ayı sözlük birinci yazarlar zirvesi
katılmaktan büyük keyif aldığım zirve, buradan tüm ayı sözlük ailesine teşekkürlerimi sunarım. sevgiler. can çavuşoğlu.
can çavuşoğlu
bağımlı
lubunik
dünyanın sonu
ayı sözlük yazarlarının askerlik anıları
askerlik
dark bear
metrosfer haber protalında ayı sözlük adına kendisiyle söyleşi yaptığım ve bu vesileyle tanışma şansı bulduğum değerli bir dost.
herkes alkol alırken kola içmek
alkollü araba kullanmaması gerektiğini bilen birinin yaptığı sorumluluk yüklü özverili hareketin adıdır. sonra eve gider zıbarana kadar içer.
twitter
aramızdaki o derin, samimi ve içten bağı düşünüyorum da, ne zaman eklemişim? bu kimdir? inan, umurumda değil. yazılanlara şöyle bir göz atar, bilirsin, genelde okumadan geçerim. ama en çok da canım sıkıldığında yanımdasın. her satırında gizli kalmış hayallerim gün yüzüne çıkar. aslında bunu bir beyin meditasyonu olarak düşünebilirsin. sayende ulaşmak istediğim yer ise; yalın, kütlesiz, kokusuz, sessiz bir hiçlik alanıdır. çok teşekkürler twitter.
lubunik
herhalde bu lubunya’dan türetilmiş bir kelime olmalı. minik lubunya gibi bir şey. aklıma hemen bamya geliyor, ne kadar da çok severim, etlisini, zeytinyağlısını. lubunik de öyle düşünmüş olacak ki kırmızı önlüğünü takmış, şıkır şıkırdım mutfakta bamya ayıklıyor. çünkü akşama misafiri var ve çünkü o bol acılı ve ekşili, tavuklu bamya yemeğine bayılır. kıbrıs’ta tavuklu bamya yemeği yaparlar, arkadaşından öğrenmişti. kıbrıs’ta ayrıca tavuğa “bulli” derler ama bunun konumuzla alakası yok… neyse efendim, lubunik bamyanın kıç kısmını ayıklarken cep telefonuna bir mesaj geldiğini duyar, “canım benim, bu akşam gelemeyeceğim, hanım bizim durumu çakmış olabilir, bir süre haberleşmeyelim”. lubunik pert, bamya sakin, randevu iptal, içindeki ses ona totoşuyla gülerek tüm bamyaları çöpe atmasını söyler. (sevdiğim bir blog yazarıdır)
ahmet hakan
yazılarına itibar etmediğim ama twitter'da melih gökçek ile kapışmalarına hayran olduğum zat-ı muhterem.
nihat doğan
bu nihat’ın kafasına bir türlü gidemiyorum, inan çok zor. hadi bir kez daha deneyelim. nihat, evinin salonundaki koltuğa kurulmuş panpalarından gelen eski twit’leri okumakta çünkü son 10 gündür saçma sapan bir kelam etmediği üzere ilginin erol köse’ye kaydığından endişelidir. “leyn, teknik direktör bile olduk, millete yaranamadık”. bir ara eliyle parmak aralarını karıştırıp burnuna götürür, ondaki ilhamın asıl kaynağı işte bu şarabımsı-sirkemsi, kesif ayak kokusudur. yüzünde oluşan gülümsemeyle anlamsız bir aforizma eşliğinde hayranlarına seslenir. iki bilinmez ve bir hiçlik ve dört kişilik arasında kalmış ben kimim? bilemiyorum. bilemiyorsun. bilemiyorlar. bilin leeeeeyn?
erol köse
karmaşık ve rahatsız kişiliğini abartılı eylemlere dönüştürme başarısı göstererek bundan nemalanan nadir şahsiyet. yeter ki tanınmış olsun, şarkıcı, sosyete, önüne kim gelirse kirli çamaşırlarını elleriyle çitiler. aslında yaptığı sadece ayıpları ifşa etmek değildir; böylece onları yıkar, temizler, güzelce katlar ve kaldırır. bu yönünden dolayı kendisine medyanın sadık bir hizmetçisi diyebilirsiniz.
fenerbahçe
o hariç bütün takımları desteklememe yol açan takım.
ölüm
can çavuşoğlu'nun sensiz isimli şiirine konu olmuştur, şöyle ki;
sensiz
gözlerim karanlık. pencereden bakınca korkuyorum.
ismim 'asi’. beğenmek için çabaliyorum.
ellerim soğuk. başkasına dokununca üşüyorum.
saçlarım yaban. rüzgâr okşayınca ürperiyorum.
ayaklarım kör. patikalar tükenince kayboluyorum.
dudaklarım çatlak. istanbul ısırınca ağliyorum.
tenim karadeniz. yaşama sarılınca boğuluyorum.
sözlerim asık. acımı haykırınca avuçluyorum.
gülüşüm sahte. yanaklarım oynayınca harciyorum.
aklım kayıp. yenisi gelince susuyorum.
kalbim öksüz. aynaya bakınca aciyorum.
tabutum boş. içine uzanınca doluyorum.
bensiz, orada, bedenim komada.
sensiz, sahipsiz, ruhum kimsesiz.
nihayet ölüyorum.
maya takvimi
21 aralık'ta ölen insanlar kıyamet koptu ve herkes öldü sanacaklar, yazık...