serkan

Durum: 907 - 0 - 0 - 0 - 20.06.2020 12:44

Puan: 16414 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

oyuna çıkıyoruz birer ikişer, bittimi oyun sandıktayız hepimiz...
  • /
  • 46

medulla

"öz" manasına gelir.
böbreklerdeki medulla renalis, omurlardaki medulla spinalis gibi.

duşa duj demek

diyen kişinin arap olması muhtemeldir.

converse

yıllardır en gözde ayakkabı markam. eskimişi daha makbuldür.

kuşak çatışması

aile içinde krizlere sebeb olabilen mevzu. bir üst kuşağınız sizi bildiği biçimde şekillendirmek isterken siz zamane genci olarak kararlarınızı kendiniz verip kendiniz uygulamak istersiniz. sonuç olarak çatışır durursunuz, genelde ergenlik dönemlerinde görülür. sonraları kabullenilmiş bir birey olarak, istediğinizi genelde yaparsınız.
1. evebeyn- genç birey
2. annanne dede- genç birey
şeklindeki formları mevcut olmasına karşın, ikinci seçenek üzerinde çok dikkatli olunmalıdır çünkü yaşlılar çok alıngandır.

tim burton

(bkz: big fish)
(bkz: corpse bride)
(bkz: alice in wonderland)
filmlerinin yönetmeni olan, kitap ve filmlerinde kendine has tarzıyla farklı bir dünya oluşturmuş başarılı insan.

zombie

(bkz: the walking dead )
(bkz: resident evil )
(bkz: white walkers ) *
gibi film ve dizilerin konusunu oluşturmuş, son zamanların popüler kahramanları.

kilo alamayan insan modeli

yemediğim pekmez, içmediğim aktar mazemesi kalmasa da içinde bulunduğum grup. babama göre ben küçükken hastalanmışım da bida da kilo almamışım.
onu geçtim de, bakıyorum arkadaş insanlar doysa da banamısın demeden yemek yiyor. midem "malzeme deposu kadar " havalarında. antepli bir arkadaşım var çocuğun hayati baklava, et, mantı falan. beni gaza getiriyor yemek söylüyoruz,kendininkini benimkinin yarısını üzerinede ikinci siparişini verip onuda yiyor. ve hiç doymuyor.
ya ben? allahım iki lokma yiyip doydum ya dünyanın en güzel meyvesini yemeğini etini otunu suyunu getirsen töbe yiyemem.
sanırım ayıcanların için de fil var ve ben filimi doğarken düşürdüm. **

üniversiteye gir gerisi kolay

yok öyle birşey.... lise yıllarımda bu yalanlarla kandırılarak saatlerce ders çalıştırıldım. demek gerisi kolay? bok kolay. iki yıldır tatil yüzü görmüyorum, canıma okumayan ders, okumayan hoca, okumayan asistan kalmışmıdır? tabikide kalmamıştır. işittiğim azarlarda cabası.

hem üniversite de 70li yaşlarda güya kendini mesleğine adamış korkunç kadınlar var...
bizzat kendim yaşadım,

ödev tesliminde son dakikaları yaşıyorum. ucu ucuna yetiştirdim, hocaya acil teslim etmem gerekiyor. neyse giydim önlüğümü koşa koşa hocanın odasına.

allahım odaya girdim, kadın sandalyeye oturmuş ayaklarını sallayıp şarkı falan söylüyor. gülümsedim bende. *
"ne gülüyorsun gel buraya" dedi.

