ayı sözlük günlük

yalnızlıktan geberiyorum artık günlük.
virüs yüzünden tüm sosyal aktivitelerim iptal oldu -iyice de başarıyordum sosyalleşmeyi- bir haftadır evdeyim.

evdeyken yalnızlığım daha çok canımı acıtmaya başladı. okul , iş yoğunluğundan dolayı çok hissettirmiyormuş meğersem.

yeni anladım

mesajını beklediğim kişi bana dönmedi (yine)
ah korona ah onu bu pazartesi buluşmak için ikna edicektim oysaki. bu muhabbet geçsin diye 3-4 gün bekledim fakat o bana , sana sonra yazıcağım dediği şeyi bile yazmadı yedi günde.
üzdü..
daha yazmayacam ona.

kısmet açma büyüsü bilen var mı ? büyü filan yaptırmayı düşünüyorum artık. kafayı yemeye başladım. kendimi yine instagramda çiftlere bakarken yakaladım. ulan biz bir tanesini bulamıyoruz millet polyamory ilişki yaşıyor. hemde kütahyada.

birazdan ağlayarak uyumaya çalışacağım (yine). iyi uykular günlük.
saat daha 8 olmadı ama ben uyumak istiyorum. burnumun alnımla birleştiği yerde ağlayamamanın verdiği bir acı var. kafamın içinde bülent ortaçgil'den sensiz olmaz şarkısı çalıyor. olur gibi aslında ama şimdilik olmuyor. kendimle savaşmaktan yoruldum, yeni cephe açmaktan sıkıldım.
her şey göreceli, kendinden kattığın kadarını karşıdakinden beklerken bile onun gözünden bir kere bile olsa olayı görmen gerekiyor.. bu durumda adalet anlayışımız bir miktar ıslak zemine geçebilir ama olsun, tam olarak karşılık beklemeden yaşayabilmenin özünde bu gerçekliği farketmek yatıyor bence..
sıkılıyorum sözlük, kafayı yeme raddesinde değil ama sanki bir şey oldu ve damarlarımdan çekildi her şeye koşarak gitme isteği..
bir müddet böyle devam edelim bakalım..
bugun hayvan gibi entry giriyorum. dark bear mutludur umarim gunluk. is yerinde son gunlerim. uzun mesafe iliskileri got acisindan hallice. optum. bye.
bu günkü vize çok zordu ya, cidden öyle böyle değil. büyük ihtimalle geçerim ama biraz gerildim. neyse, bazen düşünüyorum da yok vizeymiş yok uzak ilişkiymiş çok basit dertler bunlar ya. insanlar nelerle uğraşıyorken bunları düşünüp üzülmek hayıflanmak hata belki de.
hasta halde çalışmak nefret edici bir durum ...
bugün cevizlibağ dolaylarında inen talebe vatandaşlardan birinin yerine vakit kaybetmeden oturdum. tabi bazı vatandaşlarla göz göze geldik fakat çizgimi bozmadım. migrostan aldığım 2 poşet zerzevatım ve özel ihtimam gösterdiğim 30'luk yumurta kolimle sağ salim evime geldim.
sevgili günlük 3 gün önceki travmamın etkilerinin azaldığını gördüm mutlulukla sanırım paylaştıkça kanıksadım artık ağlamıyorum hömkürerek. yarın biriyle date. e çıkıyorum umarım flört yeteneksizliğim belli olmaz da düzenli hayata geçiş yaparım onunla. iyi bir insana benziyor... bakalım...
dün gece hiç uyumadım. bütün gece oyun oynadım. bir süredir hornete nadiren giriyorum. ondan önce bi dönem her gün bakıyodum ve bana yazanları değerlendiriyordum. fazla online olmayınca kimse yazmıyor. ben de kimseye yazmıyodum zaten, çünkü birinin benden hoşlanıp hoşlanmayacağını bilemem. yazdıklarım olumlu olmayınca yazmayı bıraktım. her gün online olduğum dönem bana yazanlarla bir şeyler oldurmaya çalışıp olduramayınca bir şeyler oldurmaya çalışma hevesim de kaçtı.

