donanımlı mutfak robotu. adam her şeyi ve herkesi karıştırarak orgazm oluyor sanırım. yani hep şöyle bir tablo var kafamda, oray bir yazı yazıyor, daha sonra ortalık karışınca böyle ellerini çırpa çırpa kahkalar atıyor. olay büyüyünce ruhsal patlamalar yaşıyor. en sonunda da yediği haltın ona verdiği zevkten orgazm oluyor. evet. adının ve soyadının tuhaflığından bile nasıl bir insan olduğu anlaşılabiliyor. oray eğin, oray eğin, oray eğin...söyleyince gerçekten çok tuhaf geliyor..
the organ'dan elimizde kalan son nimet olan thieves ep'sinin en güzel parçası. katie sketch'e bir kez daha aşık olma sebebi.
you let in the ghost of her
now i see it everywhere
take your body back
but oh oh please leave me the fear
loneliness is in the air
even the birds are in pairs
i can hear it in their peeping
oh what a feeling
and i get the strangest feeling
when i float up to the ceiling
all the blubbering and moans come
from my body down below
they'll come in twos
follow when i lean my tomb
i can hear it in their peeping
oh what a feeling
they'll take whatever they want
and they'll have whatever they want
and they'll take whatever they want
swing a broom, bat them out
and they'll have whatever they want
trash can lids aren't shields enough
and they'll come whenever they want
at quiet times, times for us
and they'll come whenever they wan
yazlık içki klasmanına girebilecek, bir kaç parça lime ve bol buz ile daha da lezzetlenen, kavunun kokusu ve aromasının etkisiyle arka arkaya yuvarlanabilen ancak seri şekilde yuvarlandığında çarpma etkisine sahip olabilen, her daim gitmese de zaman zaman güzel gelen içki. bir de ekşi elmalı rocco lolipop'u cardinali koyduğunuz bardağın içine bırakın. yavaş yavaş eriyor. öyle de enfes oluyor.
werner herzog tarafından yönetilen, senaryosu dört günde yazılan 1977 yapımı film. filmin başrol oyuncusu bruno s. gerçek hayatında da bir fahişenin çocuğudur ve senaryo bruno s.'in hayatından biyografik öğeler taşır. genel anlamda bu tarz pek çok film olsa da, yönetmen herzog, american dream denen şeyin gerçek yüzünü, olağanüstü bir soğuklukla perdeye aktarmıştır. filmin kült haline gelen son sahnesi yüzünden yapım ekibiyle anlaşmazlık yaşar ve bu sahneleri kendisi çeker.
ayrıca ian curtis intihar etmeden önce son kez bu filmi izlemiştir.
24 hour party people filminde sıkça rastladığımız, factory records'ın sahibi tony wilson tarafından 1982 senesinde açılmış klüp. yola manchester sound ile çıkıp, zamanla rave kültürünün doğuşuna neden olmuştur. club kültüründe bir ilkin yaşandığı yerdir aynı zamanda. insanlar ilk kez müziği icra edeni ya da yaratanı değil, müziği onlara ileten bir dj'i burda alkışlamışlardır. rave kültürünün etkisiyle gelen kimyasal kullanımının had safhaya ulaşması ve bir kişinin mekanda ölmesi sonucu kapanmıştır..
alalie lilt'den aşina olduğumuz clara'nın diğer projesi. albüm kartonetleri ve web sitesindeki illüstrasyonlarda sadi güran ile çalışan, ülkemiz sınırları içinde oldukça sık gördüğümüz viyanalı, güzel sesli, güzel kadın.
seattle'da büyüme sancılarını çeken ergenlerin, istedikleri gibi olmayan annelerine, fakir babalarına, gözü yükseklerde olan kızlara, her gün dişlerini biraz daha bileyen çarklara karşı, evlerinin garajlarında nefretlerini kusma biçimidir grunge. yağmur, hırkalar, converse, mavi gözler, şırıngalar ve jeremy wade delle ile özdeşleşmiş, verdiği iki büyük kayıplada kendi kendini boğarak sonunu getirmiş bir akımdır..
