serkan

Durum: 907 - 0 - 0 - 0 - 20.06.2020 12:44

Puan: 16414 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

oyuna çıkıyoruz birer ikişer, bittimi oyun sandıktayız hepimiz...
  • /
  • 46

gethin antony

game of thrones dizisinde gay kral renly i canlandıran oyuncu. dizide bok yoluna, bir gölge tarafından öldürülüp gitti kendisi... renly olmadan filmin devamını izlemekte çok zorlanmıştım.

peki ozaman itiraf ediyorum, platonik aşkım olur kendisi. *

http://ayisozluk.com/lnk/a5ab0d

en iğrenç sevgi cümleleri

gözünün yağını yiyim ne tatlıısın sen ya!!!!

çok iğrenç ya böyle diyen birini duymuştum.

kütüphaneye yalnız gidip sevgiliyle dönmek

sıcaklardanmıdır nedir bilemediğim durum.
ders çalışmakta çok zorlandığım için, kütüphaneye gideyim dedim. tamamen masum duygularla ders çalışmak istiyorum falan.
ankara milli kütüphaneye bir girdim, tıklım tıklım...
sanırsınız türkiye güzellik yarışmalarından seçip getirmişler, "hadi ders çalışcaksınız" demişler...
amaç ders çalışma değil yani. millet fingirdeş fingirdeş napacağını şaşırıyor.

neyse ertesi günde gittim aynı...
aynı podyum mankenleri ,aynı yüzler...

bir hanım kızımız var genelde yan yana oturuyoruz, biraz yanımıza da bir çocuk oturuyor sürekli. nasıl yakışıklı bir görseniz...
kızla arkadaş olduk ertesi gün. öğle yemeğini beraber yedik, ordan anlat burdan anlat kaynaştık işte...sürekli yanımıza oturan çocukla tanışmadıklarına eminim selamlaşmıyorlar bile.
üçüncü gün kızla el ele gelmesinler mi... bildiğin sevgili olmuşlar. sinir oldum ya, elleri işte gözleri oynaşta.
bida da gitmedim.*

kabuğuna çekilmek

son zamanlarda aşırı derece de ve inanılmaz şiddetle arzulasamda gerçekleştiremediğim eylem. uzun zamandır tatil yapmamış bir insanın iç karartıcı çığlıkları bunlar. neyse ne diyordum, sanırım inzivaya çekilmekle aynı anlamı paylaşıyorlar. ilk kural evden çıkmamaktır, gereğine göre depresyon hırkası ile devamı getirilebilir. sonucunun güzel bir başlangıca mal olduğunu görmüşlüğüm var.

ayı sözlük'teki chaserlar

orgazmdan daha zevkli anlar

uykunun kendisi derim ben. bazen öyle bir uyuyorsunuz ki on tane orgazm bir araya gelse öyle tatlı öyle keyifli olamaz..

pisuvardaki siyah kil 3

adem elması

anatomik ismi" protuberantia laryngea" olur. yaklaşık yedinci servikal omur hizasındadır.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

ainurun müziği

tolkiennin silmarillion kitabının en güzel bölümlerinden biri.

öğrenciye ev vermeyen ev sahibi

çeşitli türleri de mevcut bunların.
erkek öğrenciye ev vermeyen,
kız arkadaş getiren erkek öğrenciye ev vermeyen gibi.

ben " sadece 21 yaş altı kız öğrenciye ev veren ev sahibi" bile gördüm. "oha" diye haykırasınız geliyor...

bir ayı gördüm sanki

az önce içten içe haykırmak zorunda kaldığım söz öbeği...

yurtta boya falan mı yapıyorlarmış ne. bende habersiz keyfili keyifli oturuyorum odamda, ders çalışıyorum müzik dinliyorum, sözlüğe takılıyorum zaman geçiriyorum.
birden biri daldı içeri, "afedersiniz yurtta kimse yok sanıyordum "dedi, gülümsedi...

185 boylarında kaslı yakışıklı bir boyacıymış. bende yok önemli değil falan diye gülücükler atıyorum. sonra geldiği hızda geri gitti...

bana da "bir ayı gördüm sanki" demek kaldı...