dönemsel bu hayal kırıklıkları. havaların ısınmasıyla yine birileriyle konuşmayı denemek için motivasyonumu geri kazanırım sanırım.

en kötüsü de bağlanmaya hazırken, sevmeye odaklanmışken, beklentilerin uyuşmamasından ötürü biten şeyler. bir yanınızda o insanın kalması kötü. tekrar yazamam hiçbirine. onlar da bana yazmazlar artık.

insanlara yeteri kadar şans tanımıyorum, onlar da bana aynı şekilde fazla şans tanımıyor.
yalnız bazı anlarda birbirimizin sıcaklığını buluyoruz, bir yabancıda. bedenlerimiz yakınlaşıyor, nadiren elini bile tutuyorum ama sonra yollarımız ayrılıyor.

iş çevresinde de hoşlandığım tipler var. bir tanesiyle diğerlerine kıyasla daha yakınız. hoşlandığım ya da potansiyel gördüğüm herkese yaptığım gibi onu baştan çıkartıyorum. ya da çıkartıyodum diyelim. çok piç bir şekilde ayartıyorum insanları, nasıl desem, doğal yetenek gibi, ille kendime aşık ediyorum. dediğim arkadaşı da belli bi kıvama getirdim ama bir ileri aşamaya, yüzleşmeye geçemedim. gene hiçbir şey olmamış, yokmuş gibi davranmaya başladım. çünkü ben öyle bir sorumluluğu taşıyıp geri basmadan dümdüz yürüyebilmek için karşıdan da bir istek görmeliyim. geriliyorum, garanticiyim bu konuda. tutarsız ya da balık hafızalı denebilir ama paldır küldür açılıp bir şeyleri hemen netleştirmekten kaçınmanın başka bir yolunu henüz bilmiyorum. daha zamanı var yani bir şeyler olacaksa da şimdilik tam kıvamına gelmedi, ya da ben böyle kaldıkça belki hiç gelmez.

bugün yine ayaküstü muhabbet ettik. biraz sitemli gibiydi, ilgimi tekrar istiyor gibiydi, gönlünü almamı ister gibi. kanka dememe tıpkı onun bana kanka demesine içerlediğim gibi içerliyor ama yanımızda üçüncü kişiler de var, o yüzden kanka ayağı çekiyoruz o da şeyapmasın. pek sevgili çalışma arkadaşlarım.
bir akıntının içerisindeyim küçük bir sandalın üzerinde. çok hızlı akıntı ve bulanık. yanımda hiçbir şey yok, sadece ben varım tahtaların arasında. dalgalar çok fazla, düşüyorum sandaldan. panikliyorum, daha fazla bağrıyorum, çırpınıyorum suda. bir şey kavrıyor ayağımı, korkuyorum. ellerimle anlamaya çalışıyorum ne olduğunu. bu sefer elimi tutuyor o şey. derine çekiyor beni, tüm gücümle direnmeye çalışıyorum. yavaş yavaş derine iniyorum, hiç bir yer anlaşılmıyor. gözlerim görmüyor. sadece hissedebiliyorum. acı hissediyorum, çok fazla acı hissediyorum. dayanamıyorum, yok olmak istiyorum, her şeyin bitmesini istiyorum.
why does my heart feel so bad?
nasıl çıkıcam bu dipsiz, kör kuyudan bilemiyorum. hiç bir çıkış yolu, hiç bir ışık görünmüyor ufukta.
selam,
gene ben,gene bir yazı ama bu sefer sarhoş değilim,sadece ağlıyorum.

elimden her şeyin kayıp gittiğini gördüm bugün.aşklarımın karşılıksız olmasının mantıksızlığını irdeledim.ama sevdigim kimseden de nefret edemedim.hayatımın elinden kayıp gittiğini gördüm.kimseyle yakınlaşmadan,kimseyi hayatıma katamadan veya katsam bile kalıcı bir yer oluşturamadan kaybettiğimi gördüm.

