fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

ayı sözlük'ten beklenen hizmetler

şu kısım kanıma çok dokunuyor sevgili sözlük :

yalnızlığın dibine vurdun yine..
kusursuzsun adamım..
gündemde değilsin..

yalnızlık bu kadar da yüzümüze vurulmamalı...

ayı sözlük itiraf

genel olarak dışarıya neşeli gözüken, renki bir insanım. hareketli biri olduğumdan yavaşlıktan hiç hoşlanmam, dinlediğim çoğu parça bile hareketli, insanı gaza getiren parçalar-dı ta ki son 6-7 aya kadar...aynı şeyleri yine dinliyorum ancakbu son 6-7 aydır, genelde slow, böyle insanı olmadığı halde depresyona sokacak türde, biraz dinlendirici şeyler dinlediğimi fark ettim. sevgilim olmadan sanki sevgilimi en yakına arkadaşımla yatakta basmışcasına atarlı/kalbi kırık/hayattan kazık yemiş insana, sevgilisi olmadan sevgili tribine bağlayan tipe döndüm. sürekli bir düşüşte olma hali falan ama ilk defa geçerli bir sebep de yok, tabi bu her şey yolunda demek de değil.

böyle oturup saatlerce aşk acısı parçaları dinleyip hiçbir şey yapmadan durasım, gökyüzüne bakasım falan geliyor.

yalnızlığın anlaşıldığı anlar

dışarda bir restoranda yemek yerken 'arkadaşınız size katılacak mı?' sorusuna 'hayır' dedikten sonra masadan kaldırılan o ekstra tabak-çatal-bıçak üçlüsü ile.

zaman öldürmek için sinemada, hele de film romantik komedi fln ise çevrenizdeki çiftler birbirine sarılıp gülerken siz patlamış mısıra sarıldığınızda.

en barizi, daha güne başladığınız ya da gün ortasında sözde insanlar yalnız hissetmesin diye ufak tasarlanan yuvarlak masada tek başınıza otururken birinin gelip 'sandalye' boş mu demesi.

bir eşcinsele açık mektup

beraber el ele tutuşulup ilahiler de söylendi mi acaba böyle arka fonda beyaz giyen diğer bizi kurtaracak(!) kardeşlerimizle ooooh cisıs diye naralar da atıldıysa tadından yenmezdi herhalde bu unsur eksik kalmış hikayede...

ilk başta dindar da olsa kibar yaklaşımıyla herhalde beni şaşırtıcak derken 3.sınıf dandik bir amerikan polisiyesi gibi eşcinselliği travmaya, tacize vs bağlayarak bir sebeplendirme çabası hakikaten iğrenç. bunun doğuştan gelen, içsel bir şey olduğunu hala ama hala kabul edemediler.

hepimiz kurtarılmayı bekleyen minik günahkarlarız zaten

eski pantolonları şort yapmak

diy ( do it yourself ) vuku bulmuştur. şahsen pek başarılısı bu ana kada pek göremedim

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

heteroseksüellerden hoşlanan homoseksüel

herkesin bir tipi vardır, karşınızdakinin beynine de aşık olursunuz ama daha çok kaşından-gözünden etkilenerek o ilk çekimi yaşarsınız bence. şahsen çok da abartmadan, maskülen tiplerden hoşlanıyorum, bunu sokağa vurdunuz mu da yüzde doksan straight tiplere denk geliyor ne yazık ki. bu da benim şanssızlığım herhalde.

başka bir açıdan bakılırsa da herhalde asla elde edilemeyecek şeyi arzulama isteği olarak da düşünülebilir ama şahsen hepsi kimyayla alakalı.

ayı sözlük yazarlarının sevdiği içkiler

alkolden pek hoşlanmam ille de içilecekse bir apple mojito, hele de gerçekten yeşil elma kullanılarak yapılmışsa değmeyin keyfime

ayı sözlük yazarlarının hobileri

kafam bulanıksa, hava da zorlamıyorsa kulağımda müziğimle bilinçsizle, ayaklarım beni nereye götürürse durmadan yürümek

ayı sözlük yazarlarının diline dolanan şarkı sözleri

türkçe müzik dinlemeyen biri olarak tv gördüğüm andan itibaren:

'' yarına kalsa da yanına kalmaz acı döner gelir karması var. ''

şarkıda nasıl bir subliminal, beyin kontrolu vs varsa günlerdir kafamda dönüyor

kötü gün dostu

arkadaşlarınızın elinden geldiğinizce iyi-genelde kötü her anında yanında olursunuz. siz kendinizi böyle tanımlamasanız ya da onlar bunun farkına varamayacak kadar gerizekalı da olsa, siz kötü gün dostusunuzdur. insanlarin kahrını çekersiniz ama kahrını çektiğiniz o insanların gözünde hep 2.planda, cepte arkadaş olarak kalırsınız. nankör, karakteri bozuk-eksik insan doğasının sonucu bu.

en kötüsü de sizin kötü yanınızda kimse olmaz, kendi kendinizin kötü gün dostu olup kendinizi kaldırmayı öğrenirsiniz.

kutsi

yeni yeni sevdaların çiçeği de olsa benim için hep dr. levent atahanlı olarak kalacaktır.

arkadaşı kendine getirme yöntemleri

açık açık doğrularu-gerçekleri söyleyen, hala kabullenemiyorsa sarsınız, gerekirse tokatlayınız. amerikaların bir sözü vardır : '' actions speak louder then words. '' tabi ki tam olarak bu manaya gelmiyor ama bazen somut bir kuvvet etkil olabilir.

