fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

gelecekteki sevgiliye not

her şey bir yana, bütün egolarından-çocukca hareketlerinden-kaçmalardan arın da gel. kısacası az adam ol da gel.

sen gelirken:


sen geldikten sonra:

gaylerin hemen hemen hepsinin bayansı pasif eşcinsel erkek olması

ışık ve sevgi kısmıyla beni benden alan tespit, gölgelerin gücü adına!

holland roden

teen wolf'u izleme sebeplerimden. ırkdaşım olmasından mıdır bilmem, çok farklı-ayrı, çarpıcı bir güzelliği var. tabi bunda dizinin kostüm sorumlusunun da emeği büyük.

--- spoiler ---

she's something.

--- spoiler ---

hornet kezbanlarından inciler

''dışarıdan x-men yakından hello kity de olma...''

amy winehouse

2015 yazında vizyona girecek ''amy'' belgeselinin trailerı yayınlanmıştır.



harry potter

hp pek sevmem, hatta sadece ilk 3 filmi zoraki izledim diyebilirim ama neville... allahım evrim teorisinin bir kanıtı, bir umut ışığı. bir de her sene çocuk sanki daha da seksileşiyor mu ne...cisıs

http://www.buzzfeed.com/kimberleydadds/h...

10 yaşındaki öğrencisini babasından isteyen öğretmen

yalnız ''rüyaların tersi çıkar'' mantığıyla bilhassa kızdan uzak durması gerekmez mi şahsın, hani bak allah sana epey açık bir şekilde ''sen sapıksın,bak uzak dur yoksa cennet yalan'' der gibi düşünmeliydi şahsen. şaka bi yana, o kadar iğrenç bir mantık, insana pes be dedirten bir şey ki gülesim geliyor, trajikomik cidden.

çok yediği halde kilo alamayan gay

kesinlikle inanmadığım başlık, yok öyle bir dünya! kendisini birkaç gün benimle takılmaya davet ediyorum, ona rağmen (epey imkansız) kilo alamazsa bu işlerden elimi ayağımı çekerim sözlük. bir kakaolu kek üzerine muzlu danette, çilek + muz ve çikolata parçaları veya kek-dondurma-ceviz triosu yapsın da bakalım kilo al-a-mıyor mu görürüz.

kilo alamayan insan yoktur; içten içe sözde ''kilo almak'' istese de aslında istemeyen, bu sebeple de fütursuzca dilediğini yiyebilen insanlar vardır. onların mk.

pretty girls

britney'i çok severim, öyle böyle değil. kimse yeterli bulmasa da womanizer dönüşü bile bence mükemmeldi, keza devamındaki circus ve kendisine elektronik müzikte yer edindiği scream & shout, work bitch türevleri de öyle. ancak bu klip ile fark ettim ki... britney yaşlanmış, ne bileyim bir kartlaşmış; o karın kaslarına rağmen. ya da o kısa saç kesimi gerçekten çok fena, bilemeyeceğim. iggy severiz ama öyle insana woaw dedirtecek bir şarkı keza klip de olmamış sanki-sanırım bunda britney'in hala 2000ler başı dans figürleri ve iggy'nin abuk subuklukları da etkili. klipten akılda kalan en etkili kısım:

''totally? totally!''

gruplaşmak

psikoloji ve felsefeye hakkında geniş bir bilgim olmasa da, benim gözümde yine bunlardan kaynaklı bir oluşum.ilkokuldan üniversite sonuna kadar hayatımın hemen hemen her alanında gruplaşmayı fark ettim-sanırım grubun en içinde gözüken aslında kimsenin şeyinde olmadığımdan epey dışında olan kalmamdan da olabilir. kasıtlı veya değil, bu gruplaşma yine aslında insan doğasının sonucu. kişiler belki özgüven veya başka bir şey eksiliği, veyahut hiçbir problemi yoksa da bir yere ait hissetme (zorunluluğu)-aidiyet, hele de itiraf edemesek de birçok insanın en büyük korkularından olan yalnız kalma korkusu ile artı veya eksi bir şeyler paylaştığı insanlarla bir topluluk çatısı altına giriyor. aynı bireylerin mülkiyet, özel hayat gibi haklarından fedakarlık ederek aidiyet, otokontrol, güvenlik vb haklar için devlet çatısı altında toplanması gibi. zira bir arkadaş grubuna dahil olup içerisinde sürtüşmeler yaşamayan yok değildir herhalde.

ya da en temelde 'being part of something special, makes you special.'' anlayışından yola çıkarak insanın hayatını anlamdırma isteği-bir şeyin parçası olarak o boşluk hissinin dolması. halbuki arkadaşlık bakımından yalnızlık çok da kötü bir şey değildir, insan kendisine zaman ayırır ve dahası, kendisinin en iyi arkadaşı olmayı öğrenir bu süreçte.

scream queens

2015 sonbaharında izleyeceğimiz, yapımcılığını glee ve ahs'den hatırlanabilecek ryan murphy'nin yaptığı korku-komedi dizisi.