buna sen de dahilsin.artık senin gönlünde bir yerim yok,gerçi hiç bir zaman olmadı ama şu an daha da uzaktayım.artık senin hayatında bir yerim kalmıyor,azaldığını biliyorum ve ne yazık ki ben de azalıyorum,her gün seni görmeyi,sana sarılmayı hayal ederek geçiyor.bazen hayal ediyorum,okuldan çıkarken beni hastanenin önünde bekliyorsun veya ben seni bekliyorum.sürpriz yapmışız birbirimize ve beraber moda sahilde veya eymir.gölü kenarında piknik yapıyoruz.ve o hayallerde huzurlu hissediyorum ama sonra hayal olduğunu fark ediyor ve tekrar mutsuzluğumla baş başa kalıyorum.

sabah uyandığımda seni düşünüp boşluğa günaydın dediğim günlerin sayısı da karıştı artık.

bilmiyorum bu acıya neden katlanıyorum ama sadece seni özlüyorum.her yerde karşıma çıkan anıların ve gülen yüzünle.gözlüklerinin arkasından baktığın zamanki o muzip ifade,ne zaman saçmalasam bana attığın "gerçekten mi" bakışı ve sonrasında gelen güzel kahkahalar.sadece bana acı veriyor çünkü olmayacak bir hayalin yansımaları.sadece olmayacak bir hayal...
bi saat önce yaklaşık beş senedir görmediğim, basit bir ilgiyle başlayıp yoğun bir aşkla bağlandığım dershane hocamı gördüm. öyle uzun maceram da olmamıştı. bir sene sonra farklı bir şehre gitmemle yavaş yavaş etkisinden çıkmıştım. zaten hemen sonrasında gönlümün efendisiyle beş yıllık bir ilişkim olmuştu. kim takar platoniği. ışte neyse abimle kuruyemişçideyken baktım aniden biri çıkıverip abime selam verdi... tekrar dönecem buraya.


