fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

insanın kendisini sübyancı olduğunu düşündüğü anlar

23 yaşındayım ve kendimden küçük biriyle hiçbir şekilde olmayacağını düşünürken; bazı, özellikle çok az, bazı 18-20lik beyler var ki oy dağlar dağlar. bakıyorsun boyu-posu yerinde, kaşı-gözü güzel, az çok da ağzı laf yapıyor ama geliyorsun ki yaş kısmına işte orada ''19'' yazıyor ya o çok fena koyuyor. içten içe ''oha 96lı ?!'' oluyorum, kendimden iğreniyorum pedofili amcalar gibi, böyle çamaşır sularına basasım geliyor kendimi.

jamie dornan

şimdi şurada kendinden beklemediğim derece seksi-ymiş, şaşırttı.

http://www.buzzfeed.com/kristinharris/th...

ha bir de tommy defendi'ye benzetilmiş kendisi, hımmm....

http://ayisozluk.com/lnk/a2839b

beyaz don giyen erkek

şöyle - ya da şöyle - http://uk.eonline.com/news/473800/jamie-... beylerden olmadığı sürece zori epey zor.

murat boz

bana pek de o kadar abartıldığı kadar seksi gelmeyen bey. şu son 1,5 yıldır vücut kasınca tamam seksi ama seksi seksi değil, daha çok ''yatılabilir'' derecede seksi falan. yalnız şu klibindeki dansları görünce ''murat boz, gel de beni boz!'' diye bağrınmak istediğim, beni sıcaklar basan bir dönem de olmadı değil hani.

when you re gone

çok ayrı hallere sürükleyen, avril lavigne'den beklenmeyecek derecede duygusal-melankolik parça.

i always needed time on my own
i never thought i'd need you there when i cry
and the days feel like years when i'm alone
and the bed where you lie
is made up on your side

when you walk away i count the steps that you take
do you see how much i need you right now?

when you're gone
the pieces of my heart are missing you
when you're gone
the face i came to know is missing too
when you're gone
the words i need to hear to always get me through the day
and make it ok
i miss you

i've never felt this way before
everything that i do
reminds me of you
and the clothes you left they lye on the floor
and they smell just like you
i love the things that you do

when you walk away i count the steps that you take
do you see how much i need you right now?

when you're gone
the pieces of my heart are missing you
when you're gone
the face i came to know is missing too
when you're gone
the words i need to hear to always get me through the day
and make it ok
i miss you

we were made for each other
out here forever
i know we were
yeaaaahhhh
all i ever wanted was for you to know
everything i do i give my heart and soul
i can hardly breathe
i need to feel you here with me
yeaahhh

when you're gone
the pieces of my heart are missing you
when you're gone
the face i came to know is missing too
when you're gone
the words i need to hear will always get me through the day
and make it ok
i miss you

ilk sevişme sonrası söylenen söz

çok iyiydi (iyi değildi).

modern family

6 x 13 itibariyle, cam ve t-shirt'ü beni benden almıştır.

süs bitkisi erkek

sürekli kollarını şişirerek ''çok tatlıyım ehuehuehu'' pozlar veren beylerde edindiğim izlenim. beyin bicepsten önemlidir bilin istedim.

hairspray

enfes bir müzikal filmdir, hemen hemen bütün soundtrackleri de öyledir. nikki blonsky yanısıra bütün film boyunca kadın kılığında olan john travolta ve amanda bynes da ayrı bir şirinlik katmaktadır filme.

you can't stop the beat -


good morning baltimore -


without love -


come so far -


it takes two -


nicest kids in town -



bruce jenner

zamanında olimpiyatlarda altın madalya kazanmış, son yıllarda kardashian ailesi ve son günlerde ise içerisinde olduğu değişim evresi ile anılan eski atlet.

