salonun diğer ucundaki kumandayı/telefonu yattığım koltuktan kalmaya ve yürümeye üşendiğimden çinli bir jimnastikçi gibi bütün mobilyalar üzerinden akrobatik hareketlerle almak.
ama benim için en tepe noktası, eğer ki hava kötü-soğuk-yağmurlu falan ise kaçta yatarsam yatayım yataktan çık(a)mamak. ola ki hava buz gibi, katiyyen ister sabah 7 ister aksam 5 olsun o yataktan çıkıp okula, dışarıya vs gidemem. herkes evinde, yatağında sıcacık mutlu bence.
hafiften kendisini görmeye başladığımız, tennessee'li model.
allah'ın bitirme tezi tadında, en özel, en güzel üretimlerinden. kıvırcık saçları, mavi gözleri ve sakalları ile ''analar neler doğuruyor!'' tepkisi verdirtti. böyle masum ama seksi, über seksi olmasa da epey hoş görünümü altında sanki mükemmel erkek varmışcasına bir izlenim çizmekte... tam bir keeper durmakta, mr right adayı. insanın baktıkça bakası geliyor. bu kadar güzel olmak suç olmalı.
broadway müzikali nine'nın 2009 yapımı filminden, penelope cruz'un yürek hoplatan performansı ile göz doldurduğu, havaya sokan parça.
guido, pronto
signore contini, telephone
go ahead
guido, i was lazing around my bedroom
when an idea occurred to me
i thought you might be
wondering about guido
who's not wearing any clothes?
i'm not, my darling
who's afraid to kiss your toes?
i'm not
your mama, dear, is blowing into your ear
so you'll get her loud and clear
i need you to squeeze me here
and here and here
is something wrong?
um, i'm not sure, it's about my film
it's from the vatican
go head, mon signore
coochie, coochie, coochie coo
i've got a plan for what i'm gonna do to you
so hot, you're gonna steam and scream
and vibrate like a string i'm plucking
kiss your fevered little brow,
pinch your cheeks till you say, "ow"
and i can hardly wait to show you how
guido who won't care if you come to me tired and over-worked?
i won't, bambino
who knows a therapy to beat what you can get from me?
i don't
but this will have to be enough for now
guido, ciao
i love you, guido
korkunç. az daha zorlasa 5 imdb puanlı ortalama bir korku filmine davetiye çıkartacak seri katil adayı. herkes kendi donunu-çorabını kendi yıkamalı, ayşe teyzeliği bir kenara bırakalım acilen.
açıklamada da bahsedildiği gibi sadece eşcinsellere özgü olmayıp, totalde bir şeyin eksikliği, kuyruk acısını yaşayan insan tipinin üzerinden atamadığı olaydır.
her birey egoisttir bence, bunun dozu az olur çok olur ama burada sözkonusu olan ''eşcinsel egosu''. sanal ortamda denk geldiğim güzel/kaslı bir vücuda sahip stereoid şişkini arkadaşlardaki magic mike havası, kafam pek çalışmayabilir/ağzım pek laf yapmayabilir ama ben seksiyim ona göre yani, bunu bil de gel tavrı. zayıf-twink tiplerdeki queen tribi ile kendilerini bir prenses, ayrıca zaman zaman lady gaga sanmaları sonucu ''ben seçilmem, seçerim!'' havaları. hele de beyaz slip donla, açmadığı yeri kalmayıp ''beni taşıyabilecek elit beyler arıyorum.'' kafası. kısacası ucuz.
şimdi burada diyebiliriz ki evet herkes her şey olmakta özgür, dilediğini isteyebilir ama öz eleştiri diye de bir şey var biraz dürüst olalım yani. nasıl birçok şişman insan kilosu yüzünden özgüveni az, içine kapalı olabiliyorsa zayıf-seksi ya da herhangi başka bir şey olmak da kimseyi omuzlara çıkartmıyor, ha omzunuza alırsınız o ayrı tabi. işte özellikle de maddi-manevi eksiklikleri yüzünden bu ambalajda olan insanlar çok itici geliyor bana. sırf talep görüyorsunuz diye bu sizin tek olduğunuz anlamına gelmez, evet insanın zaman zaman kendisiyle övünmesi biraz narsist olması gerekir ama işin cılkını çıkartıp rihanna'ya bağlamayalım lütfen.
