her gün düşünmenin sağlıklı olmadığının da farkındayım üstelik.

benimki eşcinsellikle verilen bir savaş da değil, hayatla ve insanların sahteliğiyle verilen bir holden caulfield'lık. üstelik ilk değilim bunu düşünen, son da değilim.
buraya uzun yıllar boyunca ciddi emek veren kişilerin, sözlük sahibi ile ters düştüklerinde pat diye hemen atılmalarını, beraberinde de tüm emeklerinin yok edildiğini gördüğümden beri buraya yazma motivasyonum sıfırlanmış durumda. oysa ne çok sevip değer vermiştim, önemsemiştim burayı. atıldıklarından sonra arkalarından yapılan "ay ne olur yaz, sen yaz diye ölüyorduk sanki" tarzı cynical tavır da ziyadesiyle rahatsız edici. kalan bir avuç yazarın bir kısmının da atılanların arkasından bu tavra katılmaları da, sanki buradaki kendi varlıklarının da pamuk ipliğine bağlı değilmiş gibi görmeleri de kötü. sadece yazık diyebiliyorum, çok daha farklı yerlerde olabilirdi, çok daha etkin olabilirdi, çok daha izole kalmış insana ulaşabilir, onlara umut verebilirdi bu sözlük. vizyon darlığı dedikleri şey böyle birşeymiş.
kimseyi sevemiyorum, topluma ayak uyduramıyorum, insanları anlamıyorum, herşey günden güne daha manasız ve yabancı geliyor, kendimi hiçbir işe yaramayan ve dünyaya bir faydası olmayan biri olarak hissediyorum, insanların isteklerini gereksiz ve boş görüyorum, herşey fazlasıyla fani geliyor...ne uğruna çabalıyor ve yaşıyor bu insanlar? evlilik- savaş- aşk - iş - doğum - heyecan - arkadaşlık- yeni eşyalar hepsi saçma sapan geliyor...kendimi bu durumlarla karşılaştıgımda yabancılaşmış hissediyorum.kendi kavuşamadığım ve başaramadığım şeyler olduğu için mi bu yabancılık yoksa istediğim yaşamı elde etseydim de başarısızlıgım devam mı edecekti bir gün bu yabancılık hissi çıkıp gelecek miydi tekrar bilmiyorum.bilemeyeceğim de belli ki çünkü bu saatten sonra ne bunlara kavuşma isteğim ne de takatim var.
kaz mezarcı...hamlet romanındaki gibi iki mezarcı istemiyorum, diyalog kurdukça mezarımın derinliğini hesaplayamazlar, ölümümü tartışırlarken saatler sürer bu dünyanın altına ulaşmam.

kazma kürek, bir iki kazma kürek
beş arşın kefen bezi
çamur içinde bir delik, bir tümsek
budur bekleyen bizi.
çok uzun zamandır ben olmaktan korkuyorum
sevgili sözlük size geçen hafta yediğim bir haltı paylaşmak istiyorum;

hani insanlar bunalımdan saçma sapan hareketler yaparlar ya... kimisi alışveriş yapar kimisi saçını değiştirir kimisi arabasını satar kimisi eşini boşar...

ben vanilya ile yaşadıklarımı dertli dertli arkadaşıma anlattığım bir öğle arasında konu bir şekilde onun yeni başladığı lazer tedavisine geldi. iki taksit şeklinde ödediğini ve maddi durumunun bu iki ay çok kötü olacağını söyledi. bende sanki "maddi durumum bu iki ay çok kötü olacak" lafını duymamışım gibi ve sanki ben çok zengin bir adammışım gibi "ne kadar güzel bende yaptırmak istiyordum. memnun musun bari?" diye olaya atladım.

tamam bir şeyde anlaşalım. lazer tedavisini, 13 yaşımdan beri istiyorum. ancak zamanı mıydı? nasıl bir bunalımdı...

sen tut 1 saat içerisinde ankara'nın en pahalı güzellik merkezlerinden birisine git, 3500 tl'lik seneti 7 taksit şeklinde imzala!

tamam erkek olduğum için fiyat elbette çok gelecekti. ama bu kadarını beklemiyordum.

ben kabul etmezdim. ben pazarlık yapardım. ancak kadına muayene sırasında "popomu" açtığım için o kadar utanıyordum ki zaten kendimden geçmiştim. popomu açmaktan utandım lan!

neyse bu pazartesi başlıyor. ilk taksidi ödeyeceğim ama bu 7 ay kendimi kontrol etmem gerek. artık partiler yok. artık fuzuli harcamalar yok. artık çılgınlar gibi alışveriş yapmak yok. bir de lazere başlayacağım için bu yaz denize veya açık yüzme havuzuna girmek yok ki bu benimle havuzda görünmek isteyen kızlar için çok kötü oldu.*

öyle işte sözlük. öyle ya da böyle bu işi yapacaktım ama ben hep maaşa geçtiğimde yapacağımı düşünüyordum. ayrıca umarım vanilya'nın ayrı bir kıl fetişi yoktur.

ne edek.
mutsuz hissediyorum. got finali, askerlik, seçimlerde oy kullanamayacak olmak, yalnızlık ve diş ağrısı beni mahvetti. günde ortalama iki saat uyuyabiliyorum. kendimi kendim gibi hissetmiyorum.
insanlarla olan iletişimimde yüksek ses kullanımı, bağırıp çağırma, kavga etme gibi faktörlerin yer almasından hoşlanmıyorum. sadece konuşarak, gerekirse susarak, diyaloğu azaltarak ya da ortamdan uzaklaşarak sorunları çözme eğilimindeyim. ama bu ılımlı ve kırılgan tavrın insanların sahte zaferler kazanmak adına daha çok savaşma isteğini tetiklediğinin de farkındayım. hayat ne yazık ki amaçlar ve onlara ulaşmak için kullanılan meşru olmayan yöntemlerle bezeli.
yıllar önce buradan tanıştığım bir hanım vardı, öyle sohbet edip birbirimizi dinliyorduk. geçenlerde facebook'umu tekrar açtığımda gördüm ki evlenmiş, bir çocuğu olmuş.
o o zamanlar çektiği acıyı atlatabilmiş, hatta tamamen farklı bir hisse evrilmiş bense hala aynı yerde atamadığım adımlarımı sayıyorum.
  • /
  • 91