entel görünmeye çalışan insan itemleri
-fular, tercihen ince ve gömlek üzerine dolanarak
-kemik çerçeve gözlükler (hatta gözlük ihtiyacı yoksa bile)
-kışın tercihen deve tüyü rengi bir palto, yazları ise bohem keten tunikler veya memeler açık rave atletleri
-ayakta zamanında moda olmuş ve artık unutulmuş ama sahibince "kült" spor ayakkabılar, daha kötüsü jean altına iskarpin kunduralar
-muhakkak elde bir sergi broşürü veyahut zero-xoxo dergisi
daha büyük ve sert bir penis için teknikler
başlığı görünce aklıma gelen yöntem bu değildi ve değil kafamda çeviri yapmaya, okumaya üşendim o kadar uzun bir makale gibi duruyor ki kutad-u bilig sanki.
neyse, sanırım bir jel-masaj uygulaması bahsedilen ("masör" beylere selamlar) ancak benim aklıma gelense, son zamanlarda birçok amerikan reality programında denk geldiğim, kadınların vajinası ile ufak ağırlıklar kaldırması olayı. söylenene göre o bölgedeki kasları geliştirerek orgazm kalitesini arttırıyormuş-bu çerçevede aynısı biz erkekler için yapılabilir (?) mi diye düşünmedim başlığı gördüğümde.
etek tıraşı
bir adet cihaz-tercihen philips bodygroom-edininiz ve bu dertten belirli aralıklarla kurtulunuz efendim.
küçük yaşta izlenip bünyede etki yaratan filmler
92 yapımı buffy the vampire slayer?ı izlemiştim (ve dizi versiyonunun büyük bir fanıyımdır. sanırım izlediğimde filmi 98-99du ve gerçekten hemen hemen hiçbir korkusu olmayan birisi olarak oradaki amilyn?den bi tırsmıştım, hele de bir koridor vari karanlık sahne vardı ki...
bir de freddy filmlerinden birinde, pençerini yola sürtüyor ve her yer alev, sanırım aynı filmde kızın biri rüyasında alevler içerisinde kaldığını görürken gercekten yanıyordu falan, budur.
kylie minogue
konserine gitme konusunda kararsızken, "yeteri talep olmadığı" gerekçesiyle istanbul konserini iptal etmiştir. oysa ki ben bir yandaş bulsaydım kendime gidip bi red blooded woman, hele de tam bir marş olan get outta my way yapıp kendimi kaybedecektim...
can't get you out of my head kylie!
hornet kezbanlarından inciler
"tatmin edemeyeceğimi tahrik etmem"
türkiye
3-5 gün için gelen turistler için ''cennet'' olsa da gerek siyaseti, gerek bir kısım bağnaz insanları, kısıtlamaları, dahası bizi anayasada birey olarak tanımlayamamasıyla ufak bir cehennem öngösterimi yaratan güzide ülkemiz. herkes çok afedersin ayaküstü birbirini ''kandırmaya'' çalışır, bir hinlik cinlik peşinde, açgözlülük, riyakarlık... hele de müslümanlık kisvesi altında.
sadece tatil için gelsem ben de çok beğenirim tabi.
evli bir erkekle ilişki yaşamak
kimsenin ikincisi olmamayı geçtim, her ne kadar kulağa bayat bir söylem olarak gelse de ''yuva yıkanın yuvası olmaz''.
spor salonundan adam kaldırmak
nedensizce birçok arkadaşımın biz gaylerin bunu her zaman, çok kolay yaptığımızı düşünmesini sağlayan eylem. neredeyse 2,5-3 yıldır aynı ve epey de gay nüfusun yüksek olduğunu düşündüğüm bir spor salonuna gidiyorum, değil adam kaldırmak herhangi bir insan ile etkileşime giriştiğim olmadı, hatta kaldırılan bile olmadım.
