bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

sırra kadem basan yazarlar

bu gruptaki tüm yazarlara buradan can hıraş bir şekilde sesleniyoruz. tülay ne olur geri dön

günün sözü

am göt meme vs göt göbek yarak

ben and jerry's

dondurmayı mevsimlik değil hayatın tamamına yayan amerikan dondurma üreticisi ve zinciridir. piyasada satılmakta olan paketlenmiş hazır dondurmalar arasında yiyebileceğiniz en lezzetli ve doğal dondurmalardandır. bundan 5 sene önce caddebostandaki mağazasına dadanmışlığım vardır. fakat şu sıralar türkiyedeki mağazalarını kapattıklarını biliyorum. süt kokan dondurmalarından tutun, envai çeşit damak çatlatan lezzetli dondurmaları vardır. ürün geliştime konusunda dondurmada sınırları zorladıklarını söyleyebiliriz. zaman zaman migrosta paketlenmiş dondurmaları bulunmaktadır. türkiyede bulunması zor diye bu tattan mahrum mu kalacağız dediğinizi duyar gibiyim. en azından istanbul için bostancıda dondurmacı yaşar usta ve modada dondurmacı ali ustayı önerebilirim. ben and jerry's in süt kokan o canım dondurmalarını alasıyla buralarda da yiyebilirsiniz fakat fantazi lezzetlerini asla.

oreo

klasik olarak kakaolu, kremalı fakat normalden biraz daha sert ve yoğun tadı olan amerikan biskivi markasıdır. zaman içerisinde zilyon çeşitleri çıkmıştır. tadı kendine hastır. yakın zamanda migrosta bulunabilen bisküvi yine ortadan kaybolmaya başlamıştır. buna kayıtsız kalmayan fason türk firmaları da borneo adında şok ve bim lerde çakmasını piyasaya sürmüşlerdir. hele hele ben and jerry's'in oreo parçacıklı karamelli dondurması ile orgazmik bir tad sunan bomba bir yiyecektir. şu an burada rencide etmek istemiyorum ama sözlükten bir arkadaşın paket paket yiyip, tuvalette nasıl bir etkiyle karşılaştığını bile bilirim. * *

(bkz: o kendini biliyor) *

ayı sözlük'te bir garip akp'li

ne yapayım oy verirken adımı yazacağım ve 1 milyonuncu kişi olacağım. azmettim mini benim olmalı... diyen yazardır.

http://twitter.com/Chappulism/status/445...


(bkz: sen kaç beni tanıdılar) *

yüreğine sor

19. yy da karadenizde geçen ve bir ortodoks ile müslümanın imkansız aşk hikayesini anlatan 2010 yapımı filmdir. fakat filmde işlenen aşk hikayesi basma kalıp, vıcık vıcık bir aşk hikayesi değilidr. yıllar boyunca halk arasında kabul görebilmek ve osmanlının gayrimüslümlere uyguladığı ağır vergilerden kurtulmak için müslüman görünmek zorunda kalan ortodoksların hikayesini anlatmaktadır. tanzimat fermanı ile birlikte bu vergi yükünden kurtulan ve artık müslümanlarla eşit hakka sahip oldukları söylenen ortodoksların yaşadıkları gelgitler filmde fazlasıyla göze çarpmaktadır.

filmde tuğba büyüküstün, kenan ece, ayla algan, orhan alkaya, yesim ceren bozoglu gibi aşina olduğumuz kişileri izlemek mümkündür. karadenize özgü yaşantıyı, epiği, hikayeleri, doğayı ve hele hele müziği en doğal haliyle ve en etkileyici şekilde kullanmış bir yapımdır. bunun dışında günümüzde fazlasıyla komedi ile özdeşleşen karadeniz lehçesinin gerçek hakkını teslim etmiş bir filmdir. özellikle karadeniz ve az da olsa rum dialekti, bununla beraber oyuncuların bu konudaki özeni gerçekten tadir edilesi cinsten.


filmi tanımlamak için aşk filmi dense de, sosyolojik boyutu ile bambaşka, yapmacıktan, yapay anlatımdan uzak hakiki bir karadeniz ve dolayısıyla anadolu hikayesidir aslında.

