bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

hocam ödev vermiştiniz diyen öğrenci

düzenin işleyişi için ilgilileri uyarmayı çok mühim sanan öğrenci davranışıdır. daha sonra bu işi gambazlığa vardırarak kariyer yapanları da görülmektedir. fakat ileri yaşlarda bu iş rezillik boyutuna vardığında ortamda kepaze olunur. *

21 aralık 2012

twitter da güvenilir bir kaynaktan aldığım haberlere göre iptal olmuştur. ahiret soruları çalınmış. *

facebook şifresini vermeyen hain sevgili

manası olmayan, güven zedeleyici ve ilişkiyi yıpratıcı bir taleptir. elbetteki bir mahremiyet olmak zorundadır. fakat bu mahremiyeti kötü kullanan bir sevgilininde gittiği yol bellidir. *

imam osurursa cemaat sıçar

bir işte sorumluluk sahibi kişinin işi cığırından çıkartması sonucunda başkalarının da daha beterlerini yapmasına meydan bırakmasıdır. kısacası klavuzu karga olanın burnu boktan çıkmazmış

(bkz: sıçtı cafer bez getir cıvık sıçtı tez getir)

taşaklı üyenin yeni geleni tehdit etmesi

tehdide gözünü kapatacaksın ve okuyarak öğreneceksin. ama severek anlayacaksın yeğen.

vücudun en hassas noktası

burun. çünkü vücudumuzun en önemli denge noktalarındandır. en basitinden parmağınızı birinin dudak, burun arasına koyun ve yukarı hareket ettirin. bakın nasılda iskambil kağıdı gibi yıkılıyor.

http://ayisozluk.com/lnk/a3acfd

altın küre ödülleri

13 ocak 2013te sahiplerini bulacak altın kürelerdir. adaylar söyle sıralanmıştır.


en iyi film (drama)

argo
django unchained
life of pi
lincoln
zero dark thirty



en iyi film(komedi/müzikal)

marigold otel’de hayatımın tatili
sefiller
moonrise kingdom
salmon fishing in the yemen
umut işığım



yönetmen

ben affleck (argo)
kathryn bigelow
(zero dark thirty)
ang lee (life of pi)
steven spielberg (lincoln)
quentin tarantino
(django unchained)



kadın oyuncu (drama)

jessica chastain (zero dark thirty)
marion cotillard (rust and bone)
helen mirren (hitchcock)
naomi watts (the impossible)
rachel weisz (the deep blue sea)



erkek oyuncu (drama)

daniel day-lewis (lincoln)
richard gere (arbitrage)
john hawkes (the sessions)
joaquin phoenix (the master)
denzel washington (flight)



kadın oyuncu (komedi/müzikal)

emily blunt (salmon fishing in the yemen)
judi dench (marigold oteli’nde hayatımın tatili)
jennifer lawrence (umut işığım)
maggie smith (quartet)
meryl streep (aşk yeniden)



erkek oyuncu (kom./müz.)

jack black (bernie)
bradley cooper (umut işığım)
hugh jackman (sefiller)
ewan mcgregor (salmon fishing in the yemen)
bill murray (hyde park on
hudson)



en iyi yabancı film

aşk (avusturya)
kon-tiki (norveç)
the intouchables (fransa)
a royal affair (danimarka)
rust and bone (fransa)



televizyon

en iyi dizi (drama)
boardwalk empire
breaking bad
downtown abbey
homeland
the newsroom
en iyi dizi (komedi/
müzikal)
the big bang theory
girls
modern family
episodes
smash


tam listesi için: http://www.goldenglobes.org/2012/12/nomi...

2013 oscar ödülleri

altın küre adayları göz önünde bulundurulduğunda bu seneki akademi ödüllerinin steven spielbergin yönettiği lincoln ve quentin tarantinonun yönettiği django unchained filmlerinin kapışmasına sahne olacağı benzer. bunun dışında ben affleckin yönettiği argo adlı filmde sürpriz olarak nitelendirilebilir. 2013 törenlerinde en favori aday olarak görülen cloud atlasın altın kürede pek esamesinin okunmaması da dikkat çekici. bu gidişle cloud atlas ın yüzü suyu hürmetine özel efekt oscarını almasını beklenebilir.

türkiye'nin eurovision'a katılmaması

çok yersiz bir karar olarak dikkat çekmektedir.bu durum yarışma sırasında düzenlenen toplantılarda daha çarpıcı bir şekilde dile getirilecekken böylesine sığ bir kompleks göstergesi gibi yapılması talihsizlik olarak görülmektedir. muhtemelen birisi bir daha da eurovisiona gitmem bizde kendi eurovisionumuzu yaparız demiş. avrupada türkiyenin son zamanlarda daha agresif ve olumsuz algılanmasının da etkili olduğu tartışılmaktadır.

