bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

neden sigara içiyorsun sorusuna verilebilecek alternatif cevaplar

sözlükteki huzur ortamı

sözlüğün inzivaya çekildiği anlardandır. *

yiğidi öldür hakkını ver

kim ne olursa olsun herkese hakkını vermeyi öğütleyen bir deyiştir. malesef bazen insanlar kantarın topuzunu kaçırıp tutarsız, maksadını aşan lakırtılar edebilmektedir. fakat asıl unutulmaması gereken bir şeyler paylaşırken defalarca irdelemek ve düşüncesizlik etmemektir. sevmediğimizi birisi dahi olsa onunla ilgili gerçeği, hakkı olan şeyleri de teslim etmemiz gerekmektedir. dedikodu yapanların malesef yapamadığıdır. unutulmaması gereken şey ne olursa olsun hak yerini bulur. düşünmeden, fütursuzca edilen laflar yazın yediğin hurmalar kışın götünü tırmalar deyişindeki gibi layığını bulur.

müptelayım sana

harun kolçak tarafından gerçekten mükemmel yorumlanmış, müziği onno tunça * sözleri de leyla tunaya ait olan bir eseridir. parça harun kolçakın 1991 yılında beni affet adındaki ilk albümünde yer almıştır. benim için değeri büyük. bana nasıl büyüdüğümü ve nereden nereye geldiğimi hatırlatan bir şarkıdır. söylemeside çok ama çok çok zor bir eserdir. *

sözleri şöyledir:

sigaram gibisin
en tutkulu keyfimsin
yanımdayken özlüyorum
dumanın yakıyor
kalbim hızla hızla atıyor
ellerim seni arıyor

müptelayım sana
zarar versen de bana
katlanıp acılara
seni içime çekiyorum

dudaklarım alışık
ellerimle barışık
duygularım çok karışık
tadın kokunla geliyor
kalbim hızla hızla atıyor
ellerim seni arıyor

müptelayım sana
zarar versen de bana
katlanıp acılara
seni içime çekiyorum

harun kolçak

kendisi 90 lı yıllarda pop müzik adına gerçekten çok büyük ve takdire şayan işler yapmıştır. şu zamanda kimsenin harcı değildir bir şarkıyı defalarca söyleyip en iyi kaydı albüme koyması. bu sıralar uğraşılmayan bir iştir. günümüzde bir şarkı 10 kere söylenir ve sonra kes yapıştır marifetiyle albümde yerini alır. bu söylediğimi ancak müptelayım sana adlı parçasını dinledikten sonra daha iyi anlaşılacağına inanıyorum. her ne olursa olsun her sanat emekçisi gibi inişli çıkışlı hayatı olmuştur. *. tutarsızlıkları bir kenara bırakıp, her ne olursa olsun yiğidi öldür hakkını ver demeke gerekmektedir.. *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

dalga geçmek

taşak geçmek

yaptığı işleri yüzüne gözüne bulaştıran, saf kişilere yapılagelmiştir. bunun dışında sıra dışı olaylarında dile dolanmasıyla yapılabilmektedir. ama taşak geçen kişinin taşak konusu olması da insanları ayrıca eğlendirir.

ekşi sözlük

anlayış göstermeden bekleyen zat

yaptıklarını ettiklerini görmeyen, bunlardan ders almayan fakat aynı zamanda başkasından aynı davranışı gördüklerinde demediğini bırakmayan insanlardır. * başkalarının açıklarını dedikodu olarak kullanmaya bayılırlar ama onlara hatalarını gösterirseniz psikolojileri bozulur, oturur ağlarlar. * ağlamak yada psikolojisi bozuk olmak ayıp değildir. ama riyakarlık ve yalan traji komik. *

ben eşcinselim

bu cümleyi söyleyemeyip her fırsatta ayrımcılık yapan eşcinseller de malesef vardır. örneğin: iş yerinde, çevresinde kimseye söyleyemez hatta kendi diyemez ama başkasının yapmasını bekler ve başkası da yapmayınca aşağılar. malesef bu durum yapmam diyenin de yapacağı bir şeydir. çünkü toplumda dış kapını mandalı konumunda olmanın getirdiği bir durumdur. her neyse bu cümleyi söyleyebiliyorsanız siz üst tabaka eşcinsel olmazsınız. şükrediniz ve herkesin sizin kadar huzurlu söyleyeceği bir zaman dileyiniz. söyleyemiyorsanızda söylermiş gibi yapıp kimseyi küçümsemeyiniz. küçümsediğiniz kişinin ardına saklanmayınız.

çok seks yapan kaşar mıdır

aseksüel olupta, otel otel gezen, her fırsatta birinin kollarında olup hiç sex yapmayan insanları da beğenerek izliyoruz. * onlar çok sex yapmazlar ve kaşarda değildir! bu tarz insanlara muşmula demek uygundur. *

paşa çayı

bazı yerlerde bir fincan çayın içine bir parça buz istediğimde garip yüz halleri ve abuk hareketler * sebebiyle dışarıda ağız tadıyla içilemeyen, içirilmeyen çaydır. *

seviştiğiniz ayı sözlük yazarı sayısı

2012 londra olimpiyatları

çok güzel bir fikir ve tasarımla tüm ülkeleri temsil eden bakır taçların dıştan içe teker teker yanmasıyla ve ardındanda hepsinin birleşip göğe yükselmesiyle tamamlanan harikulade bir olimpiyat meşalesi yapılmıştır. fakat meşalenin sanki yarım kalmışçasına stadın ortasında durması ve akibeti kafalarda soru işareti bırakmıştır.