jenner'ın tekrardan gündeme gelmesi, cici babalığını yaptığı kardashian kızlarınının reality show'u ile oldu. hatta şahsi görüşüm o kadar da takdir edilesi biri ki kendi çocukları bir yana; böyle olaylı, dramalarla dolu bir aileyi kendi kanındanmış gibi benimsemesi. zira kendall ve kylie jenner'ın babası olması bir yana kardashian kızlarının hemen hemen birçok şeyde yanında olması, örneğin kim kardashian'ı düğününde teslim eden ''babası'' olması bunun en güzel örneği.

tabi son zamanlardaki artan bireysel medya sirki bu nedenle değil ne yazık ki. kris jenner ile boşanacaklarını açıklamadan kısa süre önce adem elmasını aldırması ile gazetelerde yer aldı. bundan önce geçirdiği başarısız yüz gezdirmeler, uzun saçı ve küpeleriyle de eleştiri oklarındaydı. son birkaç aydır ise ojeli parmakları vb biraz daha feminen görünüm çizse de, bir ay önce in touch dergisi kendisinin photoshop ile makyajı yapılmış bir fotoğrafını yayınlarak büyük tepkiye neden oldu.

http://www.buzzfeed.com/rachelzarrell/in...

birkaç haftadır ise, kendisiyle yapılan röportaj sonucu jenner değişim ameliyatı geçireceğini açıkladı. bütün ailesinin, kızlarının yanında olduğunu ve bu kadına dönüşüm sürecini bir tv showu olarak anlatacağını söylemiş bulunmakta.

http://www.nydailynews.com/entertainment...



dead like me

2003-2004 arası iki sezon olarak yayınlanmış, epey başarılı ve bir o kadar da iyi drama-komedi dizisi.

hatırladığım kadarıyla konusu ise şöyle: georgia lass ( kendisine george olarak hitap ediyor) ailesini beğenmeyen, kızkardeşinden muzdarip, kısacası hayattan bezmiş 18 yaşında bir genç kızımız. daha ilk iş görüşmesinden dönerken, kafasına mir uzay istasyonu'na ait bir klozet gökten düşer ve george ölür, ancak sadece ölmemiştir. george artık bir azrail/ölüm meleği olmuştur. george fiziksel olarak farklı gözükmekte ve patronu rube'un post-it ile bıraktığı kimin, nerede öleceğine ilişkin direktiflerle ölecek kişilerin ''huzura'' kavuşması için son ''dokunuşu'' yaparak ruhlarını almaktadır. george(ellen muth) takım arkadaşları ingiliz yakışıklı mason(callum blue), şirin daisy(laura haris) ve roxy ile bir manada ölülere ''ölüm rehberliği'' yapmaktadır. pushing daisies'i seven bunu da sever!

trailer -

today 4 u

rent müzikalinin en güzel parçalarından, performansın tam anlamıyla angel ''havalarda uçuyor''.

gentlemen, our benefactor on this christmas day
whose charity is only matched by talent, i must say
a new member of the alphabet city avant-garde
angel dumott schunard

today for you, tomorrow for me
today for you, tomorrow for me
and you should hear her beat
you earned this on the street?

it was my lucky day today on avenue a
when a lady in a limousine drove my way
she said, "darling, be a dear, haven't slept in a year
i need your help to make my neighbor's yappy dog disappear"

"this akita-evita just won't shut up
i believe if you play nonstop that pup
will breathe its very last high strung breath
i'm certain that cur will bark itself to death"

today for you, tomorrow for me
today for you, tomorrow for me
we agreed on a fee, a thousand dollar guarantee
tax free and a bonus if i trim her tree

now who could foretell that it would go so well
but sure as i am here that dog is now in doggy hell
after an hour, evita in all her glory
on the window ledge of that twenty third story

like thelma and louise did
when they got the blues
swan dove into the courtyard
of the gracie mews

today for you, tomorrow for me
today for you, tomorrow for me

back on the street where i met my sweet
where he was moaning and groaning on the cold concrete
the nurse took him home for some mercurochrome
and i dressed his wounds and got him back on his feet, sing it

today for you, tomorrow for me
today for you, tomorrow for me
i said, today for you, tomorrow for me
today for you, tomorrow for me

pamir pekin

yıllardır kadrajımda olan, yaşlandıkça taşlaşan aktör. aynı anda hem annenin konuşma dediği kötü çocuk hem de hikayenin sonundaki iyi adam olma seksapalitesine sahip. adı bile ayrı bir seksi.





http://www.televizyondizisi.com/pamir-pe...



