ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
düşünecek vakit bulduğum günlerde de, hep olduğu gibi bolca sigara içiyorum. içtiğim her sigaranın bana verdiği zararı düşünmeye ayrılacak kadar bir düşünce payını da yazmaya ayırabilirim. kimi anlarda hissedilebileceği varsayılacak olanların yokluğu, soğuk gecelerin temiz kokulu sabahları öten kuşlarla birlikte soluduğumuz havaya katmakla da olsa paylaştığımız yokluğu beni yazmaya itebilir. sıcaklığa daha yakın akşamlarda tek başıma, odamda olsun, balkon ya da terasta olsun yürüyebildiğim —çemberler, dönüşlü yollar çizecek şekilde— dolanabildiğim, dolaşabildiğim yerlerde olsun, yalnız olduğumu gerçekten hissedebildiğimde neyi arıyor olduğumu anımsamaya çalışırım. neyi istediğimi, ne demeye çalıştığım belli ediyor olacaktır.
eski arkadaşlarım hatırıma geldiği zaman onların yalancılıkları kadar bana verdikleri değeri de görür gibi olmaya çalışıyorum. olduğum gibi kalmadığımı görünce hatırlanmadıklarını değil de, önemsenmediklerini yine anlamak için

bana verilen bu öfke çok değişti, bir sürü aşamadan geçti. aynı kalanları unutmayı seçtim. kimsenin aynı kalmaya değer görülemeyeceğini her geçen gün ile daha da iyi anladığım söylenebilir. meyve suyu ile çeşitli gazlı içecekleri karıştırarak yaptığım turuncu sıvıdan içiyorum.
beni önemseyen kimseler arasından yaşam biçimime saygı duymayanları, kendi üstün yönlerini yüksek sesle söyleyebiliyor olmanın gerçek özgürlük olduğu kanısına varmış olsalar bile diyeceklerimi kimsenin duymadığı bir yere gitmeye gerek duymadığım söylenemez. bağırmadan da yaşanabileceğini kendime kanıtlamak için öncelikle yapılması gerekenleri yapmak içimden gelmediğinde sırtımı arkaya yaslayıp kafamı kaldırarak odamın duvarına asılı olan saate bakıyorum. aynı yerde duruyor.

kimin neyi ne şekilde yaşayabileceğinin ölçüsünü ben tutmuyorum, en azından bu yaşadığım yerde. yatağımın üzeri biraz dağınık. bir ayna almak istiyorum. uzun uzun bakıp hiçbir şey dememek için yeterli gördüğüm tek şey ayna şimdilik. bakmayı sevdiğim şeyler arasında şarj aletimin kablosu da var. esinti, odamın sessizliği içinde varlığını sürdürüyor. sokaklar karardı, boşaldı, uzak, boğumlu bir gecenin altında kaldı. yanık tütün dumanı perdelerimden süzülüp akıyor dışarı.
renkleri düşünüyorum, düşlüyorum. hepsi birbirinin aynı değil; öyle olduğu söylenemez diyenlerden değildim önceden.
solgun bir umutla yazmak için dişlerimi dilimle sıvazlıyorum. pençelerim karanlık.
iri gülüşlerle yanından geçip gittiğimi duymamış olanlarla birlikte, sisli bir sabah ışığı bekliyoruz. iki elim de boş; uzanıp kırdığım bir çalının dalını hatırladığım yere gitmeden. gölgelerin seçilemez olduğunu kim söylerse söylesin, onların giysileri ne kadar kirlenmişse kirlensin, beklemek bitmiyor.
durduğum yerde, tam da ucunda durduğum yerde sivrilen bir sıcaklık var. sıcağında bulunduğum sivrilik ile ucunda vardığım bakış aynı olmamalı. hamburger paketinden çıkan iki kağıt tuz görüyorum. sesleri ıslak gibi. gidecekleri yer, benim gitmelerini istediğim yerdir.
vakti zamanında gözüme toz kaçarak gılgamış destanı yazdığım başlık.

