bodurayi

Durum: 3105 - 0 - 0 - 0 - 03.11.2020 18:52

Puan: 49614 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

lanettayin bir mahlukat.
  • /
  • 156

oscar ödülleri

asıl adı academy awards* olan ama genel geçer adıyla oscar ödülleri olarak tanıdığımız, sinema tarihinin en eski ödüllerinden biridir. ödülü sunanların her sene " the oscar goes to..." diye ödülleri takdim ettiği ve ödülü alanlarında akademiye ve hollywood yabancı basınına teşekkür etmek zorunda olduğu ödül törenidir. törende yapılan gaflar izlenimi keyifli kılsa da, akademi ratafından törendeki davranışlar sürekli değerlendirilmektedir.

ayı sözlük yazarlarının unutulmaz pişmanlıkları

yurt dışından kaçak kalmamak adına dönmek ve ben döndükten 3 ay sonra afetler nedeniyle kaçaklara vatandaşlık hakkı verilmesi.
bunun dışında da vicdanımı kapatamıyorum. bu uğurda kendim dışında bakış açılarım sayesinde kendime bile yetmiyorum bazı zaman. iyi midir kötü müdür bilemiyorum ama ne yapsamda ne etsemde vicdanıma sormadan edemiyorum. kendimi de madur ediyorum ama hak yerini bulsun diye işte. *

sensiz olmaz ki

ben bir çok yerde bir kayahan parçası olduğunu mustafa ceceliden ilk duyduğumda söylemiştim ama bir çok kişide bana sie şeklinde yaklaşmıştı. sonrasında kimseyi kırmamak adına susmayı tercih ettiğimişimdir. ne de olsa gerçek ortada.*

arpej

eşlikte kulllanılan ve belirli derecedeki seslerinin aynı anda ve ya arda arda çalınmasıdır. en bilindik arpej şekli 1. , 3. ve 5. derecesindeki seslerinin arka arkaya veya aynı anda çalınmasıdır. fakat eşlikte elbetteki akorlar değişeceği için her değişen akorun bu 1. , 3. ve 5. seslerinin çalınışına verilen addır. bu temel seslerin üzerine 7. , 9. derecelerinde eklenmesiyle de arpejin etkisi değişmekte ve çeşitlenmektedir.

hugo

özellikle görsel efektler konusunda tüm ödülleri toplayacağına inandığım, sinema tarihini de gözler önüne sunan bir hikayeyi barındıran etkileyici bir filmdir. filmde özellikle de başrol oyuncusu asa butterfieldın performansı inanilmaz etkileyici. aynı zamanda kick assten hitgirl karakteri ile tanıdığımız chloë grace moretzi de bu filmde izlemek mümkündür. tek kelime ile harika ve 7den 77ye hiçkimsenin izlemekten mutsuz olmayacağına inandığım bir filmdir. film anlatımının bir tür charles dickens öyküsü havasında olması da ayrıca güzeldir. martin scorsesenin yönetmenliğini yaptığı etkileyici bir fildir. * bu arada filmdeki dreamworks vurgusu da dikkatlerden kaçmamaktadır.

hırpani

yıpranmış, eskimiş ve paralanmış gibi anlamları barındıran bir sıfattır.

can bonomo'nun türkiye adına eurovision'a katılması

bartu küçükçağlayan

haluk bilginer ve kenter ekolünden yetişmiş bir oyuncudur. aslında bu zamana kadar bir çok dizide ve filmde yıllardır arka planda gördüğümüz bir oyuncudur. bunlardan bir kaçı binbir gece ve haziran gecesidir. fakat asıl etkileyici işlerinden biri çoğunluk filmindeki rolüdür. bu film sayesinde 47. antalya altın portakal film festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülünü de almıştır. çoğunluk filmiyle akıllarda yer eden ve yalan dünya dizisiyle de şu sıralarda popülerliğinin doruklarında olan bir oyuncudur.

