fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

hepimiz şen şakrak- neşeli, ''gökkuşağı'' gibi renkli olduğumuz sayılması. ne yazık ki değiliz.

sevgiliyle ortak iş yapmak

ne olursa, ne kadar severseniz sevin ''iş başka, arkadaşlık başka''dır. işin içerisine para, kaybetme-kazanma duygusu girdi mi her şeyin dengesi değişir, o yüzden kimseyle el ele tutuşup atlamamak gerekli bir işe.

ayı sözlük itiraf

sanırım her zamankindan daha da mutsuzum. okuldan bir arkadaşım kendi kendine yaşattığı saçma sapan ilişki dramaları anlatırken bana kendimin de uzunca bir süredir sorduğu soruyu sordu ''neden yalnızsın?''. demesi kolay, tezgahtan domates seçmiyorsun ki, her şey istemekle olmuyor en başında ve dahası, en önemlisi, olacaksa oluyor ne yazık ki. o yüzden ben beklemekten vazgeçtim-bıktım. sadece minumum düzeyde insani ihtiyaçlarımı gideriyorum: çevremde inanmadığım, artık pek de önemsemediğim insanlarla sahte gülümsemeler, kaçamak cevaplar, ''iyiyim'' demeler ile günü kotarıyorum. tam da yine dibe vurdum derken her zamanki gibi bir alt kat daha bulmayı başarıyorum. hissizleştim diyip yine de insanlığımı kaybetmemişten artık gerçekten hissizleşmeye, umursamamaya başlıyorum ciddi ciddi.

kıskanmak

nahit sırrı örik'in 30lu yıllarda, zonguldak'ta geçen romanı. o döneme ait kitapların ''sıkıcı'' olduğu önyargımı kıran, bir seferde 200 sayfa okuduğum bayağı başarılı eser. birkaç sene önce demirkubuz filmini de çekmiş hatta nergis öztürk bu sayede bir altın portakal da almıştı. tabi her kitaptan uyarlama gibi filmde eksik-kısa geçilen kısımlar da yok değildi. kıskançlığı o kadar güzel, öyle bir açıdan inceliyor ki insan kızdığı halde yine de anti kahraman seniha'ya hak veriyor.

402 no'lu sınıf

çiğnenmiş cikletçi jesse'den litvanyalı psycho polly'sine, iyilik timsali sinir bozucu penny'den küçük iş adamı arthurt'a ve şahsi favorim, inişli çıkışlı panik nancy'e kadar zamanımızın en güzel çizgi filmlerindendi. bi tane zorba bi çocuk vardı sanırım vinnie bi de sonradan zengin çıkan tulumlu süprüntü kız ama en akılda kalanları benim için hep ilk saydıklarım. çok ayrı bir güzel, komik bi şeydi ya öyle ki ''402'' dediğiniz anda hemen hemen herkes ''nolu sınıf'' diye tamamlar, izlemeyene henüz rastlamadım. fox tv'de life with louie'den sonra gelirdi yanlış hatırlamıyorsam.

brendan jordan

bayılıyorum. o tam bir diva!

günlerdir hakkında entry açmak aklımdayken adını görünce çok sevindim. ilk olarak 9gag'te insanların ''komik'' addettiği videosunu görsem de epey bir popüler oldu kendisi. öyle ki lady gaga kendisine tweet bile attı ( fark ettiyseniz artpop dansını yapıyor çünkü).

http://www.mtv.com/news/1965781/lady-gag...

efsane. cesareti ve özgüveni için bile takdire şayan bi çocuk. bir de kendisini kısa performansının daha da sanatsal versiyonları var ki:

http://instagram.com/p/uHAY_0GnUl/?modal...

http://instagram.com/p/uTUTs-GnWi/

i won't give up

epey romantik bir jason mraz parçası. insanın dinleyince içine bir umut serpiyor ancak çok da kapılmamak lazım, hele de nakaratına.

when i look into your eyes
it's like watching the night sky
or a beautiful sunrise
well, there's so much they hold
and just like them old stars
i see that you've come so far
to be right where you are
how old is your soul?

well, i won't give up on us
even if the skies get rough
i'm giving you all my love
i'm still looking up

and when you're needing your space
to do some navigating
i'll be here patiently waiting
to see what you find

'cause even the stars they burn
some even fall to the earth
we've got a lot to learn
god knows we're worth it
no, i won't give up

i don't wanna be someone who walks away so easily
i'm here to stay and make the difference that i can make
our differences they do a lot to teach us how to use
the tools and gifts we got, yeah, we got a lot at stake
and in the end, you're still my friend at least we did intend
for us to work we didn't break, we didn't burn
we had to learn how to bend without the world caving in
i had to learn what i've got, and what i'm not, and who i am

i won't give up on us
even if the skies get rough
i'm giving you all my love
i'm still looking up, still looking up.