çocukken dünyayı kendinden ibaret sanmak

ben de küçükken kendimi kral olacam sanıyordum. cidden öyleydi...

hiç unutmam kendi ülkemin takvimini falan bile hazırlamıştım.

böyle ben uyurken kapımda kaslı uzun boylu adamlar beklicekti, ne istersem yapacaklardı. hiç yürümeyecektim, beni kucaklarında gezdireceklerdi. kahvaltımı yedirmek için birbirleriyle kavga edeceklerdi...*

eski okul anıları

lise zamanlarımda arkadaşlarla gitmek istediğimiz bir film var ama okul saatleri gitmemiz gerekiyor. devamsızlığımız da çok var kaçamıyoruz.
nasıl yapsak nasıl etsek, lise de o gün de tanıdık bir çocuk nöbetçi. kopya vercem sana * yalanlarıyla çocuğun kimliğine el koydum önce.
sonra farklı sınıflardan sevdiğim arkadaşlarımı müdür çağırıyor diye sınıftan tek tek topladım sinemaya götürdüm. kimse de fark etmemiş sonradan, onun için de planlar kurmuştum ama kimse fark etmeyince hiçbirini yapamamıştım. çok canım sıkılmıştı.

düşük bel pantolon

geçen arkadaş ortamındayız yine, gülüp eğleniyoruz falan.
bu düşük bel pantolon muhabbeti geçince içlerinden biri başka bir arkadaşa (aynı zamanda en sinir olduğum ve en tabulu olan):

- abi alma öyle şeyler homoseksüel olursun demesin mi( üstelik gayette ciddiydi). sinir krizleri falan geçirdim, bi kaç dakka sol gözüm seyirdi.
durumun farkında olan yakın arkadaşım hemen bir konu değiştirme manevrasıyla duruma müdahale etti de sakinleştim biraz.

ne yani, ben yüksek bel pantolon giyince hetero mu olcam? ne alakası var bilemedim.
"eşcinseller düşük bel pantolunu yaygın olarak giyiyor" önermesi yerine " düşük bel pantolon giyenler eşcinsel oluyor" önermesine nasıl ulaştığı benim için muamma olarak kalacak sanırım...

şehrazad

rimsky korsakov tarafından bin bir gece masallarından etkilenerek bestelenmiş sanatçının en ünlü eseridir.

çok keyifli bir müzik.

şehrazad

efsanelerde yaşamış bin bir gece masalları nın anlatıcısı ve pers prensesi hatun.
pers prensi şehriyar karısı tarafından aldatılınca kadınlara öfke ve kin besler. kadınlardan intikam almak ister. bu amaçla hergün bir kadınla evlenip kızla beraber oldukları sabah kızın kellesini vurdurur. vezir kızımız şehrazad babasının tüm itirazlarına rağmen şehriyar ile evlenmeyi kabul eder. evlendikleri gece kız kardeşine veda etmek için müsade ister bu sırada kız kardeşine bir masal anlatır.masalı yattığı yerden dinleyen şehriyar şehrazad'dan kendisine de bir masal anlatmasını ister, o bitince bir masal daha... bu durum binbir gece devam eder. şehrazad şehriyarı masalları ile eğitir, erdemli ve iyi kalpli bir insan olmasını sağlar. nur topu gibi üç oğlan evlat doğurur.

lucy lawless

aynı zamanda spartacus dizisinde batiatus'un karısı lucretia yı oynamaktadır.

medusa

birde nedendir bilmem tüm filmlerde ,kitaplarda soğuk zeminde düdüklendiğinin altı çizilir.

medusa

tek boynuzlu at pegasusun annesi olur.
  • /
  • 46
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 907

sevgiliyle uyumak

güvenli hava sahasıdır, istediğiniz gibi uçabilirsiniz... kemer falan bağlamayı da gerektirmez... sevgiliniz yanınızdadır ve kafanızı göğsüne yaslamışsınızdır ya dünyalar sizin olmuştur... öyle güven hissine bular yani...

votka limon

kürt yönetmen hüner salim tarafından yönetilmiş film. venedik film festivalinde en iyi film dahil, birçok ödüle layık görülmüştür. dicemidim adlı film müziği yüreğime cuk diye oturmuştur. film ermenistandaki bir yezidi kürt köyünde geçmektedir.

fairuz



insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ), şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız icin **

insanlar seni bana sordu ... sordu
gelecek dedim, sakın bana sitem etmeyin
gözlerimi kapattım
gözlerimde olduğunu insanların farketmesinden korktuğum için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

gece bana geldi ve bana ışık tutmamı istedi
sonra ışığımı söndürdü
nasıl sana geldim sorma dedi
kalbim sana yetişmemi sağlayan kılavuzumdu
yanan da senin özleminden yandi
senle ilk kez beraber olmadığımız için

insanlar seni bana sordu sevgilim
mektuplar yazdılar ve aşk onları götürdü
bana zor geliyor ( dokunuyor ) şarkı söylemek
senle ilk kez beraber olmadığımız için **

diye bir çevirisi elime geçmiştir, ne güzel sözler bunlar demişimdir.