2012 londra olimpiyatları

an itibarı ile dev bir müzikal gibi işlenen ve olimpiyat tasviri ile takdir ettiğim bir açılış seremonisi sergilenmektedir.

olimpiyat oyunları

olimpiyat meşalesinin yakılması her oyunda özel bir andır. bunlardan en çok akılda kalanaları * 1988 seul olimpiyatları, 1992 barselona ve 2000 sydney olimpiyatlarıdır. seul olimpiyatlarında meşale yakılması esnasında güvercinlerin meşaleye yanmadan önce tünemesi ve ordayken meşalenin yanması çok büyük talihsizliktir. * bu nedenle 1988 olimpiyatlarından sonra temsili kuş maketlerinin uçurulmasına karar verilmiştir. bunun dışında en görkemli meşale yakılışı * 1992 barcelona olimpiyatlarında meşalenin ok ile yakılmasıdır. oldukça riskli ve radikal yakılışıyla en çok akıllarda kalanlardan biridir. bunun dışında en çok akılda kalan meşale yakışı da 2000 sidney olimpiyatlarında gerçekleşmiştir. suyun içinden çıkan meşale ayrı bir görkemlidir. *

http://kisalt.be/9jmtsw

http://kisalt.be/kh5aho

http://kisalt.be/jkg8bj

olimpiyat oyunları

hakkında bir çok mit olan olimpiyat oyunlarının kökeni eski yuyan uygarlıklarına dayandırılmaktadır ve modern olimpiyatlarında ilk yapıldığı ülkede 1896 yılında yunanistan dır. 1896 yılında yapılan bu olimpiyatlar 14 ülkenin katılımıyla ilk modern olimpiyatlar olarak tarihe geçmiştir. bu nedenle de olimpiyat ateşini yakmak için kullanılan ateşte yunanistandan yola çıkmaktadır ve ilk kafile olarak seremoniye yunanlı sporcular alınmaktadır. savaşlar haricinde 4 yılda bir olarak düzenlenmiş ve bir şekilde günümüze kadar gelmiştir. sembolündeki renk renk, iç içe geçmiş halkalar 5 kıtayı temsil etmektedir. bu sembol 1912 olimpiyatlarında ilk kez 5 kıtadan sporcuların katılmasının ardından 1914 yılında kabul edilmiş ve 1916 olimpiyatlarında kullanılmıştır. yaz oyunlarından sonra 1924’te kış oyunları da 4 yılda bir düzenlenmeye başlamıştır. 1992 yılına kadar yaz ve kış oyunları aynı yılda düzenlenirken daha sonra kış olimpiyatları ile yaz olimpiyatları 2 yıl arayla düzenlenmeye başlamıştır. bunun dışında paralimpik olimpiyatlar ile engelli sporcularında başarıları desteklenmeye başlanmıştır. tüm olimpiyat organizasyonları uluslararası olimpiyat komitesi tarafından denetlenmekte, kararlaştırılmakta ve düzenlenmesine izin verilmektedir. fakat ilk göz ağrısı olduğundan mı yoksa daha çeşitli olduğundan mıdır yaz olimpiyatları daha çok ilgi görmektedir. yıllara göre yaz olimpiyatları şöyledir:

1896 i. olimpiyat oyunları atina yunanistan
1900 ii. olimpiyat oyunları paris fransa
1904 iii. olimpiyat oyunları st. louis abd
1906 ara oyunlar atina yunanistan
1908 iv. olimpiyat oyunları londra birleşik krallık
1912 v. olimpiyat oyunları stokholm isveç
1916 vi. olimpiyat oyunları berlin alman imparatorluğu (yapılamadı)
1920 vii. olimpiyat oyunları antwerp belçika
1924 viii. olimpiyat oyunları paris fransa
1928 ix. olimpiyat oyunları amsterdam hollanda
1932 x. olimpiyat oyunları los angeles abd
1936 xi. olimpiyat oyunları berlin almanya
1940 xii. olimpiyat oyunları helsinki finlandiya (yapılamadı)
1944 xiii. olimpiyat oyunları londra birleşik krallık (yapılamadı)
1948 xiv. olimpiyat oyunları londra birleşik krallık
1952 xv. olimpiyat oyunları helsinki finlandiya
1956 xvi. olimpiyat oyunları melbourne avustralya
1960 xvii. olimpiyat oyunları roma italya
1964 xviii. olimpiyat oyunları tokyo japonya
1968 xix. olimpiyat oyunları meksiko meksika
1972 xx. olimpiyat oyunları münih almanya
1976 xxi. olimpiyat oyunları montreal kanada
1980 xxii. olimpiyat oyunları moskova sovyetler birliği
1984 xxiii. olimpiyat oyunları los angeles abd
1988 xxiv. olimpiyat oyunları güney kore seul
1992 xxv. olimpiyat oyunları barselona ispanya
1996 xxvi. olimpiyat oyunları atlanta abd
2000 xxvii. olimpiyat oyunları sidney avustralya
2004 xxviii. olimpiyat oyunlar atina yunanistan
2008 xxix. olimpiyat oyunları pekin çin
2012 xxx. olimpiyat oyunları londra birleşik krallık

kekin içinden çıkan allah yazısı

yeni tapıntımız olarak müslümanlık tarihinde yerine almış bir konudur. domatesin hıristiyan olması konusunda bir misilleme olarak göze çarpmaktadır.

(bkz: allahım sana geliyorum) *

pasif oldun diye üzülme aktif oldun diye sevinme

nasıl olunduğuna dair tarif edilmesi konusunda beklenti yaratmaktadır. yeri geldiğinde nasıl seviniriz, nasıl üzülürüz diye öğrenmek lazım. *

(bkz: aktif olunmaz doğulur)
(bkz: pasif olunmaz doğulur)
(bkz: alayına aktif)
(bkz: alayına pasif) *
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.