fatgalcga

Durum: 1905 - 0 - 0 - 0 - 05.10.2016 22:59

Puan: 27566 - Sözlük Kaşarı

13 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

dağlar dağlar.
  • /
  • 96

nicolas cage

son yıllarda hiç yaşlanmaması sebebiyle hakkında internette epey memeler düzenlenen, birçok başarılı rolü bulunan ama bir türlü ısınamadığım oyuncu. city fo angels'ın yeri çok ayrıdır.

vampir diyorlar - http://filmbalaya.com/2011/09/25/nicolas...

the descent

sinemada izlemeye giderken bu kadar iyi çıkmasını beklemediğim, özellikle her korku filminde az çok birbirine yakın kadroyu görürken burada bayağı wine momların kelimenin tam anlamıyla cehennemin dibinde kapışmasını izlediğimiz film. yanlış hatırlamıyorsam ilk filmin çok da güzel, tadı damakta bırakan bir finali vardı. ancak ikinci film için aynısını söyleyemeyeceğim.

ege çubukçu

bildiğim türk rapperlar arasında en çok sevdiğim, hey dj'i yıl 2015 olmuşken hala baştan sonra ezbere hatırladığım arkadaş. katıldığı programlardan aklımda kalan görüntüsü epey amerikan variydi. ve son olarak:

"4-5-0 5-0 9-6 radio pop istek hattı".

rita ora

çıktığı zamanlar "white rihanna" olarak anılan ancak ne yazık ki rihanna'nın başarısının yanından daha geçememiş bir kızımız. ama allah için sesi epey başarılı, hayli güzel parçaları da var hakkını vermek gerekirse. böyle surat ve ifade olarak çok tontiş bir kız gibi duruyor ancak orijinalliği, artık şu zamanda öne çıkan bir olayı yok çoğu zaman kötü giyinmesi dışında.



(youtube:http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://i.ytimg.com/vi/navbqwtc83e/maxresdefault.jpg&imgrefurl=http://www.youtube.com/watch?v%3dnavbqwtc83e&h=720&w=1280&tbnid=qjmt-pn-wmvh0m:&docid=twız2-yaqrhgym&ei=kklkvcsslcugsggf7p2ycg&tbm=isch&client=safari&ved=0cegqmygnmcdqfqotcms9zvlxocccfuuqlaodh3chow)

adamın ağzına sıçan şarkı sözleri

"i really wanna love somebody, i think about you every single day." (maroon 5-love somebody)

"even though it hurts, even though it scars...love me like i'm not made of stone." (lykke li-love me like i'm not made of stone)

"love me like you do" (ellie goulding-love me like you do)

"no more guessing who, looking back now i know it was always you always you." (maroon 5-it was always you)

"but when you call me baby, i know i'm not the only one." (sam smith- i know i'm not the only one)

corby

adını sağda her görüşümde bana colby keller'ı çağrıştırıp beni gece-gündüz demeden iç buhranlara sürükleyen yazar.

kuru göt

şahika koçarslanlı deyişiyle "tepsi popolu".

yakışıklı ama göbekli erkek

çirkin ama kaslı erkek

ne yazık ki herkes "iç güzelliğe" baksa da, ister hetero olsun ister gay, ülkemizde epey piyasası olan beylerdir. bir de böyle talep gördükçe bunlar kendilerini bir şey sanır ki aman aman. açıkcası yukarıya katılmıyorum; evet vücudu kendisi için yapıyor ama buradaki esas olay kendini tatmin etme, talep görme, beğenilme ile ego tatmini-şişirilmesi diye düşünüyorum.

diler suratını elinizle kapayıp diler yüzüne bakmaksızın türlü türlü faaliyetler yapılabilir haliylen ama ne bileyim insan sonra bakınca bi ııh diyebiliyor.

sözlerini anlamadığın şarkıda hüzünlenmek

duygunun dili geçtiği, stromae - papaoutai :

özür dilemenin yapay olduğu gerçeği

neredeyse tam anlamıyla katıldığım gerçek, bazı durum-kişiler dışında. çünkü ne kadar üzgün olursanız olun o söz ağızdan çıkmış, karşınızdaki kişinin aklına, kalbine, hatta ruhuna bile işlemiş olabilir ama kişi her ne kadar gözardı etse de sonsuza kadar unutamayacağı bir şekilde yer edinmiştir orada. o yüzden ne yazık ki yapılan şeyi geri alma gibi bir imkan olmayınca, özürler de pek amacına ulaşmıyor.