(bkz: ermeni)
(bkz: rum)
(bkz: yunan)

istanbul'un new york ile yarışan itfaiyesi var

türk itfaiyecilerinin abazanlık katsayısı hesaba katıldığında ortalığı yıkarlar. buna göre doğru bir önermedir. bunun dışında sistemsiz bir memlekette ve trafiği bataklık istanbulda en basit olaya bile nasıl müdahele edeceğini bilmeyen istanbul itfaiyesinin, gökdelende nasıl yangın söndürecekleri merak konusudur. (bkz: 11 eylül saldırıları)
(bkz: allah muhafaza) *

bunun dışında dünyada yangın konusunda tüm senaryolar üzerinden çalışmış, yetiştirilmiş ve ciddi kondisyon sahibi kişiler bu görevi yerine getirirken; bizdeki itfaiyecilerin nerdeyse çoğu kpss'nin tokatladığı öğretmenlerden oluşuyor. bir de beyin bedava takımından tiplerde burada kadrolaştıysa seyredin şenliği. işte bu sebeplerden ben daha çok istanbulu havaya uçurup, nasayı sollayarak marsta yaşayan ilk koloninin türkler olmasını bekliyorum.

yunan tohumusunuz siz

ırkçılık nedir sorusunun cevabı niteliğinde insan ziyanı düşünce tezahürü.

ayı sözlük yazarlarının şiirleri

çok düşündüm ama buraya tekrar yazmaya içim elvermedi. ait olduğu yerde kalsın istedim (bkz: pinokyo senin için ne ifade ediyor)

ayı sözlük fantezi servisi

yazarlarımızın yoğun ilgi gösterdikleri başlıklardandır. özellikle bir yazar bu tarz bir entari yazdıktan sonra diğer yazarları da tetiklediği ve topluca bir zıvanadan çıkma hadisesiyle taçlandığı düşünülmektedir. böylece çığ etkisinde büyüyerek yerli yersiz ortalığı sardığı görülmektedir. geyik olarak keyifli olabilen, bir ihtiyaç gözüyle doğal karşılanabilen bir şeydir. fakat libido fışkırmasına sebep olduğunda ise fantaziden öte sözlüğü erotik hikayeler sitesi ile growlr arası bir hale sokan durumdur.

not: google'dan basit bir arama ile seçeneklerinizi çoğaltabilirsiniz. yazarların gazını almak babında aşağıdaki siteye yönlendirilmesi rica olunur.

http://www.hikayekutusu.com/gay-hikayele...

uyuyan sevgilinin ağzına vermek

matem

yas, acı, keder, elem anlamları taşır. özelliklede yeni vefat etmiş kişinin ardından bürünülen derin sessizlik ve acı halidir. bu acıyı yakından yaşayan kişilere sonsuz bir anlayış gösterilir ve acıları paylaşılmaya çalışılır. gelmiş geçmiş tüm toplumların ölen kişiye ve sevdiklerine karşı gösterilen bir tür saygı duruşudur. bu gibi durumlarda matem evinin yakınlarındaysanız ve ya bu üzüntü bir çok kişi tarafından paylaşılıyorsa bazı davranışlarda dahada ölçülü, usturuplu olmak gerekir. daha sonra ölen kişiye yakınlık derecenize bağlı olarak bir zaman sonra hayat kaldığı yerden devam eder.

ayı olmak

toplumdaki varoluş algısının dönüşüm göstermeye başladığı zamanımızda, kendisini keşfeden eşcinsellerin ayı ideolojisine yakınlığı göze çarpmaktadır. hal böyleyken bu uğurda kendini ispat etmeye zorlayanlar göze çarpmaktadır. peki ama ayı olmak etli, butlu, kaslı, kıllı bir insan olmayı mıdır?