şoförleri olarak işe başladığı manic street preachers'ın zamanla kalbi, beyni, frontmadan daha göz önünde olan adamı haline gelen, yazdığı sözler, yaptığı besteler, alkol ve uyuşturucudan bir türlü yakasını kurtaramaması, şizofrenik davranışları, self injury saplantısı ve for real vakası ile efsaneleşen ve 14 şubat 1995'den beri kayıp olan ve artık resmen ölü ilan edilmiş olmasına rağmen grubun gelirinin 1/4'ini hala kendisine ait banka hesabına yatırmakta olduğu ingiliz müzisyen. ortadan kaybolmasıyla manic street peachers'dan pek çok şey götüren, varolan en güzel gülümsemeye sahip insan evladı...
tahribat yaratmaktan başka amacı olmadığı için dünyanın hemen hemen her ülkesinde kullanılması yasak olduğu halde bulması çok kolay olan bir tür savunma silahı. elin dört parmağına yüzük gibi geçirilerek kullanılan, bilimum metallerden yapılan bu alet adam gibi kullanıldığında kemikleri kırmayıp un haline getirerek parçaladığı için daha sonra kemiklerin doğru bir şekilde kaynaması gibi bir durum söz konusu değildir..
7 mayıs 1996 günü rumeli hisarında, boş bir arsada, overdose'dan ölü olarak bulunan küçük iskender'in güzel çocuğu... iskender, cehenneme gitme yolları kitabında can'ın ajandasında yer alan çizimlere, şiirlere yer vermiştir. bir röportajda, "inandığım hiçbir ideoloji yok. değerlerin hepsi yapay. gerçek değerlerin hepsi yok olmuş, inanacağım insanlar yok. riyakar ilişkiler, düzenbazlıklar... bunlardan hangisinin içine girip beraber olabileceğimi bilemiyorum. hiçbirine ait değilim..." diyerek, ölümünden sonra annesinin de söylediği gibi ''yanlış bir zamanda, yanlış bir dünyaya'' doğduğunu kanıtlamıştır...
isim hakkını bugün elinde tutan, larry tee tarafından ortaya atılmış, punk, new wave, dark wave, synthpop gibi soundların karışımı ile oluşturulmuş, new york orijinli, liverpool gelişimli, east london patlamalı janr. gün itibariyle disco-punk akımıyla kardeş olma yolunda, karanlık tarafını glow sticks ve neonlarla parlatan, androjen imgeli, seksapalitesi yüksek ve bir o kadar da hırçın olan bu türün en iyi örnekleri, erol alkan, p.y.t., peaches, ladytron, robots in disguise, fischerspooner, ladyhawke, client, electrocute, le tigre gibi isimlerden dinlenebilir.
1998 senesinde kurulan jenny lewis'in en az kendisi kadar güzel olan vokali ile başını çektiği los angeles orjinli indie müzik grubu. şarkıları dawson's creek, buffy the vampire slayer, the o.c gibi dizilerde kullanılan grup esas patlamayı 2007 senesinde nip/tuck dizisinde kullanılan the moneymaker adlı parçaları ile yaptı. video klibi bazı ülkelerde ucundan kıyısından makaslanarak gösterilse de, grup için önemli bir atak oldu. genel anlamda çok orijinal bir iş olmasa da yaptıkları kaliteli bir iş olmasından ötürü kulağı rahatsız etmeden, güzelce dinlenebilir..
intertoy'un satışa sunduğu özellikle kız çocuklarının pek bir sevdiği, uzun, rengarenk yeleleri, unicorn gibi tek boynuzları olan küçümen midilliler şeklindeki oyuncaklar.
aynı zamanda da, norveç orjinli, çok güzel şarkılara sahip indie pop grubu. özellikle, the sun turns, do you really love me, a song for you dikkat edilmesi gereken parçalar.
bilinen en şöhretli, en paralı, en freaky ve girly transeksüeldir. erkek olarak doğmasına rağmen on beş yaşından itibaren sayısız operasyon geçirmiştir. heatherette, jeffree star gibi pek çoklarına ilham kaynağı olsa da esas şöhretini david lachapelle tarafından çekilen fotoğraflarına borçludur. arada sırada müzikle uğraşıp ep'ler yayınlasa da aslen varlığıyla para kazanan bir it girl'dür. bulunduğu yerde durması yeterlidir...
