ispanyolca'nızı geliştirmek için gitmeyin sakın. her tarafta katalanca konuşurlar. benzemekle birlikte ispanyolca'yı iyi bilenler için bile güçtür katalanca konuşan biriyle anlaşabilmek. ispanyolca geliştirmek için madrid daha iyi bir seçenektir.
toplam 12 ayımız var, pardon ay'ımız var...* bunlardan 7'si 31 çekmekte, 5'i, çekmemekte.
şu halde ayların çoğu 31 çektiğinden, ayların çoğu abazadır*.*
bir queen şarkısıdır, the miracle albümündendir ve sözleri de şöyledir:
eeh dah eeh dah
ooooh, ooooh, ooooh
scandal - now you've left me all the world's gonna know
hey scandal, they're gonna turn our lives into a freak show
they'll see the heart-ache, they'll see our love break
they'll hear me pleading, we'll say for god's sakes
over and over and over again
scandal - now you've left me there's no healing the wounds
hey scandal, and all the world can make us out to be fools
here come the bad news, open the floodgates (oooh oooh)
they'll leave us bleeding, we say you cheapskates
(oooh oooh)
over and over and over again
so let them know when they stare, it's just a private affair
they'll have us hung in the air and tell me what do they care
it's only a life to be twisted and broken
they'll see the heart-ache, they'll see our love break - yeah
they'll hear me pleading, i'll say for god's sakes
over and over and over and over again - yeah
scandal, scandal
scandal, scandal
yes you're breaking my heart again
scandal - yes it'll all and all happen again
today the headlines, tomorrow hard times
and no-one ever really knows the truth from the lies
and in the end the story deeper must hide (oooh)
deeper and deeper and deeper inside
scandal, scandal
scandal, scandal
marşın sözleri, alıntıdır elbet. en alttaki kıta şimdiki marşmış; diğerleri çıkarılmış.
deutschland, deutschland über alles,
über alles in der welt,
wenn es stets zu schutz und trutze
brüderlich zusammenhält;
von der maas bis an die memel,
von der etsch bis an den belt:
deutschland, deutschland über alles,
über alles in der welt!
deutsche frauen, deutsche treue,
deutscher wein und deutscher sang
sollen in der welt behalten
ihren alten, schönen klang,
uns zu edler tat begeistern
unser ganzes leben lang
deutsche frauen, deutsche treue,
deutscher wein und deutscher sang!
--- şimdiki marş sadece alttaki kıtadır ---
einigkeit und recht und freiheit
für das deutsche vaterland!
danach laßt uns alle streben
brüderlich mit herz und hand!
einigkeit und recht und freiheit
sind des glückes unterpfand:
blüh im glanze dieses glückes,
blühe, deutsches vaterland!
------------ ingilizce çevirisi ---------------
germany, germany above all
above everything in the world
when, always, for protection and defense
brothers stand together.
from the maas to the memel
from the etsch to the belt,
germany, germany above all
above all in the world.
germany, germany above all
above all in the world.
german women, german fidelity,
german wine and german song,
shall retain, throughout the world,
their old respected fame,
to inspire us to noble deeds
for the length of our lives.
german women, german fidelity,
german wine and german song.
german women, german fidelity,
german wine and german song.
unity and right and freedom
for the german fatherland!
after these let us all strive
brotherly with heart and hand!
unity and right and freedom
are the pledge of happiness.
bloom in the splendour of this happiness,
bloom, my german fatherland!
bloom in the splendour of this happiness,
bloom, my german fatherland!
günümüzde de almanya'nın milli marşı sanırım fakat bazı kıtaları çıkarılmış ve değiştirilmiş haliyle.
iii.reich'tan müzik olarak geriye kalan en iyi şey. içeriği değil, müziği...
viki alıntısıdır spoiler'ın içi ama yazılanlar çok yetersiz. arkoloji veya arcology hakkında türkçe kaynak pek az. sadece üzerinde yaşadığımız kürede değil, uzayda da arkolojiler olacak ileride. eski uygarlıkların site devletleri de kısmen arkoloji sayılmalı.
arkoloji, italyan mimar paolo soleri'nin 1960'larda geliştirdiği mimarlık (architecture) ve ekoloji kavramlarının birleştirilmesiyle oluşan ve son derece yüksek nüfus yoğunluğu arasında büyük yapılar için bir dizi mimari tasarım ilkeleridir.
kendi kendine yetebilen yerleşim yeri. mimari olarak, yapısal olarak hatta su ve yiyecek olarak ve yakın bir gelecekte hava olarak kendi gereksinimlerini karşılayabilen/karşılayabilecek yerlerdir.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.
bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.
edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.
edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *
hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.
şöyle ki:
latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.
farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...
arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.
tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*
varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.
sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.
wagaman'ın yazdıklarını okuduktan sonra tekrar düşündüm.
başlıktaki ilk girimde, gece vakti kimsecikler etrafta yokken eylemin yapılmasından dem vurmuştum. gündüz vakti, cadde işlekken, insanla dolup taşarken yapılsa ne olacaktı? belki birileri linç etmeye kalkacaktı; belki birileri üstlerine örtünebilecekleri bir şeyler vermeye kalkacaktı; nihayetinde muhtemelen polis gelecekti.
bu tür protestolarla bir yere varılmıyor. lgbti akımına, hareketine sempatiyle bakan kimi heteroseksüelleri bile bakışlarından soğutabilir ve antipati duyar hale getirebilirsiniz bu tür eylemlerle. peta'nın hayvan hakları için yaptıklarına veya femen tarzı eylemlere benzemez sonuçları. benzemiyor da... istiklal'deki eylem, kesinlikle hareketin o anki tüm büyüsünü bozdu. benzer bir başka eylem de "recep ile şaban'ın aşkına ramazan karışamaz" olandı. belki bu sonuncusu söylem olarak doğruydu ama hangi topluma ne sunuldu? sonuç: harekete yarar değil, zarar verdi.
lgbti hareketi, bana göre toplumda kendine sıkı bir destek istiyorsa, daha çok kariyer sahibi insan dolaptan çıkmak eylemini yapmalı. daha kuvvetli örgütlenmeler ile politik destek alınmalı ve verilmeli. heteroseksüel kesimden de daha çok dost edinebilmeli ki toplumdan ayrı düşmesin, entegrasyon olsun. şimdilik düşüncelerim bu yönde.