ancak şahsi kanaatim, özür dilemekten çok hatasının farkında olan ve bunu düzeltmeye, en azından hata yaptığını ve bunun gittiği yeri idrak edip, bir daha olmaması için çabalayan insan benim gözümde bir tık daha önde olabiliyor.

mükemmel aile tablosu

ne zaman bir yerde bu ifadeyi duysam/okusam, hele de böyle "hoh hoh çok mutlu bir aileyiz" tınısında ise istemsizce aklıma pink-family portrait şarkısı gelir.

timebomb

hareketli, bağımlılık yaratan beck şarkısıdır ayrıca.

empire

henüz izleme fırsatı bulamasam da, mariah carey konuk oyuncu olarak katılıyor kadrosuna. ayrıca da lee daniels tahminen cookie üzerine bir spin off yapılacağı sinyallerini verdi geçenlerde.

http://uk.eonline.com/news/683623/mariah...

http://www.buzzfeed.com/louispeitzman/le...

bir gay'e güveneceğime çıngıraklı yılana güvenirim diyen gay

o arkadaşa hediye olaraktan:

the age of adaline

epey güzel bir film. hikayenin yanısıra bunda blake lively'nin de payı büyük: her dönemde, farklı olarak kendisini görmekle bir kez daha anlıyoruz ki blake lively sonsuz derecede, her zaman diliminde güzel olan ve güzel kalacak bir kadın. her ne kadar hikaye çok farklı olmasa ya da lively'nin oyunculuğu çok üst düzeylerde olmasa da, kendisi açısından çok güzel, özel bir rol olmuş açıkcası. bana ilk defa güzelliği değil de oyunculuğu bir tık kendini önde belli etti gibi geldi.

ayrıca filmde "based on a true story" gibi bir şey deniyordu, her zamanki araştırmamı yapmama rağmen bu konuda bir bilgiye ulaşamadım. zaten 80 yıl boyunca böyle bir şeyin olması da epey imkansız ancak filmin başında ve devamında yapılan bilimsel açıklamalar bir yerden izleyiciye bir nebze de olsa inandırıcılık güveni veriyor.

son olarak, kimse bu kadar sade bir elbisede bu kadar hem asil hem seksi duramazdı diyerekten:

downton abbey

2.sezondan sonra kalan 3 sezonu kötü günlerime saklarken bir çırpıda 4.sezon ortasına kadar geldim. ayrıca ne yazık ki 6.sezonun son sezon olacak olması kendimi downton'ın çayırlarına atma isteği uyandırıyor içimde, büyük olasılıkla maggie smith'in son sezonda yer almayacak olması da bunu katlıyor.

http://www.ibtimes.com/downton-abbey-sea...

--- spoiler ---

bu güzeller güzeli, inci tanesi mary kimin tavuğuna kış dedi de bu kızcağızın bir türlü yüzü gülmüyor. tamam kendisi kibirli olabilir, mahkeme duvarı olabilir, arsız olabilir ama sonunda matthew'e kavuşmuşken sezon sonunda ayırmak da ne? hani senaryoya bir şey katma amacıyla yapılmışsa biraz ekstrem buldum açıkcası. sonrasında şak diye the weekend'deki herifi mary'e yamamaya çalışmalar falan daha matthew'un kırkı çıkmadan yani cık cık olmuyor.

süprüntü edith bile ilk önce nikah masasında terk edildikten sonra koca buldu, sanıyorum bulduğunu sanıyor şimdilik. o da az ırıspı değil sabah 5te eve girmeler falan sen crawleysin sen downton abbey'sin yahu adeta "bihter ziyagilsin kendine gel!".

o kaknem suratlı hizmetçi edna desen malikanelerden uzak, sümsük bir şey. az çektirmedi 2 bölümde garibim tom'a. thomas desen hayatımda bu kadar cibiliyetsiz bir adam görmedim, 4 sezondur yaşamadığı olay kalmadı, insan bir utanır, yok hala fitne fesata devam. biri şunun ayağını kaydırsın allasen.

tam anna ile bates kavuştu, mutlulukları ekrandan fırlıyor derken şu kızcağıza neler yaşattın ey julian senin de yatacak yerin yok. tabi her ne kadar joanne froggatt bu sezonki performansı ile bir tane golden globe kazansa da içim parçalandı.

bir de james "jimmy" var ki... ingiltere'ye olan inancımı tazeliyor, o bir sarı prens o bir annenin konuşma dediği kötü çocuk. o saçlarını devire devire hınzırlıkları, çapkınlıkları... kendisinin elinden zehir olsa içebilirim.