ılıcak'ların gelini. evet evet benim için bu kadının tek tanımı ılıcak'ların gelinidir. tanım mı? tanım bu işte. lakin tanımdan da öte söylemek isterim ki, ben bu kadından nefret ediyorum. bildiğiniz nefret. yolda görsem belediyeye telefon açarım gelip zehirlesin diye. öyle bir nefret benimkisi. yoo yoo lütfen arkadaşlar bu kadının konservatuvar mezunu olmasının, new world school of the arts'da eğitim almasının hiç ama hiç önemi yok. çünkü bu kadın hakikaten kendisini tori amos falan sanıyor. hele o saçlarını turuncu yapmalar, bir bukleler bir şeyler..lakin ne olursa olsun bu kadın domuşuk kardeşim! bildiğiniz domuzu hatırlatıyor bana. ayrıca bırakın opera eğitimi almış dört tenor, beş tenor ayaklarını. sesin, duruşun, şarkıların hepsi yapmacık, yapmacık ve yapmacık. ayrıca burnunun estetiği berbat ötesi. kötüsün meyra ve kötü kalacaksın.
hermafrodit olarak dünyaya gelen bir çocuğun, kendisinin ve ailesinin yaşadığı, duygusal, sosyal sıkıntıları, çocuğun değişim sürecini, kişisel ve sosyal travmalarını başarılı bir şekilde sunan geçtiğimiz yıllarda istanbul film festivali'nde de gösterilmiş güzel film. aldığı ödüller arasında şunlar gösterilebilir, 2007 cannes eleştirmenler haftası büyük ödül, 2007 edinburgh yeni yönetmen ödülü, 2007 bangkok altın kinnaree en iyi film, 2007 goya en iyi yabancı ispanyolca film...
video klibinde yer alan bodrum, kule bar görüntüleri ile gülümseten lityum şarkısı. evet şarkı çok orijinal veya çok çok muhteşem değil. ama takılıyor zaman zaman insanın aklına. lakin klibin renkleri çok güzel. özellikle de gizem akman takdire şayan bir oyunculuk sergiliyor. özellikle amcanın dürtme ötesi bir hareketle kendisini uyandırdığı ve bahçede kafasını yerden kaldırıp baktığı ilk an..çok güzel bakmış hakikaten..
izmir sınırları içinde yer alan ve beni her geçen gün daha da şaşırtan enteresan bir üniversite.
hakkında verebileceğim bir kaç örnek var..liseyi beraber okuduğum ve salaklığı izmir'e yayılmış, ''madenden ne çıkar'' sorusuna ''maden sodası'' diye cevap verebilen bir kızı psikoloji diploması ile ödüllendiren, bir diğer arkadaşım iki ile ikinin çarpımını zor yaparken ve üstüne üstlük ilk öss denemesinde barajı bile geçemeyen bir insan olaraktan beş senelik ekonomi üniversitesi macerasından üstün bir başarı ve işletme diploması ile ayrılırken ve bunun gibi daha pek çok insan burada eğitim ve öğretim görürken ne kadar üniversite olduğu tartışılan otelden bozma eğitim kurumu..
sunday morning, praise the dawning
it's just a restless feeling by my side
early dawning, sunday morning
it's just the wasted years so close behind
watch out, the world's behind you
there's always someone around you who will call it's nothing at all
sunday morning and i'm falling
i've got a feeling i don't want to know
early dawning, sunday morning
it's all the streets you crossed, not so long ago
watch out, the world's behind you
there's always someone around you who will call it's nothing at all
watch out, the world's behind you
there's always someone around you who will call it's nothing at all
sunday morning
sunday morning
sunday morning
sürekli kafamda dönüp duran ed sheeran şarkısı. çok iyi bir şarkı değil ama video klibi öyle güzel ki..alın işte hem sözleri hem de klibi..
give me love like her,
'cause lately i've been waking up alone,
paint splattered teardrops on my shirt,
told you i'd let them go,
and that i'll fight my corner,
maybe tonight i'll call ya,
after my blood turns into alcohol,
no, i just wanna hold ya.
give a little time to me or burn this out,
we'll play hide and seek to turn this around,
all i want is the taste that your lips allow,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love.
give me love like never before,
'cause lately i've been craving more,
and it's been a while but i still feel the same,
maybe i should let you go,
you know i'll fight my corner,
and that tonight i'll call ya,
after my blood is drowning in alcohol,
no i just wanna hold ya.
give a little time to me or burn this out,
we'll play hide and seek to turn this around,
all i want is the taste that your lips allow,
my, my, my, my, oh give me love,
give a little time to me, or burn this out,
we'll play hide and seek to turn this around,
all i want is the taste that your lips allow,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my my, my, my, oh give me love.