1,5 anasınıfına gitmeme ve inanılmaz yetenekli öğretmen bir anneye sahip olmama rağmen şu ana kadar adını duymadığım, google'a bakınca yapmadığım için çok kıskandığım etkinlik.
genel olarak ''aşkım'' lafı zaten bana çok bayağı, anlamsız geliyor. artık şu zamanda öyle hitap şekilleri günlük hayata, daha doğrusu romantik ilişkilerden arkadaşlıklar seviyesine indi ki bana birçok aşkım diyen arkadaşım var. sevdiğiniz, gerçekten ''aşkım'' diyeceğiniz insana ne bileyim daha özel, daha anlamlı bir hitap şekli olmalı. onun değeri bir başka çünkü.
sıkıntıdan medcezir'e denk geldim ve orada biiplenmesine rağmen dudak okuyabildiğim ve hatırlayabildiğim kadarıyla (şebnem dönmez'in karakterinden):
sıçarım ağzınıza vb bi şeyler sonrasında ananızın... diye devam eden beni en çok şaşırtan ise ''sizi doğuran o ananızın amını, hatta ananızın komşularının amını sikerim.'' gibi bir şey.
işte tam da böyle derken hugh jackman bu konuya ''el atmış'' , kasıklarını avuçlayarak ve #feelingnuts hashtagi ile testis kanserine farkındalık yaratmaya çalışıyor şu günlerde.
pek sevmediğim elektronik müziği popla harmanlamaları ve o normalde abuk durabilecekken kendilerine çok yakışan tarzları, klipleri de hayli beğendiğim ikili. that's not my name ve shut up and let me go'nun yanısıra başka hoş parçaları da bulunmakta.
christina aguilera'nın pepsi'nin jingle'ı da olmuş neşeli şarkısı. reklamı hatırlamayanlar için,
hey yeah yeah, whoa yeah, whoa oh yeah
well everybody got an opinion now, don't they?
but it ain't no thing to me
it really don't make any difference now to me
if you don't like what you see
i pay no mind to the negative kind
cause it's just no way to be
i don't stop to please someone else's needs
gonna live my life for me
i'm gonna keep on, gonna do my own thing
we all got a song that we're meant to sing
and no matter what people say, or might think
i ain't going no place, no i'm here to stay
gonna keep on doing my thing
cause whether they love or they're hatin' on me
i'll still be the same girl i used to be
and i ain't going no place, no i'm here to stay
i'm here to stay
whoa oh oh yeah (i'm here to stay)
whoa oh oh yeah (i'm here to stay)
i've never been the type to be shy
i know that some would say i'm too headstrong
but id rather be a woman who voices her mind
whether you think i'm right or wrong
and i know some people wanna criticize
makes them feel better about themselves
so say what you will
time will reveal
in the end that i will be here still
i'm gonna keep on i'm a do my own thing
we all got a song that we're meant to sing
and no matter what people say, or might think
i ain't going no place, no i'm here to stay
gonna keep on doing my thing
cause whether they love or they're hatin' on me
i'll still be the same girl i used to be
cause i ain't going no place, no i'm here to stay
gotta get up
keep my head up
gonna keep on turnin it up, never let up
if i keep steppin it up, i'm a prove that
i ain't never gonna be stopped, like it or not
gotta get up
keep my head up
gonna keep on turnin it up, never let up
if i keep steppin it up, i'm a prove that i ain't never gonna be stopped, like it or not
woah woah woah
no matter the pressures that face me
i believe, i believe that we'll see
i'll never let anyone break me
all your doubt can do now is strengthen me
and life, it ain't always that easy
gotta fight to see past the boundaries
crossin' the lines i will define
every time
that forever is mine
i'm gonna keep on, i'm a do my own thing
we all got a song that we're meant to sing
and no matter what people say, or might think
i ain't going no place, no i'm here to stay
gonna keep on doing my thing
cause whether they love or they're hatin' on me
i'll still be the same girl i used to be
cause i ain't going no place, no i'm here to stay
i'm gonna get bold, i'm a do my own thing
we all got a song that we're meant to sing
and no matter what people say, or might think
i ain't going no place, no i'm here to stay
gonna keep on doing my thing
cause whether they love or they're hatin' on me
i'll still be the same girl i used to be
coz i aint going no place, no i'm here to stay
4 yıldır her önünden geçişimde yağ kokusu ile beni uzaklaştıran ancak özellikle de öğrenciler tarafından baya takdir edilen restoran. çok yağlı-sulu, ev yemeği sevmediğimden olsa gerek bir türlü sevemedim kendilerini. fiyatları uygun, çeşitleri de fena değil en son hatırladığım.