7d1e8

ayı sözlük itiraf

yazdan beri bazı şeyler kafama dank ediyor ama öyle böyle değil. aslında farkında olduğum, hep bildiğim ancak hiç bu kadar suratıma vurduğunu hissedemediğim cinsten. şaka bir yana, hiç öyle evlenip-çoluk çocuğa karışacak bir tip olmadım; zaten evlenme olayına pek de bir inancım yok. neyse bu evlilik konusuyla ilgili olayı bi yazın yüzüme dank etmişti ama bu seferki fena yaraladı. manevi ablam diyebileceğim bir tanıdığımın çocuğu oldu geçen hafta, haliylen dünyada en sevdiğim şey bebekler(tercihen koca kafalı ve tombik yanaklı olanlar) olduğundan hemen görmeye gittim. yok böyle bir şey, minik bir insan. suratı küçültmüşler minnacık bi şeye monte etmişler gibi, çok ilginç. bir de öyle bir şirin ki sıpa, bakmaktan alamadım kendimi... hani zaten bu olasılık benim için çok uzak bir ihtimalken, hele de bu ülkede imkansıza yakınken o an belki de hiç olmayacağı gerçeği epey bel altı vurdu. velev ki amerika'ya vs yerleştim, orada bile böyle gökkuşakları ve unicornlar, çiçekler, böcekler bir hayat yokken bir de bu. ne bileyim, hayat bazen fazlasıyla gök gürültülü ve sağnak yağışlı.

şükrü özyıldız

''allah büyük!'' dedirten, her görüşümde beni kelimelerin kifayetsiz kaldığı duygulara sürükleyen 88li aktör. ilk olarak uçurum'da dikkatimi çekmişken sırf kendisi için gördükçe kıytırık ötesi benim hala umudum var gibi bir işkenceye katlanmıştım bir ara.





hele de,

three wishes

en az secret kadar güzel, biraz melankolik biraz duygusal enfes bir the pierces parçası.

we'd be so less fragile
if we're made from metal
and our hearts from iron
and our minds from steel
if we built an armour
for our tender bodies
could we love each other
would we strive to feel

and you want three wishes:
one to fly the heavens
one to swim like fishes
and then one you're saving for a rainy day
if your lover ever takes her love away

you say you want to know her like a lover
and undo her damage, she'll be new again
soon you'll find that if you try to save her
it will renews her anger
you will never win

and you want three wishes:
you want never bitter
and all delicious
and then one you're saving for a rainy day
if your lover ever takes her love away

you want three wishes:
one to fly the heavens
one to swim like fishes
you want never bitter
and all delicious
and a clean conscience
and all it's blisses
you want one true lover with a thousand kisses
you want soft and gentle and never vicious
and then one you're saving for a rainy day
if your lover ever takes her love away

annelerin çocuklarına taktığı lakaplar

jennifer lawrence

''my anaconda don't'' dedirtmiştir son vanity fair çekimi ile.

http://www.buzzfeed.com/samstryker/jenni...

burak özçivit

seksi ama öyle wooooaw seksi olduğunu düşünmüyorum. boy-pos bi yana saç ve bıyık ile bu kadar seksi gözüküyor yoksa klasik bir esmer çekiciliğine sahip. ama çok öne çıkan bir bey olduğunu da düşünmüyorum yani. şu halini unutmadık:





horizonmersin

seri artı oy veren meleklerdendir kendisi, pek de bir kibar üslubu var.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.