çapkın

aynı zamanda 2005 yılında yapılmış absurd ama zaman zaman keyifli olan bir diziydi. şu sıralarda absurd ve maksimum eğlenceli leyla ile mecnun dizinin bir nevi ilk örneklerindendir. başrollerinde okan yalabık oynadığı dizide nice tanıdıkla karşılaşmakta mümkündür. mesela bu sıralar yalan dünya dizisinde fırtınalar estiren bartu küçükçağlayan ve leyla ile mecnundan tanıdığımız ahmet mümtaz taylan bunlardan bir kaçıdır.

jeneriği şöyleydi:

http://kisalt.be/gbm3fd

love me back

ben can bonomoya güvenenlerdenim. parçayı duyunca vay be! demedim ama akılda kalan bir melodisi var. herkesin aklında yer edip, dile dolanacak bir şarkı. sonuç olarak ben show ve son düzenlemeler sonunda geçen seneki gibi bir hüsran yaşamayacağımıza ve asıl eurovision da oylamaların sonuna kadar nefesimizi tutacağımıza inanıyorum. hadi bakalım başarılar dilerim.

can bonomo

az sonra trt de ülkemizi eurovision 2012 de temsil edecek parçayı seslendirecektir. merakla beklenmektedir.

misafirlikteyken sıçamama sorunsalı

böyle evi haricinde başka yerde sıçarken, sıçma esnasında sifonu çekip koku salımını azaltmak mümkündür. fakat bazen mahsülün 1 gramı ortamdaki oksijeni sömürebilmektedir. bunlar söz konusu olduğunda misafirlikte sıçmamak tercih ediliyor. hatta bir gün malesef misafir tuvaletindeki deodorantı sömürmüştüm. fakat yinede biçare kalmıştım. samimi olmadığınız evlerde yapmayınız efendim.

uçurum

yüksek ve sarp yerler için kullanılan bir tabirdir. an itibarıyla atv de başlamış dizinin adıdır. selçuk yöntem ve ezelin senaristi olan kemal derenin varlığı diziyi fazlasıyla iddialı yapmaktadır. bunun dışında dizi uluslararası bir oyuncularlada fazlaca dikat çekmektedir. konusu moldovyalı sex işçilerini ile başlamaktadır ama ucunun nereye dayanacağı merak konusudur.

baykuş

okan bayülgenin tv8 deki programlarının maskotu olarak kullanıldığı hayvandır.

aids hastası eşcinselleri idam etmek

eski tabiri ile" bu aidslileri asanları taksimde sallahdıracaksın bak o zaman bir daha yapıyorlar mı yapmıyorlar mı? " demek var ama içimiz el vermez. günün birinde aidsin tedasivi bulunsa bile malesef bunun tedavisi bulunamayacak gibi görünen zihniyettir.

otobüsten adam kaldıramamak

hangi sitilde kaldırıp kaldırılamayacağı merak konusu olan durumdur.

(bkz: silkme)
(bkz: koparma) *

köfte

hamamda peştemal altından karşılıklı yapılan hadisedir. *

sonradan eşcinsel olmak

akıllara sonradan görme tabirini getirecek bir durumdur. altında yatan sebepleri kabullenmeyen, bilmeyen ya da henüz anlamamış olan kişilerin kendilerini böyle gösterdikleri, tanıttıkları görülmektedir. gerçi herkes kendini istediği gibi tanıtmakta özgürdür ve küçümsenemez fakat gerçekler pek öyle değildir.

avret yerleri

erkeklerde ve kadınlarda görünmemesi gereken yerleri ifade eden dini bir terimdir. avret kelime anlamı olarak: "eksik, gedik, açık; açılıp görülen şey; korkulacak, zarar gelecek yer" erkeklerde; diz üstü ile göbek arasındaki bölümdür. kadınlar da ise; avuç içi ve yüzleri haricinde her yeridir*. dini bakış açısına göre namazda bu yerlerin gözükmesi mekruh kabul edilir. kimi yaşayışlarda ise bunun tüm hayata yayıldığı da görülmektedir. genel bakış açısı ise cinsel organ, mabat ve *göğüs bölgelerini ifade eden bir terimdir. kısacası belli olmayacak şekilde örtülmesi gereken ve bütün dini inanışlarda sergilenmesi günah sayılan yerlerdir.

peştamal

hamamda kullanılan ama benim pek kullanışlı bulmadığım bir bez parçasıdır. erkeklerde bel altını örtmekte, kadınlarda da koltuk altından aşağısını yani avret yerlerini örtmesi amaçlanarak tasarlanmış; pamuklu, ketenli bir hamam giysisidir. olurda hamama gidersem altıma hırpani bir mayo giyip, üstüne peştemalı sarmaktayım. hamamda etrafıma baktığımda herkesin doğal davrandığı ama sanki benim peştamalım düşse adıma "... suçu ne" diye dizi yapılacakmış gibi triplere girdiğim konudur. fakat bazıları da köfte* için peştemal altına bir şey giymemeyi tercih eder.
  • /
  • 156
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 3105