- buyrun hocam ödevim.*
+ hoca kaldırıp atmasınmı ödevi yere. şaşkınlıktan ödevi toplamaya falan çalışıyorum yerden tek tek.
- yok bana bu ödevi nasıl getirirsinde. bu yüzden sınıfta kalsam bile hak ediyormuşumda.
pazartesi yeniden yap getir dedi. neyse işte pazartesi olunca "ne uğraşcam üff kadın zaten mala bağlamış" dedim ve aynı ödevi götürdüm.

ikinci kez şoka uğramam uzun sürmedi.
+aferim yavrum. ne güzel yapmışsın. adın ne bakalım senin? ne tatlı şeysin sen. seni daha önce görmedim okulda. falan.
"oha" dedim içimden.

sözüm ona işte böyle mutantlar var üniversitede. * * *


düş sokağı sakinleri

iz bırakan özlü sözler

"genelde gerçekleri siktir et derim, aslında gerçekler insanları siker." prior walter

yalnız yaşlanmak

geriye kalan kocaman ömrümde* uzun uzun tecrübe edeceğim ,beni orta yaş bunalımlarına zorla sokacak olan korkutucu durum.

otobüste taciz

yaz tatili

iki yıldır, büt, tek ders sınavı, tekrar büt derken çocukluk anımlarımda kalmış ütopik tatil şeysi. özledim anam yeter da!*

ankara

şu ara ufak tefek yağmurlarla akşamlarımı serinleten şehirdir.

kırık

twist of fate

sözlük nicklerinden meslek tahmini yapmak

the weeping meadow

ağlayan çayır.
thedoros angelopoulos filmi.

ağlayan çayır, eleni'nin çocukluğunda evlat edinilmesi, ilk gençlik dönemi ve aşık oluşu, anne oluşu ve sonunda herşeyini yitirip yalnız kalışının hikayesi.
yanınızda bol peçete bulundurmanız gereken filmlerden. * *

eleni karaindrou tarafından müzikleri yapılmıştır ki her biri muhteşem müziklerdir.

caravaggio

29 eylül 1571, milano 18 temmuz 1610 arasında yaşamış barok sanatının öncüsü olan italyan ressamdır. gerçek ismi michelangelo merisi caravaggio'dur. lotto ve giovanni girolama savoldo gibi sanatçıların yaptılarını inceleyerek ilk çalışmalarına başlamıştır.

doğal gerçekçilik üzerine çalışmışdır. bunu tam anlamıyla başardığı ilk yapıtı, s. luigi dei francesci kilisesi'nin contarelli şapeli'ndeki aziz matta'nın yaşamını konu alan bir dizi resimdi. kendisi öğrenci yetiştirmemiştir.

darlanmak

(bkz: üzerine öküz oturmak )
şeklinde de yorumlanabilir. bazen öyle darlanırsınız ki, öküzlerin biri gider biri gelir...
  • /
  • 46
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 907

sevgiliyle uyumak

güvenli hava sahasıdır, istediğiniz gibi uçabilirsiniz... kemer falan bağlamayı da gerektirmez... sevgiliniz yanınızdadır ve kafanızı göğsüne yaslamışsınızdır ya dünyalar sizin olmuştur... öyle güven hissine bular yani...

votka limon

kürt yönetmen hüner salim tarafından yönetilmiş film. venedik film festivalinde en iyi film dahil, birçok ödüle layık görülmüştür. dicemidim adlı film müziği yüreğime cuk diye oturmuştur. film ermenistandaki bir yezidi kürt köyünde geçmektedir.

fairuz



insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ), şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız icin **

insanlar seni bana sordu ... sordu
gelecek dedim, sakın bana sitem etmeyin
gözlerimi kapattım
gözlerimde olduğunu insanların farketmesinden korktuğum için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

gece bana geldi ve bana ışık tutmamı istedi
sonra ışığımı söndürdü
nasıl sana geldim sorma dedi
kalbim sana yetişmemi sağlayan kılavuzumdu
yanan da senin özleminden yandi
senle ilk kez beraber olmadığımız için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

diye bir çevirisi elime geçmiştir, ne güzel sözler bunlar demişimdir.

bahçelievler

ankara'nın katlanılabilir semtlerinden birisi. başta labirentmiş izlenimi yaratsada zamanla üçüne beşine yedisine alışıp, iki adımda okulunuza gidip gelip hem hareketli hem sakin bir öğrencilik hayatı geciriyorsunuz. sonbaharı sapsarı ilkbaharı yemyeşildir. hem nezih hem öğrencidir. hem eski hem moderndir. birtek o dökülmüş evlere verdiğiniz kiraya yanar insanın içi.