neden? çünkü kaslı beyler yine kendi gibi kaslı maslı, fit, boylu-poslu beylere gidiyor arkadaşlar. hayat bir amerikan filmi değil ki bicepli beyler göbeğe bakmaksızın sizi kabullensin. ne bileyim, bir anlam da haksız da bulmuyorum aslında: seksi olsun olmasın herkes karşısında seksi(en azından kendisi düzeyinde) birilerini istiyor, hak ettiğini düşünüyor falan. bunlar hep daha fazlasını istemenin sonucu bazen insan kendisi için en iyisi-yeterli olanı kabullenmeli oysa ki.
hornet kezbanlarından inciler
(noktası virgülüne, imlasına dokunmadan)
''its whorenet not hornet. lo0king for lion n0t pussy cat''
hani ingilizce bir kelime oyunu, espri yapılmaya çalışılmış ama bari o it's doğru yazılsa, ne bileyim o yerine sıfırlar konmasa... kafalar kafalar.
xavier bettel
çok yakışıklı olmasa da sevimli bir bey. first ladylik hayaliyse yanıp tutuşan, ''sadece elit beyler''ci arkadaşlar umudunuzu kaybetmeyin! yalnız bir gabriel wikström değil, olamaz da. öyle sağlık bakanına değil oy, can feda.
çıkarılması keyifli olan şeyler
pantolon: bütün gün yatağıma yatma hayalimden sonra gelen şey, eve girince hemen bir o pantolonu çıkartma safhası, sonrasında gelen o rahatlama ve ferahlama. nüdist birisi de değilim ama pantolon olsun hatta eşofmanı bile pek rahat bulmuyorum. hatta gün geliyor sırf pantolon giyme havasında olmadığımdan bahanelerle dışarı çıkmadığım oluyor.
gömlek: her ne kadar gömlek giymeyi sevsem de, zaman zaman o yaka beni rahatsız ediyor, sürekli ensemde dürten birisi varmış gibi. eve gelir gelmez giyilen t-shirtten daha güzel ne olabilir ki.
eat pray love
her ne kadar konusu itibariyle ilgi çekse de, film olarak julia roberts'a rağmen pek başarılı bulamadığımdır.
---
spoiler ---
çocukluğu pretty woman'dan nothing hill'e, antipatik kocaman ağzına rağmen içinde bulunduğu hemen hemen her filmi izleyen bir julia roberts sever olarak yok efendim, izleyerek zamanınızı harcamayınız. çünkü böyle boş bir film yok, tam bir ''chick flick''tir kendileri. klasik her şeyi olan ama ''aşkı arayan'' bir kız, daha doğrusu hanım ablanın bütün parasıyla dünya turuna çıkarak ''kendisini bulma'' çabası... yazar elizabeth gilbert'ın başından geçenleri anlatmış: işten, güçten kocadan bıkmış bir gün bıkmış ve bu yolculuğa hazırlanmış, sonra ver elini efendim roma'da seksi genç bey ile fingirdemeler-dünya'nın en meşhur pizzacısına gidip pizza yememeler(aslında yiyor da). böyle abuk, ne bileyim julia roberts'a yakışmayan bir film.
---
spoiler ---
yabancı şarkı adlarının türkçe çevirileri
ariana grande - break free / tarkan - kır zincirlerini
maroon 5 - payphone / hakan taşıyan - telefonun başında
disney channel
birkaç sene öncesine kadar, utanmadan izleyecek bir şey yoksa çatır çatır wizards of waverly place, hele de hannah montana izlediğimi bilirim. en son ev içerisinde ''you get the best of both worlds'' diye gezinmeye başlayınca tehlike çanları çaldı tabi.
neyse, biz çocukken de keşke olsaydı. nickelodeon, fox kids ve dahası olsun disney yapımlarının da ayrı bir yeri var şimdi.