kişisel tercihler bir tarafa bırakıldığında ayı olmak; erkekçe ve bir takım kimliklere bürünmeyi redderek olduğu gibi ilişki yaşamayı tercih etmektir aslında. yani kısacası eşcinsel kültür içerisnde bir tür varoluştur biçimidir. elbette bu kültür çerçevesinde kimseyi öylesin böylesin diye yargılayamayız, ayrımcılık yapamayız ama kişisel beklentileri de göz ardı edemeyiz. fakat başka bir gerçekte var ki bu beklentiler her daim şekillenmekte ve başkalaşım göstermektedir

asıl şaşırtıcı olan insanların ayı profili uğruna kendini bu şekile sokma çabasıdır. kimiside sağlık nedenleri yüzünden bu hale gelebilir. herkesin kendince bir yaşantısı var elbette yargılamak haddimize değil. fakat bu uğurda manevi donanım elde etmek yerine sadece fiziksel donanıma ağırlık verilmesi acıdır.

kim bilir belkide camiamızın beklentileri insanları bunu yapmaya itiyordur. bu konuda acımasız ve şekilci varlıklar olarak ne kadar iki yüzlüyüz bunuda düşünmemiz lazım aslında. malesef genel geçer bakış açısı ve basma kalıp beklentiler bu doğrultuda olduğu sürece, karşımızdaki insanlarda bu uğurda heder olacaktır.

peki ya ayı şekline bürünmeye çalışan kişinin hiç mi günahı yok diyeceksiniz? elbette bu kişinin kendi tercihidir ama bir zümreye kabul edilmek için insanların yapmayacağı da yoktur. hele hele bu insan yalnızlığın pençesinde ve şekillenmeye açık ise vay haline.

vel hasıl kelam her ne şekilde olursa olsun sağlıklı olmaya gayret etmek en mantıklısıdır. çünkü bünyeye yapacağınız aşırı müdehalelerin bir daha geri dönüşü olmayacaktır. bununla beraber beklentilerimiz bir çok değişekene bağlıdır ama sırf ambalaja bakarak yaşanan şeyler yüzeysel olmaktan öteye geçmeyecektir.

(bkz: kamu spotu)

atatürk'ün lgbt bireylere bakışı

başlığa göre düşünecek olursak; atatürk'ün realist mantığı söz konusu olduğunda fazlasıyla karşı çıkmayacağını düşebiliriz. fakat o zamandaki ruh ve politika düşünüldüğünde ise bu durum yine görmezden gelinirdi sanırım. fakat başlık ilerleyişi sanki atatürkçülük ve bu bağlamda diğer düşünce sistemleri üzerinden yürüdüğü için, sanırım bu konuda da bir şeylerden bahsetmek gerekiyor. hayatını din ekseninde yaşayanların ve muhafazakarların bu konudaki duruşları kesinlikle olumsuz. fakat bunun dışındaki kesimler ise kabullenmeye ve anlayış göstermeye daha yatkındır. sanırım bu yaklaşımda gezi ruhu, mantığı, zekası ve muzurluğunun bir sonucu olarak; özgürlük ve birlik bilinci göstermiş lgbti eylemcilerin katkısı oldukça fazla.

asıl kesin olan bir şey var ki: empatik düşünme becerisine sahip olamayanların, aynı diğer dini ve etnik kesimlere karşı olduğu gibi, lgbti bireylere de hazımsızlıkları aşikardır.

la finestra di fronte

filmde geçen mektuplar derinden etkiler:

sevgili simone;

senden sonra artık kırmızı kırmızı değil.
gökyüzünün mavisi de artık mavi değil.
ağaçlar artık yeşil değil.

senden sonra biz olmanın, özlemenin renklerini aramalıyım.
senden sonra bizleri utangaç ve kaçak kılan acıyı bile özlüyorum.
bekleyişleri, vazgeçişleri, şifreli mesajları özlüyorum.
görmek istemeyenin kör dünyasında kaçamak bakışmalarımızı.
bizi görselerdi onların utancı, nefreti, acımasızlığı olurduk.

senden af dileme cesaretini henüz gösteremediğim için pişmanlık duyuyorum.
o yüzden artık pencerene bile bakamıyorum.
seni hep orada görürdüm henüz adını bile bilmezken.

senin daha iyi bir dünya düşlediğin zamanlar
bir ağacın ağaç, mavinin gökyüzü olmasının yasaklanamayacağı bir dünya.
bilmem bu daha iyi bir dünya mı?
artık kimse bana davide demiyor, bay veroli diyorlar.
bunun daha iyi bir dünya olduğunu nasıl söyleyebilirim?
senin olmadığın bir dünya için bunu nasıl söylerim?


