fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

dar kotlu gayler

bu gruba dahilim; 120 kiloyken de giyiyordum yine giyiyorum, sanırım 20 kilo olsam yine de giyerdim. evet, önceden skinny jean gibi iddialı vb giyim ögeleri gaylerle anılırken şimdi (sözde) hetero ağır abiler bizden daha çok giyimine-kuşamına bakınıyor. kızmıyor da değilim zira gaydarımın ibresi şaştı, aseksüelliğe doğru gidiyorum. neyse, doğru kesim ve kumaştan olan jean kurtarıcıdır, burada da her şeyde olduğu gibi insanın kendisini bilmesi hususu geliyor. kalçaya, alt-üst bacağınıza göre belki slim diye geçen, yine kalçaya oturan ancak biraz daha rahat ve bacak kesimi de yine öyle olan kotlar da tercih edilebilir, özellikle de kilo fazlasıyla 120 kiloyken bile göbeği kamufle edemeseniz de en azından bacaklarınız sütun, birazcık da kolon gibi gözükerek daha iyi bir görünüm elde edilebilir. zira çok da zayıf beylerde çırpı bacaktan ötürü skinny jean daha çok cin ali bacağı görüntüsü çizerek pek de hoş durmayabiliyor gözlemlediğim.

ha derseniz ki ben bunları hiç giyemem çünkü ''maskülen'' erkekim, o zaman biraz daha harem pants diye geçen, alta doğru boldan dara inen bir görüntü çizen tapered modeller de kullanılabilir. yeter ki emanet gibi durmasın ne giyerseniz üstünüzde çünkü en kötüsü o.

ha bir de açıkcası iyi-kötü yıllardır giyiyorum; giymesi çok değil ama çıkartması zaman zaman zor olabiliyor. denildiği gibi yanımızda yardımcı olacak bir bey de yok genel kanının aksine...

ve son olarak,

hornet kezbanlarından inciler

''erkek dediğin güven kokmalı parfümünü ben alsam da olur.''

kürt erkeklerinin ekseriyetle yakışıklı olması

biraz bozulduğum bi nokta, şöyle ki: bundan bi 10 sene önce kara kaşlı-kara gözlü, tam o ''anadolu'' erkeği esmer erkek tipi hep bi göze aykırı, daha doğrusu korkutucu gelirdi. çirkin demiyorum zira güzellik göreceli bir kavramdır ve başlık kapsamında gayet de seksi birçok bey bulunmakta, neyse. benim bozulduğum nokta ise, öncelerde kimsenin her saniye ölüp bitmediği bu beylerin şu son zamanlarda popüler olması. tabi bunda azıcık spor, doğru dürüst giyim ve saç-sakal faktörü de var da. bu beylerin bu görünümle, evet seksi, ama kendilerini bir şey sanması olayı beni epey rahatsız ediyor. evet hemen hemen her türk kızı ve gayi gibi ben de esmerleri gayet beğeniyorum ama bu tiplerdeki şu son 2 yıldaki ego, bi burnu havadalık... hele bazılarında ikinci cümle hemen ''ben kürdüm.'' hani arkadaşım beni senin etnik kökenin falan ilgilendirmiyor, ben daha çok seksapel olsun karakter olsun buna bakarım. böyle bir kendini ifade etme zorunluluğu, yani evet ülkedeki bu kürt takıntısı havalarda anlıyorum ama sonuçta insan insandır. zaten kimse %100 türk değil, ülke medeniyetler beşiği kimi gelmiş makedonya'dan kimi gelmiş türkmenistan'dan kimi gelmiş abhazya'dan... hani bence bir fark yok da böyle ısrarla bunu belirten ve bunun ekmeğini yiyen beyleri ekseriyetle kınıyorum.

as above so below

bir grup ''maceracı''nın paris altındaki gizli kalmış arkeolojik yapılara macerasını anlatan 2014 yapımı found footage tarzında gerilim filmi.

konusu kısaca: scarlett kızımız arkeoloji, kimya ve bir düzine şeyde zeka küpü, kendisini aşmış bir hanım kızımız. babası da ünlü bir arkeolog-imiş ve en son araştırması yarım kalmış, intihar etmiş. scarlett de babasının izlerinden giderek babasının aradığı felsefe taşının izini sürer ve bunun paris'in sokakları altında yatan gizli mezarlarda olduğu kanaatine varır. bunun üzerine, tercüman eski sevgilisini güç bela ikna ederek bir grup ''maceracı''(ayrıca bir tanesi epey seksi) parisien genç ile bu keşife atılır.