korku filmi sevmeme ve içerisinde jane levy olmasına rağmen orijinalini es geçip remake'ini izledim ki... aman diyeyim ben yaptım siz 90 dakikanıza kıymayın, 6,5 imdb puanını inanmayın.
benim böyle bir arkadaşım vardı, sabırtaşı (!) olduğumdan 3 sene kendisini ve sahteliklerini çektim artık daha fazla dayanamadım.
üniversitenin ilk yılında tanıştık, hep aşırı kibar, aşırı hassas vs olmasına rağmen benzer zevklerimiz sayesinde anlaşmaya başladık. kaba birisi değilimdir, hele de yetiştirilişim ve büyüdüğüm yerden ötürü sürekli gereksiz yere kibar davranmak zorunda kaldığım zamanlar da oldu. ama artık 20li yaşlar, üniversite, ne bileyim o özgür-gençlik kafası ile insan bu kadar kasıntı olmamalı diye düşünürüm, 50 yaşında konkenci teyzeler değiliz hani. allahım bu arkadaşım, kendisini sex & the city bir hayat yaşadığını sanır, öyle devam ederdi. ne zaman yemek yemeye gidelim desek ''mama yiyelim'' demesiyle beni benden alırdı. hani şirin olmak isteniyor olabilir ama değil, hele de anaokulunda olmadığımız düşünülürse. gerçekten komik. aile bazında ise, birazcık anlayabilirim ebeveynlerin özellikle de ilk çocukta aşırı bir ilgi, alaka, üzerine düşme, bağ kurma vs durumunu ama cılkı çıkmamalı. sonra o çocuklar ''annecik işte, babacık geliyor'' falan diye konuşuyor ilkokul-ortaokul döneminde o zaman da ayrı bir gıcık olurdum. sanki 3 ayı masalı annecik nedir allasen?
insan neye olursa sevgisini istediği gibi ama daha doğrusu içinden geldiği gibi göstermeli; şirin vs olmak için agu bugu hareketler çok itici.
friendly fires'ın kelimenin tam anlamıyla ''zıpır'', insanda zıplayarak dans etme isteği uyandıran parçası.
don't you know sometimes
these things they don't work out?
best to walk away
before your love runs out
don't you feel sometimes
you don't know who you are
giving all you got
but you're all just taking off
cold hearts
hold the world in your hands
got me feeling lovesick
in your arms
in your arms
cold hearts
hold the world in your hands
got me feeling lovesick
in your arms
in your arms
don't you feel sometimes
you might need this just too much
when everybody else
thinks you're out of touch?
don't you think it's about time
you turn the page and move on?
and learn to shake it up
before your love runs out
cold hearts
hold the world in your hands
got me feeling lovesick
in your arms
in your arms
cold hearts
hold the world in your hands
got me feeling lovesick
in your arms
in your arms
(i'm love..sick
i'm love..sick)
cold hearts
hold the world in your hands
got me feeling lovesick
in your arms
in your arms
cold hearts
hold the world in your hands
got me feeling lovesick
in your arms
in your arms
bıktım. 4 yıldır bitmek bilmeyen okuldan, adaletin olmadıgı ülkede bi şeyler yapmaya çalışmaktan, romantik ve arkadaşlık bazında yalnız olmaktan, insanların hep 2. tercihi olmaktan bıktım. annemin mükemmeliyetciliginden ötürü hicbir zaman en iyi olamamaktan, surekli başarısız surekli kilolu surekli insanların arkasından konuştuğu insan olmaktan bıktım. her ne kadar önemli olan önem verdigin insanların ne dediğise de ilkokul 1den beri insanların fısır fısır konuşmasından bıktım. insanların ağzı torba degil ki buzesin ama yıllardır olabildiğince kendim olup da doğru durust bir yeteneğim vs olmamasından bıktım.