istanbul'da ev kiraları
semte göre haliyle değişiklik gösterse de çoğunlukta fazla olandır- en azından ben öyle düşünüyorum. birkaç sene önce beşiktaş'ta 800-1000 tl arası ev adı altında ''köpek bağlasan durmaz'' tepkisini hak eden ev olduğu iddia edilen yerler vardı. aynı kapsamda, minimum 1200+ ise daha yaşanılabilir, (şanslıysanız) giriş veya birkaç üst kat olup; değil normal, banyo-mutfak dolabı bulunan idare eder evlerdi- her ne kadar öğrenci evi mantığıyla da bakılsa da sims gibi o kadar da kutu gibi evde de insan daralır bi yerden sonra sanki. sanırım bu yüzden insanlar aynı veya biraz düşük fiyata, daha uzak ama daha kullanışlı evlere yöneldi. aslında mantıklı bir karar olsa da metrobüs bile olsa istanbul'da her yerin tıklım tıkış/trafik olması ile yolda geçen mesafe de insanı hayattan bıktıran cinsten.
vallahi zaman zaman aklıma düşüyor; böbreğimi mi satsam yoksa escort mu olsam diye ama iki şekilde de talep yok sevgili sözlük.
sözlükte smiley kullanamama
bu duruma çok üzülüyorum, öyle böyle değil hem de. tamam, sözlükte emoji kullanımı beklemiyorum hatta iki nokta paranteze bile herhangi bir kullanımda karşıyım ama üzgünlük, bıkkınlık vb belirtiler gösteren durumlarda iki nokta ve sonsuzca ters parantez koyma isteğimi önleyemiyorum sevgili sözlük. çoğ üzülüyorum.
koskoca adam olup hala iwit demek
hep zamanında avrupa yakası izlemekten burhan altıntop'tan akılda kalan, önlenemeyen subliminal oluşum.
iki kelimesinden biri ay ayol olan kadınsı pasif eşcinsel erkek
yukarıda birçok defa çok güzel açıklanmış ama yine de söylemeden geçemedim: başkasının ağzından çıkan (ve size yönelik olmayan da) bir laf ne denli, niye sizi bu kadar rahatsız ediyor? anlamıyorum gerçekten... kendisini gerçek bir işsiz olarak gören benim bile bu kadar boş zamanım yok ki buna sarayım ki aslında ayol kelimesinden ben de pek hoşlanan birisi değilim ama ben kendi şahsım adına kullanmaktan hoşlanmıyorum. bana hitap etmiyor ama sırf bu yüzden kullanan herhangi bir insana da hele de ''varoş'' yapıştırmasını yapmak ne bileyim, herkesi robotlar gibi tekdüzeleştirmekten pek farklı bi yere çıkmıyor zannımca.
her insan kendi eylemlerinden, kendi ağzından çıkan laftan sorumludur diye düşünürüm. tabi ki karşınızdaki insanda veya toplumda hoşunuza gitmeyen ifadeler olabilir, keza benim de bulunmakta, ama bu demek değil ki herkes ''şunu yapsın, şöyle konuşsun'' bla bla... bırakın siz kendiniz olun, sadece kendiniz ile ilgilenin.
cory monteith
epey bir glee fanatiği olarak ölümüne, daha doğrusu ölümünden sonraki tepkileri biraz-nasıl denir-eğreti bulduğumdur. oyunculuğu, inanılmaz sesi, sevimliliği tamam bir yana ama kendisini düşünmeyen; bir otel odasında aşırı dozdan giden bir insana böyle aziz-miş gibi muamele yapılması ne bileyim bana biraz yersiz geliyor. işin-gücün var, allah'a şükür elin kolun sağlam, yanında seni destekleyen sevgilin var ama sen rehabilitasyondan çıkar çıkmaz ölümcül doza ya da bir uyuşturucu kokteyline başvuruyorsun.
ne bileyim, kimin ölüp kimin yaşacağına tabi ki karar verecek ben değilim (olamam da) ancak kendisini böyle düşünmeyen/miş bir insan için bu tevazuyu, sempatiyi doğru bulmuyorum.