ben dershanede sınava hazırlanırken ilk gün gözüme biri ilişiverdi. hoşlandığım tiplerden uzak bi tipti ama başımı kendine çevirmeyi başarmıştı. hani ilk başlarda meydan okur gibi üstüne gider buna mi aşık olucam ya deyip avucunda bulursunuz ya kendinizi ben de öyle oldum. hiçbir cinsel fantezime uyduramadigim adamda beni çeken bir şey vardı. bunun üzerine çok bahtsız olacam ki kısa zamanda benle samimi olup beynim bana ilgisi olduğu yönünde sinyaller verdi. yanılmış da sayilmiyordu. üçüncü kişinin ağzından, falanca hoca sana niye bu kadar yakın davranıyor dediğini duymasam yanılıyor olabilirim derdim. ya da derse iki kişi geç kaldığımızda önden arkadaşın kapıyı çalıp girebilir miyim? diye sorduğunda "hayır" cevabını verip arkasında gözü bana çarpınca "bu sefer bsbo * için girmenize izin veriyorum ama bir daha geç kalma" deyişini duymasam yine de bi ihtimal tanımıyorum derdim. kantinden çıkarken tesadüfen o da başka yerden yanıma gelip dirsek temasinda bulunmasa, ben lavabodan çıkmak için kapıyı açtığımda o da aynı anda içeri girecekken karından çarpışıp bi kaç saniye öyle kalakalmasak, dışarda ne kadar uzaktan da olsa seslenip selam vermese saçma sapan bir sevdanın peşinden gitme derdim. ama hal böyleyken bu kadar olayın yaşanması ilan-ı aşk gibi geliyor insana. normalde başka şehre gitmemin üzerinden altı sene geçmiş. bir defasında karşılaştığımız için beş senedir görmüyorum dedim. karşılaştığımızda da eskisi samimiyetinden farksız "hayırsız neden bi çayımızı içmeye gelmiyorsun" gibisinden bi fırça atmıştı. onun dışında her gelişimde gözlerim onu aramadı değil. ta ki bu gün hiç aklımda yokken ordan çıkması. abimin işi dolayisla yaşanan iş munasebetinden dolayı biraz samimiyetleri olmuş. ordan çıkıp selam verdikten sonra onu farkeder etmez beni bir heyecan sardı. ama gel gör ki hiçbir şey düşündüğüm gibi olmadı. hani çok samimi bi arkadaşınızı görür selam verirsiniz ya, yanında da tanımadığınız biri var "sana da merhaba" tarzında nezaketen ona da bir selam verirsiniz. bana da öyle yaptı. döndü abime nasılsın falan derken iş muhabbeti falan akıp gidiyor öyle. belki lafı bitirip bana döner diye bekliyorum ama yok. tinlamiyor bile. neyse abim ceviz fistik bir şeyler bakarken döndü bana sen nasılsın ne yapıyorsun dedi ama sonunu getiremiyor. hafızasını zorluyor ama olmuyor. farkettim mk eşek değiliz ismimi unutmuş. sonuna da dostum ekliyor. ben de yeni geldim şimdilik babaevinde takılıyoruz dedim. hm iyi bakalım deyip gitti. sonra kafamda durumun analizini yapmaya başladım. bu adam zamanında beni gördüğü yerde her zaman ismimi söyleyip nasılsın derdi. ve her gördüğünde de annesini pazarda kaybedip sonra bulan çocuk refleksiyle bakardı. tamam beş sene kısa bir süre değil ama bir insanın ismini unutmak için de çok kısa bir süre. hele ki o insan kendini özel hissediyorsa. tamam cidden yakışıklı bi tip de değil ama görünce elim ayağım birbirine dolandı. o soğukluk neydi vicdansız.
deli gibi facetime yapıyorum çocukla muhabbetim acayip sardı yani korona bitince onunla buluşup daha fazla sohbet edesim var. sohbet edebilen birisiyle konuşmayı özlemişim
çok geçmiş olsun xalo iyisiniz dimi
masal olsa...sussak. dün’e dair tüm karışık yünleri torbasında bıraksak. yavaşlamasa zaman, zaman su olsa. şarkılar duvarlarda yankılansa, masal olsa, uyusak. hiç uyanmasak, derli toplu kalmasa etraf, dağılsa. masal, masal olmasa. ürkütmese gözlerini açma hissi o anda. gözlerim açılmasa, açılmasa işte. yavaş yavaş içime işleyen ağıt olsa ellerin. çaresizliğe hükmetmesem içimde. içimde binlerce ben ölmesem, ağıt bitmese diyorum. ellerin diyorum. karanlığı sevsem aydınlıktan daha ziyade. umutlarım ağıt olmasa tenimde.uzaktan sesini duysam, masal olmasa işte. ağıt yavaşlamasa saçlarımda, yüzümde, dudaklarımda. sen olsan, yanıbaşımda diyorum. karşılaşmaları yok saysam, ihtimalleri öldürsem ne kalacak o andan. o an diyorum ne olacak? gideceğim. gitmek, gidebilmek. ya kalmak?
22.03.19
sözlükteki ağır orospu çocuğu gelişimi çeşitli eksilemelerle kutluyor yarasın yapraağm! gel bunu da eksile!
bardağımdaki çay gibi
yudum yudum içtim seni
sigaramda duman gibi
ciğerime çektim seni

oysa ki sen yoktun yanımda
tomurcuk oldun sen dalımda
düşündüm de ben en sonunda
hayal edip öptüm seni
yüreğime ektim seni

öyle çok beklemişim
öyle çok özlemişim ki
öyle benimsemişim ki
benliğime kattım seni

oysa ki sen yoktun yanımda
tomurcuk oldun sen dalımda
düşündüm de ben en sonunda
hayal edip öptüm seni
yüreğime ektim seni
evde mal mal oturuyorum bari adamakıllı bir şeyler yapsam
  • /
  • 5