well, i won't give up on us (no i'm not giving up)
god knows i'm tough enough (i am tough, i am loved)
we've got a lot to learn (we're alive, we are loved)
god knows we're worth it (and we're worth it)

i won't give up on us
even if the skies get rough
i'm giving you all my love
i'm still looking up



bir de hoş bir lea michele yorumu bulunmakta:

jonathan bennett

mean girls ve love wrecked'den hatırlanabilecek 81 doğumlu amerikalı aktör.

garip bir havası-çekiciliği var, sevimli daha çok. gay olduğunu dair, hatta zamanında kyle xy'ın yakışıklısı matt dallas ile aralarında ''bromance''den fazlası olduğu hakkında epey bir dedikodular vardı, en son dancing with the stars yarışmasından julianne hough ağzından kaçırdığı laf ile kendisini out etti gibi bir şey.







dope

hareketli parçaların yanı sıra, lady gaga'nın artpop'tan çıkan en iyi şarkısı. hele de o, o kadar içten "i need you more than dope" haykırışı.

cork's off, it's on
the party's just begun
i promise
this drink is my last one
i know i fucked up again
because i lost my only friend
god forgive my sins
don't leave me, i
oh i will hate myself until i die

my heart would break without you
might not awake without you
been hurting low, from living high for so long
i'm sorry, and i love you
sing with me, "bell bottom blue"
i'll keep on searching for an answer cause i need you more than dope

i need you more than dope
need you more than dope
need you more than dope
i need you more than dope

toast one last puff
and two last regrets
three spirits and
twelve lonely steps
up heaven's stairway to gold
mine myself like coal
a mountain of a soul
each day, i cry
oh, i feel so low from living high

my heart would break without you
might not awake without you
been hurting low, from living high for so long
i'm sorry, and i love you
sing with me, "bell bottom blue"
i'll keep searching for an answer cause i need you more than dope

i need you more than dope
i need you more than dope
i need you more than dope
i need you more than dope

i need you more
need you more
i need you more than dope

dylan mcdermott

american horror story : murder house ile gözüme çarpan, 1961 doğumlu olduğunu öğrenince ''52 yaşında bir insan neden, nasıl böyle gözükebilir?!'' diye beni dumurlara uğratan amerikalı aktör.

bayağı da hoş bir beyefendi kendisi; mavi gözlü, koyu renkli saçlı garip şekilde bir çekici havası var. the practice dizisiyle ünlenmiş, ayrıca the perks of being a wallflower ve daha bir çok filmde rol almış ancak nedense pek ''ünlü'' ünlü değil gibi. şu sıralar ise stalker'da rol almakta.





1b51

70c3

relax take it easy

o an nasıl olursanız olun insanı bir anda sakinleştiren-huzur veren, hafiften de neşelendiren enfes bir mika parçası.

took a ride to the end of the line
where no one ever goes
ended up on a broken train with nobody i know

but the pain and the longing's the same
where the dying
now i'm lost and i'm screaming for help

relax, take it easy
for there is nothing that we can do
relax, take it easy
blame it on me or blame it on you

its as if i'm scared
its as if i'm terrified
its as if i scared
its as if i'm playing with fire

scared
its as if i'm terrified
are you scared?
are we playing with fire?
relax

there is an answer to the darkest times
its clear we don't understand but the last thing on my mind
is to leave you
i believe that were in this together
don't scream, there are so many roads left

relax, take it easy
for there is nothing that we can do
relax, take it easy
blame it on me or blame it on you

relax, take it easy
for there is nothing that we can do
relax, take it easy
blame it on me or blame it on you

relax, take it easy
for there is nothing that we can do
relax, take it easy
blame it on me or blame it on you

relax, take it easy
for there is nothing that we can do
relax, take it easy
blame it on me or blame it on you

its as if i'm scared
its as if i'm terrified
its as if i scared
its as if i'm playing with fire

scared
(relax)
its as if i'm terrified
are you scared?
are we playing with fire?

relax
relax

facebook'ta sürekli yer bildirimi yapan insan

2008'de kalmıştır. kendisini günümüze bekliyoruz...

cara delevingne

national coming out day kapsamında "doesn't matter who you are or what you believe it, we are one! " i'm late for national coming out day but better late then never. don't be scared to be who you are." diyerek bir şekilde açılmış - gibi.

http://www.dazeddigital.com/fashion/arti...

finn wittrock

master of sex'te epey hoş bir gay rent boyu canlandıran ve şimdilerde de ahs: freak show'da boy gösteren 1984 doğumlu aktör.





http://www.imdb.com/media/rm1942013440/n...

put your hands on me

joss stone'nun harika sesiyle insana enerji veren, nakaratı ile insanı masalara çıkıp ''hep beraber!'' diye bağırmaya iten, enfes parçası.