--- spoiler ---

sense8

önce sözlükte, daha sonra da birkaç tane konuştuğum kişiden duyduktan sonra zaman da olunca birkaç bölüm izleyeyim dedim. ilk bölümü ve ikinci bölümü ortasına kadar beğenmemişken 2.bölümün ortasından sonra, özellikle 3.bölüm ile birlikte pek bir hoşuma gitmeye başladı. 4. ve 5. bölümler konusunda biraz ortada kalan, daha doğrusu doldurma amaçlı geldi gibi bana ama yine de fena değildi.

riley kızımız pek cici, kaçarken bile mini eteği ve yüksek botları ile stilinden ödün vermiyor mazallah. wolfgang tam bir alman bebesi, ufaktan bir kötü çocuk havası var kendisinde. capheus desen garibim teletubby gibi geziniyor ortalarda. nomi falan çok tatlı, ses tonu ve carrie diaries'ten hatırladığım sevgilisiyle böyle aşklarından gökkuşağı fışkırıyor kıskanıyorum biraz. kala zaten tontişler ötesi, al eve best friend diye besle öyle bir kız, bir de gözüne kestirdi sarı prens wolfgang'i az çakal değil. ha bir de sun var ki, o surattan beklemediğim performans, nikita'nın baba tarafından kuzeni gibi. böyle güzel bir adam dövme olamaz, saatlerce izleyebilirim.

ama bir lito var ki... oy dağlar dağlar, hatta grados dağları. esmerlerden illallah demiş birisi olarak böyle bir şey, böyle bir kaş kemik yapısı görmedim. kendisine bakarken güzelliğinden ağlayasım geliyor, böyle ellerimi kaldırıp "teşekkürler allahım" diyip bu doktora eserini tebrik etmek istiyorum. yalnız o bulge pek bir abartıydı hani david beckham'a yapmıyorlar o photoshop'u da neyse. ha bir de dışarıda rönesans desenli pantolonlarla ağır abi gezinip kapalı kapılar arkasında tam bir piremses olmasını doğru bulmuyorum, böyle her olayda seksiliğinin ardına sığınma ağzını açamama falan olmuyor.

son olarak, müzikleri de bir diziden beklemeyeceğim şekilde eğlenceli, güzel.

eski sevgiliyi tanımlayan kelime

hiç olmayandır, ha direkten döndüklerimi de genel olarak öküz ve daha çok odun olarak tanımlıyorum.

arkadaşının gay olduğunu nasıl anlarsın

arkadaş içeriden bilgi sızdırdığını zannetmiş ama... çok duygusal birisi değilimdir, keza çok bakımlı da, kimseyle yarış halinde olmam enerjim yok hele de bir kadınla, sanırım neredeyse hiç ferzan özpetek filmi izlemedim, homofobik değilim, faldan anlamam, son 15 yılda izlediğim tek türk dizisi aşk-ı memnu idi, iç çamaşırı konusunda estetik değilim keza kim görüyor, hayatım boyunca obez oldum o yüzden diyet takıntısı şıkkını da eliyorum...

hmm sanırım gay değilim. ya da en azından kerem arkadaşımıza göre gay değilim. öyleyse bi sevineyim:

  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1905

ayı sözlük itiraf

bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.

kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil

kalıplaşmış yalanlar

(fikrim sorulduğunda) ya çok güzel, zaten senin beğenmen önemli, sen beğendiysen sorun yok

chris hemsworth

sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!

the americans

başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.

konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.

soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.

trailer -

kanada

ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...

aileye açılmak

twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.

bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:

''merhaba anne,

sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.

sevgiler -oğlun. ''

birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:

''sevgili oğlum,

ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.

ikiniz ne zaman bana yemeğe geliyorsunuz?

sevgiler, annen.''

16 eylül 2014 lady gaga istanbul konseri

güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.

gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.

sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.

ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!

hornet kezbanlarından inciler

''ben vodafone gibi anı yaşatmayı, turkcell gibi hayata bağlatmayı ve avea gibi ohhh be dedirtmesini bilirim...''

doğru insanı beklemek

ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.

hayaller :
vs gerçekler:


özetle -

çocukken hayal edilen tanrı şekli

sözlükteki hdp düşmanlığı

birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.

öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.

siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.

sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.

çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.

yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.

ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.

üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.

eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.

breaking bad

hemen hemen birçok yabancı diziyi izlediğim halde bir turlu isinamadigim ve herkesin bu kadar bayılmasının da biraz abartı olduğunu düşündüğüm dizi...

geçmişe dair silmeye kıyamadığınız fotoğraflar

arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.

eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...

tinder

yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.

bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.

ayı sözlük yazarlarının ucuz zevkleri

söylemeye çok utanıyorum, taylor swift.
Henüz takip ettiği biri yok.