sevgili davide,
bizi sonsuza dek terk ettiğinden beri martina sık sık seni soruyor.
sana hala simone diyor, hikayeni ona anlatacağım.

dün işte, ilk kez kendim için bir pasta yapmak istedim.
hangisini pişirdiğimi tahmin et.
şefin yorum yapması gerekmiyordu.
ama pazar günü için yapılacak pastalar listesine benimkini de ekledi.
sanırım bu iyiye işaret.

filippo gündüz vardiyasına geçmeyi başardı.
piyangodan para çıkmış gibi sevindi, çok mutlu oldu.
şimdilik ondan daha fazlasını isteyemeyeceğimi biliyorum.

biliyor musun, lorenzo'yu düşündüğüm zaman;
yüzünü unutmaya başladığımı fark edip korkuyorum.
artık sesini hatırlamıyorum.
şimdi ne yapıyor?
kime gülümsüyor?

hala tavsiyene ihtiyacım var davide.
senin bakışlarına, senin jestlerine...
ama aniden senin jestlerinin benim olduğunu fark ediyorum.
konuştuğum zaman senin gibi konuştuğumu fark ediyorum.
seni terkeden herkes her zaman yanında kendilerinden bir parça bırakıyor mu?
anılara sahip olmanın sırrı bu mu?
bu doğruysa kendimi daha güvende hissedeceğim.
çünkü asla yalnız kalmayacağımı bileceğim.''

not: kaynak ekşi sözlük. http://eksisozluk.com/karsi-pencere--362...

la finestra di fronte

az önce show tv de başlamıştır. ulusal kanalda yayınlamak yürek ister ama abi kardeş ilişkisi şeklinde anlatılacağını düşünüyorum. gerçi demin "aşkımızı gizli yaşamalıyız", "birbirimizi gizli sevmeleriyiz", "bize izin vermezler, yaşatmazlar" , "bizden vazgeçme seni seviyorum" gibisinden eşsinsel replikler yer aldı. aslında olağanüstü bir şey yok ama ulusal kanalda duyunca bir an kala kaldım. (bkz: sansür)

hayallerinin peşinden gitmeyi de anlatan film bu duyguyu fena depreştiriyor be kardeşim.

inna ateyna kel kevser

ettehiyyatünün etkisi yanında sönük kalan duadır.

(bkz: yersen)

ayı sözlük yazarlarının hayat fonunda çalan şarkılar

yerine göre, kimseyi rahatsız etmeden, incitmeden yaşamak kaydıyla istediğini yap

bunun dışında neşe haricinde hangi moda koyarsanız koyun bir de carter burwell-blood trail vardır.

(bkz: no country for old men)

rdbear

koleston at kestanesi kızılı tonuyla endam eden yazarımız kızıllığına toz kondurmamaktadır. bu konusa gdo'lu olduğunu* söylediğimizde ise hemen dudak bükmektedir. bu haliyle hellboy'u* andırmaktadır. fakat hellboy dan farklı olarak kendisi kedi sevmez ama hayvan canlısıdır. özellikle de geyik konusundaki zaafı yüzünden canada hükümetinin civardaki popülasyonu koruma altına aldığı söylenmektedir.

herşey bir tarafa kendisi hakikatli bir şahsiyettir. ama gelin görün ki bahtsızlık konusundaki potansiyelide bir hayli yüksetir. fakat helal olsun ne tür talihsizlik olursa olsun üstesinden gelir, mücadeleden kaçmaz. diğer taraftan anadolunun bağrından kopmuş bir hobbit olarak bendenizin de, bahtsızlık konusunda çığır açabilitem söz konusu olduğundan yanyana gelmeyiz. çünkü bu durum benzersiz bir combo yaratacağından, orta dünya ve paralel evrendeki dengenin korunması ve dünyamızın selameti açısından büyük önem arz etmektedir. en son olarak bu gazaptan nasibini fazlasıyla alan y.k.* ibret alınmalıdır... *
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.