konusu ise: 1995 yılında bir üniversite kız birliğinde işlenen cinayet üzerine, 20 yıl sonra hortlayan bir seri katille tekrardan bir cinayetler silsilesi başlaması ve devamında gelişenler. senaryoda ryan murphy'e yine brad falchuk eşlik ediyor. başrollerde jamie lee curtis, emma roberts, abigail breslin ve lea michele yer alıyor. sanırım ryan murphy ahs'nin son 2 sezonda epey kan kaybetmesi üzerine, yine korku ögeleri içeren ve az daha farklı bir formata gitmek istemiş, zira hemen hemen birçok oyuncu murphy'nin önceki yapımlarından isimler. trailerına bakılırsa friday the 13th ile mean girls karşımı bir yapım bizi bekliyor, hafiften scream edaları da esmiyor değil.

agents of s.h.i.e.l.d.

the avengers'ın başarısı üzerine, yapımcılığı joss whedon tarafından yapılan, ilk sezonu 2013-2014, ikinci sezonunu ise mayıs 2015 ile tamamlayan yapım.

konusu kısaca şöyle: avengers'tan (öldüğü sanılan) phil coulson, new york saldırısının ardından bir benzeri yaşanmaması için, kurmuş olduğu takımı ile dünya'yı arşınlayarak uzaylı eserlerini toplayıp, güvenli bir şekilde muhafaza etmeyi amaçlıyor. coulson(clark gregg)'a teşkilatta efsane olan, one man army denilebilecek ''the cavalry'' may(ming-na wen), ajan ward(brett dalton), sevimli fizikçiler fitz & simmons eşlik ediyor. başrollerden bir diğeri de ilk bölümlerde shield'a karşı çıkan ancak daha sonra ufak adımlarla ısınan bilgisayar korsanı skye(chloe bennet) ile kadro tamamlanıyor. takımımız, alınan istihbarat üzerine uzaylı eserlerinin peşine düşüyor. tabi bu sırada ezeli düşmanları hydra'da geri kalmadığından, marvel'ın diğer serilerinden hatırlanabileceği gibi bir hydra-shield kapışmasınını barındırıyor hikaye.

seyirciler tarafından heyecanla beklenilip, büyük bir beklenti oluştursa da ilk sezon istenilen başarıya ulaşmadı; bunda hikaye örgüsünün zamanla açılması da etkin oldu. ancak ikinci sezonda kadroya dahil olan yeni karakterler ile dizi rayına girdi ve mayıs 2015 itibariyle dizi 3.sezon onayını aldı. gerek hikaye, gerek yer yer alaycı ancak insanı merak ekmekten alıkoyamayan senaryosu ile kendisine hatırı sayılır bir seyirci kitlesi elde etti efendim. sanırım bunda ikinci sezonda kadroya dahil olan, güzeller güzeli adrianne palacki'nin de etkisi büyük.

sezon 1 trailer:
ve sezon 2:

hakaret gibi iltifat

''sende bu 'gösterdim ama elleteceğimi düşünme sakın' tavrı hoşuma gidiyor.''

yazın ortasında parka giyen solcu

kendisinin bir farklı versiyonu da yaz-kış demeden dağcı botu üzerine de (tercihen metallica) rock t-shirt giyen asi metalcı arkadaşıdır. bu sıcakta, yapmayın etmeyin.

sevmediğiniz insanlarla aynı mecralarda yer almak zorunda olmak

bu sebeple aynı bölümden-okuldan, devamında aynı iş yeri vb ortamlardan asla sevgili yapılmaması gerektiğine bir kez daha inanıyorum. velev ki karşı taraf da sizin gibi rahat olsun-bunu dert etmesin, her seferinde denk gelinilince ortaya çıkan o garip durum epey rahatsız edici. hele de karşınızdaki 20 küsür yaşında ama zeka yaşı ilkokul 5 ise, epey sorunlar; abuk subuk tripler, gruplaşmalar ile karşılaşılabilir.

eurovision takip etmeyen gay

0bd7b

bundan 5-6 sene önce hemen hemen her türk genci gibi ben de eurovision'u takip ederken artık ne bileyim, o heyecanı mı desem hevesi mi ne kaçtı. böyle her sene baharda yapılan alelade bir şey izlenimi uyandırmaya başladı bende. oysa ki zamanında helena paparizular, daha kimleri dinledik aylarca...

tabi ki kimse, asla ama asla bir sakis değil, olamaz da.



allah allah!

american horror story coven

ahs severler tarafından en kötü sezon olarak adlandırılsa da, şahsen en sevdiğim sezondur. öyle ki o sümsük emma roberts'ı bile sevdirtti bana. çocukluğu buffy, charmed gibi cadılı madılı yapımlarla geçen birisi olarak gerek konu gerekse görsellik olarak aslında ortalamanın üzerinde bir sezondu ancak asylum gibi çığır açan bir sezon üzerine yayınlanması ile haliylen oluşan aşırı büyük bir beklentiyi karşılayamadı.