eşcinsel çiftin baba olması

facebookta bu haberin altına yazılan yorumları okudum...okudum da okumaz olaydım, zaten bu ülkeye olan mini minnacık inancımı da kaybettim. birkaçı :

' kıyamet alametleri ', 'yazık lan bebeğe baştan top olucak, 'zavallı çocuk büyünce hayal kırıklığı yaşayacak', 'şeytan diyor ki git vur o ibneyi'... tabi bu örümcek kafalılara kafa tutanlarda yok değil ama bir diğer favorim ' kimsenin cinsel tercihi kimseyi ilgilendirmez bu doğru. ama madem baba olmak istiyorsun ibneliği bırakacaksın arkadaş!'
(burada yorumu atan bayan 'taraflı' davranmış bi de, canım)

yani neyi değiştirmeye çalışıyoruz hakikaten bunu sorguladım. böyle insanlar hep olacak ve hep bu insanlarla savaşılacak ama bu insanların bu mantalitesi değişmeyecek, daha doğrusu azalarak bitmeyecek hep olacak ve 1-5 demeden bu yolda uğraşsak da sonuçta bir yere varılamayacak gibi hissediyorum,bu da beni umutsuzluğa sürüklüyor.

zaten en başta haberin ' eçcinsel çift baba oldu' diyerek olayı öne çıkartma çabasından bahsetmiyorum bile gazetelerin. hatırlarsanız trans erkek bir bireyin de geçen sene çocuğu olmuş ve ' dünyanın çocuk doğuran ilk erkeği' gibi bir tanımla lanse edilmişti kendisi. yani akıl var mantık var, iki durumda da taşıyıcı anneydi vs, bunlar bilinebilecek veya tahmin edilebilecek şeyler. medyanın ilgi çekmek için olayı böyle sürmesine daha fazla değinmiyorum bile.

esas beni şaşkınlığa uğratan diğer şey ise, bu paylaştığım yorumların yüzde doksanını yazanların 'kadın' olması. evet, kadın. bir çocuk doğurma yetisine olan, buna sahip insanlar bu yorumları yapabiliyor. allahtan dileğim (bunu kesinlikle beddua olarak görmüyorum), inşallah bu kadınlarında bir eşcinsel çocuğu olur da asla asla dememeyi öğrenirler zira halk olarak, bir şey kafamıza dank edene kadar öğrenmeme, durumu anlama gibi bir yetimiz yok.

terslediğinizde iyi davranan insan modeli

ne kadar sabırlı olsanız da, her şey bir yere kadar. bazen, gerçekleri söylemek için kötü adam olup sert olmak, insanları terslemek şart

transseksüel kadına seni muayene etmem diyen doktor

yani anlayamıyorum. 6 senelik tıp eğitimi içerisinde bu insanlar hiç mi bi şey öğrenmiyolar tıbbın amacı vs hala gelip ' durumunuzu tasvip etmiyorum' diyebiliyor. nerede o kadar gördüğün tıp eğitimi, insan vücudu bilmemne ufkun genişlemesi, nerede bu örümcek kafalı bağnaz tutum ya. spider hut seni

kilolusun bye

klasik yüz-vücut-penis üçlüsünün ikinci basamağı, bir bakıma da bahanesi. olur da yüzünüzü beğenirse bu diğer ikisi üzerinden kendince bir 'haklı' kaçış/çıkış kapısı durumu.

şarj bitmesi

blackberry'deyken 1 yıl sonunda 6 saate,1,5 yıl sonrasında da 2 saate inendir. herkes söyleniyor ama iphone 5s'e geçtim ve 6-7 aydır aktif halde kullanmama rağmen 1 gün çok rahat şarjı gidebiliyor. sanırım bunda en önemli faktör de tabi ki pil ve nasıl şarj ettiğiniz.

her zaman olabildiğince pili minumuma indirip şarj ediyorum %1e kadar, internette bir yerde de %30 altına düşmesiyle edilmesi hakkında okumuştum. gerçekten pil ömrünü uzatmada etkili.

ayı sözlük itiraf

son 1,5 yıldır hayatımda ne kadar samimiyetine inanmadığım, bana gereken değeri vermediğini düşündüğüm insan varsa hayatımdan çıkardım, aramı soğuttum/ açtım. bu zamanımda da yanımda olan tek arkadaşımla ilk defa kavga ettim, hem de öyle böyle değil. kimseye güvenmem ama ille de güveneceksem güveneceğim diyeceğim insanla. kulağa 5.sınıf ilkokul çocuğu yakınması gibi gelse de, hayatımdan çıkarttığım insanların yüzsüzlüğü-arsızlığı yüzünden tartıştık. ısrarla bu tip insanlarla muhattap olunmaması gerektiğini söyledim ama nafile, zira bu insanlar da bir tepki görmeyince hiçbir şey olmamış gibi yüzsüzce devam edebiliyolar. hayatta herkesin iyi veya kötü yaptığı işin sorumluluğunu alması gerektiği kanaatindeyim.

zaten arkadaşlıklara,dostluklara olan inancımı çok önce kaybetmişken bunun ağırlığı iyice çöktü göğsüme. şu an aramızda bir sorun yok gibi olsa da, aslında ona karşı da güvenimi kaybettim bir nebze, iyice bi soğudum her şeyden.

alttaki yazara soracaklarım var

herhalde hepsini kafamda tartar, bir artı-eksi listesi yapar ve o ana en uygun olanı seçerdim, sonuca göre içimden geçenini yani.

sence kaç yaşından sonra yalnızlık için endişelenilmeli ? yaşlılık vs gibi sebeplerle değili gerçekten yalnız olmak yüzünden telaşa kapınılmalı ?
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.