kısacası, özellikle de bitmek bilmeyen bu cehennem final haftasında, bir kez daha her seyi herkesi "neden?" diye sorguluyorum. bu da boş bir zaman kaybından başka bir sey degil
sokak ortasında esneme-gerilme yaparken görülmüş kendisi. hayatımda böyle güzel bir esneme hareketi görmedim, pilates lastiğin ebru şallı'n olayım chris!!!
başrollerde yılların felicitysi keri russell ve matthew rhys'in rol aldığı, 2013 yılından beri yayınlanmakta olan suç/polisiye-drama dizisi.
konusu ise şöyle: 80lerin başlarında washington'da yaşayan, ilk bakışta sıradan bir "amerikan" ailesi olarak gözüken jenningsler aslında hiç de o kadar sıradan değillerdir. elizabeth (russell) ve philip (rhys) aslen sscb'ye istihbarat sağlamak amacıyla erken yaşlarda bir amerikan gibi eğitilmiş ve 22 yaşında amerika'ya gelerek "araya karışmaları" emredilen kgb ajanlarıdır. bu doğrultuda elizabeth ve philip, sahibi oldukları paravan seyahat acenteleri ile sıradan insanlar gibi gözükürken yeri gelince türlü türlü kılıklara girerek amerika'ya karşı bilgi toplarlar her bölümde. öyle ki philip taktığı peruğuyla fbi sekreterinden bilgi alacağım diye kadınla yatmaktan, hatta evlenmeye kadar gider... bir de çiftimizin birbirinden gereksiz iki çocuğu bulunmakta, hele de kızları sümsük paige tam evlerden ırak da...neyse daha fazla spoiler vermeyelim.
soğuk savaş dönemleri sevenlerin epey beğeneceği, keri russell'ın her bölümde güzellikten öldüğü ve dahası, her bölümde 80lerin enfes müziklerini de barındıran 8.3 imdb puanına ait bir dizi, izlenesi izlettirilesi.
ilk başta master için gitmeyi düşünürken daha istanbul'da 1 derecede dünyanın kaç bucak olduğunu gördükten sonra değil içlik vs, kafaya ugg geçirsem bile hayatıma devam edemeyeceğimi tahmin ettiğim soğuklar ülkesi, adeta frozen - let it go. oysa ne güzel gölleri, ormanları, beyleri falan vardı...
twitter'da rastladığım 4 fotoğraflık bir öyküyü, ve siz sevgili sözlükçüler için olduğunca çevirdim. sanırım esasen bir tumblr postu, epey de gülümsetti beni.
bir anne, ev arkadaşıyla beraber yaşayan oğlunun evine yemeğe gider. yemek sırasında, anne oğlunun ev arkadaşının ne kadar yakışıklı olduğunu fark etmiştir. oğlunun cinsel yönelimi hakkında şüpheli olan anne, iyi bir anne olarak doğru zaman gelince oğlunun kendisine açıklayacağını düşündüğünü için sesini çıkartmaz. ancak bu durum kendisini daha da meraklandırır. yemeğin devamında anne, oğlu ve ev arkadaşı arasındaki iletişimi, bakışmalarını izlerken dahası olup-olmadığını düşündü. annesinin bakışlarını hisseden oğlu ''aklından geçenleri biliyorum anne ve içini ferah tut, biz sadece ev arkadaşıyız ve dahası yok.'' der. bir hafta sonra, ev arkadaşı diğerine ''anne buraya geldiğinden beri gümüş servis tabağı/tepsi kayboldu, sence o almış olabilir mi?'' der. bunun üzerine oğul ''onun almadığına eminim ama yine de bi sorayım'' der ve mail atar annesine:
''merhaba anne,
sen aldın demiyorum, sen almadın da diyemiyorum ama durum o ki sen bizim eve yemeğe geldiğinden beri gümüş tepsi kayıp.
sevgiler -oğlun. ''
birkaç gün sonra oğul, annesinden yanıt alır:
''sevgili oğlum,
ev arkadaşınla yatıyorsun demiyorum ama ev arkadaşınla yatmıyorsun da demiyorum. seni sevdiğimi biliyorsun ve durum ne olursa olsun ki seni daha az önemsemem ama eğer ev arkadaşın yatağında yatıyor olsaydı gümüş tepsiyi yastığının altında bulurdu.
güzeldi. muazzam değil ama mükemmeldi. bunun en büyük sebebi de konsere gelen kitlenin hakikaten alakasızlığıydı.