i guess i'm picky with love
well baby i give it up it's you i choose
and don't keep me waiting
this girl's got things she needs to do
oh if i was blind, you'd help me see
if i lost my mind, you'd find it for me
speak on it babe tell me what do you need
because all i need is for you to love me baby

put your hands on me baby
put your hands on me baby
you got me flipping
put your hands on me baby
put your hands on me baby

can't stop my mind from thinking of you
how am i supposed to function
got me feelin' for your lips on my kiss
all night, never want no other lover

baby i'm hungry
i want and i need
bring me your sugar
and pour it all over me baby

put your hands on me baby
put your hands on me baby
you got me flipping
put your hands on me baby
put your hands on me baby
-one touch i'm flippin'-
up till now my eyes could see
touch me once and it's all hazy

i don't know why and i don't know how
but somehow some way you got me

i can't explain can't comprehend the world could reacht its very end and all i focus on is him
the way he moves, he found his groove there's nothing left to do but tell the world the truth cause there's no way out
i love him
i feel him
oh i'm lovin' those hands

put your hands on me baby
you got me flipping
one more time
put your hands on me baby
put your hands on me baby
-one taste i'm trippin-
just kiss me baby, tell me you're mine
put your hands on me baby

jason lewis

hayatımıza sex and the city'de samantha'nın toy boy'u smith olarak giren, 1971 doğumlu amerikalı eski model-aktör. yaşı ilerledikçe daha da seksileşenlerden.

o efsane pozu,









afe7

vücut geliştirme

yalan değil, her ne kadar bize dayatılan güzellik algılarını eleştirsem de gözüme hoş geliyor inkar edemem ama bunu abartanlar da muhakkak bir problem olduğu kanısındayım. yani bir şeylerin eksikliği-ezikliği. ya çocukken şişmandır sonrasında zayıflar ve buna merak sarar, ya sevgilisi terk etmiştir de intikam alıyodur, ya maddi manevi bir eksiklik hissiyatındadır ya da penisi küçüktür vs. hep bir iteleyici güç var bu aşırı kaslı, hulk beylerde. bana hep bir şeyin üzerini kapamak için bu anlamda çaba gösteriliyor gibi geliyor nedense. bu kadarının sırf kendini iyi hissetme, güzel gözükmek için olduğuna pek inanmıyorum açıkcası. en basitinden dışarıdan gelen o beğeni, insanın özgüvenini okşaması bile yeterli bir sebep bu arkadaşlarda. her şey ayarında, dozunda güzel. gerisi bas bas ''ben de bi sorun var!'' diye bağırıyor.

don t trust the bitch in apartment 23

krysten ritter'a tapma sebebim. bayılıyorum. hatta 2 sezon sonunda bitmesiyle beni de bitirmiş, üzmüştür. sağlam bir senaryo ya da çok iyi oyunculuklar olmasa da her bölümdeki ayrı eğlenceli olaylar, chloe'nin tepkileri için bile izlenebilir. şu son on yıldaki en başarılı bitch karakterlerden biri kendisi. çıtır çerez olarak adlandırmak istemesem de o kulvarda, 2 broke girls tadındadır. james'in asistanı luther da ayrı bir şey, gurrrl !







trailer -


ayrıca da bir christmas movie olabileceği söylentileri dolaşmakta haziran'dan beri.

cuckoo

adam lambert'in trespassing albümünden gaza getiren, eğlenceli, dile dolanası şarkısı.

feels like i’m having a meltdown
it feels like i’m losing control
they tell me i’m a danger to myself
now the crazy train is ready to roll, oh!

walk that walk like you don’t give a fuck
you’ve got a right to turn it up and get down
electric shock no i can’t get enough
cause tonight we’re taking over the town, hey
i wanna lose my mind like a maniac
and cross the line
never looking back
we’re on the loose
getting crazy and we’ve gone cuckoo
gonna party til they take us away

i’m swinging off of my hinges
i’m cocked and i’m ready to go
go on and pack up your things since
the crazy train is ready to roll, oh

walk that walk like you don’t give a fuck
you’ve got a right to turn it up and get down
electric shock no i can’t get enough
cause tonight we’re taking over the town, hey
i wanna lose my mind like a maniac
and cross the line
never looking back
we’re on the loose
getting crazy and we’ve gone cuckoo
gonna party til they take us away

gonna get out of this straight jacket, whoa
gonna get out of this straight jacket, whoa yeah
i wanna lose my mind like a maniac
and cross the line
never looking back
we’re on the loose
getting crazy and we’ve gone cuckoo
gonna party til they take us away
gonna lose my mind, gonna lose my mind
i’m gonna lose my mind
gonna party til they take us away
lose my mind, gonna lose my mind.
yeah, gonna party til they take us away.

mike vogel

1979 doğumlu amerikalı eski model-oyuncu. the texas chainsaw massacre, the sisterhood of the traveling pants, ve poseidon'da çok piç yakışıklılığına rağmen bir o kadar mazlum hali ile gözüme takıldı. şimdilerde de under the dome'da oynuyormuş sanırsam. böyle kötü çocuk görünümlü ama aslında hikayenin sonundaki o mr right havalarında sanki kendisi, üzerine hoş da.



http://www.imdb.com/media/rm3357394688/n...



poposu da fena değil gibi,
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.