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

fade out

efsane kliptir. zamanında sezen aksuda bir klibinde benzer tekniği kullanmıştır. fazla söze gerek yok buyrun burdan yakın.

bursa

son 10 yıl içerisinde kamuoyuna yansımış ya da yansıtılmamış düzinelerce gay ve trans nefreti olayı vardır bursa'da. son üç yılda 15 ten fazla trans ve eşcinsel türlü sebeplerle öldürüldü. bunların ancak bi kaçı medyaya yansıdı. gerisi sümenaltı... dahası burda sorgusuz sualsiz lan ibne diye saldırırlar ruhunuz duymaz. çünkü bursa ülkenin kültürel çeşitliliği istanbuldan sonra en çok olan yeridir. hal böyleyken kültürel çeşitliliği hazmetmemiş anlamamış bir sosyokültür hakimdir.

bir bursa kanunu olarak gaylerle kuytuda sikişilir, kamuda görünce zorbalık yapılır ya da saldırılır. saldırırsa içindeki dürtüyü bastırıyor ve rahatlıyor sanıyor andavallar. yani kısacası klasik muhafazakarlık , aşırı milliyetçilik yuvası davranışları had safhadadır. lgbti yaşamı için dengesiz, extra temkinli olunması gereken ve diğer metropollere göre kısıtlı rahatlığı olan bir yerdir. herhangi örtülü ya da resmi gay cafe ya da mekan yoktur. şehir genelinde gay toplanma alanı, bir hotpot oluştuğu anda milliyetçiler gelir olay çıkarır. yıllar önce bursa'da düzenlenen onur yürüyüşüne katılanlara sokak dayağı atılmış, linç etmeye kalkışılmıştır. nasıl bir hazımsızlık siz düşünün. madi , koli , laço , sipet ...vb gibi genel lubunca kelimeleri konuşurken bursa'da anlaşılmayacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

iyi yanı hiç mi yok... nilüfer ilçesi ülkenin en refah 10 ilçesinden biridir. nilüfer belediyesi lgbti kapsayıcı olmaya calışır. iyidir ama burada yaşam şehrin diğer bölgelerine göre oldukça pahalıdır. araban varsa orda yaşamaya çalışırsın. özgür renkler lgbti derneği nilüfer belediyesi desteği sayesinde faliyet göstermektedir. dernek ve belediyenin ortak çalışmasıyla anonim test merkezi kurulmuştur.

şehrin batısı nispeten daha iyi görünse bile bursa'nın huyunu suyunu alan herkes ilk paragrafta bahsettiğim örtük davranışlara sanki kuralmış gibi uyar. hani bir yazar tayin düşünüyorum demiş. bunları söylemek boynumun borcudur.

alternatif yerler:
(bkz:antalya)
(bkz:izmir)
(bkz:mersin)

gaydar

her daim arayışta olan bireyin saplantılı alışkanlığıdır. , bünyeye maymun iştahlılığı olağan karşılatmaktan başka bir işe yaramayan, belli olunmadığı düşünülse bile aslında kendi aramızda trafik lambası kadar dikkat çeken bir uygulamadır. sürekli açık kalması ciddi sağlık problemlerine yol açar.

aşık olunan kişinin uzakta olması

gönülden sürgün edilmekle sonuçlanır genelde. sizden daha iyisini bulduğu düşünüldüğünde kralı tanınmaz. böylece aşkınızı kimsenin bulamayacağı uzaklara taşımanı gerekir ve öyle yaşamaya mahkum kalırsınız.

islam'da eşcinsellik

yazarların hatırladıkları en eski anıları

* 5-6 yaşlarındaykende bir deniz maceram vardır. yazın sahilde tanıdık ailelerle düzenlenmiş bir plaj aktivitesiydi. bende suyu seven, derisi sünger bob olana kadar sudan çıkmayan bir çocuktum. tabiki annem bu durumu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuk olduğumu bildiği içinde sürekli diken üstündeydi. * ne hikmetse yüzmeyi bilir halde doğmuştum ama önlem olarak kolluk takarlardı. o kolluklar her 5 dakikada bir ailem tarafından takılır ve benim tarafımdan çıkartılırdı. kıyıda oynamayı reddederdim her zaman. açılmak isterdim.