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover,
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover,
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover,
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover.
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover,
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover,
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover,
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover (love me, love me, love me).
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover (give me love),
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover (give me love),
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover (give me love, love me),
m-my my, m-my my, m-my my, give me love, lover (give me love).
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love,
my, my, my, my, oh give me love
of all the money that e'er i had
i've spent it in good company
and all the harm that e'er i've done
alas it was to none but me
and all i've done for want of wit
to memory now i can't recall
so fill to me the parting glass
good night and joy be with you all
of all the comrades that ever i had
they are sorry for my going away
and all the sweethearts that ever i had
they would wish me one more day to stay
but since it falls unto my lot
that i should rise and you should not
i'll gently rise and i'll softly call
good night and joy be with you all
a man may drink and not be drunk
a man may fight and not be slain
a man may court a pretty girl
and perhaps be welcomed back again
but since it has so ought to be
by a time to rise and a time to fall
come fill to me the parting glass
good night and joy be with you all
good night and joy be with you all
björk'ün vespertine albümünün beşinci şarkısı.
sanırım björk'ün bugüne kadar yaptığı en güçlü ve şiddetli eseri..kaotik, esrik, saplantılı ve bir o kadar da sado mazoşist bir aşkı anlatan şarkının video klibi de tüm zamanların en iyi kliplerinden biri sayılabilir kanımca. videonun başında soyutlanmış bir cinsel ilişkiden sahneler vardır ve bu ilişki björk ve sevgilisi matthew barney arasında geçmektedir. video da björk'ün nipple piercinglerini de görebiliriz..
her şey bir yana, tek bir dokunuşla aşık olabilmeyi, kendi kendine kırılmayı anlatan, zedelenmiş ruhları iyice kanırtan, kendini korumayı bilmeyenlerin kalplerini ve ruhlarını şiddetle uzak tutması gereken şarkıdır.
italyan yönetmen dario argento'nun, kendisi gibi yönetmenlik, oyunculuk hatta dj'lik yapan, dikkat çekici hiç bir özelliği olmamasına rağmen akıl almaz bir seksapaliteye sahip, babası tarafından yönetilen trauma ve the phantom of the opera filmlerinde aldığı rolleri, marilyn manson'a çektiği video klibi, enteresan dövmeleri, brian molko ile yaptığı je t'aime moi non plus düeti, this picture video klibinde yer alması ve beraber yayınlanan fotoğrafları ile kısa zamanda alt kültürün ikonlarından birine dönüşmüş harika ve bir o kadar da arıza olan kadın..
pek çok kişinin haklarında biraz da olsa yanıldığı lezbiyenlerdir.
halet-i ruhiye ve görüntü bakımından aktif lezbiyen olan bir sevgilim ve etrafımda da sayıları pek de az olmayan aktif lezbiyen arkadaşlarım var. gerek kendi ilişkimden gerekse arkadaşlarımdan ve onların ilişkilerinden yola çıkarak net bir şekilde söyleyebilirim ki, aktif lezbiyenler öyle pek de ''çüküm olsun, tüm kızları düdükleyeyim'' tarzında insanlar değiller. ve pek çoğu bu aktif - pasif lezbiyen durumunu saçma buluyor.
örneğin aktifler kendilerine dokunulmasından hoşlanmaz, sevişirken soyunmaz diye bir düşünce var. birincisi bu külliyen yalan. çünkü birbirini seven ve bu sevgiyle sevişen insanlar -normal olarak- birbirlerine dokunmak, temas etmek, öpmek koklamak isterler. bu durumda da kalkıp size ''ay mememi elleme'' mi diyecek allasen. karşındaki insanı seviyorsan, istiyorsan o insan her şeyiyle senindir zaten.
ha memelerini bantlayan, bandajla saran, bir kaç adım ileriye gidip memelerini tamamen aldıran aktifler de yok mu, var tabi ki. ancak onların durumunun daha farklı bir durum olduğuna inanıyorum şahsen. çünkü onlar kadın olmaktan memnun değil.