şimdilerde itirafa değer tek şeyim aslında oo güçlüyüm yalnızlık iyidir kendime yetiyor özgüveninin aslında sözden ibaret olduğu, içten içe bildiğin gayet de rahatsız olduğum bir durumdur.

bunu kendime itiraf edemiyorken koca sözlüğe itiraf edebilmek güzel bir başlangıç gibi. varsa alırım bi kardeş (!) biz senin yanındayızınızı.
böyle avm, park, asansör, otobüs gibi toplumsal alanlarda öpüşen sevişen çiftlere "para veriyim de oda tutun lan ahaha" diyip kaçmak istiyorum ama yakalayıp döverler diye demiyorum.
şu anda mr. köfte dudak yatağımızda uyuyor ve ben onu izliyorum
özgürlüğümü istiyorum ey hayat. senden alacaklarım var. artık hesap kesme vakti gelmedi mi? bu ay 36 oluyorum gözü çıkasıca hayat. biraz da bana çalış ulan..
itiraf ediyorum,bir gün metroya bindiğim zaman bacağımın aşırı ağrıdığını söyleyip acayip rol yapmıştım.yaşlı teyze yer verdi,utandım ama oturdum!
içimde öyle bir sıkıntı var ki bu saate kadar uyuyamadım. resmen ciğerimin üstünde bir öküz oturuyor ve lütfen kötü bir şey olmasın lütfen! delirecek gibiyim şu an! of!
biraz önce bir ayvalık tostu bir cheeseburger bide yine burger gibi bişey yedim. bide yanında iki tane kutu kola içtim. gece gece neden böyle bir sipariş verip hepsini çizgi film izlerken hipnotize olmuş bir şekilde yedim bilmiyorum. midem çok kötü şuan. kendimi kustursam mı napsam bilemiyorum. ev arkadaşıma rezil olmaktan da çok korkuyorum. allahım çok kötü durumdayım cidden.
lisede b şubesindeydim. whatsapp grubumuzun adı biblo kılıklı kızlar idi. yüksek puanlı anadolu lisesi olunca böyle oluyor.
liseyi dışardan bitirdim o yüzden hep sokaktaki simitçinin yanındaydım. simitçiye hep what's up abi derdim.. anlamsız bakardı hep, sınıflama yapamaz gözlerle. liseyi dışarıdan bitiren arkadaşlarla dumanla anlaşırdık.*
gündelik yaşamın telaşı yeterince zorlarken uzun zaman sonra derinden yoruldum, bu öyle bir yorgunluk ki geçmişimden bugüne her şeyi teker teker önüme serdi. varoluşum bir yana üstüne yıllardır fiziksel bir rahatsızlıkla boğuşuyorum ki insan kendini cennetin krallığı filmindeki kudüs kralı baldwin gibi hissediyor. ötekiyim, bulunduğum her yerde çevremdeki herkesten daha başarılı olmak zorundayım, herkesten daha fazla çabalamak ve herkesin gözünde yine herkesten daha "iyi" bir insan olmak zorundayım, aksi halde ben "öteki" olanım, en ufak hatamda bu halim yüzüme çarpılacak ama aynı zamanda bu halimle karşısına çeşit çeşit engeller koyulanım. dışarıda kimsenin empati yapmasını da beklediğim yok, çünkü mümkün değil dahası yaşamı boyunca "düz" ve makbul varoluşa sahip insanların yaptığı basit tavsiyeler midemi bulandırıyor, ne de olsa "bekara karı boşamak kolay". yaşadığım süreçte her zaman daha iyisinin hayalini kurdum, özellikle daha iyi, adil ve merhametli bir dünya ancak gerçekte var olanı da biliyorum, kendimi sıklıkla karanlık bir ormanda kurtlarla koşturan birisi olarak hayal ediyorum, sürüden biriyim ama aynı zamanda değilim çünkü biliyorum ki yeterince zayıf düştüğüm anda ben bu kurtların akşam yemeği olurum. hangi ortama ve kimlerin yanına gidersem gideyim ben onlardan birisi değilim, daha çok orada olan ve sessizce etrafını seyreden biriyim. ve bazen düz normal bir insan gibi yaşamak istiyorum, ne zaman bu derece gevşesem ve kendimi diğerleri gibi hissetmeye kalksam başıma en kötü belalar geliyor adeta toplum bana kim olduğumu kafama vura vura anlatıyor, rezil kepaze oluyorum, ne zaman tüm bunların farkında olan birisi olarak ayağa kalksam bu seferde adeta ss subayı gibi bir tipe bürünüyorum ve olmaktan tiksindiğim kişiliğe bürünüyorum çünkü karşımda duran herkes potansiyel bir düşman olarak beliriyor. başta dediğim gibi yoruluyorum.
bir itirafım var. bir keresinde kepçeci amca bana lolipop karşılığında kepçesine beni bindireceğini söyledi. ben de lolipopun neyli olduğunu sordum. çilekliymiş. çok sevindim çünkü çilek dağlarda yetişen en doğal meyvedir ve ben bu şeker için herşeyi yapabilirdim. hem kepçe kullandım hem çilekli lolipopumu yedim. şimdi dağılabilirsiniz.
bugün eski flörtümün abisiyle date'e çıktığımı farkettim.
kardeşinin de gay olduğunu dubai'de yaşadığını ama onu bilmediğini falan anlattı. ulan acaba o mu diye düşünüp birkaç soru sordum ve bingo. epey de benziyorlar. tabi demedim kardeşinle mercimeği fırına verdik diye. kahveden sonra evine davet etti ama ben daha önce kardeşiyle yattığım için kendimi garip hissedip erteledim. yarına allah kerim.
kayra şenocak'ın bu kadar tatlı olduğunu bilmiyordum. eski dizilerde çok de şey değildi hani.