neyse tüm aileler denizin, yaz gününün tadını çıkartıyordu. * gruptaki erkekler mangal, tavla alıp, sandala atlayıp biraz açılmayı planlıyorlardı. kadınlar ise güneşlenip dedikodu yapmayı. *. hal böyleyken bende babamlarla tüm erkekler gibi sandala binmeyi istedim. annem buna pek sıcak bakmıyordu. ama babam ben hallederim bir şey olmaz havasındaydı. öyle böyle derken bende sandal ekibine dahil olmuştum artık. çünkü yanımızda diğer ailenin ben yaşlarındaki bir oğlu daha vardı. onun binmesi ama benim binmemem ufak çaplı bir kriz çıkartacağıma delaletti. * neyse biz ikisi mayolu çocukla birlikte toplamda 6 erkek olmak üzere sandalla açılmaya başladık. ben ve diğer çocuk haricindeki erkekler mayolu değil, giyinikti. * tam bilemiyorum ama çok açılmadık. olsa olsa kıyıdan 25-30 metre falan. çünkü o mesafeden annemin hareketlerini net bir şekilde görebiliyordum. kadıncağız ikide birde kayığı gözleyip duruyordu. hatta annemin ifadesine göre o an diğer kadınlar merak etme, o kadar adamın içinde bir şey olmaz diye anneme söyleyip durmuşlar. *

neyse kayık sabitlenmiş, tavla açılmış ve mangalda da mısırlar pişirilmeye başlanmıştı. plana göre pişen mısırlar iskeleye getirilip kadınlara da ulaştırılacaktı. iskele ile de olsa olsa 10 metre var yada yoktu aramızda. babam bu arada tavla oynuyordu. bende arkasında " aslan babam hadi yen " gibisinden gaz veriyordum. fakat gaz vermemdeki amaç biraz farklıydı. bu sırada kollukları yavaş yavaş çıkarıp suya atlayacaktım ve kıyıya yüzecektim. böylece çocuk aklımla yüzdüğümü ispat edecektim sanırım. neyse ben gazlama eşliğinde kollukları çıkartıp fark ettirmeden kenara koydum. ve yine fark edilmeyecek bir anı gözetip sandaldan kendimi yavaşça denize bıraktım. sandalda keyifler öylesine yerindeydi ki; kimse böyle yaptığımın farkına bile varmamıştı. kimin aklına gelirdi ki... * neyse ben iskeleye doğru yavaş yavaş yüzmeye başladım. bu sırada annem tetikte olduğu için bir kaç dakika içinde durumu fark etti ve feryat figan olayı sandaldakilere haber vermeye çalıştı. tabi bu sırada ben iskeleye varmak üzereydim. tüm kadınlar ve plaj ahalisi iskelede toplandı ve sandala " çocuk suda " diye bağırınmaya başladı. bunu duyan sandal ahalisi bir anda ayaklanınca da... beklenen durum gerçekleşti ve sandal alabora oldu. bende bu sırada iskele kenarındaydım artık. olay sonrasında annemin telaşla karışık beni azarlayışını ve daha sonrada gevrek gülüşünü hatırlıyorum. hatta bu sebepten annem bir süre babamı fena diline dolamıştı. ardından babamdan yediğim temiz bir sopa sayesinde bu olanlar hafızama kazınmış oldu. tadı hala ruhumda yankılanır.

şirinler

* uzun uzun yıllar önce, ormanın derinliklerinde, küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. onlar kendilerine şirinler derlerdi. çok iyiydiler. ve sonra korkunç büyücü gargamel vardı. o kötüydü...
" gargamel= aa! şirinlerden nefret ediyorum. * sizi yakalayacağım. yıllarca uğraşmam gerekse bile sizi ele geçiricem. hepinizi hi he he he he he heeeeee! * oooo! sizi yakalayacağım. elbet bir gün yerinizi bulacağım. o zaman... o zaman pişman olacaksınız. "
* bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki gargamel'in çığlıklarını duyabilirsiniz. ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

sayfiye yerinden bir bahçe yağmalaması anım vardır. 5 arkadaş şehrin biraz dışındaki bir bahçeye göz dikmiştik. adama inat gider ne varsa yerdik. tabi annelerimizde tok karnına geldiğimiz; hatta sonrasında motoru bozduğumuz için bu duruma anlam veremezlerdi. bahçe sahibinin her zaman kullandığı yol bizim oturduğumuz yere yakındı. amcayı motor üzerinde uzaklaşırken gördüğümüzde aynen bahçede alırdık soluğu. kiraz senin, elma, kayısı, dut benim yer dururduk. hatta bir kaç sefer yakalanmanın eşiğinden bile dönmüştük.