eurovision 2013

çok yersiz bir karar olarak dikkat çekmektedir.bu durum yarışma sırasında düzenlenen toplantılarda daha çarpıcı bir şekilde dile getirilecekken böylesine sığ bir kompleks göstergesi gibi yapılması talihsizlik olarak görülmektedir. muhtemelen birisi bir daha da eurovisiona gitmem bizde kendi eurovisionumuzu yaparız demiş.

eurovision 2013

ingiltere, fransa, almanya, ,italya, ispanya'nın kurucu üye olarak yarı finalde yarışmadan direkt finale yükselmeleri ve 2011 den beri jüri oylarının %50 si ile televote oylarının %50sinin puanlamada etkili olması sebeplerini öne sürerek bu sene yarışmada yer almayacağız. kurucu ülkelerin hem yarı finale girmeyip direkt finalde yarışmaları hem de oylama sistemini lehinlerine değiştirmelerine dikkat çekerek bu yönde haksız rekabet olduğunu iddia etmiştir. bu sene (kriz nedenleri başta olmak üzere) rekor katılmayan ülke olacağı tahmin edilmektedir.

muhteşem yüzyıl

yayından kaldırıldığı zaman tek başlı yönetimi kabak gibi açığa çıkaracak dizi olacaktır. fizandan bile anlaşılabilecek bir durum olacaktır. bu gibi magazin konuları gündemdeyken daha çok neler sümen altına gidiyor diye düşümdürmektedir.

(bkz: arka sokaklarda neler oluyor)

iphone 5

marjinal

çoğunluğa uymayan, sıradışı düşüncelere ve yaşama sahip olan kimselere söylenegelmiş sözdür. fakar geçmişteki marjinallikler belli bir mantığa ve gerçekliğe dair ise zamanla normalleşmektedir. fakat sırf ilgi çekmek uğruna laf olsun diye bunu yapan tek hücreli organizmalar da bulunmaktadır *. işte bu ve bu gibi konularda sapla samanı karıştırmamak gerekmektedir. nasıl olsa zaman gerçeği gösterir.

serra yılmaz

özellikle başörtülülerden korkuyorum öcü gibiler beyanatından sonra ciddi hedef haline gelmiştir. malesef söylediklerinin bütününe bakılmayıp bu sözü nedeniyle az kalsın linç edilecekti. bu nedenle pek fazla kimse ile muhattap olmamayı tercih ediyor. en son izmir kısa film festivalinde yine yakın arkadaşı olan ümit ünal ile birlikte son filmi olan nar izleyicileriyle buluşarak moral depolamışlardır. italya ile türkiye arasında mekik dokuyan en gizemli, şirin ve akıl almaz rollerin karakteridir. varlığı ile bizim büyük desteğimiz olan bir candır.

türkan şoray kanunları

zamanında burnu büyüklük gibi görülmüştür. günümüz ise hele hele 90 dakikalık dizilerde emeği geçenlerin çabaları göz önünde bulundurulduğunda oyuncular için makul taleplerdendir. kısacası bir marka yönetiminin inceliklerinin gizli olduğu mesleki prensiplerdir. şöyledir:

- türkan şoray film senaryolarını film çekim tarihinden en az bir ay önce beğenir.

- türkan şoray senaryoyu beğenmezse yeni senaryo verilir.

- çekilecek filmin yönetmeni ve baş rol erkek oyuncusu için türkan şoray'ın onayı şarttır.

- türkan şoray adı jenerik, afiş, ilan ve sinema fenerlerinde başta ve tek olarak yazılacaktır.

- filmde öpüşme ve açık sahne olmayacaktır.

- filmlerdeki tarihsel giysiler şirkete, modern giysiler ise türkan şoray'a aittir.

- film çekimi yalnızca istanbul'da olur, şoray istanbul dışına çıkamaz.

- çalışma saatleri sabah 08.00 ile akşam 19.00 arasındadır.

- türkan şoray, pazar günleri çalışmaz.

- türkan şoray, mecburi gecikmeleri 10 günden fazla beklemez.

- filmlerin seslendirilmesinde türkan şoray'ın onayı şarttır.

- şirket filmi kendi hesabına çeker, başka şirket ile ortak yapım için türkan şoray'ın onayı şarttır.

- film renkli ise türkan şoray'ın onayıyla çekim saatleri uzayabilir.

- bu şartlara uymayan film şirketi 100 bin lira ödemeyi kabul eder.

- ihtilaf halinde istanbul mahkemeleri yetkilidir.

- turkan şoray şirketlerden film başına (...) lira alır.

- senaryoyu türkan şoray'ın onaylaması şarttır.

http://gundem.milliyet.com.tr/iste-18-ma...

sözlük yazarlarının prensipleri

bir ahır sahibi olarak dingo

interaktif sözlükler kasım 2012 sıralaması

interaktif sözlükler kasım 2012 sıralaması

keşke üst sıralarda olsak diyoruz ama diğer sözlüklerde de yazmayı seven ahali * bu zamanlarda eve kapandığından sıkça yazacaktır diye düşünüyorum. imkan olsada güzide entarilerimizi görseler, bizi tanısalar, sevseler, bağırlarına bassalar... *
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.