önceki gün evinizde hatta, odanızda misafir ettiğiniz; gece yarılarına kadar oturup güldüğünüz dostunuzun ertesi gün "odam ne kadar sessiz" dediğiniz andır.
yastık/yorgan kılıfı değiştirmeye çalışırken pes edip bir sigara yaktığım andır. hayatta en nefret ettiğim işlerin başında gelir, sevgili isteğimi depreştirir.
o yatak var ya lanet olası yatak ve gece lanet olası ikili.
bi yatıyosun anında içini kaplayan kötü senaryolar , kötü duygular , kötü düşünceler.
şeytan'ın ve bütün kötülüklerin neden gece ile iliştirildiğini hissediyosun o an.
ağlamıyosun görsel olarak ama içeriyi gösterseler bi ekranlar paramparça , yalnız ve sessiz.
her gece yalnızlıktan ölüp her sabah kalabalıkla uyanan bi ruha sahip insan olmak çok garip
şimdi çok ruhsuz bir tanım olacak biliyorum ama ağır alışveriş poşetlerini eve tek başıma taşırken! işte bu yüzden evde kaldım ben! sıfır romantizm, sıfır erotizm!
uzun yola çıkmadan önce yolcu edilmemek. terminale tek başına gitmek, geciken arabayı beklerken tek başına çay içmek, fotoğraf makinesiyle uğraşma falan.
yalnızlıktan ölücem ya dediğiniz andır o an.
yalnızdır çoğu kişi aslında, diye avutursunuz kendinizi. adınızı pek duymamaya balşadığınızda veya kalabalık içerisinde yalnız yürürken farkedersiniz bunu. ve evet bide yalnız başına çay içerken...
bir işi bitirmeden diğerini planladığımda, bir kitabın bitirmeden hangisine başlayacağımın kararını verdiğimde, kendime sarma mı yapsam kuru patlıcan mı doldursam...diye hep kendim için yaşar ve düşünürken yalnız olduğumu hatırlayıp şansıma sevindiğim anlar...