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

yazarların hatırladıkları en eski anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

iran sineması

muhsin makhmalbaf ve abbas kierostiami gibi ustaların başını çektiği, son dönem dünya sineması. özellikle geçtiğimiz yıllarda batı avrupa dolaylarında ciddi prim yapmışlardır. arkadaşımın evi nerede?, kirazın tadı, hayat devam ediyor gibi, insanın içini ısıtı ısıtıveren, yapım maliyetleri son derece düşük filmler üreterek imkansızlıktan yakınan türk sinemacılarının asabını bozmuşlardır. rejim dolayısıyla çoğu filmde olaylar çocuklar üzerinden anlatılmıştır. imgeler sıkça yer bulmuştur bu filmlerde. velhasıl, güzeldirler.


(bkz: cennetin cocukları)

liseli eşcinsellere tavsiyeler

erkeklere fazla güvenme, yarı yolda bırakmasını iyi bilirler...
arkadaşlıklara fazla güvenme, çıkar çatışmasında saman alevi gibi sönüp giderler...
melankolik müzikler dinleme konusunda iddialı olma, hayatın yeterince melankolik...
ilk amacın edindiğin meslek, kazandığın hayat olsun...
fazla hayalperest olma, ayakların hayallerden çok gerçeklere bassın...
kolay bir hayat yaşamayacağını, aşklarının çoğu kez boğaza dizilen düğümlerden ibaret olacağını bilmene henüz gerek yok çünkü bunu bilmek için çok tecrübe edineceksin....
bedenin, et pazarından daha değerli kucaklar hak ediyor unutma tatlım...
herşeye rağmen mutlu olma imkanına yeterince sahipsin...
tek önemli olan sen ve senin kendini geliştimeni bekleyen yanın... *

kaplumbağalar da uçar

öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler onlara imrenirmiş. zamanla bu kuşlarla arkadaş olmuş ve onlarla hislerini paylaşmış.
küçük kaplumbağa gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş. ama kendi gidecek olsa bir ömür sürermiş bu gezi. "keşke sizin gibi uçabilseydim" demiş kaplumbağa. kuşlarsa bu dileğini yerine getirmek istemişler. "uçabilirsin" demişler kaplumbağaya. "kaplumbağalar da uçar."
bir dal almış iki kuş. iki yandan tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak demişler." ısırmış kaplumbağa. yükselmiş yükselmişler. uçmuş uçmuşlar. kaplumbağa korkmuş yükseklerden. heyecanla bağıracağı an çenesi açılmış. suya düşmüş kaplumbağa. ait olduğu yere. kendi yavaş, imkansız hayatına...

(bkz: turtles can fly)

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

"alinin karnı acıkttııııııı" milupaydı sanki. yankılanmıyor mu birde o ses. * * *

beargi

tüm sayılarını okumaktan zevk aldığım, mükemmelitesi yüksek insanlarla tanışma fırsatı bulduğum gelecek sayısını sabırsızlıkla beklediğim dergidir. yoğun bir emek ürünüdür. okunması tavsiye edilir.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

bolluk içinde, bir eli yağda bir eli baldadır. belki siz yağ karısı bal veya tam tersi, ne bolluk ne bolluk... sevdiğimi karısıyla nasıl paylaşırım bilemiyorum. hem kuzum kadına yazık ya. çocuğuda varsa bir de... yüreğim el vermez, öyle ki tecrübe etmemişim etmemeyi düşünmekteyim.
(bkz: genişlikte bir yere kadar)
tabi saygım sonsuz, alan razı veren razıysa beni ilgilendirmez.

ankara

4.yılını geçiren insanlara kafayı yedirtebiliyor, okul bitsede gitsem dedirten şehir.

iki erkeğin öpüşmesi