once filminde tanıdığım harika müzisyenler marketa irglova ve glen hansardtan usta işi bir müziktir. eğer bunu beğendiyseniz diğerlerini de dinlemek için vakit kaybetmeyin derim.
nacizane çevirisi:
are you really here or am ı dreaming
-gerçekten burada mısın yoksa ben mi hayal ediyorum?
ı can tell dreams from truth
-gerçekten hayallerimden bahsedemem
for its been so long since ı have seen you
-seni en son gördüğümden beri çok zaman geçti
ı can hardly remember your face anymore
-artık yüzünü zorlukla hatırlıyorum
when ı get really lonely and the distance causes only silence
-gerçekten yalnız kaldığımda mesafeler sadece sessizliğe neden oluyor
ı think of you smiling with pride in your eyes a lover that sighs
-gülümsediğini düşünüyorum, gözlerinde gururla sevgilinin hasretini çektiğini...
ıf you want me satisfy me
-eğer beni istiyorsan, beni razı et! (x2)
are you really sure that you believe me
-bana inandığına gerçekten emin misin?
when others say ı lie
-diğerleri yalan söylediğimi konuştuklarında.
ı wonder if you could ever despise me
-merak ediyorum beni hiç küçümsedin mi
when you know
-bildiğinde
ı really tried to be a better one to satisfy you
-seni memnun etmek için daha iyi biri olmaktan yorulduğumu
for youre everything to me
-ve herşeyim olduğunu...
and ıll do what you ask me
-ve bana ne sorarsan onu yapacağım
ıf you let me be free
-eğer beni özgür bırakırsan...
ıf you want me satisfy me
-eğer beni istiyorsan, beni razı et! (x4)
en güzel akustik yorumculardan biridir. özellikle de once filminde glen hansard ile kendilerini muhteşem bir şekilde ortaya koymuşlardır. benim için ilk dinlediğim andan bu yana unutulmaz olmuşlardır. müziği ve anlatımını tarif etmeye kelimeler bulamıyorum. *
sözlüğün amacı belirli açıklamalar üzerinden tanımlar yapmaya dayanmaktadır. sözlüğün twitter, facebook ya da forum mantığında kullanılmayacağı hala anlaşılamamıştır. bu bağlamda bu tarz entrylerin oldukça fazla yer kapladığı açıktır. ayı sözlükte ayıların ve lgbti eşcinsel yaşamını yansıtmaya yönelik tanımların, tespitlerin... yer alması gerekmektedir. burası kimseyi daha fazla ötekileştirmenin, yargılamanın ve ifşa etmenin yeri olmadığı gibi; sadece* anket doldurmanın, forum tarzında yazmanın ve kişisel dialogların yansıtılacağı bir yer de değildir. sözlük formatından bir haber yazarlık yapılmayağının anlaşılması en önemli gereksinimimiz haline gelmiştir. hal böyleyken buna devam eden yazarlarımızın entryleri patlatılmaktadır ve ayı sözlük formatı anlamaları için; anlayana kadar okumaları, ondan sonra entrylerini yazıp formatı bir daha okumaları ve ardından uygunsa yayınlamaları daha yerinde olacaktır. bu amaçları yerine getiremeyecek yazarların blog, facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım alanlarında takibi daha keyifli olacaktır. sözlükte yer almak isteyen herkesin üzerine düşen sorumluğu yerine getirmesi beklenmektedir.
kendini tekrar ettiğini düşündüğüm patencidir. hatta buz pateninde şu son zamanlarda hep aynı insanların benzer performanslarını izlemek dolayı o kadar keyifli gelmiyor. her izlediğimde alexei yagudini arıyor gözlerim ama ne mümkün...
yaw bir zaman önce de aziz nesin türkiyenin yüzde altmışı gizli eşcinseldir demişti. olacak iş mi? kim inanır böyle safsatalara! elhamdülülllah nur topu gibi müslümanlığın kalesi bir ülkede yaşıyoruz! aman canım gül gibi geçinip duruyoruz! düşünmemek gerek bunları! neme lazım!
