fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

poker face

lea michele ve idina menzel yorumu da bir o kadar güzeldir :

ayı sözlük yazarlarının idolleri

amal alamuddin. hem güzel hem etnik olarak çok çeşitli hem hukukcu hem oxford mezunu ve nyu masterlı hem fashionista üzerine de george clooney ile evli.

zenne

çıktığı zaman kaçırdığımın, uzun zamandır da izlemeye fırsat bulamazken bugün bir anda izleme fırsatı buldum sonunda ve kendime o kadar kızdım ki bu kadar geçe bıraktığım için. filmin ilk kısmında biraz dağılmaya başlasam da (ki ''eski amlar yarrak oldu'' ve ''aşkın bokunu çıkartırsanız kokar tabi'' beni benden aldı), filmin devamı can evimden vurdu beni. böyle bitmemeli, böyle olmamalıydı ya. o kadar güzel, o kadar özel bir şey ki... sadece her şeyiyle o kadar iyi, o kadar yerli yerinde ki, daha fazla söylenebilecek bir şey yok.

eşcinsel olma durumunuzu çevrenize deşifre eden eşcinsel

kendi gayliğini üzerinizden yaşayacak kadar acınası olanlardır.

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

eşcinsel olacağına uyuşturucu kullanmak

nasıl güzellik göreceli bir kavramsa (ki çirkinlik pek de değildir) iyi-kötü ayrımı da aynı şekilde benim gözlemim. birine iyi gelen diğerine kötü gelebilir. bu çizgide yetişmiş tüm insanlar da hep ''uyuşturucu kullanmak'' kötünün en üst noktasıdır. biliyorum çünkü çocukluğumda hep haberler ya da çevreden duyulanlar olsun uyuşturucu kullanmak hayatta yapılabilecek en kötü şey olarak sunuldu bana. oysa ki değil. tabi ki uyuşturucu kullanmak iyi bir şey demek değil bu ancak hayatta bundan o kadar kötü şeyler de var ki: açlıktan mı bahsetsem, sevdiğiniz insan tarafından kalbinizin kırılmasından mı, değer görmemenizden mi yoksa kenya'daki yetim kalan yavru fillerden mi...

uyuşturucu kullanmayı çok zor da olsa bırakabilirsiniz ama kendiniz olmayı asla (gerçekten) bırakamazsınız.

bu tarz benim

tv8'dekini görünce sıkıntıdan da olsa hala izliyorum ama sahnelenmiş veya değil, bu kadar kavga gerçekten çok antipatik duruyor. konu kimsenin maddi durumu değil ancak iyi veya kötü, ortada tarz-stil vs gibi bir şeyden bahsedilecek yerde bu denli ucuzluklar çok basit duruyor. ki zaten öyle ahım şahım tarzım diye bağıran birileri de yok, zaten dürüst olalım gerçekten ''tarz'' tarz olan bir insan böyle yarışmalara falan bulaşmaz, bunlar biraz daha zorlama, nasıl iki parçayı bir araya getirince ''fashionista'' olan günümüz kız tipi. o yüzden de zaten bütün bu olanlar pek şaşırtmıyor.

show tv'dekine gelince... allahım, beterin beteri var işte. çok kötü, öyle böyle değil. hani sadece kavgalar falan değil yarışmacılar da ayrı bi havada, yarım. düşün, aynı formatta hatta adda iki yarışma aynı anda yayınlanıyor; ister istemez bir karşılaştırma olur ama buradakilerin o arkadan geliyor havası çok bariz, nedeni de haliyle yarışmacılar ve biraz da jüriden. oysa ki itiraf ediyorum, sırf sakal/bıyık bırakıp, iki saçının önünü kabartıp, slim/skinny jean giyen vb tip ama şaşırtıcı derecede hetero beyler için de izliyorum aslen.

trouble

1. vs fashion show 2013 ile duyduğum, ingiliz elektro-pop grubu neon jungle'ın enfes bir parçasıdır.



2. çıktığı zamanki imajından hayli ilginç klibi ve gaza getiren nakaratı ile arada bir akla düşen, pink parçası.


lance bass

o eblek suratıyla mutluluğu yakaladığı yetmezmiş gibi bir de evliliğini konu alan bir reality show'u bulunmakta kendisinin e! channel'da. hep bi nispet.

http://www.buzzfeed.com/whitneyjefferson...

white bird in a blizzard

başrollerinde shailene woodley, eva green, christopher meloni ve shiloh fernandez'in yer aldığı, 2014 yapımı gregg araki psikolojik gerilim filmi. konusu ise 1988 yılında henüz genç bir kız olan kat'in sorunlu annesinin kayboluşu ve devamında gelişen olaylar çerçevesinde ilerliyor. çok başarılı olmasa da ortalama üzeri bir film gibi.