bahçelievler

ankara'nın katlanılabilir semtlerinden birisi. başta labirentmiş izlenimi yaratsada zamanla üçüne beşine yedisine alışıp, iki adımda okulunuza gidip gelip hem hareketli hem sakin bir öğrencilik hayatı geciriyorsunuz. sonbaharı sapsarı ilkbaharı yemyeşildir. hem nezih hem öğrencidir. hem eski hem moderndir. birtek o dökülmüş evlere verdiğiniz kiraya yanar insanın içi.

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

yazarların hatırladıkları en eski anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

iran sineması

muhsin makhmalbaf ve abbas kierostiami gibi ustaların başını çektiği, son dönem dünya sineması. özellikle geçtiğimiz yıllarda batı avrupa dolaylarında ciddi prim yapmışlardır. arkadaşımın evi nerede?, kirazın tadı, hayat devam ediyor gibi, insanın içini ısıtı ısıtıveren, yapım maliyetleri son derece düşük filmler üreterek imkansızlıktan yakınan türk sinemacılarının asabını bozmuşlardır. rejim dolayısıyla çoğu filmde olaylar çocuklar üzerinden anlatılmıştır. imgeler sıkça yer bulmuştur bu filmlerde. velhasıl, güzeldirler.


(bkz: cennetin cocukları)

liseli eşcinsellere tavsiyeler

erkeklere fazla güvenme, yarı yolda bırakmasını iyi bilirler...
arkadaşlıklara fazla güvenme, çıkar çatışmasında saman alevi gibi sönüp giderler...
melankolik müzikler dinleme konusunda iddialı olma, hayatın yeterince melankolik...
ilk amacın edindiğin meslek, kazandığın hayat olsun...
fazla hayalperest olma, ayakların hayallerden çok gerçeklere bassın...
kolay bir hayat yaşamayacağını, aşklarının çoğu kez boğaza dizilen düğümlerden ibaret olacağını bilmene henüz gerek yok çünkü bunu bilmek için çok tecrübe edineceksin....
bedenin, et pazarından daha değerli kucaklar hak ediyor unutma tatlım...
herşeye rağmen mutlu olma imkanına yeterince sahipsin...
tek önemli olan sen ve senin kendini geliştimeni bekleyen yanın... *

kaplumbağalar da uçar

öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler onlara imrenirmiş. zamanla bu kuşlarla arkadaş olmuş ve onlarla hislerini paylaşmış.
küçük kaplumbağa gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş. ama kendi gidecek olsa bir ömür sürermiş bu gezi. "keşke sizin gibi uçabilseydim" demiş kaplumbağa. kuşlarsa bu dileğini yerine getirmek istemişler. "uçabilirsin" demişler kaplumbağaya. "kaplumbağalar da uçar."
bir dal almış iki kuş. iki yandan tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak demişler." ısırmış kaplumbağa. yükselmiş yükselmişler. uçmuş uçmuşlar. kaplumbağa korkmuş yükseklerden. heyecanla bağıracağı an çenesi açılmış. suya düşmüş kaplumbağa. ait olduğu yere. kendi yavaş, imkansız hayatına...

(bkz: turtles can fly)

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

"alinin karnı acıkttııııııı" milupaydı sanki. yankılanmıyor mu birde o ses. * * *

beargi

tüm sayılarını okumaktan zevk aldığım, mükemmelitesi yüksek insanlarla tanışma fırsatı bulduğum gelecek sayısını sabırsızlıkla beklediğim dergidir. yoğun bir emek ürünüdür. okunması tavsiye edilir.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

bolluk içinde, bir eli yağda bir eli baldadır. belki siz yağ karısı bal veya tam tersi, ne bolluk ne bolluk... sevdiğimi karısıyla nasıl paylaşırım bilemiyorum. hem kuzum kadına yazık ya. çocuğuda varsa bir de... yüreğim el vermez, öyle ki tecrübe etmemişim etmemeyi düşünmekteyim.
(bkz: genişlikte bir yere kadar)
tabi saygım sonsuz, alan razı veren razıysa beni ilgilendirmez.

ankara

4.yılını geçiren insanlara kafayı yedirtebiliyor, okul bitsede gitsem dedirten şehir.

iki erkeğin öpüşmesi