gaga'nın o kusursuz sesi, performansı, içtenliği ve bitmek bilmeyen enerjisi ile şov harikaydı; öyle ki set list'in dışına çıkıp you & i söyleyerek mest etti. bir an olsun eğlenip-eğlenmekten durmadı, durdurmadı. sahaiçindeydim, gitmeden önce diyordum ki ''herhalde tıklım tıkış, herkesin tek vücut olduğu bi şey olur'' ama öyle olmadı, çılgınlar gibi dans ettim. hele de bad romance'e sıra gelince kendimi kaybettim. en öndeki aşırı little monster arkadaşlar dışında öyle her şarkıya eşlik edilmediğini duyunca açıkcası benim bile moralim bozuldu, anca paparazzi, alejandro ve bad romance'te biraz tüm kalabalık da eşlik etti. bad romance zaten başlı başına efsaneydi (harajuku olaylarından hoşlanmasam bile), resmen 6 yıl beklediğime değdi diyebilirim.
sadece müzik değil, her ne kadar bir pazarlama stratejisi de olsa gaga gerçekten bir kez daha neden bu kadar benimsendiğini gösterdi. o iran'lı hayranını sahneye çıkartıp hepimizi kıskançlıktan çatlatırken ona sarılması, born this way söylemeleri... hangi şarkıda hatırlamıyorum ama o yaptığı ''farklı olmaktan korkmayın!'' konuşması ve ''bu gece buradaki gaylerin ellerini kaldırmalarını istiyorum, bu dünyada farklı olmak zordur ve ne olursa olsun tanrı sizi seviyor'' diyerek gönlümü bir kez daha fethetti. hani gerçekten, belki çok banal gelicek ama o an orada hissettiğim o kabul edilme, o huzur hissini, o samimiyeti anlatamam."tonight we celebrate acceptance, tolerance, and love" diyerek pride bayrağını daha da yükseğe kaldırmasını söyledi.
ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir tanesini daha sildik, bir dahakine en önden bilet alıp gaga'yla karşılıklı dans etmek daha harika olur!
ilk başta bekleyenlerdendim, daha doğrusu ikinci sınıf bir romantik komedi tadında onun ''gelip'' beni bulmasını falan bekliyordum. ne bileyim insan az-çok hak ettiğini düşünüyor, kimler kimleri buluyor yani. baktım kimsenin geldiği yok, moralman tam gaz düşüşteyim ufak ufak, kendimce atılımlar yaptım ama değil erkeklere, insanlığa olan inancım sıfırın altına düştü. zaten ölsem ilk adımı atacak ya da birilerine yürüyecek biri değilim, kısa sürede doğru dürüst bir şey yaşamadan ilişkilerden falan her şeyden soğudum. hayır zaten insanlar nereden, nasıl tanışıyor da böyle aşık oluyor falan onu da bilmiyorum, ıskarta mı oldum acaba diye düşünmüyor değilim ara sıra.
birazdan söyleyeceklerim için tahminen (yine) aforoz edileceğim ama çok "renkli" bir sözlük olmamız sebebiyle, konu hakkındaki fikrimi söyleme ihtiyacı duydum buradaki birçok birey gibi.
öncelikle, haftalardır troll diye eleştirdiğiniz yazarlar gibi karşıt demeyeyim ama aynı paydada olmayınca hemen bir şeyin "düşmanlık" diye adlandırılmasını ne bileyim, doğru bulmuyorum. birini kendinize düşman ilan etmeniz için gerçekten bir şeylere kast etmesi ve karşılıklı bir süregelen çekişme, baskı olması gerektiği kanaatindeyim. öyle ki, sözlükteki birçok birey de gayet hdp'yi destekliyor-ki bunda negatif bir şey görmüyorum çünkü herkesin istediği şekilde hareket etme hakkı var, ben kimim ki diğerlerini düzeltme ihtiyacına gireyim daha doğrusu, düzeltme doğru bir kelime değil ama diğerlerine kendi düşüncemi kabul ettirmeye çalışayım? nasıl güzellik göreceli bir kavramsa, iyi-kötü de belirli sınırları olsa da kendi içerisinde yine göreceli bir kavram benim gözümde. sonuçta (sözümona) burası özgür bir ülke, keza bu platform da.