--- spoiler---

filmin başından beri kat'in annesinde bir terslik olduğu apaçık; o dengesizlikleri, ruh halleri. ancak filmi sonu ile aslında insan bir anlamda az-çok kendisine hak da veriyor. yanlış eş seçiminin herkesin hayatının içine sıçtığının da bir başka güzel örneği. kat'in annesi eve ile arasındaki çatışmalar bir yana, babanın kızının sevgilisi ile kırıştırması gerçeği gerçekten çok güzel bir yerden vurdu. zaten o oğlan (shiloh fernandez) da bizim takıma oynamasa üzülürdüm açıkcası. zaten chris meloni olunca hafiften bir eşcinsellik çıkmasını da beklemedim değil. film boyunca kat'in rüyaları aslında annesinin nerede olduğu hakkında açık bir fikir verirken kendisimnin bu kadar geç anlaması beni şaşırttı ama güzel bir imgeleme olmuş. shailene woodley en iyi oyunculuğu olmasa da filmde güzel bir iş çıkartıyor, tam o cool, toplum yargılarını umursamaz kız tavırlarında. eva green zaten aşmış kendisini, bu kadın daha ne kadar iyi olacak bilemiyorum her filminde ayrı bir hayran bırakıyor beni kendisine. hele de filmin depeche modelu soundtrackleri ise ayrı bir güzel. özellikle de bağımsız bir film için epey iyi bir süreç ve twist yaptıran bir sondu.

ve bir kez daha gösteriyor ki '' it is always the husband.''
--- spoiler ---

trailer -

kartopu cinayeti

ülke, ülke değil teksas anasını sattığımın. bu ülkede insan canının daha ne kadar ucuzlaşacağını merak ediyorum; daha beteri olamaz derken her seferinde bi aşağısını bulabiliyoruz.

rupaul's drag race

rupaul'u bilsem de programını ne yazık ki henüz izleyemedim, üşengeçlik. ancak şöyle ırkdaşım bir bey'i de sanırım şovdaki yardımcı kadroya almalarından sonra fikrim değişebilir.

http://www.buzzfeed.com/iramadison/ginge...

jamie dornan

hakkını yemeyeyim şimdi, konu modellik olunca saniyede eblekten seksiye geçiyor kendisi.

http://www.buzzfeed.com/kristinharris/ja...

yağmur yağarken dinlenebilecek şarkılar

james morrison - please don't stop the rain :


coldplay - yellow :


bruno mars - it will rain :


snow patrol - new york :

190 boyunda zeki yakışıklı başarılı kürt erkeği

düşüncesi bile bi içimi kıpır kıpır etti... selam canım.

beren saat

özgecan aslan cinayeti üzerine yazdığı yazıyla bir kez daha takdiri hak etmiştir kanımca. bihter ziyagil'in askerleriyiz!!!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/282065...

erkeği çekici yapan detaylar

mavi gözden önce/ek olarak, saçlar. hele de düzgün bir kesim, iyi bir şekillendirme varsa... bir erkeğin giyinikken en büyük aksesuarı saçıdır ve doğru bir saç rezil bir herifi vezir gibi bile gösterebilir.

geyleri gece gündüz düzüşen sekso-manyaklar olarak gören algı

her ne kadar genelleme yapmak doğru bir şey olmasa da, genel olarak çoğu insan seksten hoşlanır. sadece zevk vermesi değil; bir insan tarafından beğenilmek, insanın vücudunun takdir edilmesi vb şeyler ile çok ayrı bir şekilde de zevk verir bence. aslen heteroların bizden çok daha fazla düzüştüğü kanaatindeyim zira memleketin yarısı ya hetero ya da ''sadece sikici'', bu bağlamda etkin taraf biz olmuyoruz. bir kadınla erkek orta bir noktada buluşabilirken eşcinsellikte ''nerden, yaş, kaç cm, ben aktifim'' vb kriterler ile olay üç bilinmeyenli denkleme dönüyor, haliyle de kimse (en azından benim gözlemlediğim) şak diye seviş(e)miyor. ancak birçoğumuz gerek seks gerek başka konularda toplumun normlarına göre ''farklı'' olmaktan canınız ister sevişmek ister herhangi bir şey hakkında konuşmak olsun daha açığız; çünkü (en azından benim gözümde) sadece seks, bu da insani bir dürtü ve ihtiyaç. bunu gidermeniz ya da bunun hakkında konuşmaktan daha doğal bi şey de yok hani. ha bir haftada beş, ha bir kişiyle yatmışsın ne fark eder? ister hetero ister gay olsun benim nezlimde herkesin bir kaşarlık evresi oluyor; ne kadar ve ne şekilde sürdüğü tabi kişilere bağlı ancak o evre dolana, daha doğrusu doyana kadar gayet uçsuz bucaksız olasılıklar, rakamlar sözkonusu. insan bir yerden/yaştan/kişiden sonra zaten ister hetero ister gay olsun, birtakım şeylerin farkına varıyor-doyuyor ve o aradaki zor,ince orantıyı buluyor.

besyo okuyan erkek çekiciliği

genel olarak vücut yapmak-fit olmaktan ötürü gelen bi çekiciliktir. zaten herhangi, ortalama bir insana öyle vücudu eklersen ''yatılabilir'' kategorisine giriyor güzide ülkemizde. tamam görüntü seksi ama karıncalanıyor ikinci cümleden sonra sürekli kendini övmelere, kendini beğenmişliğe başlayınca birtakım böyle beylerde.

bir gayin kendini en güçsüz hissettiği an

o t-shirt çıkınca/pantolon inince karşındakinden o ''ıh,hmmm'' tepkisinin alındığı an. ha bir de insanın tamamen ailesine açıldığı, her şeyi ortaya döktüğü an da olabilir ayrıca.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.