tam karar vermeden bırakamayacağımı bildiğim merettir. bırakıp, başlayıp durulduğunda bırakamayacağınızı öğrenmiş hale geliyorsunuz. bunun dışında az önce okuduğum makale sonrasında bir hayli canım sıkıldı sözlük. e o zaman ne duruyorsun bıraksana dediğinizi duyar gibiyim. ama onu nelerin yerine koyduğumu bilemezsiniz. neyse aç karnına sigara içmenin daha ciddi bir risk oluşturduğunu az önce daha net bir şekilde öğrenmiş bulunmaktayım. bir de siz bakın...
yerli marka arabanın yapımının ne kadar sürdüğü ortada. hal böyleyken ancak kağıttan yolcu uçağını yapabileceğimize kesin gözüyle bakıyorum. malum katlamanın 3 ay süreceği aşikar.
çıplaklık, anadan üryan olmayı çağırıştırır. çıplak modeller yoluyla estetik çalışmalarının aktarılmasına verilen addır. özellikle resim sanatında belirli bir dönem bu şekilde çalışmalar sıklıkla yapılmıştır. resimde ve fotoğrafta bu tarz çalışmalara rastlanmaktadır. amacında bir nevi cinsellik görünse bile, asıl olan aktarılan ayrıntılar ve bize aktaran kişinin güzellik anlayışıdır. sanatçının haz aldığı şey çıplaklığı hissetmek değil; çıplaklığı en güzel şekilde aktarmaktır. bir nevi çıplak modelle değilde, onun hatlarını görmek istediği gibi, gerçeğe en yakın şekilde aktararak sevişmesidir.
fotoğraf veya resim sanatçılarının da sanat için diyerek ağlarına düşürme yöntemidir. sanatçı olmaya da hacet yoktur. eline paleti, tuali yada fotoğraf makinasını alan herkes bunu deneyebilir. gerçi alan razı veren razı ise neden olmasın. sanırım ben bunu yapamam. ya da bunu yapacağım kişinin belli bir değere layık olması gerekir. işte ancak o zaman düşünebilirim. *
tip olarak ayı profiline uymasa bile, bu duyguyu yaşamanın sadece ayılara özgü olmadığını bilmekten ileri gelir. erkekçe yaşanan bir eşcinsellik düşünüldüğünde sorun ortadan kalkmaktadır.
mutşem lezzetli hazırlanmış bir yemeğin ardından yaşanası, ayakları yerden kesecek bir aktivite olarak yeri paha biçilemez. böyle bir an olduğunda baştan aşağıya orgazmı yaşamanız mümkündür.
bu kadın tam bir mutfak gurusudur. kendisini uzun zamandır refika nın mutfağı adındaki kendi bloğunda da takip etmekteyim. ntv de mucize lezzetler programı hazırlayan ve sunan kişidir aynı zamanda. kendisinden öğrendiğim ve geliştirdiğim bir çok yemek bulunmaktadır. bu kadın yemeklerle aşk yaşıyor yahu. onu her izlediğimde onunla bir gün yemek yapasım geliyor.
refika birgülün hazırladığı pazar günleri öğlen 1.30 da ntv de severek takip ettiğim mutfak programının adıdır.. bu kadının yarattığı lezzetlere hastayım. geleneksel tatları başka başka şekillerde, yaratıcı olarak sunması tok bile olsam benim iştahımı açmaktadır.
eşsiz bir yazardır. blogunu okumak ayrıca bir keyiflidir. blogunda bizi bize anlatıyor, yüzleştiriyor, duygularımızı yazıya döküyor olmasından dolayı takdir ediyorum kendisini. yazım dili oldukça etkileci olan yazarımızdır. tek dileğim sözlükte kendisini özletmemesi. bu arada geçenlerde kendisi farkında olmadan ayı sözlük magazin servisi tarafından bir avm de yalnız görüntülenmiştir. o görüntüyü de sizlerle paylaşıyoruz.
son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.
bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.
şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.
her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.
gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.
* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.
neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *
neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.
* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.
sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.
neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.
neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.
aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:
- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.
-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.
ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.
buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.
yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.
not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .
not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...