siyasetten hoşlanan birisi değilim çünkü benim için başa kim çıkarsa çıksın aynı güç savaşından, açlık oyunlarından başka bir şey değil. evet, şu anki 12 yıldır süregelen durum gerçekten iyi değil ama keza bundan önce de(çok önce de) öyle belirli bir refah seviyesine ulaşmış bir ülke değildik. neyse, hayatım boyunca ırkçı bir insan olmadım keza kendimi de böyle görmüyorum çünkü ırk, aynı insanın ailesini seçememesi gibi kan yoluyla atanan bir bağdır. bununla ne kadar ilgili olacağınız sizin elinizde (kültürünüzü bilmek vs) olan bir şey. benim nezlimde insan ne olursa olsun insan olsun, karakteri düzgün olsundur.
sırf desteklemediğim için sanılanın aksine hdp'den nefret etmiyorum, ama hoşlandığımı da söyleyemem; bu konuda nötrüm. saygı duyuyorum ama benim değer yargılarıma veyahut doğrularıma oturmuyor, keza diğer hiçbir parti de böyle. böyle düşünmemin de birkaç sebebi var. ilk olarak, ırkın bir insanı saf bir şekilde tanımlayabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. (bilgim dahilinde) eğer osmanlı torunu değilseniz ya da türkmenistan kökenli değilseniz, teknik olarak kimse türk değil. aynı amerika'da italyanı, ispanyolu birçok farklılığın bulunması gibi ülkemizde de kürt,çerkes,macır,boşnak birçok koldan insan var. büyüdüğünüz ülkenin çerçevesinde, türk milletine mensup oluyorsun, ırkına değil-keza amerika'da doğup büyüyen anne-babası türk olan bir türk amerikan olarak adlandırılır mı? bence adlandırılamaz. insanların bu ırkçılık yüzünden dünya'nın her yerinde ne acılar çektiği aşikar, keza ülkemizde de öyle. bunu anlıyorum. benim bu konuda anlamadığım ve anlatamadığım, bir ülke içerisinde, özellikle de ırk ayrımı ile bir ayrıma gidilmesi. birçok devlet, çok uluslu yani a,b,c birçok ırktan insanı barındırıyor. böyle bir oluşumda, herkes kendi kültürü çerçevesinde bir şeyler gerçekleştirmek isterse, o zaman her şeyin çok farklı yönlere gidebileceğini düşünüyorum.
çerkesim, bu kültürle hayli içli dışlı, bilimciyle büyüdüm. benim de annemler yeri gelir evde çerkesce konuşur, paylaşımlar yapılır. benim yaptığım çıkarımla, o zaman haydi çerkes'i de laz'ı da macır'ı da hepimiz bir kendi içimizde içselleşmeye gidelim. türkiye gibi "medeniyetler beşiği" diye anılan ülkede bu kadar farklı insanın olması çok normal bir şey. insanların haklı olarak hakkını arama ihtiyacını anlıyorum ama o zaman iş bir süre sonra yine, daha da beter bir bölünmeye yol açacağı kanaatindeyim. o zaman biz de hakkımızı talep edelim, x'de etsin y'de böyle gider.
yazdıklarım da aksi anlaşabilecek olsa da, gerçekten kendimi turancı, milliyetçi biri olarak görmüyorum. sadece dediğim gibi, türkiye gibi her devlet altında birçok farklı milleti barındırıyor ve bence bu devletin bir kurum olması gereğinden olağan bi yapı.