neyse yine böyle bir gün amcayı uzaklaşırken gördük ve bahçeye daldık. ben dut ağacının tepesine tırmandım. diğerleri de şurda var, burda var, şu tarafta çok var diye beni yönlendiriyorlardı. böyle yönlendirdikleri bir anda bir hışımla " kaç laaaan geldi " diye bağırınıp topukladı arkadaşlar. bende ağaç tepesinde mal gibi kaldım. hemen ardındanda bahçenin sahibi adam geldi. işte o an tarrağa yan bastığım andı. adam sövüyordu. dal parçası, ufak tefek taş, toprak atıp duruyordu. bana da yavaş yavaş aşağıya inmekten başka bir çare kalmamıştı. ağaçtan inerken o an bir fikir geldi ve " ne kaybederim " diyip uygulamaya karar verdim. aşağıya iniğimde adama konuşması bozuk, bir spastik çocuk numarası yapmaya başladım. " amca aldık biz, onlar dedi , gittiler amca " gibisinden devrik, cümle etmeyecek düzensiz kelimeler kullanıyordum. hatta sürekli kafamı rastgele sağa, sola, aşağı, yukarı yavaşça haretket ettiriyor, hafif eğilip kalkıyor ve gözlerimi rasgele oynatıyordum. neyse adam bağırınırken bir anda sakinledi. acıdığını belli eder haldeydi, yüzünde görmüştüm. yani benim spastik olduğuma inanmıştı. işin iyi tarafı bahçe sahibi vicdanlı çıkmıştı. * neyse bizim amca " oğlum yapmayın etmeyin... isteyin benden... ben size veririm.... ama bu hırsızlık günah... " gibisinden cümleler kurmaya başladı. bende bozuk konuşmalarla, rastgele hareketler eşliğinde " amja amjaaaaa annem var benim. anneme gidicem ben amja " falan diye saçmaladığımı hatırlıyorum. * sonra bizim amca hemen motorundan 2 tane boş torba çıkarttı. torbalara da bahçesindeki elma, kiraz... gibi bilimum meyvalar doldurarak beni yolcu etti. önce kendisi götüreyim diye ısrar etti ama ben " gidicem ben giderim çocuk değilim ben. ben pilot olucam " gibisinden 4-5 yaş cümleleri kurdum. neyseki ikna oldu yavaştan yavaştan aldım torbaları ve eve geri döndüm. diğer çocukların yanına gittiğimde elimde torbalarla geri geldiğimi gördüklerinde mal olmuşlardı.

neyse aradan bir kaç hafta sonra bizim amca ile pazarda karşılaştık. işin garibi meğer bizim amca annemin sürekli kiraz aldığı adammış. ben alı al moru mor kaldım öyle. ağzımı açamadım. tanıyacak diye üç buçuk attım. neyseki tanımadı ama bunu yaşamak rol kabileyetimin olduğunu ve kullanabildiğimi gösterdi bana. her ne kadar utansamda; yaptığımın matah bir şey olduğunu bilsemde; ikna edici bir rol kabiliyetim olduğundan emindim artık.

gökyüzünde yalnız gezen ayılar

aileye açılmak

aileye karşı yapılmış bencilce bir açıklamadır. kendimizi düşünüp rahat yaşama isteğini açığa çıkartmak için bu durum dile getirilir. fakat gerçek böyle değildir. hayat daha da karışır, saklanması gereken bir eşyaymışçasına sokakta sizinle rahat edemezler, her hareketinizi, her bakışınızı duruşunuzu, sözünüzü yargılar hale gelirler. olası girişimler söyledir:

- anne ben bir denizatı olmak isityorum. yani istemiyorumda farkındayım ben bir denizatıyım.
-aaa! yavrucum o nasıl şey öyle hay allah! senin baya bir aklın karışmış. nazara gelmişsin sen... olmaz öyle şey. feytullah hocaya götüreyim seni bir güzel üfleyiversin sana hiçbirşeyin kalmaz.