bunu şöyle düşünün, pek çok gay var cinsiyet değiştirmek için her hangi bir arzu duymayan ve erkek olmaktan mutlu olan. ama bir de erkek bedeninde kadın ruhunu taşıyan ve hapsoldukları bedenden memnun olmayanlar var. bu memelerini, popolarını ve vajinalarını kabul etmeyen, edemeyen ve de haliyle en ufak bir temastan bile kaçınan aktifler de onlar gibi daha farklı mental ve ruhsal durumların içindeler..
yine bunların yanı sıra aktiflerin hepsi orange county choppers'da izlediğiniz fat boy'lar gibi değildir. evet kamyoncu lezbiyen dediğimiz bir grup var ama onları epey bir ayrı tutuyorum. neyse konumuza döneyim, gerek dünyada gerekse ülkemizde gayet güzel ve seksi aktifler var. bakın yakışıklı demiyorum, güzel diyorum. aktifler diye hepsi apaçi gibi saçları olan break dansçı komançero oğlan şeklinde gezmiyorlar. geçenlerde bir hayli aktif bir kızla tanıştık. kendisi gayet de taş gibi bir fiziğe sahipti, beline kadar saçları ve renkli gözleri ile de pek çok erkeği kendine çekebilecek güzellikteydi. ha ama dediğim gibi kendisi epey* bir aktifti.
fiziksel görüntünün ve yataktaki durumların da ötesinde aktif veyahut pasif olmak ilişkinin dinamiği ile alakalı bir durumdur. hetero veya eşcinsel olsun hiç fark etmez. bir ilişkide her zaman bir taraf lokomotiftir, ilişkiyi çekip çevirir, sarar sarmalar..
neyse lafı çok uzattım, işin özü öyle aktif lezbiyenlik yataktaki hakimiyetle ya da kısa saçta, götü düşük pantolonda biten bir durum değildir..
aslında the velvet underground ismine sahip olan ama the'sı hep atlanan grup. the velvets olarak da rastlanabilir kendilerine..ahh ahh şimdi nereden başlasam da bunları anlatsam..nico'ya mı değinsem, sayın warhol'un etkisine mi atlasam, yoksa lou reed'in karanlığına mı dalsam..
şimdi efendim esasen the velvet underground yazar michael leigh'in sadomazoşizm hakkında yazdığı bir kitabın adıdır ancak okumak için new york'a giden john cale ile yolu kesişen lou reed kurdukları gruba da bu adı verirler. daha sonra gruba katılan angus maclisa ile grup adının da hakkını vererek underground ortamlarda bir hayli popüler olmaya başlar. ancak gruba sahne alması için para teklif edildiğinde ve grupta parayı kabul ettiğinde angus ''ben sanat için buradayım, para varsa ben yokum'' gibi triplere girer, grubu bırakır ve onun yerine maureen adlı bir kız gruba dahil olur.
underground ve orijinal olan her şeye aç olan andy warhol'un grubu keşfetmesi çok zaman almaz. kendilerini sahneye çıktıkları yerde izler ve henüz hiçbir albümleri bile olmayan bu grubun menajeri olmayı teklif eder. tabi ki warhol o dönem için reddedilemeyecek bir efsanedir ve grup bu teklifi haklı olarak kabul eder.
warhol o dönem kendisi için bir hayli önemli olan nico'yu da gruba katar. ancak lou reed'in egosu, nico ile olan tuhaf ilişkisi ve andy warhol'un kadınlarıyla olan bir o kadar tuhaf bağı grubun üstüne gölge düşürecektir.
warhol'un gücü sayesinde grup bir kaç gün içerisinde the velvet underground and nico albümünü kaydeder.
albüm yaklaşık üç bin civarında satmış olsa bile ''bu albümü dinleyen insanların her biri hemen grup kurma isteğiyle tutuşmuştur" denir bu albüm için..
albümün kapak tasarımını tabi ki de andy warhol yapmıştır. kapakta bir muz vardır ve bu tasarımın adı peel slowly and see'dir. ayrıca 1995 senesinde çıkan toplama albümün adı da bu tasarımdan gelmektedir.
grup pek çok albüm ve single yayınlamıştır. kendileri gibi dahi, deli, hasta, karanlık, kaotik, tuhaf bir müzik yaratmıştır the velvet underground, ancak kendileri bugün müzik yapan onlarca ismi öyle bir etkilemiştir ki dinlediğimiz her güzel şarkıda biraz lou reed, biraz nico vardır kanımca..