6 yıldır yapayalnızım...
adama "fake" dedim diye kızdı. yine yalnız kaldım.

ay bir şeyler yap. *
ayı sözlük asdi özel ödülünü sözlüğün en psikopatı dalında aday gösterilerek almıştım. ilk zamanlar bu ödüle hep itiraz etsem de bugün gergin bir şekilde bankada sıra beklerken ödülü verenlere hak verdim.

not: eksileyen arkadaşım daha karpuz kesecektik.
oh be. kaç aydır uğraştığım oyunu bitiriyorum sonunda. 1-2 gün kaldı. belki de bugün biter. valla neler çektim yav, umarım karşılığını alırım. türkler çok destekçi o konuda. valla o kadar boktan bir yoldu ki, ta geçen yaz başlamıştım, psikolojik sorunlar, sağlık sorunları, ameliyat, okul derken uzadı da uzadı. neyse, en azından planlamayı öğrendim. acaba gelecekte bu güne bakıp, "vay be, neler neler yapmışım hehe" mi diyeceğim, yoksa "o zaman boktanmışım, şimdi daha da boktanım" mı diyeceğim. oyunun test aşaması ve pazarlama aşaması var daha maalesef. hepsini kendim yapmak zorundayım. en az 2 hafta süreceğini düşünüyorum bu aşamanın. bu iş bittikten sonra, kendime uzun bir dinlenme arası vereceğim.
geçen haftasonu spod'un açılma toplantısı moderatörlüğü eğitimi için istanbul'daydım. harika geçti eğitim, türkiye'nin değişik illerindeki lgbt örgütlerinden gelen 20 kişi kadardık, pek çok şeyden konuştuk, açılma süreçleri, yas süreci, açılmada aile perspektifi, grup dinamikleri, toplantılarda karşılaşılabilecek nefret söylemleri durumları, insanları konuşmaya motive etmek vs. pek çok şey. benim açımdan bu eğitimin bir başka önemi de oldu, zaten eğitime çok aktif olarak, sorular sorup yorumlar yapıp görüş bildirerek katıldım, bunun yanında konuşulan konularla ilgili olarak kendi deneyimlerimden pek çok örnek verebildim. bu örnekleri verirken de çok rahattım. bunun benim için önemi, hayatımda ilk defa, bir grup içinde (her ne kadar lgbt grubu olsa da) kendi durumlarım ve deneyimlerim hakkında ilk defa konuşabilmiş olmam oldu. eğitim sonunda pazar günkü spod'un olağan açılma toplantısına da katıldık, orada da kendi açılma sürecimi güle eğlene anlattım, ki bu da benim için ilk oldu. daha önceden o kadar açılma toplantısı moderatörlüğü yaptım, hiç birinde kendi hikayemi anlatacak kadar cesaretim olmamıştı, bu sefer nasıl oldu bilmiyorum, bıraksalar bütün hayat hikayemi anlatacak kadar rahattım.

zihnimde ne gibi birşey değişti bilmiyorum. bu tür konuları konuşmak, kendi hikayemi bir topluluk önünde anlatmak imkansızdı benim için. daha 6 ay önce gittiğim psikologa bile anlatmaya utanıyordum, anlatıcam diye soğuk soğuk terler boşanmıştı, 6 ayda resmen evrim geçirdim. bu benim için şaşırtıcı oldu. hala über süper rahat bir insan değilim bu konuda, ama ciddi bir aşama kaydettiğim kesin. kendimle gurur duyuyor muyum, yok hissettiğim gurur gibi değil, ama bolca hayret hissediyorum, bir de iyileşiyormuşum gibi geliyor. hala korkularım ve çekincelerim var elbette, hala en yakın arkadaşıma açılamadım mesela ama sürekli bu konuda bir adım atabiliyorum.

duygular ve sıkıntılar konuşuldukça hafifliyormuş, derdini anlatmayan derman bulamıyormuş, kanlı canlı yaşamış durumdayım. benden havadisler böyle.
  • /
  • 91