ikinci olarak, sırf kürt/gay ya da herhangi bir azıklıktasın diye ille de "hdp benim partim hörörörö" dümdüz gitmeni anlamlandıramıyorum. evet, diğer partiler de baktın mı hiçbiri ne benim ne senin tamamen düşüncelerini, ideallerini karşılamıyordur ama zaten işte olay burada ortaya çıkıyor, kendini bir şeye ait hissetme zorunluluğu. evet, vatandaş olarak senin mecliste, ülke yönetiminde söz sahibi olman en doğal hakkın ve kendine-en yakın diyelim-partiyi destekleyerek bunu onlar üzerinden yapıyorsun diyelim, ama gerçekte o adam seni ne kadar temsil ediyor? toplumun geneliyle birlikte senin iraden, senin ideallerin orada ne denli hayata geçiyor? bu zamana kadar hiçbir milletvekilinin toplumun birebir aynası olduğunu göremedim (hatalıysam seve seve öğrenmeye açığım). eğer hdp öncelikli olarak lgbtileri savunsa, gerçekten sözlükteki bu denli yoğunluğu anlayabilir, bizzat destekler ve önlerinde şapkamı çıkartabilirdim ki ancak "halkların, azınlıkların" hakkını savunma adı altında biz yine ikinci, hatta üçüncü plandayız. değil hdp hiçbir parti bence en az önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde(ki kimse bu kadar beklememeli) seni sevdiğin adamla evlendirebilecek, seni anayasada ve hukukta, gerçek hayatta herkesle aynı seviyeye koyacak, öyle erkek arkadaşınla beyaz çitli ev ve 3 çocuk gibi toz pembe hayallerini gerçek kılmayacak. sözde özgürlükler ülkesi amerika'da bile böyle bir kabullenme ortamı yok, avrupa'nın da biraz daha iyi olduğu söylenebilir. o yüzden "hdp'ye oy vermeyen eşcinsel" dışlaması, kötülemesini doğru bulamıyorum.
üçüncü olarak, bunların hepsi bir yana, bir bebek katilini öncü edinen bir oluşumu ben kabul edemem, hayatım boyunca da edebileceğimi sanmıyorum. her ne kadar hakkında çıkan şeylere rağmen demirtaş'ın birçok söylemini, politikacılığını bir yere kadar doğru, beğenilir bulsam da "apo'nun heykelini dikeceğiz"den sonra bende film koptu. evet, barajı geçmelerini, iktidara karşı olmalarını gerçekten takdir ediyorum ama özgürlük kisvesi altında köyleri tarayan, nicelerini katleden, terör örgütünün başıyla ilişik olan bir yapılanmayı ben kabul edemiyorum ne yazık ki. eğer öcalan ile bu bağ olmasa, barış sağlanması yolunda etkisi azalan pkk'ya rağmen hdp'yi gerçekten anlayabilir ve kabul edebilirdim bir yere kadar sözlük. ama edemiyorum. aklıma çocukken o dönen haberler, üst üste kadın cesetleri, kucağında bebeğiyle anne ve duvarda apo, pkk yazıları geliyor. diyeceksiniz ki, kürtler'in canı yanmadı mı? yandı, hem de allah bilir nasıl , hele de şu son birkaç senede, ama cana karşı can alarak özgürlük kazanılmaz, adalet sağlanmaz benim düşüncem. doğru demek bana düşmeyebilir ama en azından makul değil bu olanlar.evet geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan geleceğin neler getireceğidir ama benim gözümde geleceği şekillendiren de geçmişteki etkilerin tepkisidir.
eğer bıkmayıp, sonuna kadar okuduysanız ve kendimce bakış açımı bir nebze de olsa anlatabildiysem; düşünceniz ne olursa olsun yine de teşekkürler.
arkadaşlık anlamında, biriyle gerçekten bitmişse hiç tereddüt etmeden sildiğim, benim için önemsiz olan bir konudur, çünkü o resim artık geçmişte kalmıştır ve her bakışta o zamanları hatırlayıp iç çekmek-hatırlamak bana geçmişe takılmak gibi geliyor. hele de o kişi bu durumda suçlu olan ise.
eğer resimde çok iyi çıktığımı düşünüyorsam resmin kendim olan bölümünü kesip ayırma bencilliğini de yapmışlığım vardır...
yaşadığım onca başarısız date sonrası geçen sene bu zamanlar son çare ''bi de burayı deneyeyim'' derken pek de bir şey yaşamayıp; son 3 ayda beni allak bullak eden arkadaşla tanıştığım mecra olmasından da yeri bende ayrı. canımsın tinder. her açtığımda '' it's going down, i'm yelling tindeeeeeer'' diye bağırasım geliyor bir ke$ha'ymışcasına. kendimi ne zannediyorsam.
bu arada algoritmasında mı neyindeyse bi sorun olduğunu düşünüyorum zira %100 masc, saglamtip, gaybro bir errrkek olmama rağmen karşıma bazen kadınlar, hetero hetero abiler falan çıkıyor bir kendimi sorgulamama neden oluyor. gereğinin yapılmasını rica ediyorum yetkililerden.