-baba ben şerimanla beşik kertmesi olamam. bundan sonra korhan ile aynı evde yaşayacağız?
-ne demek olamam yavrucum. sen onu bunu boşver. dayınlar yeni ev için temel kazıyorlar. benle gel de temeli kaz bende (üstüne) beton dökeyim.

ancak ve ancak sosyal ortam itibarı ve dernekler vasıtasıyla bu durum açıklanmaya çalışılabilir. bu tür yardımlar alınabilir. böylelikle bencillik dediğimiz şey bir nebze birbirinizi anlamaya dönük bir çabaya dönüşebilir. yalnız olmadığınızı ve durumunuzu en iyi şekilde anlatmanıza yardımcı olacak bir topluluk anlaşılmanızı ufak da olsa kolaylaştırabilir.

sözlüğün suyunun çıkması

suyunu da taze tüketmek gerekir yoksa bir boka yaramaz ama asıl vitamini kabuğundaymış *

aids

ayran gönüllü bünyenin başına gelmesi olası bir hastalıktır.

(bkz: kim vurduya gitmek)

sözlükten gelen inleme sesleri

sözlükle sevişildiğine delalettir.

kırmızı elma sözlük

buradaki entry sarmalını okuduktan sonra yeni haberim olan sözlüktür. itiraf ediyorum 2010 dan beri yayınına devam ettiği halde yeni öğrendiğim için fazlasıyla utandım. hatta burda yazılan onca şeyi okuduktan sonra iyi bir pr çalışması olduğunu düşündüp sevinmiştim. ta ki son sayfadaki entryleri okuyana kadar. kendi adıma ne kadar edepsiz ya da kural tanımaz olarak kimin hakkında ne yazdıkları zerre kadar ilgimi çekmiyor. burada da nice gelişmeler hata yapa yapa öğrenildi. mod olarak görev yaptığım ilk zamanlar sinirlenip entrylerini silip tartıştığım kişiler oldu elbette. kimini küstürdüm, kimi ile konuşup tatlıya bağladım. ama kolay ama zor bir şekilde böyle bir işe başlayınca öğreniliyor ve en iyisini yapmak amaçlanıyor. eski yazarlar söz konusuysa belkide kendi adımada nahoş şeyler duyacağım sözlüktür. kim bilir... henüz detaylı okumadım ama göz attığım kadarıyla keyifli bir sözlük. aksi şeyler okumama rağmen içerik açısından çeşitlilik söz konusu. hatta şuraya bir uhte vereyim when we rise. kıyaslama açısından değil ama yeri gelir bazı şeyleri de burdan öğrenir insanlar.

yeri gelse orada gullum yapsak, yeri gelse burda dergi çıkarsak. yeri gelse orada kampanya yapsak, yeri gelse burada fantaziler çağlasak. her iki sözlüktende yazarlar buluşsa. o gelemez, bu gelemez, onu istemem gibi şeyler bir tarafa bırakılsa ve ortak etkinlikler yaratılsa. bunu yapmak uzaya çıkmak kadar kastırılacak bir konu değil. ne olduğumuzu biliyorsak, eşcinseliz ya da ötekileştirmem diyebiliyorsak neden kendi aramızda sörvayvıy yaşamak zorundaymışız gibi davranıyoruz. bu arada az önce yukarıda uhte verdiğim başlığı öylesine yazmadım. anlamı yükseldiğimizde. bu sözcük her iki sözlüğünde mottosu olursa biz varoluyoruz. kolileştirklerimle, çoşkumla , kederimle, küçük büyük başarılarımla hatta vazgeçişlerimle varolduğum sosyal bütünlüğüm eşcinsellik ya da en doğru adı ile lgbti. tekil birisi olarak ben hiçbir şeyim.

not: bu zamana kadar iki sözlük arasında ne olup bittiğine gerçekten yeni şahit oluyorum. ne o tarafta ne bu tarafta ne olup bittiğini bilmiyorum. bu arada az önce bana o taraf bu taraf diye yazdırdınız. yapmayın allah aşkına. ne tarafı yahu. bunu bize söylettirmeyin gözünüzü seveyim. bu entryde yazılmış hiçbir cümlemde kişisellik yoktur yani hiçbir tekil şahısa söylenmemiştir. yahu bunu bile yazmak zorunda hissettirmeyin bize. sözüm nerede olursak olalalım hepimize .


not 2: yanlış bir şey yapmayayım diye her yerdeki entrylerde birbirini aşağılayan tabirleri okudukça bu entry yi silmeyi bile düşündüm ama yazdıklarımda yanlış olan, taraf tutan hiç bir şey yok. asıl olması gerekenden bahsediyorum. hepimiz açısından. birbirinizle savaştıkça ben hayalciyim ve öyle kalmayada razıyım. fakat önünde sonunda hayellerimizi evrilleştirmeye nerden başlayabileceğimiz konuşacağız. ya bundan 3-5 nesil sonra ya da şimdi...
Henüz takip ettiği biri yok.