--- spoiler---


ufak noktalar görmezden gelinirse türüne göre, son zamanlardaki fena sayılmayacak derecede bir film. kapalı alan korkusu olmayan ben bile açıkcası bu anlamda izlerken biraz rahatsız oldum. bu tarz yer altına inen her filmde (mesela the descent) olduğu gibi bariz bir cehennem olgusu var ki filmin devamında, özellikle son yarım saattlik kısmında epey ortaya çıkıyor ve film o noktadan sonra daha bir anlam kazanıyor. özellikle (okumadım ancak üstünkörü bir bilgi ile) dante'nin cehennem tanımlaması, ilahi komedyası çerçevesinde şekiileniyor film. bu noktada, scarlett'in taşı bulduktan sonra aslında her şeyin yanlış olduğunu fark etmesi ve düzeltmek için tekrar tekrar aynı yola girmesi ile aslında bir anlamda kefaretini ödüyor, zira her karakter öyle. ben'in boğulan kardeşi ya da papillon'un yanan araba olayı gibi. zaten o noktada filmin kişilerin aslında ''kendi cehennemlerinde'' olduğunu anlaşılıyor ve bunu fark etmeleri ile oluşan korku-heyecan bir yana, işin bir de buradan kurtulma kısmı var. gittikçe derine ve derine inmeleriyle bilhassa kurtuluş ümidi tükenirken filmin sonu şaşırtıyor. filmin bana kalırsa bir eksisi de bu yönde bulunmakta. nasıl scarlett ilk taşın sahte olduğunu ve her şeyin ters olduğu-paralel düzen diyelim-zamanda tekrardan dalıp-çıkıp, zebanileri yumrukla serip(!) bu sefer taşa ulaşsa da, sonuçta tekrardan yüzeye çıkmaları da aslında her şeyin ters olması gibi bir yanılgı-başka bir dünya havasında olsa ya da orada bir kamyon çarpsaydı film tadından yenmezdi gibime geliyor.


--- spoiler ---

trailer -

scott eastwood

clint eastwood'un 86 doğumlu model-daha çok aktör oğlu. elma ağaçtan çok da uzağa düşmemiş, ''allah var!''ın kanıtı.







style

epey başarılı klibiyle beğeni toplayan, hit olabilitesi yüksek taylor swift parçası.

midnight,
you come and pick me up, no headlights
long drive,
could end in burning flames or paradise
fade into view, oh, it's been a while since i have even heard from you (heard from you)

i should just tell you to leave 'cause i
know exactly where it leads but i
watch us go 'round and 'round each time

you got that james dean daydream look in your eye
and i got that red lip classic thing that you like
and when we go crashing down, we come back every time
'cause we never go out of style
we never go out of style

you got that long hair, slicked back, white t-shirt
and i got that good girl faith and a tight little skirt
and when we go crashing down, we come back every time
'cause we never go out of style
we never go out of style.

so it goes
he can't keep his wild eyes on the road
takes me home
lights are off, he's taking off his coat
i say, "i heard, oh, that you've been out and about with some other girl, some other girl."

he says, "what you've heard is true but i
can't stop thinking about you," and i...
i said, "i've been there too a few times."

'cause you got that james dean daydream look in your eye
and i got that red lip classic thing that you like
and when we go crashing down, we come back every time
'cause we never go out of style
we never go out of style

you got that long hair, slicked back, white t-shirt
and i got that good girl faith and a tight little skirt
and when we go crashing down, we come back every time
'cause we never go out of style
we never go out of style

take me home
just take me home, yeah.
just take me home
(out of style)

you got that james dean daydream look in your eye
and i got that red lip classic thing that you like
and when we go crashing down, we come back every time
'cause we never go out of style
we never go out of style

ayı sözlük yazarlarına ait sözler

hayat, hayat değil sanki mahsun kırmızgül'ün yönettiği disney filmi.

(aşırı kaslı beylere hitaben) kafam kadar kol yapacağına az o kafanızı çalıştırın, bi kitap okuyun.

fesatlıktan olmazsa tahminen kanserden öleceksiniz ve bu epey tatmin edici.

ve son olarak benim değil ama bir arkadaşımın beni çok güldüren, paylaşmak istediğim sözü:

''allah beyin dağıtırken cupcake yiyormuş.''