bad blood

taylor swift'in 1989'dan çıkan son parçası. 2 haftadır epey bir tanıtımı yapılarak beklentileri fazlasıyla yükseltti; klipte selena gomez'den lily aldridge'e, cara delevingne'den mariska hargitay'a birçok ünlü bulunması ile 15 dakikalık bir klip beklenirken herkesin birkaç saniye gözüktüğü bir video olmuş ne yazık ki. klibin yönetmeni blank space'te olduğu gibi joseph kahn-hatta klibin epey bir britney spears-toxic esintileri içermesi de yine kahn'ın işi olduğundan şaşırtmıyor.

taylor kızımızın şarkıyı kendisinin dansçılarını çalan, arasınd artık bir ''husumet'' olan katy perry'e yazdığı söylenilmekte alttan alttan. kendisine kendrick lamar eşlik ediyor.

cause baby, now we've got bad blood
you know it used to be mad love
so take a look what you've done
cause baby, now we've got bad blood, hey!

now we've got problems
and i don't think we can solve 'em
you made a really deep cut
and baby, now we've got bad blood, hey!

did you have to do this?
i was thinking that you could be trusted
did you have to ruin what was shiny?
now it's all rusted
did you have to hit me where i'm weak?
baby, i couldn't breathe
and rub it in so deep
salt in the wound like you're laughing right at me

oh, it's so sad to
think about the good times
you and i

cause baby, now we've got bad blood
you know it used to be mad love
so take a look what you've done
cause baby, now we've got bad blood, hey!
now we've got problems
and i don't think we can solve 'em
you made a really deep cut
and baby, now we've got bad blood, hey!

did you think we'd we be fine?
still got scars in my back from your knives
so don't think it's in the past
these kind of wounds they last and they last
now, did you think it all through?
all these things will catch up to you
and time can heal, but this won't
so if you come in my way
just don't

oh, it's so sad to
think about the good times
you and i

cause baby, now we've got bad blood
you know it used to be mad love
so take a look what you've done
cause baby, now we've got bad blood, hey!
now we've got problems
and i don't think we can solve 'em
you made a really deep cut
and baby, now we've got bad blood, hey!

band-aids don't fix bullet holes
you say sorry just for show
you live like that, you live with ghosts
band-aids don't fix bullet holes
you say sorry just for show
if you live like that, you live with ghosts
if you love like that, blood runs cold!

cause baby, now we've got bad blood
you know it used to be mad love
so take a look what you've done
cause baby, now we've got bad blood, hey!
now we've got problems
and i don't think we can solve 'em
you made a really deep cut
and baby, now we've got bad blood, hey!

cause baby, now we've got bad blood
you know it used to be mad love
so take a look what you've done
cause baby, now we've got bad blood, hey!
now we've got problems
and i don't think we can solve 'em
you made a really deep cut
and baby, now we've got bad blood, hey!

love me like you do

fifty shades of grey filminin soundtrackleri arasında yer alan, müthiş bir ellie goulding parçası. filmi izlemedim, kitabı okumadım açıkcası pek de gerekli görmüyorum ama bu şarkı... sadece ellie'nin o inanılmaz sesi değil, her dize ayrı bir anlam içeriyor, yakalıyor insanı. nakaratı ile iyiden iyiye insanın içine işliyor. "you're the cure, you're the pain. you're the only thing i wanna touch never knew that it could mean so much" ile tam 12den vuruyor.

you're the light, you're the night
you're the color of my blood
you're the cure, you're the pain
you're the only thing i wanna touch
never knew that it could mean so much, so much

you're the fear, i don't care
cause i've never been so high
follow me to the dark
let me take you past our satellites
you can see the world you brought to life, to life

so love me like you do, love me like you do
love me like you do, love me like you do
touch me like you do, touch me like you do
what are you waiting for?

fading in, fading out
on the edge of paradise
every inch of your skin is a holy grail i've got to find
only you can set my heart on fire, on fire
yeah, i'll let you set the pace
cause i'm not thinking straight
my head spinning around i can't see clear no more
what are you waiting for?

love me like you do, love me like you do
love me like you do, love me like you do
touch me like you do, touch me like you do
what are you waiting for?

yeah, i'll let you set the pace
cause i'm not thinking straight
my head spinning around i can't see clear no more
what are you waiting for?

love me like you do, love me like you do
love me like you do, love me like you do
touch me like you do, touch me like you do
what are you waiting for?


adam levine

this love zamanları böyle "evimizin elinde mikrofonu aşık çocuğu" iken misery ve sonrasinda her yerini dövdürten, iyice bir kötü çocuk imajına bürünen bey. hayır 2011?de kendisini konserde görmüşlüğüm vardı öyle seksi falan değildi kafasında beresi çırpı bir beydi sonra yogaya falan da sarmış tabi.

neyse efendim, bahsedilenlerin yanısıra daylight ve it was always you?daki performansları ayrı bir yerden vurur, hele love somebody? nin nakaratı... sugar?daki gibi düğünüme gelse düğünü bırakıp kendisiyle kaçabilirim yalnız!
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.