hayatın çok garip olması

çünkü insanlar gariptir. dünyada adalet, ne bileyim herkesin iyi veya kötü tam olarak hak ettiğini bulmamasını geçtim; bu karmaşaya bir de egoları kafalarından büyük, gereksiz, ilkokul 5 kafasında sorunlu insanlar dahil oluyor. neresinden tutacak olsan elinde kalıyor insanın. herkes sözümona aşk arıyor ama yırtılan kondom paketleri kırılan kalplerden daha fazla, herkes az enerji çok kazanç istiyor, herkes her istediği olsun, hatta anında olsun istiyor ama işte olmuyor. hayaller looking gerçekler bağcılar mesela. aileler, diziler, filmler veriyor gazı veriyor gazı ''her şeyi başarabilirsin'' diye ama işte kimse demiyor ''destekli salla'' diye, o zaman dibe vurunca anca kendine gelirsin diye. sanıyorsun ki kendin olmakla, bi şeylerle özelsin ama aslında değilsin; temelde diğer birçok sıradan insan gibi aynı, yıllardır süregelen dertlerin var: aşk, para, yalnızlık.

o yüzden bu karmaşaya kapılıp gitmektense oyunu kuralına göre, gerekse ellerinizi kirleterek oynamak gerekli.

gizli şişmanlık

kişilerin obez ruhlu olması sonucu, görünüşte zayıf olsalar da içten içe bizden olduklarının kanıtıdır. ancak genelde böyleleri pek sevilmez. çünkü ''yiyorum yiyorum ama kilo alamıyorum''culardandırlar.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

hornet kezbanlarından inciler

''kek tarifi almaya girmedim ogliiim''

''gey dediğin istanbul gibi olmalı fethi zor fatihi tek.''

''adamsan no'mu..hayvansan otu'nu veririm.''

''insan sözüyle hayvan ipiyle bağlanır.''

''bügun sinyal yakıp geçtiğin bu kalbi, yarın dörtlü yakıp bekleyeceksin.''

''içimde grinin elli tonu... rakıyı sek, çayı demli severim.''

erkeği seksi yapan unsurlar

mavi göz ve iyi kesim saç-sakal kombosu.

yazarların şu an duymak istediği söz

1 cümle, 2 kelime, 13 harf.



american horror story

''hotel'' adlı 5.sezonunda lady gaga'nın yer alacağı açıklanmıştır.

56028

pasif agresif kişilik bozukluğu

böyle sakin sakin durup alttan alttan giydiren, kendi kendine hiddetlenen ve şişince zeus öfkesiyle şimşekleri çaktıran insan tipidir. ''aman ali rıza bey tadımız kaçmasın'' diye diye en sonunda ya sinir küpü olur ya da herkesin kum torbası. böyle bir özelliğiniz yoksa iş ve kişisel çevrenizde denk geldiğiniz diğer sorunlu ancak sorunlarını üzerinizden yaşayıp rahatlayan insan tipi sayesinde jigglypuff gibi kalakalırsınız.

hornet

bu tarz hiçbir app'i kullanmayan birisi olarak sonunda, biraz da birkaç arkadaşımın eleştrisi ile dün öylesine açtığım uygulama. çok ilginç bir dünya, vizyonum genişlemekten çok şoka girdi diyebilirim:

- sadece boy-pos-yaş gibi istatikler olduğundan karşınızdakinin ne aradığını anlamak falan biraz şaibeli.
- erdem( kabarık saçlı, skinny, dubstepci hipster oğlan tipi)lerden hamzalara( ben doğuluyum ailen seni bana vermez(vermez?!)) bütün yurdum beyleri burada.skalası epey geniş. tabi hayaller looking gerçekler bağcılar biraz.
- tabi yine her yerin eksik olmayanı gaslu-guslu ama ''no sex'' beyler adım başı.
- herkes ''asla no one night stand'' ama fotolar pek öyle demiyor ama nys sn msqlsn glb...
- üst komşu, karşı apartman kısacası önüm-arkam-sağım-solum herkes gay.

ha bir de beni çok güldüren bir şeyi kısaca aktarayım: no asian no blacks no blond. hani ırkçılık bir yana dünyada erkek kalmadı başka canısı.

bakışlarımdan etkilenmeyen erkek geydir diyen kezban

''gayliği çevirme tedavisi'' mi neyse o olay işte onun formülü kendisir maşallah,

öküz gibi çalışmak

lerzan mutlu

ne zaman çevremde disney filmlerinden fırlamış gibi boş yere neşeli neşeli sırıtanları görsem ''oldu o zaman; sen mutlu ben mutlu lerzan mutlu'' tepkimin isim annesi.

ingiliz aksanının çok seksi olması

en demeyeyim ama orta çirkinlikte ya da vasat bir adamı bile göklere çıkartabilecek düzeyde itici bir güçtür. hele de o bey kendisinin/aksanının ne kadar seksi olduğunun farkında değilse tadından yenmez, işte o tam bir keeper.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.